Nihat Genç yazdı…
Genç kardeşim, olmayan Cumhuriyet’in bayramını kutladık. Sabah Anıtkabir önünde, ellerinde Türk bayrağı yüzlerce Arapça konuşan başörtülü Arap ilkokul öğrencileri ve önlerinde peçeli öğretmenler gördüm. Şimdi, Anıtkabir önünde Cumhuriyet Bayramı günü peçeli öğretmenlerin fotoğrafını çeksen, onlar, çocukların anneleriydi, denir bir şey de diyemezsin.
Cumhuriyet Bayramı ve Anıtkabir önünde peçe’li bayram gününün akşamı AKM’nin açılışında Sinan Operası’na ekrandan ızdırap içinde sıkıntılarla bakıverdik, Sinan Operası, yeniçeriler koro halinde ‘Allah Allah biz Osmanlıyız’ diyerek açılıyor!
Siyasetten soyutlayıp konuşursak Arap çocuklarının ellerinde Türk Bayrağı olması çok güzel ve ızdırap dolu Sinan Operası’nın belki de en coşkulu ve güzel yeri ise Allah Allah ile açılması.
Siyaseten konuşursak, şüphesiz vurgulanıp altı çizilip inadına gösterilen ‘peçe’ ve ‘Osmanlıyız!’ tarafıyla AKP’yi eleştirmekten milletçe yorulduk, üstelik Cumhuriyet Bayramı’nda yapılıyor, yani ortalıkta çok tuhaf bir sosyal kültürel karışım ve delice bir bozukluk ve çirkin bir karmaşa kol geziyor.
Ben olsam AKM’nin açılışında neleri sahnelerdim, birazdan söylerim.
Bir de çuvaldızını ‘kemalist’ tarafa batıralım.
Ülkemizde elit, burjuva, holding, zengin ve parası bol Atatürkçü yazarlar ve Atatürk’ten geçinenler ise, Cumhuriyet bayramını oldum olası balo, smokin ve Atatürk’ün çok şık elbiseli fotoğrafları ve çok sesli müzik ve Atatürk’ün rakı bardağı ve piyano vs. gibi resim sembol ve fotoğraflarla kutlamayı gelenek haline getirmiş!
Dikkat edin, Cumhuriyet’i ve Atatürk’ü ‘rakı’ bardağı ve balo’daki görüntüleriyle kutlayan sınıfın alayı liberalleşen kemalistler, HDP açılımlarına yatanlar, ve düne kadar da, Fetö’ye kapıyı açıp Fetö’yle ortak gazeteler çıkartıp iş tutanlar ve zamanında Nato’dan ve Amerika’dan rahatsızlık hiç duymayanlar!
O meşhur soru, hangi Atatürk, milli kurtuluş savaşının kalpaklı Atatürk’ü mü rakı sofrasındaki ya da balodaki Atatürk mü?
Cephedeki Atatürk fotoğrafı yok, tarladaki Atatürk fotoğrafı yok, atelyedeki fabrikaları teftiş eden Atatürk yok, ama, ‘rakı bardağıyla’ ya da Balo’da dans eden Atatürk’ün altı çiziliyor! Atatürk’ün yapıp ettiği yaşadıkları çok değerli çok güzeldir ama ayarlar dengeler acayip şekilde kasıtla milli olana değil özentiye dönük bozuluyor!
Bugün Cumhuriyet’i ve Atatürk’ü rakı ve balo fotoğraflarıyla anlayan tanıtan kutlayanlar geçmiş 90 yılın sağ iktidarlarıyla ortaklaşa ülkeyi tarikatlara ve cemaatlere ve İslamcı siyasetlere teslim etmişlerdir!
Bugün ülkemiz muhalefeti, Cumhuriyet’i ve Atatürk’ü rakı ve balo fotoğraflarıyla anlayan tanıtan kutlayanlar tarafından emperyalist dayatmalara teslim etmiştir!
Köylüsü olmayan, kooperatifleri olmayan, devrimleri olmayan, fabrikaları olmayan, milli sanayii vurgusu olmayan, karma eğitimi olmayan, tevhidi tedrisat (eğitimde birliği) olmayan vs. bir Cumhuriyet işte bu rakıcı ve balocu gardrop Atatürkçüler’in en sevdiği Atatürk!
Genç okuyucu, rakıcı ve balocu Atatürkçüler’in emperyalist dayatmalara, işbirliğine ve sağcı yapılara meşrepleri gereği neden yatkın olduklarını kendinize bir sorun, Atatürk’ten geçinenlerle milli devrimci bağımsız yolunuzu bugüne değin neden ayırmadığınızı bir daha sorun!
