Nihat Genç
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Pele ve beş idealist akademisyen!

Pele ve beş idealist akademisyen!

featured

Nihat Genç yazdı…

Ey okuyucu, milim milim hepsi ayan beyan gerçek. Sadece adlar yerler değiştirilmiştir.

Hayat şok sürprizleriyle hepimizi türbülansına çoktan soktu ve tepe taklak gidiyoruz.

Sokak, siyasi, sosyal, kültür, dernek, çay ocağı, akademik çevremizden çok yakından tanıdığımız yüzlerce insanın evrimine-değişimine-trajik-şaşırtıcı rezil ve hercü merc oluşlarına şahit oluyoruz.

İdealist deyip hayran olup dinlediğimiz saygı duyduğumuz insanların sapıklığına tertemiz deyip dostluklarıyla iftihar ettiğimiz nice insanın hırsızlık ve yüzsüzlüklerine şahit oluyoruz.

Hangi birini yazacaksın?

Yazmaya kalksan hakkını vermek için karakterleri ve konuyu derinleştirmek en az bir yılına mal olur.

Nerde karakterleri mekanları geniş geniş tasvir edeceğim o boş zamanlar?

Ancak mutlaka yazılmaları lazım, olmadı, bir senaryo özeti ‘snopsis’ şeklinde de olabilir.

Hiç değilse Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz tarzı, halk işi, günlük okumalık çalakalem üstünkörü şöyle müsvedde desenvari anahatlarıyla bir kaç çizik de olabilir.

80’li yılların sonlarına götüreceğim sizi.

Bir kaç kez ‘asistan’ olmak için imtihana girmiş kazanamamıştım. Yerime torpille girenlerden bugüne otuz uzun yıl ‘akademik’ çalışma yapanı da göremedim. O zamanlar torpille giren araştırma görevlilerine ‘çiçek sulama görevlisi’ diyorlardı. Bugünümü görenler ‘iyi ki akademiye almadılar seni yoksa bir Nihat Genç olamazdın’ dediği de oluyor.

Ancak akademiden çok insan tanıdım.

Hemen her gün görüştüğüm beş-on ama her hafta girip çıktığımız ortak mekanlar yüzünden yüzlercesi var. Kim hangi konuyu çalışıyor, kim doktorasını tamamladı, kim hangi üniversiteye geçti! Kimin tezi çalma. Kim kimin adamı?

Yani orası da beyin sakatat kasap dükkanı..

Gelin görün ki dedikodudan çelme takmadan adamını bulmaktan başka bir şey yapmayanların ülkesi.

Birbirinin etini kimliğini istikbalini yiyenler.

Bu acımasız savaş meydanında pırlanta gibi parlayan Celil kadar güzel bir çocuk tanımadım.

Celil’in çocukken adı Pele’ymiş.

Paso kitap okur. Sahaflardan çıkmaz. Hani kendini kitaba kapatmış, derler ya..

Eline geçirdiği kitapların kaynakçasına kafayı yıllarca takar o kitapları bir şekilde yurtdışından getirtir, her biriyle buluştukça dünyanın en keyifli adamı oluverir.

Hangi kütüphanenin hangi rafında hangi kitap var bilir, biraz da delilik onun ki.

Ve arkadaş canlısı dünya iyisi çok efendi bir çocuk.

Pele, siyasi tartışmalara çok uzaktır ‘kitaptan’ başka konuşmaz. Ve beyni saat gibi çalışır asker gibi kendini disipline eder ve hızla harekete geçer.

Tek çıkmazı sağ muhafazakar bir çevrede büyüdü, ülkücü, islamcı. Sonra Fetöcü sonra liberal demeye utandığı için kendine demokrat diyen bu çevreyi iyi bilir.

Pele’ye muhalif akademisyenler onun çalışması bilgisi heyecanı karşısında hep ‘sen yanlış yere kanalize’ olmuşsun, der, muhalif arkadaşlarının ‘kanalize’ lafıyla da dalga geçer, eğlenir.

Çok bereketli kalemi vardır ve cin gibi de çocuktur, kim, hangi siyasi bağlantılar ve menfaat peşinde koşuyor farkındadır.

Ve hepsinin odası aynı üniversitenin aynı koridorundadır, yemekhaneye birlikte inerler, kitapçılara birlikte giderler akşamları hepsi aynı kültürel etkinliktedir.

