Rusya, Ermenistan’ı cezalandırır, ama yedirmez, ki, öyle oldu. 9 Kasım gecesi Azerbaycan’dan aldığımız haberleri müjde gibi yansıttık, ertesi gün sahadaki kazanımın masaya yansımayacağını konuşmaya başladık. Yani Azerbaycan bir otuz yıl daha mı bekleyecek? Evet, düşmez kalkmaz bir Allah. İran’ın kuzeyi güney Azerbaycan 10 yıl olur otuz yıl olur elli yıl olur elbet bir gün ayağa kalkacak, coğrafya o zaman yerine oturacak!
Irak ve Körfez bölgesinin petrolü olmasaydı Amerika İngiltere dünyanın en büyük petrol şirketlerinin sahibi devi olabilir miydi? Yüzyılın özeti, Amerika ve İngiltere’nin büyüklüğü yüz yıl öncesi Osmanlı topraklarını işgal edip bu zenginlikleri ele geçirmeleri.
Doğu Türkistan olmasaydı Çin bu denli bir dünya devi olabilir miydi, hayır, Çin devasa gücünü II. Dünya Savaşı sonu işgal ettiği Doğu Türkistan’ın zengin kaynaklarına borçlu, yani, Çin’in zenginliği de Türklerden çaldığı topraklar.
Bakın kapımızın önünde kırk uzun yıl çatışmalar işgaller karışıklıklar yaşayan Kerkük ve Musul’u IŞİD dahi ele geçirdi, arkasına Amerika’yı alan güçler bu toprakların altını üstüne getirdi ve bölge uzun süre, kontrolsüz devlet dışı kaldı. Buna rağmen üç adım mesafedeki Kerkük ve Musul’u seyretmekten öteye gidemedik.
Dünyanın en büyük petrol şirketlerinin kuruldukları ilk yer Bakü’dür, bugün bu petroller üzerinde milli-yabancı hisseler ne kadar ve kimlerin kontrolünde?
Başbakan Musaddık İran petrollerini millileştirince İngiliz kumpasıyla Musaddık’ı mollalarla devirdiler.
Şimdi Asya’ya Nahçıvan’dan toplu iğne ucu kadar bir Türk Kapısı açılıyor diye seviniyoruz o da Rus kontrolünde.
Türkler 300 milyon nüfusla Çin ve Hind’den sonra dünyanın en kalabalığı, ancak, Türkler enlem-boylam olarak dünyanın en şanslı ikliminde yaşıyorlar, Balkanlar’dan Türkiye-İran/ Hazar-Türkistan-Özbekistan-Doğu Türkistan..
Ne çok sıcak ne çok soğuk, dünyanın bütün kadim uygarlıklarının imparatorluklarının kurulduğu Çukurovası’ndan Fergana Vadisi’ne Çin’e kadar.
Bu büyük ve çok bereketli topraklarda Batı’nın teknoloji ve aydınlanma ve yükselişi ve istilalarına karşı büyük direniş ve milli hareketlerimiz oldu.
19. yüzyılda Orta Asya’da Rus yayılmacılığı karşısında Cedid hareketini buldu. Cedid ilerici-aydınlanmacı bir hareket. Türk Milleti’ne siyasetine edebiyatına öncülük etmiş yüzlerce aydın çıkardı. Bin yıldır uyuyan toplumu uyandırmaya çalıştılar.
Örümcek kafalı yobaz şeyhlere karşı büyük bir savaşa giriştiler. Oğlancı, çok karılı, toplumun dini duygularını sömüren bu şeyhlere karşı romanlar alaycı şiirler yazıp karşı durdular. Milli kültür ve benliği geliştirdiler.
Şeyhler-mollalar ise rahatları hatırına Rus çarlarıyla işbirliğine girdiler. Ruslar da kendilerine istihbarat desteği veren bu cemaat ve tarikatları isyancı Türkler’in elinden aldıkları toprakları vererek ödüllendirdi.
Ve Cedid hareketi 1930’lı yılların Sovyetler’inde küçük burjuva ilan edilerek bolşevizmin hayal kırıklıkları içinde zindan ve sürgün ve işkencelerle yok edildi.
Ortadoğu coğrafyası 1940’lı yıllardan itibaren bir aydınlanma hareketi Baas’a şahit oldu. Baas, milli sosyalist Arap hareketiydi, bin yıldır köle ve ezilmiş Arapları birleştirip milli kalkınmayla ayağa kaldıracaktı. İngilizlerin atadığı şeyhleri Irak’ta Suriye’de Mısır’da indirdiler. Türkiye’deki okuma yazma, biçki dikiş, Köy Enstitüleri benzerlerinin onbinlercesini hızla en ücra köylere ulaştırdılar, okuma yazma bilmeyen kız çocuğu kalmadı. Binlerce yıl sonra ilk defa Arapları ‘birleştiren’ heyecanlı ve devrimci milli bir siyasi ruh ortaya çıktı.
