Nihat Genç yazdı…
Yok mu bir hakim savcı, yok mu 26 milyar serveti sorgulayacak bir müslüman siyasetçi, yok mu kokain baronlarından hesap soracak?
Yok, çünkü, İslamcılık siyaseti müslümanlığı tarihten sildi, siliyor.
Köşede kıyıda çok nadir kalmış hala selamımız olan eski arkadaşlarla sil baştan ‘müslüman ahlakı’ konuşuyoruz, sessizleşen yüzlerce-binlerce müslüman yazarları konuşuyoruz!
Her biri paraya holdinge bir işe mahkum olup nasıl sus pus haline getirildiğini.
Ve artık hepimiz bir millet topyekün 1960’lı yıllarda icad edilip Ortadoğu’ya sürülen İslamcılığın tüm İslam tarihinin en büyük kıyım ve yok oluş ve çürümesine yol açtığı konusunda artık çoktandır hem fikiriz.
Müslümanlık dinimizdi, ahlakımızın kaynağı menbağı, kültürümüzdü.
Bu son elli yılda İslamcılık tüm tarihlerde görülmeyecek utançta eski ve yeni dünyaların bütün yanlışlarını günahlarını şeytanlarını vahşi hırs ve iştahını ve saldırgan yağmacılığını kendine çekip müslüman kültürümüzü ikrah nefret bataklık haline nasıl getirdiğine şahit olduk.
İçinde büyüdüğümüz, anne-babadan, sokak ve çevreden ve camiden ve kültürden öğrendiğimiz müslümanlığı hiç bilmesek, yani müslüman bir toplumu ve tarihi hiç tanımasak yaşamasak, üç kuruşluk cahil hocalar yazarlar siyasetçiler bizi de kazıklayacaklar bizi de yiyip bitirecekler.
Ve kardeşlerim, İslamcılığın tarikatlar cemaatler ajanlar hırs iştah holding canavarları ve siyaset eliyle vahşileşmesine sessiz ve uzak kalmak dinimize de bize de ülkemize de çok büyük yıkımlara sebep oluyor!
Derdimi çok basitçe anlatabilmek için, ahlakın kökeninden varlığından-varoluşundan bir kaç cümle kurmalıyım, mesela iki rekat namaz kılarken…
İki rekat namaz kılarken ellerin önde bağlı şöyle gözlerinin önüne halı gelir desenleri gelir etraftaki eşyalar gelir, camide isen yanıbaşında namaz kılanların oturuş kalkışları gelir, hatta çorapları hatta lakayt tavırları zihninize takılır. Yani iki rekat namaz içinde uhrevi bir ortamı zihniniz kurmakta çok zorlanır.
Aksine zihniniz sizi kışkırtır şöyle derin bir maneviyat içinde namazını işte kılamıyorsun’ der, ‘bak hala gözün başkalarında zihnini bir türlü toparlayamıyorsun’ der, ‘onu bunu beğenmezsin her tarafa laf sokuşturuyorsun’ der.
Oysa, der, ‘Allah’ın huzurundasın. Bir sus. Bir kendini ver. Bir toparlan. Namaz mı kılıyorsun günlük sıkıntıları dedikoduları mı ortalığa döküyorsun arenada gladyatörlerle kanlı bıçaklı kılıçlar mı çekiyorsun namazda dahi kimlerin gırtlağına sarılıyorsun belli değil’ der.
Buna benzer huzursuz takıntılı düzene girmeyen iç konuşmalar size şunu söyletir, içimizde bu sesler bana hakkıyla Allah huzurunda bir namaz kıldırmıyor, o evliyalar güzel insanlar gibi zihnimiz durulmuyor, biz de bir bozukluk mu var neden kalbimiz Allah’a tam teslim olmuyor. Neden hakettiği ihtiramla bir namaz kılamıyoruz!
Ve içimdeki adam sussun şöyle Allah’la tek başına kalayım diye yakınır kendinizi konumunuzu zihninizden geçenleri hiç beğenmez hatta aşağılarsınız.
Yani kıldığınız namazı hiç beğenmezsiniz.
Oysa bu sorgulamanın geçtiği kıbleniz doğru yerde zihniniz tam kıvamındadır.
Çünkü müslümanın huzuru huzursuzluğudur.
Sanıldığının aksine kılıp kılınabilecek huşu içinde makbul olabilecek en güzel namaz işte budur.
Kafanızın karışık zihniniz her yere bulaşıyor kendince konuşup size rahat huzur vermiyorsa arşı ala dediğimiz göklerdesiniz!
Çünkü, kendinizle muhasebe içindesiniz, vicdanınız sizi ve hayatı ve çevrenizi sorguluyor, kainata ailenize varlığınıza ince duygulu hassasiyet ve meraklar gönderiyorsunuz!
Allah’ın huzurunda tam da Allah’ın size hazırladığı bir ‘zaman’ aralığı içinde ilahi sonsuz düşünceler içinde kıvranmakta yanmakta haşlanmaktasınız!