Pele (Celil), yanında ayrılmaz siyam ikizi gibi Cemil, ve diğerleri kafiyeli ekip, Suat, Vedat ve Sedat.

O ilk yıllarda Pele kendi işini bırakmış en yakın arkadaşı Cemil’in geceli gündüzlü doktora tezine yardım ediyordu.

Arkadaşları da iyi bilir ki Cemil’in doktorasını yazıp tamamlayan Pele’ydi.

Panel-seminer düzenler ve birlikte gazetelere yazı dizileri hazırlarlar ve hatta yayınevlerine ‘ansiklopedi’ ve akademinin yanısıra kültür dernekleri ve dergilerden hiç çıkmazlar.

Ve hatta 90’lı yıllarda partilere bir yan gelir geçim için siyasi raporlar yazarlar ve bazen de falan kurumların desteğiyle ‘proje’ kitaplara balıklama dalarlardı.

Ancak ortalıkta dönüp duran Pele’ydi, hızı zekası pratikliği ve çalışkanlığıyla işin bitmesinin garantisiydi.

Hangi işe başlansa başında Pele vardı ve güven verir yapılan her işin en baş lokomotifi olurdu. Bazen iş çıkışı yorulurlar, oturduğum çay ocağına birlikte gelirler, bazen de ben üniversiteye çay içmeye uğrardım.

Ama çoğu zaman sahafda ve kültür derneklerinde karşılaşır kucaklaşır kitaplardan uzun uzun konuşmalara doymazdık.

Bir gün yahu Pele, dedim, bu Cemil’i gözüm hiç tutmuyor, akademinin koridorunda bağıra bağıra Türk Silahlı Kuvvetleri’ne küfrediyor, şu liberal yazarları bir bok sanıp yanlarına gidip geliyor, Fetö’nün gazetelerine girip çıkıyor. Bir de kalkmış bu puşta yardım ediyorsun!

Pele için Cemil Anadolu’dan gelmiş saf köylü müslüman bir çocuktu.

Beni de çok severdi ama aleyhine konuştuğum bu sözlerimi benim cumhuriyetçiliğime sayar hiç ciddiye almazdı.

Bugün gibi hafızama yerleşmiş, beş akademisyen arkadaş ellerinde Özal döneminin meşhur çakma James Bond çantaları akşama doğru çay ocağına gelirler.

Çaylar çaylar çaylar ve sonbaharın dökülen yaprakları, yapraklar yapraklar ve kitaplar kitaplar ve önümüzden geçen birbirinden güzel kızlar kızlar kızlar…. Kitaptan dergiden fikirden yazarlardan yeni çıkmış romanlardan çok sıkı geyikler çevirirdik. Ah elimize yeni çıkmış bir kitap geçmesin kitabı da yazarını da anında rezil perişan eder katleder eğleniriz.

Yani hepimiz birbirimizin ağzından dünyayı takip eder her birinin birikiminden diğerimiz yeni bir şeyler öğrenir ve ama şaka ve esprilerin gücü inadımızı kimliğimizi sağlamlaştırır her birimize karakter verirdi.

Hepsini birden anlatırsam hikaye karışır, sırasıyla gideyim, on yıl kadar oluyor.

Bir gün Pele geldi, ağbi, Cemil’le bir daha konuşma, benim makaleleri çalıp altına imza atıp Fetö’nün gazetesinde yayınlıyor, dedi.

‘Sen yüz verdin, adam yerine koydun’ deyince de başını yere eğip küfürlerimi edeplice dinleyip fırtınanın geçmesini bekliyor.

Bir beş yıl daha geçti, üniversite öyle bir skandalla çalkalandı ki anlatılır gibi değil.

Cemil odasında bir başka oğlanla (erkekle) iş üstü yakalandı. Arkası güçlü Cemil, bölüm başkanına ‘sen bu olayı unut, seni falan yere rektör yaptırırım dedi’.

Yaptırttı!

Ve Cemil Balyoz Ergenekon süreçlerinde Fetö kanallarında arzı endam etmeye devam etti, falan danışmanlıklar falan makamlar, imkanlar, para, ev.. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne Nazlı Ilıcak ve Mehmet Altan ağzıyla küfretmeye sallamaya yıllarca devam etti.

Cemil, Pele için öyle bir kazıktı ki Pele neye uğradığına şaşırdı, karakteri değişti, canlılığı gitti, donup kaldı, ağzını bıçak açmadı.

