Soğuk Savaş’tan kalma şu soğuk çayı kendi adıma basit ve anlaşılır ifadelerle masaya yatırmam lazım. Bazı ‘kavramlar’ın zamanını doldurduğunu anlamamız lazım.
İmparatorluk bakiyesi devletin sınırlarıyla milletin sınırları örtüşmeyen bir ülkede ‘milliyetçilik’ tanımları çeşitlidir ve altından kalkmak çok zordur. Sanayileşme şehirleşme ve büyük savaşların oluşturduğu yepyeni sonuçları görmemiz gerekir.
Bugün ‘milliyetçiyim’ diyen kitlelerin ne anlatmak istediklerini biliyor kendimi de dahil ediyorum. Milletimin coğrafyası, tarihi, efsaneleri, hikayeleri, kültürü, türküleri-şarkıları ve esarete karşı koyuşuna derin duygularla sahipleniyorum. Tam da bu ‘milliyetçiliği’ benimsiyor şahsımda yaşıyorum, ancak itirazım ‘tanım kalıplarında’, bu ‘kavramlarda’ memleket kadar büyük bir problemim var.
İşte İslamcı iktidar, ‘his’le ümmetçiliğe kalkıştı ve an itibariyle kavga etmediği Arap ülkesi kalmadı, çünkü metafizik yakıtı ‘ümmet’ sanıverdi! Yakıtı sadece ‘his’ olan bir milliyetçiliğin başa bela telaş ve galeyan ve ani parlama olduğunu unutmayalım.
Milliyetçiliği iyi tarif edip okullarınızda anlatamazsınız sizi bir anda patlak veren duyguların ateşlerine salarlar ve sonuç, kendinizi ve milletinizi yakarsınız.
Aşırı şekerden enerji patlamasını millet sevgisi sanarsınız.
Unutmayın, savaşlar milliyetçiliğin bülbül suyudur, milletinizin büyüklüğüne ve size hiç haketmediğiniz siyasi belalar açarlar.
Yani siyasetçiler hamasetle öttükçe milletini çok sevdiğini mi anlamalıyız?
Çünkü ‘milliyetçilik’ siyasetçilere paye nam kahramanlık iktidar kazandırmanın ya da lidere tapınmanın yolunu açıp sizi büyük milletinizin tarihi ‘milli dirlik’ yolundan çıkartabilir.
Milliyetçilik çocukları oyuncakla oyalamak gibi kitleleri en vahşi tehlikeli oyunlarla meşgul etmenin bir yoluna dönüşür ve çok da dönüştürüldü.
Yani milliyetçilik aydınlar tarafından kontrol altına alınamaz tanım kalıpları-kavramlar oturtulamaz ise ülke çok kısa sürede er geç vahşi batıya dönüşür.
Bakın işte, kendine milliyetçi diyenler mafya liderlerinden FETÖ’ye herkesi salıverme hakkını kendinde görüyor, hukuk yasa tanımıyor, ne bu şimdi?
Gözlerimizin önünde milliyetçilik padişaha sadakata dönüşmüyor mu?
Düşünelim, sessiz düşünme ‘düşünce’dir, içimizden kendimizle konuşmamız.
İçimizden annemizi arkadaşlarımızı çevremizi ne çok sevdiğimiz geçer!
Ancak bu sevginin bir ‘tarifi’ yoktur. Bu sevgiyi başkalarına tarif etmeye çalıştığımızda bir ‘dil’e ve kavramlara ihtiyaç duyarız.
Bu yüzden insanlar topluluk içinde ‘kavramlar’ (tanım kalıpları) kullanır. Mesela köpeğiniz çok mutludur sizinle oynar, size sarılır. Köpeğiniz sevincini hisleriyle dile getirir, köpeğin zihninde ‘kavramlar’ yoktur. Yani hem bizim doğamızda hem köpeğin doğasında ‘sevgi’ ‘oyun’ ‘ortaklık’ ‘arkadaşlık’ vardır ama tanımları yoktur.
Düşünme başkadır, his, başkadır.
Düşüncenin kelimelere yani bir dile ihtiyacı vardır.
Hislerin reflekslerin kelimelere ihtiyacı yoktur.
Zeka başka şeydir, fiil başka şeydir. Mesela az zekayla büyük işler yapmak istiyorsanız üstüne bastınız milliyetçilik tam size göre.
Mesela ‘hisleriniz’ sizi nereye sürüklüyor oraya koşuyorsanız bildiniz ‘milliyetçilik’ kimliğiniz oluvermiştir.
Kabul edelim imparatorlukların çöktüğü 19. asrın sonu ‘milliyetçilik’ elzemdi imdadımıza koştu ve hiç değilse Anadolu topraklarını elde tutabilmemize yaradı.
Çeşitli etnik ve dini yapıları bir ‘ulus’ şemsiyesi altında toplamak bütün dünyalılar için çok zordu ve çok yerde ‘imkansızdı’, çözülüp dağılanlar etnik iç savaşlara girenler oldu.
Mustafa Kemal’in dehaca çözümü ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir’ sözü, mucizevidir, soya dayanmayan bu ifade ‘Atatürk Milliyetçiliği’nin ta kendisi olmuştur.
Türk’ü ‘genel bir kavram’ yapıvermiş ve bu kuşatıcı Türk kelimesiyle belki de bu toprakların parçalanmasını önlemiştir.
Kabul edelim milliyetçilik batıdan tercüme bir kelimedir, kriminal bir geçmişe sahiptir ve bazen de millete bağlılığıyla iyi huylu yanları da olmuştur, diktatörlere meşruiyet veren milli sopa haline de çok gelmiştir.
Arızalı kriminal yanlarıyla milliyetçiliği önümüze koyup düşünebilmeliyiz.
Bir tanım yaparken önce hangi çağda yaşadığımızı bileceğiz ve üstüne milletimizi tarihte öne çıkartmış siyasi sosyal meziyetlerini çok iyi idrak edeceğiz.
I. Dünya Harbi’nde Alman parası çoktu ve komutanlar da Almandı, ancak yenildik.
Kurtuluş Savaşı’nda paramız hiç yoktu ve ama komutanlarımız Türktü, kazandık? Sizce Alman komutan ya da para çok mu etkili oldu?
Kurmay zekayı ve parayı küçümseyemeyiz ancak Kurtuluş Savaşı’nın ayrılacağı öz topraklarımızı öz kaynaklarımızla savunuyor oluşumuzdur. Bu ‘kendine insanına ve kaynaklarına güven’ yani başkalarına muhtaç olmadan yaşayabilmek tanım kalıplarımız için çok ama çok önemlidir.