İki rekatlık namaz ruhunuza vesile olmuş size dünyayı ve kendinizi muhasebe etme sigaya çekme sorgulama şansı imkanı vermiştir!
İki rekatlık namaz, üç dört dakikalık bir zaman dilimidir, günün meşgalesinden çekilip kendi başına kaldığınız, işte bu üç dört dakika, ahlakınızı varlığınızı insanlığınızı görevlerinizi hatalarınızı sigaya çekip şöyle tepeden kendinize sonsuzluk içinde bakma imkanı verir. Zihninizdekileri ve yapıp ettiklerinizi daha derinden ince ince değerlendirme şansı verir!
Zihniniz ne kadar meşgul doluysa en azından temiz bir adamsınız, çünkü önce kendinizi sonra başkalarını beğenmiyor sürgit bir eleştiri torna tesviye yontulma öğütülme değirmen içindesiniz.
Kendinizi iradenizi sorumluluklarınızı gücünüzü sınırlarınızı anlamaya sabır tevekkül ve metanete sığınıyorsunuz. İki rekatlık namazda nereden geldik nereye gidiyoruz dünya nedir biz ne yapıyoruz gibi uçuşan sorular yoğun duygular içindesiniz!
İslamcılık, işte, insanın kendiyle muhasebesini vicdanını elinden aldı.
Müslümanı, her şeye karşı susan siyasetin ideolojinin robotu haline getirdi.
İnternetten kes-yapıştır ayetle robot bir yazılım haline getirdi!
Hatta tarikatlar bu muhasebeyi müslümanın kendini ezmesi aşağılamasına dönüştürüp o şeyhlerin bu liderin köpekliğine mama haline getirdi.
Artık namaz bir gösteri. Ne zihniniz karışıyor ne dünyayı sorguluyor ne kendinize ve dünyaya ve varlığa altından kalkılmaz boyunuzu aşan sorular sormuyorsunuz.
İslamcılık müslümanlığın bu özünü bizi dünyalı yapan ahlakın içimizdeki menbağını kuruttu.
İçine dalıp düşünme murakebe nefsine ve dünya nimetlerine iştahla saldırmamak için hiçliği sana hatırlatır, ancak, İslamcılık bu hiçliği şeyhlerin boynunuzdaki tasması haline getirir.
Sormayan merak etmeyen kör gözlerle düpedüz o şeyhe bu lidere sadakatla itaat eden köpekler haline geliriz!
Pislikler, yolsuzluklar, üç kağıtçılık, sahtekarlık, kokain ticareti, bir siyasetçinin 26 milyar dolar serveti nedir, işte böyle böyle soran tek bir müslüman kalmaz!
Hakimler savcılar sırf kendi cemaatlerinden diye hırsızları baronları hiç sorgulamayışları, her yerde kayırma torpil kendiyle hesaplaşan bir müslüman bulamazsınız!
Herhalde şöyle düşünüyor olmalılar, liderimiz şeyhimiz bizim adımıza düşünüyordur ya da bu sıkıntıların günahların içinden onların ‘şefaatiyle’ çıkacağız inşallah!
Namazı tek başına kılarız, ama alışveriş, sosyal temas, bizi dünya hallerinin insanlığın içine sokar.
Müslümanlığın ikinci büyük ahlak kaynağı kendi iç dünyası değil sosyal temastır, ilişkidir, alışveriştir, başkalarıyla yaşadığı yaşanan canlı dünyadır!
Başka dünyalar ve başka insanlarla buluşurken iletişime geçerken ticaret yapar yardımlaşır bölüşür ya da didişirken.. Zihniniz ahlakı bir hassasiyet didikleme ince eleyip sık dokuma peşindedir.
Hassasiyet ve uyanık olmadan müslüman bir kültür olamaz, her alışverişte bir ince helal haram iyilik yardımlaşma kardeşlik sorgulaması mutlaka vardır.
Mesela, sabah bakkaldan beş tane yumurta alıyorsunuz.
Elinizde beş yumurta parası on lira, on lirayı bakkala veriyorsunuz ve beş tane yumurtayı alıp dükkandan çıkıyorsunuz!
Alışverişin mahiyeti şekli çerçevesi bu kadar mı, yani alışveriş teknik mekanik bir ilişki mi?
Size bunu mu söylüyorlar ye iç al çık, bu kadar mı?
Yoksa?
Bir müslüman bir alışveriş anında zihninden yahu bu yumurtaları yiyemeyenler var, diye geçirir, yahu bu bakkal temiz bir adam mı hırsız üç kağıtçı mı bu dükkandan alışveriş yapmam bana yakışır mı, diye sorar.
Yahu, satılan yumurta taze mi bayat mı içinde pudra şekeri var mı diye sorgulayıcı cümleler kurar ve yumurtaya ödediğim para helal mi, bu parayı kazanmak için kimsenin canını yaktım mı, yoksa üç kuruşluk petrol için müslüman kanı mı içiyorum!