Genç arkadaş, biz ilkokuldayken yani 60’lı yıllarda, Cumhuriyet Bayramları’nda önümüze koyulan fotoğraflar ve süslenen fotoğraflar hep milli sanayi milli fabrikalarımız ve milli ürünlerimiz olurdu, rakı ve balo değil. ‘Üretim’i işaret etmek bir milletin kendine güvenini getirir, dayanışmasını milli seferberliğini ve milli başarılarını devrimlerini işaret eder.
Ki, Rusya, Çin, Hindistan, vs. hangi ülkeye gitseniz milli bayramlarını kendi ürettikleri silah, fabrika ve milli seferberlik görüntüleri ve milli sanatlarıyla kutladıklarını göreceksiniz!
Maraton koşanların bir kabusu vardır, duvara tostlamak/çarpmak, denir, şöyle, atlet bir saatten sonra çok yorulur ve birden kalakalır, önüne görülmez bir duvar çıkmış gibi, tek adım atamaz, tıbbı sebebi, karaciğerin deposu tükenmiş beyin sinyal alamaz ve vücudun elektro dengeleri alt üst olduğu için, artık koşucu ipi göğüslemeye bir adım kalsa dahi o bir adımı atamaz yere yıkılır ya da öyle heykel gibi kalır!
Rakıcı ve balocu Atatürkçüler’in yolu tükenmiştir, işte gözünüzün önünde Bıden’in HDP’nin ve TÜSİAD’ın kucağına ilk oturan sorun kendinize neden rakıcı ve balocu Atatürkçüler olmuştur!
Batı müziği ve piyano ve orkestra ve Opera gibi sanatlar üzerinde akademilerimiz var, daha çok olsun, ancak, test ettik yüz yıldır deniyoruz, bu ‘ızdırabı’ aşamıyoruz, yani, milli duyguları ve coşkuyu karşılayacak kabartacak dalgalandıracak eserler veremiyoruz!
O halde? Yine denemeye sanatçılar çıkartmaya önlerini açmaya devam edin, ancak, bize ait olan ve binlerce yıldır içimizde yaşanan denenmiş bilinen ruh haritamız olmuş şarkı ve türküleri işte tam da Cumhuriyet Bayramı gibi ya da büyük açılış günlerinde neden unutuyor ihmal ediyor ya da bir kenara itiyoruz!
Özenti, taklit, insanı yorar ve milli değer ve zenginliklerini ve milli benliğini küçümsemeye başlar, aşağılar ya da unutturur ya da değerlerini düşürür ve ortada kimlik şahsiyet diye bir şey kalmaz, oysa, sanatın her türü ‘insanı’ manen güçlendirmek içindir! Ülkesini ve tarihini ve değerlerini ve duygularını daha derinden coşkulu yaşamak yaşatmak içindir! Ama gelip gelip Opera’ya ya da rakı bardağına toslayıp kalakalıyor insanlığa ve ülkesinin geleceğine doğru tek adım atacak halleri kalmıyor!
Ben olsaydım, böyle görkemli bir kültür merkezinin açılış programına, mutlaka, İstanbul’un en bilinen şairi Yahya Kemal’den Münir Nureddin’in bestelediği en az beş şarkıyı…. Bir kaç yıl öncesinden müzik akademisine görev verir çalıştırır ve icra ettirirdim.
Ben olsam, Anadolu’nun eşsiz türküleri, uzun havaları ve oyun havalarını, bir yıl öncesinden müzik akademesine ya da TRT’ye görev verir, çalıştırır ve en üstün örneklerinden Urfa’dan Eğin’den Diyarbakır’dan vs. sekiz-on tanesini seslendirirdim.
Ben olsam, böyle görkemli bir açılışta Yunus Emre’nin bir şiiri Pir Sultan’ın bir türküsünü mutlaka geçirirdim.
Ben olsaydım, mutlaka skeçi bugünü eleştiren-anlatan yarım saatlik bir ortaoyununu Kavuklusu Pişekar’ıyla açılışa koyardım. Ben olsaydım, mutlaka yine bugünkü siyaseti siyasilerin önünde şaşırtıcı şekilde eleştiribilen bir ‘Karagöz’ perdesi koyar bir yarım saatlik programla da Karagöz’ün hayal perdesini büyük ekrana büyütüp sahnelerdim.