Tarihin ilk günlerinden beri sayıları bugün dahi bilinemeyen yüzlerce Türk boyunu ‘ortak karar’ mekanizmasıyla bir araya getiren ‘kurultay’dır.
Batıda senato, Macarlar’da soylular meclisi, biz de halen ‘Aksakallılar’ denilen yüksek karar alma mekanizması tarihin ilk gününden beri Türk Milleti’nin en üst karar meclisidir.
Bir tarif yaparken ilk uğrağımız ‘kurultay’ olmalı.
‘Bu millet padişahla krallıkla değil ‘kurultay’la yönetilmeli’ diyebilmeliyiz.
Bugünkü parlamento gibi. Yani ‘ortak karar’ almadan bu millete kimse önderlik edemez, ederse, yolunu şaşırır, millet dağılır mahvolur. Ve zamanla padişaha sadakati milliyetçilik sanırsınız, zamanla tarikatları şeyhleri vs. milliyetçilik sanırsınız!
Ortak karar, ‘seçim’dir, devlet başkanı ve devlet organlarını ‘seçimle’ tayin etmektir.
Nasıl bir tarif yaparsak yapalım ‘seçim’i olmayan kişiye sadakata bağlı ‘milliyetçilik’ türleri bize ait olmamalı.
Milletimizin ‘kurultay’dan sonra ikinci büyük özelliği coğrafi ve sosyal girişkenliği kaynaşması ve sosyal genişliği uçsuz bucaksız kültürlerle derin ilişkileridir.
Tarihte hiç bir millet başka toplumlara Türk Milleti kadar karışmamıştır. Binlerce yıl Çin’e karışdı, Çin’de iktidarlar dahi kurduk, binlerce yıl Hindistan’da imparatorluk kurduk, İran’da kurduk, Ortadoğu’da kurduk ve Mısır’da Memlüklü devletini kurduk, Ukrayna’da Altınordu’yu kurduk, Balkanlar’da kurduk ve sırayla Çinle, Hintle, Farsla, Sırpla, Ermeni, Yahudi (hazer), Arap ve Rumla, tarihte en çok karışıp iç içe geçen bir millet olduk.
Özetle, Türk Milleti’nin en büyük meziyeti başka kültürlerle hızla içiçe girebilmesi, evlenebilmesi. Bir ‘milliyetçilik’ tanımı yaparken milletimizin bu büyük sosyal hasletlerini gözardı edemeyiz.
Milletimizin, kurultay ve başka kültürle bir arada yaşama özelliği dışında, üçüncü büyük meziyeti, düşmana işgale karşı aynı cephede ‘birlik’ olabilmesi.
Rus savaşlarında çok yenildik ve ama en zayıf anlarımızda dahi çok kazandık ve Çanakale, Sakarya ve Kurtuluş Savaşı’nın anlamı şudur, bittik dediğimiz anda bile büyük bir mucizevi karşı koyuş ve direniş ortaya koyabildik.
Bitmeyen Haçlı Seferleri’nden Rus, İngiliz işgallerine kadar bu toprakları binlerce yıl ‘esir olmadan’ ayakta tutabildik.
Yani milletimizin Anadolu topraklarında esir olmadan bağımsız yaşama başarısı ve 19. yüzyıla kadar ordularımızın etnik çeşitliliği tarihi bir gerçektir.
Milliyetçilik nedir sorusu üzerine bir ‘tanım’ yapmak istiyorsak tarihimizden çıkardığımız bu dersler bize yol göstermeli.
Ve bir millet üstünde yaşadığı çağı tanımalı.
Yaşadığımız çağa ayak uydurabilmek için, çağımızın olmazsa olmaz siyasi sosyal kanunlarını bilmek zorundayız.
Birincisi, artık yeni dünyanın en vazgeçilmez kavramı ‘yurttaşlık’ kelimesini anlamadan yola çıkamayız.
Sen katoliksin ben protestonım diye Avrupa yüzyıl ve Otuz Yıl Savaşlarıyla birbirini kırarken, yurttaş kelimesi Hobbes tarafından dile getirildi. İşte bugün sen selefi ben şii diye yüzyıl-otuz yıl savaşlarının aynısı yaşanmıyor mu?
Hobbes, yurttaş dedi, içi boş soyut bir kavram, ‘herkes’i tanımlar.
‘Herkes’ ve yurttaş’ kelimesi artık siyaset tarihini belirleyen en temel kavramlar olmuşlardır.
Mesela ‘hukuk karşısında herkes eşittir’ deriz.
Mesela yurttaş derken Laz, Kürt, Boşnak diye etnik tasnifler yapmayız. ‘Herkes’ ve ‘yurttaş’ kavramları ‘ulusların’ önünü açan ulus devletlere giden yolu açmıştır, bugün ‘ulus devletleri’ ayakta tutan ‘herkes ve yurttaş’ kavramlarıdır. ‘Herkes ve yurttaş’ kavramları olmadan dünya üzerinde hiç bir ülke ‘devlet’ kuramaz, yasalar inşa edemez.
Tekrarla, herkes ve yurttaş kelimelerinin kuşatıcılığı olmadan bugün dünyanın hiç bir ülkesinde anayasa yazmak hukuk inşa etmek yasalar çıkartmak mümkün değildir.
Vergiler eşit, herkese, özgürlükler, eşit herkese, fırsatlar eşit herkese.
Yani ‘imtiyaz’lı dokunulmaz bir etnik ve dini yapı ya da imtiyazlı bir aristokrat sınıf olamaz. Kimse ‘dokunulmaz’ değildir.
Çağımızın ikinci vazgeçilmez siyasi düsturu hemen hepsi Fransız İhtilali’nden sonradır, mesela, Fransız İhtilali’nden sonra ‘kral’ ölmüş Cumhuriyet tüm dünyada kazanmıştır. Cumhuriyet şu demek, babadan soydan kandan hanedanlık bitmiştir, seçim yapılacak ve kral da artık ‘yurttaş’ ve ‘birey’dir.
Ve padişahın yetkileri kuvvetler ayrılığıyla dağıtılıyor, teba gidiyor millet geliyor, kuvvetler ayrılığı, yasama, yürütme, yargı, modern bir ülkede ‘esastır’, asla tartışılmaz. Bu en temel siyasal esaslar olmadan bir ‘milliyetçilik’ tanımı yapamazsınız.
Yani, bir tanım yaparken, cumhuriyeti ve kuvvetler ayrılığını, merkeze koymak zorundasınız.
Çağımızın üçüncü bir olmazsa olmaz zorunluluğu, insan hakları ve insanların eşitliği gibi üniversel haklar ve değerlerdir.
Yani, hiç bir kültürü etnik ve dini yapıyı, başka kültür ve etnik yapıdan üstün göremeyiz, yani, sadece yasa önünde değil fikir olarak da kendimizi başka milletlerden üstün imtiyazlı hiç göremeyiz.