Bu parayı kazanırken kimseye eziyet çektirdim yollarda miliyonlarca göçmeni perişan ettim mi?
Ne çok ahlak vicdan muhasebesi hesap-kitap geçer içinden ve yerken, yumurtayı var edene de hamdolsun deyip Allah’ına şükreder, insan gadri bölüşmeyi insanlığı böyle böyle öğrenir!
Yani para kazanmak para harcamak bir işe girmek yani alışveriş, bu sosyal temas, bakkala girdik yumurtaya parayı verdik, aldık çıktık gibi, kuru kuru şematik bir ilişki değildir.
Her alışveriş türünün size bize ülkemize kültürümüze yüklediği ağır ve hayati sorumluluklar vardır!
Kandırılıyor muyum sömürülüyor muyum kazıklanıyor muyum, kullanılıyor muyum, dinime ahlak’ıma mugayir bilmeden kötülük yapıyor muyum, gibi, sorgulamadan değil bir müslüman kimse yaşayamaz!
Deli de değiliz. Her alışverişte insanlığın ahlak sorularını sorup dünyayı kendimize takıntılı bir manyak haline getirmeyiz. Ancak ‘genel olarak’ alışverişin niteliğini sonuçlarını mutlaka sorgularız. Kimden yiyorsun kimle yiyorsun, helal mi, hak ettim mi, gibi bir çok soru genel anlamıyla içinizden gelip geçtikçe ahlakınız imanınız muhkemleşir, asil kamil temiz memleket için hayırlı evlatlardan olursunuz.
İslamcılık fikri, işte, müslümanın hem kendiyle ve hem sosyal hayatıyla girdiği bu vicdan ve muhasebe ve sorgulamayı yani ahlak’ın varolduğu içimizdeki pınarları kuruttu.
Bu soruların hiçbirini sordurtmuyor!
Vicdanınıza ve iç dünyanıza iş düşürtmüyor!
Kaynağını sormadıkça zenginleşmekten hiç utanmıyor!
İdeolojinin ve siyasetin emrettiği gibi alışveriş yapıyorsun, patronun kokain tüccarı, dıngılında değil, şeyhin Amerikan ajanı hiç .ikinde değil.
Menzil’den kardeşin devletten ihaleler alan holding sahibi mi hiç merak etmiyorsun, kimin hakkını gasp ediyor o sarıklı generallik makamında kimden emir alacak sormuyorsun?
Ben kimle ne adına yaşıyorum kimin elinden yiyorum kimlerle dostluk kuruyorum, hiç düşünmüyor muhakeme etmiyor kendinle ve hayatla ve ötelerle hiç hesaplaşmıyorsun!
Sormadıkça huzurlusun, sormadıkça holdingler makamlar rütbeler içinde baştacısın ve makama ve paralara gömüyorlar seni.
İşte İslamcılık vicdan dediğimiz Allah’a ve insanlığa açılan kapılarını köreltti.
Yok etti, sorgusuz sualsiz ideolojinin ve siyasetin ve şeyhlerin emrindeyiz.
Karaparacılar hayali ticaretçiler ihaleciler üç kağıtçılar kokain baronları herkesle neden aynı kare içinde alışveriş içindeyiz neden aynı fotoğraf içindeyiz neden bu din tüccarlarıyla aynı cemaat tarikat siyaset içindeyiz, diye size hiç soru sordurtmuyor!
Son elli yılda müslümanın hassas kalbi İslamcılık’ın vahşi kanlı baltasıyla merhamet bölüşüm kardeşlik’ten sökülüp müslümanın hassas kalbi vicdanı kasap camında asılan sakatat haline işte böyle getirildi.
Bu körelmiş kalpler binlerce yılın dinini kültürünü yedi bitirdi.
Son altmış yılda müslümanın iç sesi siyasetçileriyle susturuldu.
Sabahını gecesini ruhunu namazını beynini aracılarla araya girip teslim aldı!
Kardeşlerim, kara günler yaşıyoruz, tarihlerde bu denli kör acımasız duygusuz öldürücü suskun elleri kolları bağlı sesi soluğu çıkmayan onun bunun güttüğü insan türüyle bu topraklarda ilk defa bu yoğunlukta karşı karşıyayız.
Her çağda din ahlak çürüse de iç kavgalar çıksa da kurumları yıkılsa da bir yerlerden yürekli bir ‘müslüman’ ses bir yerden çıkıp geliverirdi!
Öyle ki milli eğitimiz, askeriyemiz, hukukumuz, diyanetimiz, sırf çoğalmak sırf daha çok zengin olmak sırf daha çok ihale almak sırf siyasi yandaşları daha çok kokain ticareti yapsın diye işte bu vicdansız robotların eline maalesef İslam diye diye bir millet bütün kurumlarıyla kilitlendi mahküm oldu.