Seksen yılın özeti, Baas hareketini de cemaatlere-tarikatlara-İslamcı yapılara yedirttiler. Amerika ve İngilizlere çalışan islamcı yapılar kırk yıl içinde içten içe cemaat ve tarikatları besleyip Baas’ın sonunu getirdiler.
Türkiye’de de aynısı oldu cumhuriyeti de ‘cemaatlere yedirdiler’, 1950’li yıllardan Soğuk Savaş yıllarında ülkemizde sağ partiler cemaatleri ve liderlerini içine almaya başladı, yetmedi, 70’lı yıllar itibariyle cemaat ve tarikatlarla iyi geçinen yeni bir ‘milliyetçilik’ teorisi Türk-İslam kurularak tarikatları geliştirilmesi gereken tarihi milli gelenekler olarak görmeye başladılar.
Sonuç, soğuk savaş yıllarında komünizm bahanesiyle solcu-milli aydınlar ve soğuk savaş bitiminde bir seri kemalist aydınlar gladyo marifetiyle öldürülüp cemaat ve tarikatların önü açıldı.
Ceditçiler ve Baasçıların karşısındaki işbirlikçiler Kemalizmin işini bitirmek için bu sefer CIA aparatı gladyoyla devreydi. Gün itibariyle cemaatler Tevhidi Tedrisat’a rağmen yasa dışı ikinci bir eğitim kurumu olarak milyonlarca çocuğu cemaat okullarında okutmakta. Ve Cumhuriyet’in kazanımı milli fabrikalar satılıp arazileri son kuruşlarına kadar bu cemaat ve vakıflara yedirildi ve Sayıştay’tan yargı kurumlarına kadar Cumhuriyet’in varlığı-esamesi okunmaz hale getirildi.
Son iki yüzyılda bu topraklarda batı karşısında halkını uyandırıp direnen Cedid, Cumhuriyet, Baas hareketlerinin devrimci siyasetlerini edebiyatlarını öncü rollerini gördük, ancak, emperyalizm bu üç büyük aydınlanma hareketini de bir şekilde mollalara-şeyhlere-tarikatlara yem edip bitirtti. Son elli yıldır Kafkasya’dan Çin’e milli denilen hareketlerin hepsi dini ya da cemaat hareketleri ve hepsinin kökeni emperyalizm destekli.
Yani bugün cemaat ve tarikatlarla iç içe geçmiş bir ‘milliyetçilik’ türü CIA tarafından kullanılmıştır. Yakın geçmişte FETÖ sızmalarına bu milliyetçi yapılar çok açık kalmıştır. Ve FETÖ ve Gladyo unsurları bugüne değin bu yapılarda hiç sorgulanmamıştır. AKP’de MHP’de İyi Parti’de BBP’de FETÖ varlığı hangi aydın ve kişilerle manipüle edildiği çok açık olmasına rağmen. Ancak neden bu ‘açık’ bilgiler dahi konuşulmaz söylenmez yazılıp çizilmez.
Yanisi, CIA, NATO, FETÖ, Gladyo vs. hareketi ülkemizde ‘milliyetçilik’i ve ‘islam’ı çok iyi kullanmasını bilmiş ve milli bir direniş hareketi olması gereken milliyetçiliği büyük ölçekte ele geçirmiştir, geri kalanını da susturup bu olup bitene tepkisiz bırakmıştır.
Mesela, CIA ajanı Enver Altaylılar, AKP’de kimlerle çalıştı, MHP’de kimlerle, bugün İyi Parti’de kimlerle çalışıyorlar? Kendine Türk Milliyetçisiyim diyen yüzlerce aydından tek biri ekranında gazetesinde elli yıldan bir gün bir defa çıkıp bunu ifşa edecek gücü kendinden bulamamıştır.
Türk milliyetçisiyim diyen yapıları hadi geçelim, bu kadar açık bilgiyi Sözcü, Cumhuriyet gazetesi bilmiyor olabilir mi? Bu kadar açık yakın tarih gerçeğini Emre Kongar, Özdemir İnce, Soner Yalçın, Yılmaz Özdil, Uğur Dündar vs. gibi yazarların bilmemesi ya da görmezden gelmesi ne anlama geliyor?
Bilmemeleri duymamaları kesinlikle mümkün değildir.