İşte modern anayasalar çağımızın bu üç büyük gerçeğin ‘kavramları’nı dikkate alıp yazılırlar, bizim anayasalarımız gibi.
Şüphesiz hepimiz milliyetçiyiz, milletimizin kültürüne tarihine diline coğrafyasına büyük bir aşkla bağlıyız ve ama, bu ‘bağlılığımızı’ bu bizi bir araya getiren ‘ortaklığımızı’ işte bu siyasi veriler üzerinden inşa etmek zorundayız.
Yoksa, biz de her hangi bir milliyetçi partinin kuyruğuna takılır gül gibi yaşar gideriz.
Yoksa, biz de milliyetçiliği coşturan sarayların kralların diktatörlerin peşine takılır gül gibi yaşayıp gideriz, hayır.
Biz, önce cumhuriyetçiyiz, sonra, dünyalılarla yaşadığımız ‘ortak insanlık değerlerini’ baş tacı etmek zorundayız.
Yani karıştığımız kültürler ve etnik ve dini yapıları ‘herkes’ diyen hukuk önünde eşitlemek zorunda ve kimseye imtiyaz dokunulmazlık ya da kimseyi aşağılama hakkına hiç sahip değiliz.
Yazarlar ‘tanımları’ bu veriler üzerine inşa etmek zorundadır.
Bir millete öncülük eden aydınlar ‘kavramları’ tarihin bu siyasi hakikatleri üzerine kurarlar. ‘Kavramların içini içeriğini doldurmak’ dediğimiz şey, budur.
Öteden beri ‘milliyetçilik’ tanımım, işte siyaset ve tarih felsefesinden süzülmüş bu gerçekler üzerinedir.
Mesela bizim ‘milliyetçilik’ tanımımız kültür olarak soyuyla utanmayan ama siyasal olarak ‘soy’a dayanmayan bir milliyetçilik tanımıdır.
Şimdi, sadede gelelim.
Düşmana karşı cephede yanımızda kim varsa, kim ülkesini düşmana karşı korumuşsa, cephede yan yana duranların hepsi ‘milli güç’ün ‘milli birlik’in en temel unsurlarıdır.
Vatan’ı düşmana karşı kim savunmaşsa milleti oluşturur.
Vatansever, soya değil ‘toprağa ve ortak karar’a odaklıdır.
Milletleri ve devletleri oluşturan toprağı vatanı savunmak güdüsü insan doğasının en güçlü duygularıdır, anne sevgisi gibi, vatan sevgisi tartışılmaz.
Geriye eski Yunan’a gidelim, bütün savaşlarında şehirler en güçlü erkekleri ve mızrak ve kalkanlarıyla düz bir hat oluştururlar, bu düz savunma hattına ‘falanj’ denir. 19. yüzyıl savaşlarına kadar ordular ön sıraya silah ve mızraklarıyla dizilerek geçilmez bir duvar oluşturur. Bu düz savunma duvarında yan yana dizilen insanlar milletleri ve devletleri doğurmuştur.
Daha geriye gidelim, ilkel kabileler köylerine saldıran büyük vahşi canavar ve düşmanlara karşı mızraklarıyla içinden su sızmaz şekilde düz bir duvar oluşturur ve bu düzen içinde savaşırlar.
Yani yanaşık-yapışık mızraklılar tek bir insan gibi hareket eder, ortak bir beden gibi.
Bir adım ileri bir adım geri, tek bir organizma gibi, millet budur.
Yanaşık düzen bozulduğunda duvarda gedik açılır, parçalanır dağılırlar.
Devletleri milletleri tarih sahnesine çıkartan hazırlayan bu toplu hareket, bu birlik, bu ortak harekettir, yani, düşmana karşı yan yana duvar olabilmek.
Düşmana karşı koyan bu savunma hattında yanımızda kimler varsa, milletimiz onlardır!
Başka taraftan da bakalım. İstiklal Savaşı ‘kongrelerle’ (ortak karar) sonra ‘meclisle’ inşa edildi. Bu ortak kararla (kongre, meclis) inşa ettiği milli direniş Batı dışı toprakların bağımsızlık savaşlarına önderlik etti.
Ancak, bugün, Kafkasya ya da Doğu Türkistan’da Selefi, El Kaideci, mücahit, mezhepçi, dinci, tarikatçı, vs. bir çok hareket ortaya çıktı ve işgale karşı direniş gösterdi ve ama hepsi mağlup oldu. Bu dinci yapıların iki büyük özelliği vardı, birincisi ‘dindaş’ olmaları, ikincisi ’emperyalizmin’ kullanışlı oyuncakları olmalı.
İşgale karşı direnişlerde bu dini yapıların arkasında mesela Amerika ya da başka ülkeler oldu.
İşgale karşı durabilmek için her kesimi içine alan ‘ortak karar’ mekanizması kurabilmelisin.
Bir dini lider ya da mesihvari bir lider ya da babadan oğula intikal eden hareketlerle ‘milli bir direniş’ verilemediği çok iyi bildiğimiz tarihi bir gerçektir. Yani savunma duvarı ‘falanj’da o toprakta yaşayan sadece selefi dinciler değil ‘herkes’ olabilmeli. Dini gerekçelerle kafir (tekfir) ilan ettiklerinle aynı cephede vatan savunması veremezsin.
Ezcümle, Türk Milleti’ne en uygun gömlek, ‘ortak karar’, sosyal uyum ve düşmana karşı ‘birlik’te aynı milletin kardeşleri gibi cephe kurabilmek, işte çağın moda kavramlarıyla son elli yıldır ayrıştırılıp çözülüp kırılıp milli gücün direnişi zayıflatılmış bu moda tecrübe kavramlarla vatan savunması emperyalistlerin dümeniyle ‘daraltılmıştır’.
Cumhuriyetçilik ve vatanseverlik bu yüzden çok geniş ve çok çeşitli maksatlar taşıyan Milliyetçilikten arınıp daha geniş ‘herkes’i içine alabilen anlamlar taşır.
Aydınlar, batıdan tercüme, imparatorluk çöküş günlerinde zorunlu ihtiyaç duydukları ve Soğuk Savaş’tan kalma ‘milliyetçilik’ tanımlarını yeniden ele almalı, tanım kalıplarını, milletimizin tarihine, kültürüne, bağımsızlığına ve hukuka uygun ‘herkes’ ve ‘yurttaş’ı içine alan galeyan ve linçler ve iç savaşları tetikleyen metafizik yakıt işlevi gören tehlikeli uçlarını törpüleyerek yeniden tarif etmeli ve yeni nesile dikte edip benimsetmeli.