Daha da vahimi bu vahşi robotlardan kurtulabilmek için ne anayasa ne hukuk ne akademi ne medya zırnık işe yaramıyor!
Öyle bir rezillik bir kızıl kıyamet içindeyiz ki artık bu insanlara müslümanlığı hatırlatacak örnek model hayatlar da kalmıyor!
Hepsi birbirinin kopyası, hepsi aynı soyguncu holdinglerden maaş alıyor, itibarları güvenilirlikleri sıfır ve hala hiç bir şey olmamış gibi yüzleri kızarmaz utanmaz o makamları işgal ediyorlar!
Velhasıl, Allah büyüktür, Allah bildiği gibi yaptı sonunda hepsini taşa döndürdü!
Yani müslümanın müslümanı kırdığı Suriye savaşına sessiz kal.
Fetö işgaline sessiz kal.
Hakimlerin ve askeriyenin liyakatsız ellere sınavsız geçmesine sessiz kal.
Siyasetçilerin hırsızlıklarına tarikatların ihalelerine mal varlıkları ve tecavüzlerine sessiz kal!
Ve sırtlanca sana bu bereketli toprakları kurtarıp emanet edenlere nankörlük edip Cumhuriyet’in en temel yasalarını anayasayı meclisi hukuku yok say!
Ve bugünler itibariyle en büyük sosyal değerlerimiz dinimiz müslümanlığımız susa susa tarihlerde olmadığı şekilde hepsi tek tek bataklıkta mahsur kaldılar. Kendilerini kurtaracak bir açıklamaları yok. Bir yol yok. Nefes alamıyorlar! Geri dönemiyorlar! Bahane bulamıyorlar. Mağduriyet icad edemiyorlar! Çürümüşlük terminal safhada hukuk ve vicdan adına konuşacak mecalleri hiç kalmadı!
Artık dünyaya rezil rüsvay olmuşlar kokuşmuşlar ve geniş kitlelerin mazlumların altta kalanların işsizlerin her geçen gün nefretine ikrahına tiksintisine sebep oluyorlar!
Bu talan ve yağmaya bu ahlaksızlık bataklığına girmeyen düşmeyen tek siyasetçi kalmadı!
Tayyibi Babacanı Davutoğlusu, kim varsa, hepsi aynı canavar İslamcılık’ın çocukları!
Kendilerini toprağımızı tarihimizi bereketimizi kardeşliğimizi hukukumuzu var eden değerlerin tümünü utanmazlık ve rezillik için yiyip bitirirken karşı koyan dur diyen tek bir müslüman feryadı basmıyor, isyan etmiyor! Allah işte böyle dostsuz çaresiz eli kolu bağlı bırakır!
Kimsecikler de ortaya fırlayıp.
Kurban olduğum Allahım, ne günlere kaldık diye, utanma mahcubiyet dile getirmiyor!
Yok mu bir müslüman diye avaz avaz bağırmıyor!
Kardeşlerim, kendiyle ve insanlıkla ve yukarlarla varlık-yokluk hesaplaşması yapan o müslüman medeniyet ve kültür ve müslümanlar nerede?
Parçalayıp yok ettikleri bizim dinimiz bizim müslümanlığımız!
Çürüme salgına dönüştü iğneden ipliğe her yerde, peki, kim, silkinip kendine gelecek.
Müslüman ahlakı..
Müslüman vicdanı.
Müslüman merhameti nerede?
İçinizde müslümanın kardeşliği ve bölüşümünü hepimize hatırlatacak tek bir müslüman yazar-çizer-sanatçı-siyasetçi kaldı mı?
Oysa tarihlerde görülmemiş bu rezillikler içinde kaynayan huzursuzlaşan kafayı yiyen deliren kitleler var: Bu sahtekar islamcı babaların çocukları!
Kendilerini ailelerini cemaatlerini ve dinlerini çoktan ve çok derinden sorgulamaya başladılar bile.
Ama onlara örnek olacak saygı duyup çekinecekleri ‘kırk yaş üstünde’ büyük, önder, ağbi bulmakta çok zorlanıyorlar, satış çok büyüktü iyi insanlar holdinglerce soykırıma uğradı.
Oysa müslüman Allah’tan başka kimseden korkmamaktır!
Oysa müslüman sadece Allah’a hesap verendir!
Ve bugün çok yalnızlar ve sahipsizler, tarihlerin coğrafyaların yerlerini değiştirmiş bu müslüman kültürün çocukları bugün müslüman kültürümüzden uzaklaşıyorlar!
İslamcılık kendilerini kültürlerini dinlerini onlara kaybettirdi, kendilerini ailelerini hırs ve iştahla alçak kalleş sırtlan gibi yiyiciler haline getirdi!
Genç arkadaş, kıble ararken kendine asla bu sahtekarlara bakmayın!
Bizi kendimizle ve dünyayla hesaplaştıran içimizdeki konuşma nedir, bize o konuşmayı yaptıran kimdir?