Bunun adı, işbirliğidir, Kazan Tatar müslümanları 18. ve 19. yüzyılda isyancı Türkler karşısında konforları yüzünden neden Rus çarlarının yanındaysa? Irak, Suriye, Mısır tarikat ve cemaat ve dini yapıları Baas’a karşı neden ingiliz ve Amerikan servislerinin yanındaysa?
II. Dünya Savaşı bitiminden bugüne Cumhuriyet’i yıkmak için o sağ parti bu milliyetçi yapı içinde büyütülen işbirlikçi cemaat ve tarikatların arkasında kim varsa?
Aksoyları, Üçokları, Mumcuları, Taner Kışlalıları, Hablemitoğullarını, Hrantları, Muhsin Yazıcıoğlu vs. kim öldürdüyse, arkalarında onlar var!
Sorun AKP, CHP ve İyi Parti içindeki kripto FETÖ’cüleri yani gladyo unsurlarını ifşa edip temizlemekten çok daha büyüktür.
Sorun, iki yüzyıl kadar büyüktür, sorun, milliyetçilik Atatürkçülük bir kisve midir maske midir, yoksa gladyonun kullandığı bubi tuzakları mıdır, yoksa aydınların kitleleri manipüle etmek için kullandığı olta yemi midir, sorgulanması lazım.
Bugün İyi Parti’yi kapatırsın yarın yenisi açılır, sorun, bu kadar büyük bir milliyetçi kesim memleketlerine karşı kurulmuş bu büyük tezgahın-kumpasın hala neden farkında değiller!
Türk Ordusu’na kumpas kurulup operasyonlar yapıldığı sekiz-on uzun yıl içinde milliyetçi partilerin reflekseleri-tepkileri neden net ve açık değil korkak çekingen ve çok sorunludur!
Çünkü hastalık bütün sağ ve milliyetçi yapıları kuşatmıştır, bu çürümüşlük kemiklere beyne partilerin köklerine aydınlarına liderlerine sembol isimlerine sirayet etmiştir.
Bir misal olarak Taha Akyol, her yazısında hukuk demokrasi evrensel değerler diye yazar, ancak, Türk Ordusu tasfiye edilirken FETÖ’cü savcıları ve kararlarını destekler?
Taha Akyol NATO milliyetçiliğini cambazlıkla elli yıldır kullanır. Taha Akyol türü binlerce sağcı siyasetçi halen varlığını aynı kriminal milliyetçilikle sürdürüyor. Taha Akyol yalnız değildir, yüzlerce sağcı siyaseçi Taha Akyol maskesi ve kurnazlığıyla varlıklarını sürdürüyor.
Aynı şekilde Kemalistim, Cumhuriyetçiyim diyen nice yapı kurum aydın CHP ve İyi parti’deki gladyo unsurlarına karşı neden kasıtlı bir suskunluk içinde?
Taha Akyol milliyetçiliği nasıl gladyo oyuncağı haline getirmeyi ustalıkla başarıyorsa bugünkü Cumhuriyet ve Sözcü yazarı da solcu milli Atatürkçü kimliğiyle aynı gladyo yapılarını saklamayı işbirliğini toplumdan akıllarınca gizleyebiliyor.
Bu üç kağıtçıların hepsini toplum milliyetçi, Atatürkçü aydın diye tanıyor!
Daha dört yıl önce ihtilal girişiminde bulunan gladyo aparatları bugün sağ milliyetçi bir partide yüzde 14’lük bir kitle bulabiliyorsa, ey millet, başka şeyleri-yerleri kökünden sorgulamalıyız.
İstediğiniz kadar FETÖ’yü temizlediğinizi düşünün, bu milliyetçi ve İslamcı kavramlar ve yapılar kökünden eleştirilmedikçe, yaptıkları-ettikleri derinliğine ifşa edilmedikçe, bu sağcı milliyetçi yapılar, Demirel’in altı kez Tayyip’in yirmi yıl başkan olması gibi, sürgit devam eder ve Taha Akyol türü aydınların altmış uzun yıl yazarlığı gibi bitmez solmaz dökülmez sonları hiç gelmez.
Oysa Cumhuriyet bu zihniyeti tarihe gömmek için geldi ve topluma yepyeni bir siyasetçi türü armağan etti.
İktidara sağcı da gelse solcu da gelse gladyonun ulaşamadığı manipüle edemediği oyuna getiremediği yeni bir milliyetçilik ve müslümanlık türünü konuşabilmeliyiz.
Cumhuriyet, tarikatları kapatmadı mı, o halde, Cumhuriyet tevhidi tedrisatla cemaat okullarını kapatmadı mı, o halde? Tereddünüz ne? Sakladığınız gizlediğiniz ne?