Bu bilgiler ışığında ben Nihat Genç, kendimi en kısa yoldan cumhuriyetçi ve vatansever olarak tarif ediyorum.
En zor günlerinde dahi milletimin bağımsızlık aşkına ve düşmana karşı ‘birlik’ oluşuna hayranım.
‘Milliyetçi’ kelimesini hiç gocunmadan kullanırım, kullananlara da büyük saygı duyar kardeşim gibi görürüm, ancak, aydınların ilk işi, milletimin ve çağın tarihi gerçeklerine uygun, emperyalizmin kullanamayacağı, kışkırtıp gaza getiremeyeceği daha kusursuz ve mükemmel ‘tarifler’ olmalıdır.
Şüphesiz ‘milliyetçilik’ zaman içinde sertleşmiş ve kabuk bağlamıştır, bu sert kabukları kazıyabilmek aydınlar için büyük riskler taşır. Taraftarlarından, partilerinden liderlerinden, içinde büyüdükleri örgütlerden dışlanırlar.
Aydın dediğimiz de tam budur, içinde alevlenen millet aşkını mistik metafizik anlamlar yüklemeden, diktatörlere yem etmeden, alışkanlık yapmış verili ve tercüme kavramların hastalık ve zehrine kurban etmeden, karşı koyabilmelidir.
Nihat Bey, bence reddettiğiniz “milliyetçilik”, Türkeş ve MHP marifetiyle geliştirilen NATO milliyetçiliği. Bugün bu milliyetçiliğin takipçiliğini İYİ Parti yapmaktadır. Her ikisinin de ortak özelliği hiçbir zaman HALKÇI olmamalarıdır. Oysa ülkemizde milliyetçilik fikrinin babaları sayılacak kişiler olan Ziya Gökalp, Yusuf Akçura gibi isimler ile Mustafa Kemal Atatürk her şeyden önce halkçılık fikriyle milliyetçiliği yoğurmuşlardır. Bunun en basit ve temiz ifadesini şu örnekte görmek gerekir: Hakkari’deki yurttaşım, EN AZ Azerbaycan’daki soydaşım kadar değerlidir.
Guzel de vatan denen sey ancak uzerinde birbirine bagli insanlar yasarsa olur. Insanlar arasindaki bu bag cikar amacli olursa, dagilmaya mahkumdur. Uzun vadeli baglayici olan sey kulturdur ve kultur de oncelikle dil demektir. Insanlar birbirine karisir, genlere degisir. Halen Avrupa’da gecerli plan irk temelli Germanik miliyetcilik statiktir, zehirlidir. Ote yandan Turk milleti dilin etrafina kurgulanmistir. Sagliklidir.
İşte bu…
Yerinde tespitler.
Kısaca tanımlarını yapmak gerekirse; belirli bir toprak parçasında ve bir devlete mensup şekilde yaşayan topluluğa ulus; ortak bir tarihe ve kültüre sahip topluluğa ise millet denir lakin bu sosyolojideki tanımlardır.(alıntıdır)
Vatan ulus olabilmek için aranan ilk unsurdur. Vatan eşittir devlet.O zaman ben TC devleti vatandasıyım. turkum. ulusalcıyım.vatanseverim anlamı cıkar kı bence en dogrusu da budur.
Nihat abi
Sen benim dilim, gönlüm, kendimi ifade şeklimsin.
Bu bilgiler ışığında ben Muhammet Yazıci, kendimi en kısa yoldan cumhuriyetçi ve vatansever olarak tarif ediyorum.
Canan Kaftancıoğlu’na sorsan o da Cumhuriyetçi ve Vatansever… Bu iş zor! Çok zor hem de!
Bazen soruyu çözmek için cevaplardan gitmek daha kolay olur. Milliyetçilik ortak değerlerde buluşup yüceltmekle var olur. Kedi köpek gibi kapışan yurttaşların ortak değerleri de kalmaz milleti de.
Milletin milliyetçilikten uzak bireylerine rağmen milliyetçi olabilmek hele bu en zoru olsa gerek.
Nihat abi, tum kavramlarin ici bosaltidigi icin bunlarin hicbir onemi yok..Kendimizi tanimlamak zorunda degiliz..Gorduk Ataturkcuyuz diyenleri, gorduk cemaatiz diyenleri, gorduk Allah muhammet islam diyenleri, gorduk solcuyuz diyenleri, gorduk yardim derneklerini, gorduk vatan millet edebiyatcilarini….Gorduk oglu gorduk…Aksaclilar diye kendini tanimlayanlar bile bildigin pembe saclilar..Kirletilmemis, insanlari kandirmak icin kullanilmamis tek bir kavram kalmamistir..Kim ben şucuyum bucuyum diye meydana cikiyorsa kesin altindan birsey cikar..Tecrubelerle kesin olarak sabittir..En iyi cozum şudur: Etikete bakma, ne konusup durdugunu kaale alma, sadece ne yaptigina bak..Nihai amacini tespit et..son cumlesi amacini gosterir, ondan oncekiler hikayedir, kandirmaca ve seni tavina getirme cumleleridir..Soyut seylere degil sadece somut elle tutulur seylere odaklan..Buyulenmis beyni yikanmis zombilere kimse icin donusme..Tek kanaldan ayni kaynaktan haber alip durma…Kaynaklarini cesitlendir, yapmazsan bir sure sonra onlarin kullanisli aptali olursun..
şu yanar döner günlerde yüreğimize su serpen yazılarınız da olmasa Umut diye birşey de kalmayacak. Allah sizden razı olsun…
Kainatsever olmadan kendinisever, kendinisever olmadan dünyasever, dünyasever olmadan doğasever, doğasever olmadan canlısever, canlı sever olmadan hayvansever, hayvansever olmadan insansever, insansever olmadan topluluksever, topluluk sever olmadan cıkarsever……. Bir de son teknolojik gidisat olçeağinde gerceksever olmadan sanalsever, sanalsever olmadan yalansever, yalansever olmadan……. Benim fikrimce yeni kelimeler türetilmeli, sallıyorum ” gerçeksever” “yalansızcı” “cumhürmilvatanlı”.. gayet ciddiyim.