Bize içimizde eyvallahsız o konuşmayı yaptırandır kıblemiz!
İçimizdeki sesi kaybedersek müslümanlığımız kimliğimiz varlığımız olamaz!
İslamcılık Allah’ı ve vicdanınızı elinizden alıp kokain baronlarına, 26 milyarlık siyasilere, holdingci tarikatlara ve herkese düşmanlık ve nefret besleyen şizofren sapık ideolojilerin emrine sizi köleler gibi verdi!
Yeniden inşası onlarca yıl alacak hukuku meclisi anayasası hukukuyla cumhuriyetimiz var.
Daha ötesi çok ağır manevi yüklerimiz var…. Suskunlaştırılmış ajanlaştırılmış robotlaştırılmış köpekleştirilmiş bu insanlarımıza yepyeni bir müslüman ‘ruh’u kimler nasıl verebilecek!
İslamcılık, işgal edilip parçalattırılan Cumhuriyet’imizle ‘müslümanlığımız’a aynı ağırlıkta onulmaz tedavisi yüzlerce yıl alacak yaralar açtırdı!
Biri olmadan diğerini, diğeri olmadan birini tek başına inşa mümkün değildir.
Çünkü ruhsuz kalpsiz vicdansız merhametsiz heyecansız, sorgulaması ve eleştirisi olmayan insanlarla hiç bir yola çıkılmaz. Hiç bir yaraya merhem olamazsınız, göklerde vaveylası olmayanlar için şehirdeki köprüler yönetmelikler sadece taştır kupkuru içi boş ve anlamsızdır! Yani ruh olmadan bu kurumlar bölüşmeye ve kardeşleşmeye ve berekete yaramaz, yine çakalların mekanı arenası oluverir.
Kardeşlerinm, dini diyaneti ahlakı hukuku yerli yerine koyabilecek temiz kalmış bozulmamış ruhunu kaybetmemiş müslümanları aramak bulmak zorundayız!
Bataklığa ve rezalete dönüşen İslamcılık’ı kendine dert edinen yüzü kızaran utanan atasına tarihine kendini mahcup hisseden müslüman gençer yetiştirmek zorundayız!
Ve tarihlerin muhteşem birikimi bu kültürün kokain baronlarının elinde ziyan ve çerçöp edilmesi ağrına giden derin hassasiyet taşıyan vicdanlar için yazıp çizmek buluşmak ve onları bulup birlikte harekete geçmek zorundayız!
Hepimizi hukukla bağımsızlıkla onurla yasayla birarada tutan cumhuriyet şemsiyesinin aradan çekildiği zaman başımıza açılan belaların dağılmanın çürümenin ne kadar ağır alt edilmez olduğunu görüp anlayacak ağlayacak dertlenecek bir müslüman genç arıyoruz!
Ey memleket, binlerce yılın ilahileri bayramları savaşı ticareti kültürü kardeşliğiyle oluşturulan muhteşem bir dini muhteşem bir emaneti elimizden alıyorlar, yok mu içinizde dur diyecek, bir hakim bir savcı bir yazar!
Ey ahali, yok mu bir müslüman!
( yorumumu yayımlamayacaksınız biliyorum. ama yine de yazıyorum işte..}
yok kardeş yok, yolsuzluğun, çalıp çırpmanın, açgözlülüğün, haramiliğin dinle diyanetle allahla bir ilgisi yok. bunun karakterle ilgisi var. son yirmi yılın öncesindeki zamanlarda bunlar mı iktidardaydı? son yirmi yıl öncesindeki yolsuzlukları, uğursuzlukları çalıp çırpmaları, torpilleri kayırmaları neye bağlayacağız ? şimdiki kimi gazetecilerin ahlaksızlığını haklı olarak faş ediyoruz, tamam… peki , uğur dündarlar, yılmaz özdiller, etuğrul özkökler vb. mal varlıklarınını gazetecilikle mi kazandılar?28 şubat döneminde bankaların içini islamcı dediklerin mi boşalttı ?
Kadim Türk kutlamasıdır; Kızıl Güzeş bayramı. Bugün kiraz bayramı olarak biliriz.
Türk dünyası için kutlu olsun!
Tengri Anadolu Türk’ üne dirlik ve birlik versin.
” Yok, çünkü, İslamcılık siyaseti müslümanlığı tarihten sildi, siliyor. ”
Y. N. Öztürk `ü öldüren dert , Mustafa Öztürk`ü kacirtan anlayis simdi iktidar.
Onlari secenlerde ayni kafa ! Yani APTALLIK , Hainlik !
Korona ile birlikte APTALLIK tavan yapti, kabak gibi gün yüzüne cikti.
iyi ki varsin korona! Neler gösterdin bize neler !!!!!