Pele ya taş’a dönmüştü ya da artık canlı canlı heyecanlı konuşmalarını artık içine doğru sadece kendine yapıyordu.

Artık kimse Pele’yi üzmemek için Cemil’den laf açmazdı.

Yine de Pele’ye karşı rahat şakalaşan bir bendim, ‘Pele, bak, bir kere .mına koduğumun çocuğu de’ rahat et, bu dert içine gömülerek bitmez gitmez.

Beşli akademisyen ekip artık dörde inmişti.

Pele’nin kankisi artık Suat’tı.

Birlikte ansiklopedi gibi çok hacimli bir kaç kalın cilt kitap hazırlıyorlardı.

Tabii ki yük yine Pele’nin üstündeydi. Neşelerine diyecek yok. Hangi etkinliğe gitsek Suat ya etkinliğin tertipleyicisi ya baş konuşmacısı ve Pele hep yanındaydı. Hani, birlikte uçurumdan el ele atlayacak kadar birbirlerini seviyorlardı.

Birgün Pele’nin Suat’la hazırladığı iki ciltlik kitabı gördüm, muhteşem bir çalışma, kaynakçaya göz attım aklım gitti.

Pele, dedim, oğlum bu kadar kaynağa can dayanır mı? Pele, ‘Nihat, dedi, geceli gündüzlü tam iki yılımı aldı’.

İyi de Pele, dedim, kitap kapağında Suat’ın ismi çok büyük yazılmış ve senin adı sadece ‘hazırlayanlar’ kısmında geçiyor.

Suat’ı çok severim. Böyle şeylere kafayı takma deyip içinden bir şeylerin kırıldığını hissettirmedi.

Bense Pele’nin yüzüne karşı harbi konuşan nadir arkadaşlarındanım, belki de bu yüzden çok seviyor beni, Pele, dedim, duyduğuma göre bu Suat, (falan…) partiye rapor hazırlayıp çok yüklü para kaldırıyormuş.

‘Kazın ayağı öyle değil, dedikodulara bakma, ortak hazırlıyoruz, birazını da bana veriyor’…

Bir beş yıl kadar geçti.

Dedikodular diz boyu, Suat, bir gün reklam broşürü dağıtan açık öğretime devam eden bir kızın akademisinde odasına kadar gelmesiyle tanışır.

Ne yapar eder bu fırıldak kıza kendi bölümünde master yaptırır ve sonra doktora. Bu ani yükseliş herkesin dilinde millet alay ediyor.

Sonra da kızla evlenir.

Ve dedikodu sahipleri haklı çıkar ve kız müsteşarlığa kadar yükselir. 

Ve dedikoducular bir daha haklı çıkar artık Suat’a ihtiyacı olmayan kız Suat’ı boşar ve çok meşhur biriyle evlenir.

Yıkıldığını kazıklandığını satıldığını arkadan hançerlendiğini çaktırtmayan Suat, bu arada Suat, ‘abant toplantıları’nda da baş köşededir.

Pele’ye, oğlum, bunlar ne biçim adam, senin üzerinden yükseldi, dönüp yüzüne baktığı yok.

Pele, küfürlerimin bitmesi fırtınanın geçmesini yine başını yere eğerek edebiyle bekledi.

Pele, ‘daha ötesi var Nihat, Suat karısını en yakın kankisiyle bastı.

‘Şu her gün fıkıh, kelam üstadı yazarla, kimseye de söylemedi ama akademide herkes biliyor.’

‘Ve Fetö’nün gazetelerinde yazıyor ev bark tamam yüklü de para alıyor’.

Çok geçmeden ve Suat ajanlık ve hainlikte kamuoyunun çok yakından nefret ederek iğrenerek tanıdığı rezil bir adam oluverdi.

Pele’nin psikolojisinin çok bozulduğunun farkındayım, ama, ne diyeyim.. Ne desem, siz kuvacılar siz kemalistler lafları da araya girecek tartışma başka yere gidecek.

Ve bir gün Pele, ‘Nihat, talebeler bazen derste soruyor, hocam bu adam senin en yakın arkadaşınmış, birlikte kitaplar yazdınız, diye, ‘utançtan yerin dibine giriyorum’…

Üç beş yıl daha geçti.