Yazınız için sizi tebrik ederim Nihat abi, milliyetçiliğin Fransız ihtilaliyle ilişkisini kurmanız son derece yerinde olmuş ancak milliyetçilikle sanayi devrimi arasındaki ilişkiyi göz ardı etmeniz yazınızı eksik bırakmış, milliyetçiliğin ekonomik temelini de görmeliyiz feodalizm de imparatorluklar ve kent devletleriyle yönetilen ülkeler kapitalizmin yükselmesiyle birlikte ulus devletleri oluşturdular. Ulus devletleri kendi ruhban ve soylu sınıflarıyla mücadele eden burjuvazi kendi işçi ve köylü sınıflarıyla birlikte kurdu. Kendi pazarlarını korumak isteyen burjuva kesimleri milliyetçilik ilkesi etrafında buluştular. Kapitalizm en erken safhasından başlayarak serpilen avrupa’nın burjuva kesimleri güçlenince birbirleriyle yeni kaynaklar yeni ham maddeler ve yeni pazarlar için rekabet etmeye başladılar. Bu emperyalist paylaşım savaşlarında milliyetçilik hep onların bayrakları oldu. Bizim gibi ekonomi de ve teknolojide geri kalan 3 dünyanın 18. 19 yüzyıl imparatorlukları batının sömürgeleri oldu ve milliyetçilik akımının etkileriyle etnisitelere alt kimliklere bölündüler ve parçalandılar Osmanlı devleti de bundan nasibini aldı ve paramparça oldu. Bu gün hala 3. dünyanın geri kalmış imparatorluk bakiyelerinde milliyetçiliğin hakim bir ideoloji olması tarihin ve siyasetin bir ironisi olsa gerek keza devrimci dönemlerinde milliyetçilik ideolojisine sarılan gelişmiş batı ülkelerinin burjuva sınıflarının ve onların siyasetteki temsilcilerinin bugün küreselleşme gibi milliyetçiliğin tam zıddı olan bir ideolojiyi savunmaları da başka bir ironi olsa gerek.
Çok yerinde bir tespit.
Hepsi hikaye, Önce İnsan olmak gerekli.
Bu dünyada, şimdilik insanlara yer yok.
Neler anlattılar, neler,
koca koca,
heybetli heybetli adamlar,
takıldık peşlerine,
dağları aştık.
Bir baktık ki;
kurmuşlar çadırlarını,
alem yapmaktalar.
Bizi eşek yapmışlar,
kendilerini taşıtmışlar.
Sayın GENÇ,
Yazdıklarınızın toplamından Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk Milleti denir” ifadesini çıkarıyorum.
Saygıyla.
Yazidan su anlam cikarilabilir mi?
Gercek ve Yararli Milliyetcilik: Vatansever Cumhuriyetcilik. Ataturk’un alti oku’nun belirledigi Milliyetcilik.
Sahte ve Zararli Milliyetcilik kavramlari: Emperyalist gudumlu milliyetci, dinci veya mandaci olusumlar.
1-Turk-Islam sentezci irkci, PanTurkcu,Ulkucu, Osmanlici Milliyetcilik kavrami (MHP, IYI parti, BBP)
2-Kokten dinci-ummetci-mezhepci-tarikatci, Osmanlici Milliyetcilik kavrami (AKP ve tarikatlar).
3-Gudumlu Avrasyaci, Rus/Cin eksenli Milliyetcilik kavrami (Vatan Partisi)
4-Kurt acilimci, neo-liberal, kureselci bati emperyal endeksli Milliyetcilik (Yeni CHP)
Cumhuriyetçi vatansever topluluğun yani bu milletin adı nedir ve bu ad nedendir Nihat Genç?
Anayasada Türk adı geçiyor neden? Türk adı anayasada geçmeli mi neden?
Türk nedir Nihat Genç?
Tarihte kavimleri içinde barındırabilmiş koca imparatorluklar kurmuş, adını söylemeden tarihi okuyamayacağın kadar çok yayılmış ama genetik soy olarak Asya’nın sadece yüzde 5 i kadar nüfuslu olan buna rağmen kültürünü adını dünyanın ve tarihin heryerine yayabilmiş milletin adı nedir Nihat Genç?
Gönülden tebrik ederim, kabuk bağlamış milliyetçiliğin içinde yazdığınız normlara inanmış çok kişi var ama kabuklarını kırıp çıkamıyorlar bir türlü, neden çekindiklerini yazınızda belirtmişsiniz..
yusuf akçurayı, ziya gökalpi okumadan milliyetçilik anlaşılmaz
Nihat Ağabey haklı olarak Emre Kongar ve benzerlerine golleri sıralıyor ama bu yazısıyla kendi defansını öyle kötü kurmuş ki neredeyse Emre Kongar’dan hat-trick yiyecek.
Milliyetciligin kronolojisini guzel dokumlemissiniz. Ancak son cumlede kurelesmenin ironisinden bahsediyorsunuz. Dogrudur, kuresellesme milliyetciligi, kendi cikarlari oyle buyurdugu icin kabul etmez. Bu bakimdan kureselciligin ne oldugunu, hangi gucler tarafindan yonlendirildigini anlamak gerekiyor. Ben izin verirseniz, kaldiginiz yerden devam edeyim. Sovyetlerin yikilmasi ile birlikte, batili kureselci plutokrasi tek dunya devleti amaciyla ise koyuldu. Soylediginiz gibi, daha onceleri, dunya savaslarinda milliyetcilik kullanilirken, bu yeni donemde milliyetcilik bir kenara birakildi ve demokrasi, insan haklari, evrensel degerler gibi ici bosaltilmis mazeretlerle savas ve isgallere baslandi. Bu savaslar ya direk olarak (Irak’in ve Afganistan’in istilasi), yada hibrit olarak yapildi (ve halende yapiliyor). Hibrit savas, renkli devrim yada sozum ona demokrasi isteyen silahli proksiler (genelde parali gucler) tarafindan uygulamaya kondu. Suriyede silahli gruplar kullanilirken, Ukrayna, Ermenistan vesaire gibi ulkelerde kurgulama halk ayaklanmalari ile rejim degisikligine gidildi. Dikkat ederseniz bunlarin hicbirinde milliyetcilik bir rol oynamamakta. Tek soylem demokrasi, insan haklari, esitlik gibi kavramlar (sahtece kullanilan kavramlar). Turkiye’dede Gezi parki boyle bir uygulama idi. Basarili olmayinca 15 Temmuz askeri darbesi denendi. Peki kim bu plutokratlar? Dunyada, ozellikle bati dunyasinda parayi elinde tutan, neredeyse tum sirketlerin, bankalarin sahibi akilalmaz servete sahip aileler. Bugun batida artik ulus devletlerden bahsedemiyoruz. Devletler plutokratlarin eline esir dusmus durumda. Bu Amerikan Baskani Rosvelt’in olmeden once acikca soyledigi, “Askeri-Sanayi komplesinin Amerika’yi ele gecirmesinden korkuyorum” sozunun gerceklesmesidir (Kennedy’nin katledilmesi ile baslamistir). Bugun plutokrasi yeni bir dunya yaratmaya calisiyor ve “Buyuk Sil-Bastan” (Great Reset) adi altinda tum dunya’yi ele gecirmeye calisiyor. Ulus-devlet ve milliyetcilik, kureselci oligarsi icin karsit soylemler ve bunlarin yikilmasi gerekiyor. Bu yuzden toplumun ve ulus devletlerin temel tasi olan aile degerlerinin ve tarihsel inanc sistemlerinin yikilmasi gerekiyor. Neo-liberalism kullanilarak, gaylik, pedofili gibi kavramlarin hos gosterilmeye calisiliyor. Tum amac, binlerce yillik insanlik birikimlerinin heba edilmesi ve kendi sapik dunya goruslerini empoze ederek tek dunya devletinin kurulmasi. Icinde bulundugumuz su anki durumda, virus ile bu tetigi cektiler. Cin ve Rusya basta olmak uzere bir cok ulus-devlet bu plana ve bu insanlik dusmanlarina karsi. Insanligin mi, yoksa insanlik dusmani plutokratlarin mi galip gelecegini yakin zamanda gorecegiz.