Sinoplu Diyojen (tarihte böyle anlatılır) gibi eline feneri alıp sokaklarda gerçek bir Müslüman arıyorsan işin zor demektir. Onlar çoktan buraları terk ettiler. Atları beyaz mı başka renk mi bilemiyorum ama gittiklerini biliyorum. Kalemine sağlık Nihat Genç.
Yunus Suresi 100. ayet “Aklını kullanmayanlara Tanrı azap eder” şeklinde biter. Günümüze ve ülkemize uyarladığımızda ne kadar haklı bir cümle, yaşayarak görüyoruz….
Harika bir yazı olmuş üstadım. Yüreğine ve kalemine sağlık… Her zaman söylerim; karanlık tünelin sonundaki ışığı bize göstermek için çok çabalıyorsun. Dilin döndükçe, kalemin yazdıkça -tabiri caizse- avazın çıktığı kadar bağırıyorsun. Tanrı sana zeval vermesin!
Var. fetullahçılar,nurcular,ışıkçılar,menzilciler,süleymancılar,ismailağacılar,şeyh nazım kıbrısiciler,okuyucular,yazıcılar,bediuzzamancılar,sözler köşkçüler,nakşibendiler,kadiriler,helvetiler,mevleviler,iskenderpaşacılar,ilim yaymacılar,yeni asyacılar,maşukiler ve daha niceleri. İlk bakışta aklıma gelenler. Bunlar var elimizde Nihat Hocam.
Teşekkürer, Nihat hocam…
Dagdaki eskiyalar, kanunsuzlar sehirlere indi,. müslümanlar nesli tükenen varliklar olduuuuuuu
Eski devirde o zamanın kolluk kuvveti adamı kasabanın meydanında alenen adamın birini evire çevire dövüyormuş. Adam çaresiz kalıp başlamış bağırmaya. “Ey ümmet-i Muhammed” demiş, ” yok mu beni kurtaracak?”
O sırada meydana bakan evinin kapısının girişinde olayı batan sona seyretmekte olan bektaşi babası sadece kendi duyacağı bir sesle söylenmiş. “Var, var ama gelemez.!”
Nihat abi, bu adamlar yüzünden yıllardır cumaya bile gidemiyorum. Korkunç bir yalnızlık içindeyim. Benim gibi çok kişi vardır eminim. Muhafazakar bir çevrenin içinde büyüdüğüm için bunların parti cemaat tarikat vs. örgütlenmelerini de kimin ne bok olduğunu da yakinen biliyorum. Bir yerde fikirlerimizi söyleyecek olsak o saat kafir deyip ipe çekecekler. Toplumun seküler kısmıyla da anlaşamıyoruz, onlar da herkesi aynı sepete koyup benim gibileri dışlıyorlar. Bu sosyal bir yaradır, evet soyguna talana bulaşmadığım için şahsen vicdanım rahat ama insan kendini ifade etmek istiyor. Bu yazı bir nevi duygulara tercüman oldu.
Sayın Genç;
Burada fotoğrafta gösterdikleriniz de, yaptıklarından şikayet ettikleriniz de, bunlara karşı laik hukuku uygulamasını istedikleriniz de, hepsi müslüman!
Soruyu yanlış soruyorsunuz.
Soruyu böyle sordukça, muhalefet ettiğiniz ahlaksız, adaletsiz iş ve eylemlere bu çerçeveden bakarak, kendinize “islam” ile çerçeve çizerek sordukça bir adım ilerisi yoktur!
“Yok mu bir müslüman” diye değil, soruyu başka türlü sormalısınız…
oku ile başlar din.emrolunduğun gibi dosdoğru ol der.herkes eğriyse bizde mi eğri olacağız.ben varım doğruluktan haktan adaletten yana olmaya varım.dosdoğru olmaya varım.olmayanları sayma. olanlar, olmak isteyenler buyursun.vallahi beşerin vereceği mükafat ilahi mükaftın yanında hiç tir,yine beşerin vereceği ceza ilahi cezanın yanında hiçkalır.bırakalım eğrileri,eğrilenleri. dosdoğru olmaya varmıyız.eni sonu bedeller ödemeye varmıyız.korkup,tırsıp başkalarının kabahatlerine mi sığınacağız?hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal
TARİKAT-SİYASET-TİCARET Üçgeninde İSKENDERPAŞA cemaati en öndedir… İstanbulda tem otoyolu kavşaında devletten 220 dönüm arsayı, unkapanındaki eski merkez bankasını, Ankara Atatürk Orman Çiftliğini ve Istanbul da nice değerliarsayı devketten 3 30 kuruşa 40 seneliğne beleşe kiralıp üstünede teşvik ve ucuz kredi alan yamyamlar.. bağcılarda hastanelerine 40 katlı gökdelen dikip, bizler iyi müslümanız diyen ve 85 milyonun KUL HAKKINA tecavüz edenler..FETÖdan boşan hakim ve savcılara kendi adamlarını koyanlar…Yakın zamanakadar kendi web sitesinde ayetleri manipule ederek ”sizin bilmediğini biliyorum, bana vahiy geliyor diye şeytanın fısıltılarını bie şey zannedenler ve en önemlisi bu zavallılar Başakşehie ve Avustralya d yaptığı Camiilerin içinde bir tane bile Hat ve veya ALLAh yazısı olmaması , camileriN hiristiyan ve yahudi tapınaklarına benzemesi ve BAŞAKŞEHİR deki Caminnin kubbesine gidip bakın; alene HAÇ işareti olması…. Uyanın ey müslimanlar Dininiz ve Vatanınız elden gidiyor haberiniz Yok.