Ben olsaydım, Kavuklu’nun ortaoyununda Arap’ı Çerkez’i Laz’ı Kürt’ü Boşnak’ı Tatar’ı Ermeni’yi Rumeliliyi lehçeleriyle birbirleriyle dalga geçip eğlendikleri bir oyun içinde bütün bu etnik çeşitliliğin nasıl şehirleştiği nasıl İstanbullu olduğu ve millet haline geldiklerini anlatan mizansen ve skeçler içinde anlatmanın yolunu arardım.
Ben olsaydım, Cumhuriyet Bayramı’nda bir büyük kültür kurumunun açılışında sahneye önce hiç utanmaz, kavalı, sipsiyi, sazı, klarnet ve zurna ve akerdion’u ve kemenceyi ve ud’u ve kanun’u ve tanbur’u çıkartır kültürel zenginliğimizin en klas örnekleriyle iki saat süren bir gösterisini/şovunu yapardım!
Bu ne bitmeyen ızdırap siyasi islamcısı bile kalkmış sırf adında Sinan geçiyor diye sırf içinde ‘Osmanlıyız’ diyor diye, bilmediği anlamadığı duymadığı hissetmediği yaşamadığı operayı alkışlıyor!
Çok iyi klas bir örnek olsa hadi eyvallah diyeceğiz, adına opera denince, sanki kutsal bir şeyden bahsediliyor ve sanki aman eleştirilmesin kabul görmüş büyük sanattır, deniyor ve hatta Atatürk’ün de Özsoy Operası vardı batıya sanatçılar gönderdi diye yol açılıyor, iyi de seksen sene geçti, artık bir iki iyi örnek olsun ya da elimizdeki bir iki iyi örnek’i sahneleyin…
Siyasi İslamcılar, parayı ve şöhreti buldukça liberalleşen kemalistlerin duvara tostladıkları aynı yerdeler, burjuvalaştıkça onlar da aynı duvara tostluyorlar, milli olan bizim olanı ruhu ve duygusu olandan uzaklaşıyorlar. Bu özentiyle bu ülkede kimse kültür ve sosyalite ve şehirlilik adına tek adım atamaz! Dikkat edin, İzmir ve Onuncu Yıl Marşı dışında Cumhuriyet’in neşesini koşusunu yürüyüşünü heyecanını yaşatabilecek sanatsal ürün dahi elimizde hiç yok!
Çünkü Cumhuriyet’in ruhunu unutmuşsunuz, köylüsünü, yurttaşını, atelyelerini, tarlalarını, devrimlerini, fabrikalarını, milli seferbirliğini, milli birlik ve coşkusunu unutmuşsunuz!
Çünkü cumhuriyet’in eşitlediği yurttaşlığı unutmuşsunuz, yatılı ve parasız okullarıyla doğudan batıya aynı sıralarda meşaleleştirdiği kardeşliğini unutmuşsunuz!
Bu ne delilik, bir sazımızı çalan bir türkümüzü söyleyen, bir şarkımızı söyleyen bir milli oyunumuzu oynayan kalmamış! Cümbüşümüz şamatamız el ele topluca söylediğimiz bizim şarkılarımız milli marşlarımızdan dahi utanır olmuşuz!
Çok hesaplı hamlelerle yurttaşından uzak bir Atatürk ve Atatürk’ünden uzağa düşmüş yurttaş yarattılar.Ne güzel anlamışsınız, elinize sağlık.
ben olsaydım, diyor Nihat abi. Sen ol. nihat abi bunu bir kere yürekten iste gerisi gelecek çok zor değil inanın biz zor olmasını istiyoruz, kolaylıkla olsun den, olur.
Yahu Nihat abi, biraz da özeleştiri yapalım. AKM Yıkılıyor dedik, yapıldı. Adı değişecek dedik; ATATÜRK adı kaldı. Açılışında Yunan operası oynasa ses çıkartmazdık; Mimar Sinan’ımız olunca da “Osmanlı” ile açılıyor diyoruz… Demem o ki, bizler de hafiften kafayı sıyırdık. Beyin yakan tv kanalları insanlarımızı sürekli düşmanlıkla biliyor. Cumhuriyet yönetimi bir müslüman ülkesinde bundan daha öteye gitmez, gidemez. Bırakalım artık Anadolu’dan ilkeli bir LGBT toplumu bir Isviçre, bir Almanya çıkartma çabalarını. Boş işler… Osmanlı da bizim Cumhuriyet de. Boş bir savaşın içinde halkınız arasında bşr düşmanlık yaratmak bize yakışmaz.