Bu yazınızın anlatmak istediğini anlayabilen insanlarla bir Hükümet kursak, örnek bir toplum yaratırız.
Çağımızın koşulları bağlamında emperyalizmin hakimiyetini pekiştirmeye yönelik ideolojik argümanların üretiminin yoğun olduğu bir süreçten geçiyoruz. Ülkemiz de dahil olmak üzere birçok ülke bu ideolojik postmodernist hegemonya ile mücadele etmeye çalışıyor. Elbette dediğiniz gibi aydınlarımıza çok büyük iş düşüyor. Ancak gözardı etmememiz gereken bir şey var ki o da milliyetçilik değerinin ideolojik temellerini güncel tutabilmenin en birinci yolu postmodernist neoliberal bu düzene karşı mücadele verdiğimiz hususunda uzlaşmaya varmak. Bu uzlaşma aslında mücadele birikiminin en büyük harcı olarak süreç içerisindeki teorik mevzilenmemizin de temel dayanağını oluşturuyor. Bence aydınlarımızın önce bu sorunu çözmesi gerekiyor. Milliyetçilik temelinde ortaklıklarımızın farkındalığı konusunun toplumun gündemine sokulması gerekiyor.
“Kurmay zekayı ve parayı küçümseyemeyiz ancak Kurtuluş Savaşı’nın ayrılacağı öz topraklarımızı öz kaynaklarımızla savunuyor oluşumuzdur.” cümlesinde hata var mı? Var ise
neden kontrol edilmeden yazı yayımlanır?
Kemalist değilim.yazilarinizi okuyorum katıldığım çok yer var
Önemli kavramlar birileri tarafından istismar edildi diye bunları bırakma’nın manası yok Vatanseverlik ve Cumhuriyetçilik kavramları da yarın bir gün birilerinin kontrolü ne geçerse onları da mı bırakacağız
metin bey sunu demek ıstemıs. globelleşmenın amacı ulus kavramını yok etmektir.yazı mv lerinin meclıste yaptıgı konusmalara benzemıs .
Nihat Genç, Devlet Bahçeli ve de Doğu Perinçek. Sizler hepiniz bizim için birsiniz. Hepiniz gerçek vatanseverlersiniz.
Bu yazıdaki milliyetçilik kelimesinin çıkartıp yerine vatanseverlik koyarsak hiçbir şey fark etmez istismarcılar yüzünden kutsalımızdan vazgeçemeyiz birileri İslam’ı kullanıyor diye İslam’ı reddetmemiz mi gerekiyor millet olmadan Vatan olmaz milliyetçilik olmadan da Vatan olmaz vatanseverlik olmaz. Bu düşüncenin sonu bizi mekanı istismarcılara bırakmayı getirir mekanı onları bırakıp gidelim mi kutsallarımızı önemli kavramları mızı Onlara mı teslim edelim.
Vatan ( coğrafya) egemenliğin sadece bir unsurudur bütünü millete aittir. Batıda milliyetçilik adına milliyetçilik için milliyetçilikle çok büyük bir ırkçılık hareketi olmuş olması batıda milliyetçiliğin kötü olması otomatikman Bizde de aynı manaya gelmesini gerektirmez z**** kelimesinin Amerika’da kötü bir anlam kazanması bizim kullanmamızı gerektirmez Çünkü bizim öyle bir tarihimiz öyle bir algımız yok bizde bu olaylar olmadı bizim tarihimiz temiz zırt pırt onlar kavramları değiştirdiği zaman bizde otomatikman değiştirecek miyiz iddiası olan her medeniyetin kendi terminolojisi ve kendi kavramları var başkasını kopyalamıyor başkasının peşinden gitmiyor batılılar milliyetçilik kavramını bırakıp vatanseverliğe geçti diye biz de bunu yapmak zorunda değiliz.
Dağlık Karabağ bölgesini Ermeniler kendi vatanları olarak görüyorlar bu açıdan vatan Sever Azerbaycan Türkleri de kendi vatanları olarak görüyorlar iki vatanseverlik karşı karşıya kelimelerle terimlerle oynayarak işin özünü değiştiremeyiz İşin özü orası kimin vatanı hangi millete ait.
Ahmet’in unutkanlık Problemi varsa Ahmet’in ismini Mehmet yapsanız da unutkanlık problemi devam eder. Bırakın Hiç değilse ismini hatırlasın.
Nihat Genç aslında yazısında ırkçılığa ve emperyalizme meyleden aşırı milliyetçi eğilimleri eleştirmiş. Yazısında yer alan, “Mustafa Kemal’in dehaca çözümü ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir’ sözü, mucizevidir, soya dayanmayan bu ifade ‘Atatürk Milliyetçiliği’nin ta kendisi olmuştur.” ifadesi Nihat Genç’in
aslında Atatürk milliyetçisi olduğunu göstermektedir. Birçok yorumcunun da ifade ettiği gibi ‘milliyetçilik’ kelimesine birileri tarafından kirletildi diye milliyetçilikten vazgeçmek yerine, gerçek milliyetçiliği ifade eden Atatürk milliyetçiliğini bıkmadan usanmadan herkese anlatmalıdır. Atatürk milliyetçisi vatanseverdir, insancıldır, emeğin sömürülmesine karşıdır, toplumcudur, antiemperyalisttir, başka ülkelerin toprağında gözü yoktur ama göz koyan olursa vatan toprağı için de canını vermeye hazırdır. Gerçek milliyetçi Kuvayı Milliye ruhu taşır
Hicbir aksiyon gostermeden hicbir sorumlulugun altina girmeden bos bos konusup, tum kutsal bildigimiz kavramlari agzina sakiz edip hunharca kullanan adamlardan uzak durmamiz gerekir..Emperyalizm ve onlarin usaklari bunu cok yapar..Yuzyillardir ayni yontemle bin kez kandirdilar, binbirinci denemede yine basarili olmasinlar artik..Tum radikal olusumlar ve asirilasmis orgutler emperyalizmin kontrolunde..Iste bu yuzden..Olay birilerinin pesine dusup aparat olmakla alakali.Kendini kullandirtmakla alakali..Bizi kendi topladigimiz odunlarin atesiyle yakarlar..Ucuza gelsin diye…Baska birsey degil..Yoksa herkesin ne oldugu kavramlarin ne oldugu belli zaten..Şucu bucu diye birinin pesine takilip gitmek sacmaligin daniskasidir.