Müslüman olmak için akıl ,vicdan ve dürüstlük gerekir.
Akıl; gününü kurtarma,Güce kavuşma peşinde koşarken,
Vicdan;Benden olmayanlara her şey müstehaktır avuntusunda,
Dürüstlük;Kazanmak için her şey yapılabilir anlayışında
olduğu sürece kusura bakma ama bahsettiğin
“Müslümanı” daha çok ararız.
Böyle bir Müslümanı ve toplumu bulmak imkansız değil
sadece zaman alır.
Super yazı teşekkürler ..malesef müslümanlık öleli çok oldu.
Ben bir şeye inanıyorum, Çanakkale Savaşı’ndan önce bu ülke İslam şeyhülislâmı baskısı ile Sevr batağına düştü ve ingiltere kukla İslamcı devleti kurmak uğruna memleketi Sevr ile batırdılar, tüm dünya ülkeleri dünya Savaşı’ndan sonra sömürge oldu, bir tek Türkiye hariç. Atatürk dirilişi bu ülkeyi kurtardı. Aslında Çanakkalede Atatürk savaşmadı , Allah savaştı. Bu ülkenin kurtuluşu Allah iradesi idi ve bir mucize idi, çünkü dünyada bir tek Türkiye sömürge olmadı. Dar günde Allah türk halkın arkasında, devlet kukla olabilir , hain olabilir, ajan casus olabilir, megallo idea’nın plan yürütücüsü olabilir, ama eğer halk Allah’ın yolunu bırakmasa ve Allah için adaleti sağlamak için çelik gibi mücadeleye çıksa , atatürk gibi Allah’ın gücünü ve yardımını arkasına alacak. Biz Türkler, yani türk dünyası tarihi bir döneme giriyoruz, eğer Allah’ı unutsak ve ahlâkı bıraksak sonumuz olur ama eğer çelik gibi devam etsek ve dinimizi kirlerden ve kirletenlerden arındırsak değil Türkiye , tüm türk dünyası yükselip güçlenecek. Osmanlı sefevi Tatar hükümetlerin döneminde tüm Arap dünyası , şimdiki Rusya ve İran türk kavimlerin hükmünde idi, bir şey Türkleri yenilgiye uğrattı, mezhep savaşlar, alevi Şii Sünni savaşları yüzünden Türkler birbirine girdi , neden? Çünkü hepsi munherif münafık imam hatip ve mollaların sözüne kulak verdi. Biz bu dönemi yaşamalıydık, çünkü din sahtekarları tanımak için başka bir yol yoktur, sahtekarlar döneminden vatan sağ çıksa eğer Allah evliyaların sayesinde turan birliğini kurarız. Ve biliriz ki Alevi Sünni Şii yanlıştır doğru olan sadece İslam kuran ve ariflerdir. Yakında İran’da reisi cumhurbaşkan olduktan sonra gonabad dervişlerine veya ariflere saldıracaklar, bu savaş şeytanın evliyalara saldırı olacak ve İran karanlık döneme girecek. İmam molla yolu kötüdür, doğru olan Arif evliyalar yoludur, zamanında Allah bunları devreye sokacak. Atatürk o evliyalar ile ilişkisi varmış. Çok öngörüleride onlar sayesinde oldu
Nihat abi yine çok güzel bir yazı. Ellerine saglık. Din artık bir örtü oldu abi. Bizler cocuklugu tarikat odalarında hizmette gecmisler onları iyi tanıtız. Tarikatta yatılı kaldım altı yıl. O tarikat seyhlerin kolesi olduk yillarca. Dayak, tecavüz ve aşağılama… anlatsam roman olur abi. Ellerinden öperim.
Ozamanla bugünü kıyaslarsam, bugün 100 katı daha kötü herşey.