Pele’nin bu sefer en yakın arkadaşı Vedat.

Vedat’ın Arapçası muhteşem.

Onlarca meşhur Arap şairinin şiirleri ezberinde.

Devletin üst kademesine dahi diplomatik temaslarda tercümanlık yapıyor.

Vedat’la birlikte Cemalattin Afgani’yi bir kitap hacminde çalıştılar.

Vedat çok gösterişli bir çocuk, girdiği çıktığı her mecliste çok seviliyor.

Ancak, Vedat’ı hiç gözüm tutmadı, bunu Pele’ye de sık sık pundunu bulup söylerdim.

Ve Pele, ‘Nihat, dedi, Vedat’ın çok faydasını görüyorum, Fransızcası da çok iyi, sayesinde bilinmez ulaşılmaz kaynaklar ediniyorum’.

Pele, hayat işte, Vedat’ın derin entellektüelliğine beni de inandırdı, ben de çok uzun zaman kötülüğüne hiç konuşmadım.

Hatta, Pele, bu Vedat gerçekten soylu bir entellektüel, demişliğim vardır, yani benim de günahım az değil.

Ne zaman Pele’yle Vedat’ı yan yana görsem kesin falan bakanlık’a rapor hazırlıyorlar…

Sonra sonra Vedat’ın siyasi konuşma metinleri yazdığını da duydum.

Sonra uzak kaldım, gazetelerde TV’lerde de boy gösterdiğinde şöyle bir bakar geçerim, bu kadar.

Bir gün çay ocağına geldim, yakın arkadaşım, cep telefonunu çıkarttı, ağbi, dedi, gayet rahatsın keyfin yerinde, haberi sana gelmedi galiba, dedi.

Panikle, yine ne var, ne gelmedi?

Vedat’ın sende telefonu yok galiba.

‘Yok’ dedim.

‘Ağbi, dedi, kaldır kafanı, gazeteler bile yazdı, Vedat, penisinin fotoğrafını çekmiş talebesine gönderirken telefonda kayıtlı herkese göndermiş, Ankara valiliğinden akrabalarına kadar herkese gitmiş fotoğraf’.

Başımdan aşağı kaynar sular döküldü, rezilliğin böylesi, olacak şey değil.

Ulan, bu Pele’nin de başına gelenler.

Yahu dedim, şimdi Pele duymuş tımarhanelik deli olmuştur.

‘Ağbi, dedi, bilmeyen mi var, hepsi kariyerini Pele’ye borçlu’.

Ulan, Pele’nin başına gelenler!

Gerçekten, Pele, sahaflardan on-onbeş kitap toplar, iki hafta eve kapanır, ve dört-beş uzun makaleyle çıkar gelir. Ve ama mutlaka arkadaşlarına da küçük görevler vererek isimlerini yazdırır hakemli dergilerde yayınlatır makalelerine hepsini ortak eder.

Yani Pele’ye harbiden acıyorum.

Bunca pisliğin arasında yine de delirmekten kendini iyi kurtarmış.

Ve hala tertemiz idealist milliyetçi müslüman ve hala kendi halinde kitaplarının arasında.

Ulan, bu kadar sapığın şeytanın arasında İsa olsa yaşayamaz!

Neyse?

Bir gün ortak mekanlarımızdan Sakarya İşkembe çorbacısı Rumelili’de çorbamı içiyorum.

Baktım, kapıdan Pele, girdi.

Mevzuyu açıp üzmenin alemi yok, zaten dünya biliyor.

‘Naber Nihat, dedi’…

Karşılıklı oturduk, çorbamızı içtik, ikimiz de hastası olduğumuz üstü tarçınlı irmik helvası söyledik, sağdan soldan konuşuyoruz.

Ulan Pele’ye kimlerle iş tutmuşsun diye patlayacağım hatta pataklayacağım ama Pele’nin öyle dingin bir hali var ki…

Sakinliğine hayran kaldım, ulan kerhanenin içinde bir insan bu kadar ‘lirik’ nasıl kalabilir, o halde, bu Pele bir dahi, hayat dahisi, ulan bu kadar ağır laflar bize gelse utancımızdan kemiklerimiz derimizin içinde korkudan çürür.

Pele, hani, özür diler gibi..