Milliyetçiyim, Vatanseverim, Türküm, kim bana zincir vuracakmış şaşarım, beni herhangi bir kalıba sokacak olana daha da şaşarım
Devlet Bahçeli milliyetçiliğini anlayamıyordum bu nasıl milliyetçi fabrikalar milli kurumlar özelleştirilirken ses çıkartmaz diye dış güdümlü milliyetçi olduğunu biliyorum ama tanımı şimdi kafamda oturdu teşekkür ederim abicim
Güzel bir bakış açısı fakat ,ağır anlaşılması zor tekrar tekrar okumak gerekiyor anlayabilmek için.
Nihat abi,çölaşan emin,bugünkü yazısında,Mehmetçiğe hırsız diye yazmış.Yazısına yorum yeri yoktu.Sana dedim.Bilgin olsun.
Anlaşılan ezilen ulusların milliyetçiliğini emperyalistlerin ırkçılığıyla karıştırıyorsunuz.Emperyalizme karşı savaşanlar bunları iyi bilir ve korkmadan kullanır.Türkiye gibi ülkelerde milliyetçilik ırkçılığa dönüşemez 40 yıldır olduğu gibi.Neden bütün sahte solcu,liboş tayfası,işbirlikçi milliyetçiliğe saldırıyor.
Sol şarlatanlıktan kurtulamamış bir kafanın masalları. “Unutmayın, savaşlar milliyetçiliğin bülbül suyudur.” demiş.
Dünyadaki terör faaliyetlerinin çoğunluğu sol ideoloji kaynaklıdır. Dünyadaki en büyük kanlar din ve mezhep çatışmaları yüzünden oldu. Dünya bugün can çekişiyorsa, birincil sorumlusu küreselci liberallerdir. Siz futbol takımı tutan taraftarlar arasında öyle şiddet görürsünüz ki benzerini zor bulursunuz. Dünyada en büyük çatışmalar millet olamamış etnik, kabile, aşiret toplum yapılarında görüsünüz…. Ama beyimiz şiddet üretmekten dolayı milliyetçiliği eleştiriyor.
Yazmaya çalıştığı şeyi daha kendi anlamamış oysa. Milliyetçilik hamaset değildir. Milliyetçilik vatanseverlik değildir. Milliyetçilik kendini başkalarından üstün görmek değildir. Milliyetçilik yayılmacılık değildir….. Milliyetçilik insanlığa ulusal bakmaktır, solun sınıf bakışına, islamın ümmet bakışına, liberalizm’in birey bakışına antitezdir.
Atatürkçülüğün en önemli ilkesi milliyetçiliktir. Milliyetçilik çökse Atatürkçülük çöker. 1.Türk kimdir ? 2. Vatanseverlik 3. Tam bağımsızlık 4. Kültürde Yerel, Uygarlıkta Evrensel 5. Türklüğe Aşk, Türklüğe Güven 6. Ulus devletler 7. Uluslararası işbirliği ve barış 8. Türk Birliği Bu 8 maddenin tamamı Atatürk milliyetçiliğinin özellikleridir. Cumhuriyet yazarına soruyordunuz, biz Atatürk’çü olmadık mı diye. Evet olmadınız. Yanından bile geçmediniz.
Aksener milliyetciligine devam et sen bekir kardes..Nice kahvaltilara, nice kuryelerle ittifaklara…Hem bak kayi boyunun damgasi da var isminde…Ne mutlu…
O saydigin tayfanin yeni bir milliyetci partileri var artik..Bak bakalim o saydigin tayfa bunlara saldirmislar mi hic? Demek ki milliyetcilik var, milliyetcilik varmis..Hem de 180 derece.
sorsdak osmanlıyı yere goge koyamazsın osmanlı ımparatorlugu mıllıyetcı mı idi.simdi.kavramları karıstırma .nıhat bey mıllıyetcılık herkesın ıcınde vardır az veya cok dıyor. eslkı zamanalrda yayılmacılık solculukla mı oldu. o zamanlar da sol yoktu bıle. hele bır cumlen var evlere senlık mıllıyetcılık vatanseverlık degıldır demıssın halt etmıssın o zaman mıllıyetcılık ırkcılıga gırer. altta mıllet ı ve ulus ıle ılgılı bır yazım var kısa bır sey bır oku ıstersen. Ataturkculuk le mıllıyetcılıgı karıstırma. madem mıllıyetcısınız tuttugun mıllıyetcı gorus ne zaman Atatyı
ılkelerını (ozelllıkle de son zamanalrda) savundu bır soylesene.kımın pesınde kuyruk bır anlatsana.
hadi canım sende. sıkıysa donussun yedırmezler.ıslerıne gelırse harıc bal gıbı mıllıyetcılık ırkcılıga donusur. ıpler o dedıgın emperyalıstlerın elınde
Esenlikler…
Tarihte farklı kıtalarda kurduğumuz devletler Bugün neden yoksa Türkiye Cumhuriyeti o yüzden var. Kurucu fikrin 6 okundaki amaçlarından biri de bugünkü Y-CHP ya da Din/Hümanizm maskeli soytarıları engellemekti, ancak Atatürk sonrası Emperyalistlerin iştiraki ve 6 oku örselemesi ile bu maskeli soytarıları sahneye çıkarttı ve sizi böylesi çelişkiye sürükledi. Teziniz günceli konuşan entelvari olmamalı, toplumu ve geleceğini düşünen Aydınca olmalıydı. Teziniz tarihsel gerçeklikler ve güncel itibariyle temelden çelişkili, üzücü.
“Türkiye’nin kurucu ideolojisi olan Atatürkçülük’ün altı temel ilkelesinin her biri simgede bir ok olarak yer almaktadır. 1933’te kullanılmaya başlayan simge, Türk eğitimci İsmail Hakkı Tonguç tarafından tasarlanmıştır. Oklardan en uzun olanı diğerlerinden farklı olarak çentiklidir.