Cem GÜRDENİZ cumhurbaşkanlığına aday olmalı. KAZANIR Ben,babam,annem,ablam oy veririz ama akrabalarımıza dedeme dahi anlatamıyorum onlarda kör bir CHP yandaşlığı var ATATÜRK ün partisi diye düşünüyorlar ama öyle değil CHP yenilendi .
islamcılık ta islamın içinden çıktı dünya islam dahil tüm dinlerden arındırılmalı
Önceki yorumuma ekledigim
Murat Yüksel hocama ait makalede Allah’ı tanımak ve ondan korkmak gerektiği nasihat ediliyor. Bu örnek nasihat harama hırsızlığa yanlış yola tevessül edenleri de usulünce uyarıyor… “İslamcılik” gibi soyut bir kavram üzerinden İslami ve müslümanları topyekûn cahil cuhela görüp kotulemiyor…
islam kelime anlami ile baris demektir, islamiyet barisa tutunanlarin dinidir (borcudur). Aslinda kutsal ritueller olarak algiladigimiz din diye birsey de yok, peygamberler ise din getirmemis, aksine insanlarin uydurdugu dinleri kaldirmak icin gelmistir. Kisinin yaradani ile arasindaki bag sadece kendisini baglar, ve tipki irk gibi insanin karakterine referans olarak kullanilmamalidir. Zaten karakterli insanlar bunu yapmazlar, tarih boyunca bunu yapanlar hep karaktersiz, asagilik, rezil, ve ezik insanlar olmustur. Gunumuzde de oyledir. Genellike bu tarz kisiler doymazlar, doymama sebebleri de beyinlerindeki dopamin merkezlerinin tahrip olmasidir. O yuzden kendilerini mutlu hissedebilmek adina hep daha cok isterler, bu ugurda da herseyi yaparlar. Tipki bir uyusturucu bagimlisi gibi. Yani demem o ki, kisinin sarhos (suursuz) olmasi icin illaki alkol almasina gerek yok. Insan kahve icerek de, hirsizlik yaparak da sarhos, ayyas olabilir.
Dinler,halka bir ahlak eğitimi vermek hususundaki en akla uygun tarafıyla ,bugün bu görevlerini ifa etmek kabiliyet ve kuvvetini kaybetmişlerdir.Islam imanı ise,Tanrı’dan korkmayı Tanrıyı sevmekten daha üstün bir disiplin vasıtası saymıştır. Korkunun her türlüsü bizi var olanı gòrmemizi olayları anlamamızı dolayısıyla hakikattan uzaklaştırır Yaratıcı insanoğlunun kafatasının içerisine, beyin diye bir nesne koymuştur. Niçin koymuş; kullarım okusun, sorsun, sorgulasın ve de aldanmasınlar diye! Bir çocuk beyninin
Üstad,teşekkürler
Müthiş bir yazı.. Ülkemizde ve Orta doğuda nato ile başlayan İslamcılık anlayışı ile içine düştüğümüz bataklığın, çürümüşlüğün, vicdansızlığın.. en gerçekci yalın sözlerle dile getirmenin feryadı.. Tarihi bir yazı… Özgün ve apaçık gerçekleri bu kadar çarpıcı bir biçimde haykıran bir yazı.. vicdan sahibi bir yetkili iç sesine kulak veren bir müslüman yok mu, sorusu hepimize yöneltilen bir soru..haksızlığın, hukuksuzluğun, yağmacılığın üstü islamcılıkla nasıl örtüldüğü, vicdanların köreltildiği..inaçların temeli olan adalet ve temiz ahlakı, hoşgörüyü yedi bitirdi siyasal islamcılar.. Çürümüşlüğe ortak olduklarını ne zaman anlayacak kendini müslüman sanan, vicdanı ve aklı terketmiş ama alnı secdeye (!) değdiği için kendini müslüman(!) zanneden gönül ve vicdan yoksulları.. robotlaşmış bir sürü..
Günümüzün çürümüşlüğünü açık seçik ortaya koyan bu yazı ileride gelecek kuşaklarda bu günlerdeki kokuşmuşluğu anlamak için başvuracakları bır belge niteliğinde..başka söze gerek yok..ellerine sağlık Nihat kardeş..
arkadasim, bahsettigin korku sonradan emeviler tarafindan kendi uydurduklari dine eklendi. Eger Kuran’in kendisine acik bir kalp ile bakabilirsen goreceksin ki, Allah korkusu belirli anlamlarda kullanilmistir. Bazen muminlere, baskasindan korkmayin Allah’tan korkun anlaminda soylenir, bazen de kotu bir ise yeltenmeden once soyle der, “eger siz Allah’tan korkarsaniz, O da sizi iyiye ve guzele kilavuzlar, dogru ve yanlisi ayirt edebilme gucu verir”. Buradaki korku ocu gormus gibi korkmak, sorgulamamak anlaminda degil. Hesap gununun geleceginin bilinmesi anlaminda. Kuran sorgulamayi, sormayi emreder. Koru korune iman (guvenmek) zaten olmaz. Oylesi putperestlik gibi batil bir inanis olur. Haddimi asmaktan Allah’a siginirim, sadece izah etmek icin soyluyorum, bir nevi Allah’in kendi varligini putlastirmis oluruz, ki zaten Emevilerin ve devami olan simdikilerin arzusu zaten budur. Amaclari ise kendilerini de putlastirmak ve hukum surmektir. Artik neyin hukmuyse, fani dunya sonucta. Beyin yok, ama farkinda degiller.