Ben bir Atatürk aşığı olarak AKM salonunu da, Erdoğan’ın açılış konuşmasını da operayı da gururla sevinçle izledim. Erdoğan’ın konuşma içeriğini de çok doğru ve olumlu buldum. Bir öcü yaratmanın ve iç cepheyi zayıflatmanın anlamı yok!
Saygılarımla.
Selim Turan
“Bizim de Günümüz Gelecek!”
Bunların seçmen kitlesinin büyük kısmı da Atatürk’ü rakı içmek, medeni olmayı ise mini etek giymek olarak bilirler. Çok klişe ve kaba evet ama yıllarca görüp de ifade edebildiğim budur! Esasen gerçek Atatürk’ten ödleri kopar bunların.
Olmayan Cumhuriyet’in, belki de hiç olmamış Cumhuriyet’in bayramını biz ne zaman coşkuyla kutladık ki? Olsa olsa içimizdeki Cumhuriyet umudunun yok olduğunu kabul etmek istemiyoruz. Bu Cumhuriyet de yoksul, ezilen, azınlıkta kalmışların Cumhuriyet’i oldu mu hiç? Kimsesizler hep kimsesizdi; geçmişte de, bugün de. Sanayisizleştirilmiş, demokratik devrimini asker bürokrat kadro eliyle yapmaya girişen Cumhuriyet, bir süre sonra kendi asker-bürokrat çocukları eliyle hazine rantını bölüşmeye koyulmadı mı? Atatürk de bir halk çocuğu olarak, Osmanlı artığı Cumhuriyet eliti karşısında bir süre sonra yapayalnız kalmadı mı? O da farkındaydı, yüzyıllar boyunca yalnızca savaşta hatırlanan, sözde devlet dini altında esir edilenleri: Umutlu muydu, bilmiyorum; ama çabaladı durdu; sonunda gördü ki, devrimini emanet edecek kimse yok etrafında: gençlik, boş bir soyutlamadır, tarihselliği ve toplumsallığı yoktur; vals yapabilir; operayı, tiyatroyu da bilir, izler, izlemesi gerektiği öğretilmiştir, öğretilmiştir de, neden vals yaptığını, opera izlediğini bilmez, çünkü tarih ve kültür yoksunudur; sadece bir taklidin gereksiz ve içler acısı tekrarını iyi niyetiyle sergiler durur. Saz, söz, ortaoyunu olmaması değil, onlarda yansıyan insan yanımızı özgür insan bilinciyle ilişkilendirememektir sorun. Tarih bize özgür olmayı, hepimizin özgür olduğunu öğretecektir bir gün, işte o gün geldiğinde, Atatürk’ü gerçekten özgürlüğe giden tarihimiz içinde, bir ulusun özgürlüğünün momenti olarak görebileceğiz ve anlayabileceğiz. İşte o gün geldiğinde, Cemal Süreya’nın dediği gibi, o gün ölmek yasak, Cumhuriyet’i coşkuyla biz kutlayacağız; Sabancılar, rantı paylaşan belediyeler, AKP’den CHP’ye tarikatlaşmış partilerin kadrolu militanları değil biz, gönülden kutlayacağız, çünkü o gün geldiğinde, özgür olmanın bilincine de, yenile yenile ulaşmış olacağız.
Atatürk Cumhuriyet’i kurdu, Devrimler yaptı. ama mevcut hükümet üyeleri, devlet bürokratları, Türk Dil Kurumu uzmanları… kısaca devlet Ata’ya karşıydı. zaten Devrimleri yaparken elindeki malzeme, Osmanlı artığı, yani Osmanlı zihniyetine sahip insanlardı. Atatürk herşeyi kendisi tek başına yaptı.
Şu yaşananlardan sonra hala Türkiye Nato’da kalmalı iddiasında bulunan siyasetçi veya gazeteci olursa arkadaş başımıza daha ne gelmeli diye sormak gerekir.Nato’dan daha fazla Nato’cuların olduğu bir ülke haline geldik.Kanımızı emenleri sırtımızda taşıyoruz resmen.Artık korkacak bir şeyimizde kalmadı kuru canımızdan başka.Güzelim vatanımızı her karışını yaktılar yıktılar sattılar ordumuzu donanmamızı dağıttılar.Subaylarımızı hasta ettiler öldürdüler.Ama her karanlığın bir sabahı olur.Küllerimizden doğacağız Allah’ım izniyle.Şehitlerimize borcumuz var.