1927’de cumhuriyetçilik, halkçılık, laiklik ve milliyetçilik olarak tanımlanan dört ilkeye, 10-18 Mayıs 1931 tarihlerindeki üçüncü parti kurultayında devletçilik ve inkılapçılık ilkeleri eklenerek “altı ok” kavramı benimsenmiştir. Şubat 1937’de yapılan bir anayasa değişikliğiyle bu ilkeler Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na da eklenmiştir.”
Vikipedi’den alıntıdır.
Atatürk milliyetçiliği gibi bir kavram yoktur, olamaz. Atatürk bizzat Türk Milliyetçisi’dir.
Daha çok detay zorlanmak istenirse milliyetçilik ilkesi diğer beş ilkenin doğrultusunda açıklanabilir. Yani devletçi, cumhuriyetçi, halkçı, laik ve devrimci bir milliyetçilik olması gerekir.
Bu yaşından sonra sana Atatürk ün 6 okundan biri olan milliyetçilik nedir anlatamayız. Vatanseverlik de bir çeşit milliyetçiliktir zaten, sen öyle takıl…
Kimse degisimleri okumuyor, gunceli yakalamiyor, update etmiyor son bilgileri..Buradaki yorumlarin hepsi dogru ama gecerli degil artik.Ayakkabilar kafaya sapkalar ayaga giyildi…Akp emperyallerin feto ile beraber bop projesini gerceklestirmek icin kurdurdugu parti idi..Mhp yillar once ha keza emperyallerin sag sol catismalarinda aparati idi..Chp Ataturkculugu bagimsizligi temsil ediyordu( ya da biz oyle zannediyorduk)…Ancak oyle seyler yasandi ki ayni anda ve arka arkaya, 2008 2014 yillari arasinda meydana gelen firtinada, butun partiler kurulus amaclarinin ve isimlerinin disina cikip bambaska yerlere suruklendi ve iki ana grupta toplandilar..Bu gruptan muhalif olaninda teorik ve sinifsal olarak birbirinin tam zitti partiler biraraya gelip ittifak yaptilar ve devletin son dort yilda emperyallerin tehditlerine dahi aldirmadan yaptigi tum operasyon ve harekatlara topluca karsi cikip engellemeye calistilar..Emperyaller halen o kadar gucluler ki bu birbirine temelden zit partileri biraraya getirebildiler ve muhalefeti disaridan sonuna kadar desteklemek zorundayiz diye resmi aciklama bile yaptilar…Bizde burada hala kavramlarin anlamini tartisiyoruz.!!! Sanki ortaokulda inkilap tarihinden sinava giriyoruz.!!! O kavramlara uygun hareket edilip edilmedigini sorgulayan yok, sonuca bakan hic yok.! Oklar 6 tane olsa ne yazar 60 tane olsa ne yazar..Hedefin tam ters istikametine dogru atildiktan sonra.
Nasil bir laiklik, nasil bir cumhuriyetcilik, nasil bir halkcilik, nasil bir devletcilik?? Kitabi bilgilerle hicbir yere varilamadi, varilamaz da..4 ayri incil var mesela, hangi incil? Ataturkculugu emperyaller kendi kafasina gore yorumladi..Icinde tam bagimsizlik olmayan tum ilkeler cope gitti malesef..Halbuki Ataturk demek tam bagimsizlik demekti..Emperyalist batiya karsi acilan savas idi..Onlarin destegi ile iktidar olmak hic degildi..
Leyla ile mecnun aski kutsaldir, dogrudur ama eger mecnun leylayi mehtap ile aldatmis ise Bu askin kutsalligina halel getirmez..Ancak mecnun da asik sayilamaz artik..Mecnun kalkip bize aski anlatamaz…Yemezler..Cumhuriyet yazari veya her kimse bize ask anlatmasin..Dinlemeyene de kizmayin o zaman.
Altı ilkenin her biri diğer beş ilke doğrultusunda açıklanabilir. Bu kadar basittir. Birileri anlayamıyor veya uygulayamıyor diye kurucu ilkelerden vazgeçecek değiliz!
Atatürkçülük herkesin kendi kabına koyduğunda şeklini alacak bir sıvı değildir. Atatürk gibi ilkeleri de masif, sert ve katıdır. Boşuna değiştirmeye heveslenmesin kimse!
Bütün mesele kavramlara DOĞRU bir tamım vermek. Üzerinde uzlaşma olduğu varsayılan kavramlara HAKİKİ anlamını kazandırmak. Kavramlardaki tahrip büyükse, belirsiz bir kavramı belirgin hale getirmek, olmazsa yeni bir tane icad etmek lazım.
Bütün mesele bu. Kavramlar. Aydın eğlencesi işte.
Ancak genç nesillerimizi milliyetçi olarak yetiştiren milletler geleceğe güvenle bakabilirler, Milliyetçilik: mensup olduğu milleti ilerletmek, yükseltmek, milli değerleri korumak ve geliştirmek duygusu ve şuurudur. Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk Milliyetçisiyiz. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, Her konuda olduğu gibi bu konuda da milletine reçetesini yazmış, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran kadro gibi gerçekten çağdaş aydınlık ilerici ayakları vatan toprağına basan devrimci milletine yabancılaşmamis gerçek Türk Milliyetçisi olmak hiç zor değil, kurucunun ve ekibinin reçetelerini özümsemek yeter
Bizde milliyet beyana bağlıdır. Ne mutlu Türk’üm diyene!
Burada Atatürk’ü tam olarak anlayamamış insanlar görüyorum. Üzücü.
Adamsın Fırat…
Daha iyi ifade edilebilir miydi bilemiyorum. Bu yorum için sizi tebrik ediyorum!
Sana aynen katiliyorum da genco, bize katilmayan ya da katiliyormus gibi gorunup Ataturkculugun tek subesi oldugunu iddia ederek tam tersi islere girisip uzerine bizden oy talep eden var..Sorun da burada zaten..Ayrica yillardir uygulanagelen seyler bu saydigin ilkelerin hangisi ile uyusuyor? Teori baska, pratik baska ise ne kiymeti var tanimlamalarin kavramlarin…Eminim ki yorumcularin tamami vatanini milletini seven insanlar, yazarlar da dahil..Ama hepsi farkli olusumlarin pesinden kosuyor? Birileri fena halde kandiriliyor bu durumda..Ataturk sevgisi suistimal edilerek en olmayacak isler kabul ettirilmeye calisiliyor..Yiyen var yemeyen var.
Ümitsiz durum yoktur. Ümit Kocasakal ve Veryansın ekibi ümidimizdir.
Nihat abi, kavramlarin icine kendini hapsetmeye calisman bence yanlis oldu.. X large bedene xxxsmall gomlek giymeye calistin, gordugun gibi tum dugmeleri patlattin..Gecmis olsun…:)