‘Elimi ayağımı çektim, dedi Nihat’

‘Sadece bir yayınevinin kitap işleri var, aynı konu üstünde bir düzine kitap. Yarıya kadar geldim, yayınevi sahibi de tanırsın, akademiye birlikte girmiştik. Sedat! Doktoradan sonra bıraktı, çok çok eskiden beri kral adamdır. Konulara da çok hakim.

‘Parası?’

‘Yahu geç şu para işini, hazır elimiz değmişken şu şu şu kitaplar çıksın, parası batsın, Allah’ını seversen herşey para mı, zaten Sedat’ın da beş para kazandığı yok…’

‘Bu Sedat var ya, vallahi memlekette o kadar idealist tertemiz milliyetçi müslüman bir adam görmedim. Zaten yaşını başını almış ölümünü bekleyen çok muhterem bir adam. Çoluk çocuğu da büyümüş iş güç sahibi olmuş’

‘Birlikte son bir hamle hayatımızın şu son dönemecinde ciddi saygıdeğer bir kültür serisi çıkartalım, üstelik kaynak kitaplar’ dedik.

Ben yine de acaba ders oldu mu Pele’ye diye geçmiş arkadaş skandalları ve kazıklarını hatırlatmak istedim, şu ne yapıyor bu ne yapıyor diye lafa girdim,

‘.iktir et Nihat, adam değillermiş, biraz düşünsem kendi işimi yapamam’ deyip kestirip attı.

Pele’yi çorbacıdan sonra bir beş yıl hiç görmedim.

Ama piyasada adı yayıncı Sedatla birlikte çalışıyor diye geçiyor, artık mekanı o yayınevi diye biliniyor, kitapları da yayınlamaya başladılar, fena değiller.

Bundan üç yıl kadar önce.

Bir telefon geldi, ağbi, sana bir twit linki atacağım, ortalık kaynıyor!

‘Hayırdır?’

Şu bizim Pele Cemil’in çalıştığı yayınevi sahibi Sedat var ya…

‘Eeee?’

Ağbi gazeteler yazıyor, biri 17, diğeri 19, diğeri 21 yaşında üç kızı defalarca ve dediklerine göre daha bir çok genç kıza tecavüz etmiş..

-Kızlar konuşmuş herşeyi ayrıntılarıyla anlatıyorlar, öyle pis iğrenç porno küfürlü laflar ki bakılacak okunacak gibi değil…

-Bizim Pele’nin patronu Sedat…?

-Evet, ağbi..

-Şu anda üç beş kültür kurumu bizimle alakası yok, bu sapık’ı hiç tanımayız diye, basın bildirisi dahi yayınladılar.

….

Kalakaldım.

Taş’a döndüm.

Pele’yi düşündüm.

1988 yılından bugüne girdiğimiz çıktığımız yerler, arkadaşlar, kitaplar, kavgalar…

Bu isimlerin hepsiyle benim de ayaküstü olsun çay ocağından olsun falan seminer panelden tanışma olsun benim de arkadaşlığım oldu, hatta, Pele’yle onlarla yanyana fotoğraflarımız dahi var!

-En son ne zaman görüştün ağbi?

-Şu Fetö operasyonları başlayınca 2007’lerde alayının yüzüne karşı küfrü basıp arkadaşlığı kesip çıktım, o gün bugün bir selamım olmadı.

-Ama, Pele’yi hep sevdim o başka bir çocuk hep merak ederim, arada bir konuşuruz, Pele başka..

-Ağbi, Pele’yi bir görsen konuşsan sahip çıksan… Ağbi Pele bu işi götüremez.

-Ne konuşayım Pele’yle…

-Ne bileyim ağbi, bu sapıklardan bize ne deyiver, sen güzel çocuksun sen başka çocuksun, oturup kalktın diye kimse sana laf etmez, birşeyler de, işte ağbi.

-Dur bir kendime geleyim.

…..

Karanlıklar içindeyim.

Kıyamet bu olmalı.

İnsanın bir daha şu dağlara bakıp bakıp kederlenmeye yüzü kalmıyor!

Türkülerden yolda gördüğüm çoluk çocuktan utanıyor oldum.

Bu satırları yazarken arkamda sıra sıra olmuş onbinlerce kitaba bakıp bakıp..

Ulan ne sapıkmışız, diyorum.

Cesaretin düşüyor iraden çekiliyor.

Beyninden resmi geçit hatıraların girdabı seni rap rap uçuruma sürüklüyor!

Duyan telefon ediyor: -Alayı da islamcı milliyetçi ağbi..

Ne diyeyim oğlum, alayının….

Orman yangını gibi kitle yangını…

Bir film düşünün filmdeki karakter ve figüranların alayı puşt alayı katil alayı sapık çıkıyor ve filmin sonunda Allah hepsini ibreti alem yakıp helak ediyor!

Bu satırları yazmamım sebebi.

Dünkü gün…

Pele’yle Konur Sokak’ta aniden karşılaştık…

Önümde durdu.

Selam vermeden lafa girdi.

-Çok yorgunum Nihat, Allahını seversen tek laf etme!

Şöyle bir baktım, usulca ve derinden Pele’nin yüzüne.

Gece çökmüş gibi.

Zihni bir daha hiç açılmayacak gibi.

Kırk uzun yıl kafamızı .iktiler, muhafazakarlık, Milliyetçilik, İslamcılık, idealizm, hepsi dümeni kırılmış, dağılmış gibi okyanusun dibine boylamış çürük tahta parçaları.

Gemi batmış.

Bir daha baktım Pele’ye…

Ardan hayadan insan içine çıkacak dönüş yolu da kapalı!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

7 Yorum

  1. güzel ağabey! kemalist ağabey! kuvvacı ağabey! nereye gidecez? ne yapacaz? kadim çınarlarımız! dağ gibi analar! babalar! balalar! nereye giderler? haber veresin ey ulu hoca! öğretesin cilve-i rabbani ne eder bu asil millete?

  2. Ateş denizinde mumdan gemiler.

  3. 14 Temmuz 2021, 06:31

    Kalemine sağlık

  4. Nihat abi, ben sana bişey diyeyim. Bu millet böyle iktidari böyle kokuşmuşluğu hakediyor. Vallada ediyor, billada ediyor. Bir üniversiteli genç olarak etrafıma bakıyorumda herkes kendi alaveresinde, dalaveresinde. RTE aslında hepimizin millet olarak aynası. Biz millet olarak bunu hak ediyoruz abi. Bizde doğal olarak kendimizi kurtarmaya çalışıyoruz değerli abicim. Ellerinden öperim canım abicim.

  5. Bu gibi çevrelerde çok arkadaşın dostun oldu Nihat Genç, ülkücüler, devrimciler, huruçcu islamcı milli görüşçü aydınlıkçı millici akıncı şucu bucu… herkesle fikir alıp verdin, bunların hepsi yalpalayıp savrulurken kendin gerçekten çizginden sapmadın, yoksulluk ve yapayalnızlık dahil çok çileyi bir başına çektin, Allahından başka kimsen kalmadı sen yine yamulmadın, onun için sen Nihat Genç’sin. İyi ki bu yaşadığın hayat sana yaşatılmış, sen kendin olmuşsun. Seni korkuyla karışık seviyorum, Allah rızası için seviyorum, bir gün ben yamulursam bir daha yüzüme bakmayacağını bilerek seviyorum. Evliyasına kadar yamultup atan kahpe dünyada bir sen ve yakın dostların, bir sizler kaldınız bir avuç serdengeçti, eyvallahsız korkusuz, ipe zincire asla vurulmayacak yiğitler. YİĞİTLER YİĞİTLER BİZİM YİĞİTLER, KARTAL PENÇELİDİR KARA BIYIKLI diye bir Mahzunî türküsünün sesleri kucağımda, Nihat Genç ve dostlarına bin selam!

  6. 13 Temmuz 2021, 14:48

    Valla abi Pele’yi (her kimse) çok kötü kandırmışlar ama delikanlı çocukmuş. Ben yine anlamadım: Hepsi sapıkmış bu adamların ama hepsi akademisyen olmuş:)))) Demek ki Pele gibi güzel adamlar yine sınıfta kaldı başımıza geçemedi. Niye?

  7. Sevgili Nihat Genç bu güzel yazıyı okurken aklıma eski Türk filmleri geldi. Sizler gibi ben de aynı kuşağın insanlarıyız. Biz o filmler sayesinde bar, pavyon, kerhanede çalışan ama asla namusuna leke sürdürmeyen kadınların varlığına safça inanırdık. Çevresi bozuk Pele’yi okurken hâlâ onun masum olacağına ikimizin de inancı bu saf, duygusal eğitimden dolayı olmasın?

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!