Cemaat ve tarikatlara karşı Cumhuriyet bir zihniyet devrimi yaptı?
Ancak bugün gördük ki cumhuriyetçiler de ‘işbirliğine’ giriverdiler.
Bilmiyorlar mı İyi Parti’deki CHP’deki FETÖ ve Gladyo unsurlarını? Bilmiyorlar mı bu katilleri eleştiremeyenler AKP’ye bahane sağlayıp AKP’deki kripto unsurlarının üstüne gidecek hukuki ve siyasi zemini kendinde hiç bulamayacaklarını, bal gibi biliyorlar!
Kılıçdaroğlu CHP’yi sağa açıyorum dedi, sağcı kitlelere açabildi mi, hayır, ama ötesi, bu Gladyo yapılara sessizliğiyle Kemalist cumhuriyetçi aydınları ‘sağcılaştırdı?’, Taha Akyol türü Ahmet Taşgetiren türü iki yüzlü maskeli yazarlar Sözcü’de Cumhuriyet’te gırla gidiyor?
Sorun, AKP, İyi Parti, CHP vs. değil, sorun, hepsini manipüle eden dış güçlere fikren ve zikren ve ruhen meyilli biyolojik benzerlikleri ve yatkın oluşlarıyla hepsinin gerçekte ‘aynı tür’ aydın oluşları. İfşa edecek itiraz edecek gücü kendinden bulamayan korkak ve işbirlikçi aydınlar!
Düşünün en milliyim diyen bir parti düşünün en müslüman benim diyen diğer parti ikisi de el altından özerlik-federasyonun önünü açmak için HDP’yle oturup gizli bir anayasa taslağı hazırlamışlar ve yüzlerce aydın ve partili bu gerçeği toplumdan gizliyor? Bu işbirlikçi sahtekarlarla nereye varılır?
Oysa Cumhuriyet, eyvallahsız, affetmeyen, sözünü sakınmayan, devrimci, başka bir insan başka bir aydın, sadece kendine ve memleketine güvenen başka TÜR MİLLİ PARTİLER’i bekliyor!
Simurg hikayesidir, kuşlardan biri dedi ki “Arkadaşlar bizi hep büyük ağlarla avlıyorlar, ağların altında tek başına çaresiz kalıyoruz, gelin arkadaşlar, üstümüze ağ attıkları zaman hep birlikte kanat çırpalım, birbirimizin gücüyle üstümüzdeki ağı da havalandırır özgürlüğümüze kavuşuruz…” Berlin Duvarı yıkılırken Kuzey Avrupa aynen böyle yaptı, ama işte gerçek, biz Türkler, hem Rus hem Amerika hem Çin’in hala ağları altındayız, nereye kadar, topluca kanat çırpana kadar…
“Sorun, AKP, İyi Parti, CHP vs. değil, sorun, hepsini manipüle eden dış güçlere fikren ve zikren ve ruhen meyilli biyolojik benzerlikleri ve yatkın oluşlarıyla hepsinin gerçekte ‘aynı tür’ aydın oluşları”
abi kur partiyi, sandık başında boynumuz bükük olmasın. eve başımız önde gitmeyelim. hepsi aynı buna versen ne olur diyenlere başınız dik cevap verelim
parti de olur, 100bin imzayla CB da olur ama sandıkta bizim önderimiz ol
Güzel rusçuluk ve çincilik. Abd emperyalizmi tr de işler . Türkistanda ise rus ve çin emperyalizmi işler. Çin ve rusya ile ancak ülkeyi satarak dost olabilirsin.
fahişe ne ne oldu orospu nihat genç
Çok güze bir analiz olmuş elinize sağlık. Bu ülkede sağcılar ve solcular değil. Sadece namuslular ve namussuzlar var.
Gecmis olsun kardesim..Bizi de Ataturkle aldattilar..Guya solculukla, guya laiklikle guya cagdaslikla guya tam bagimsiz Turkiye ile hak ile adalet ile guya halkcilik ile guya koylu milletin efendisidir diye diye aldattilar…Yillar boyunca biz bunlarin arkasindan kosarken bunlarin zirnigini bile goremedik..Bizim savastiklarimizla perde arkasinda hep anlasmislar, is cevirmisler, goz yummuslar…Salaklik bizdeymis, ne yapalim? Sahtekar yiyiciler, sahtekar zuppeler…!
Başımızda bir korona belası var ve bunda çok etkili yerli bir ilacımız var. Veryansın Whatsapp hattından defalarca yazdım. Yazarların mail adreslerini istedim. Bu ürün global ilaç mafyası tarafından engelleniyor çok açık. Bu dünyada sadece figüranız. Veryansın, odatv, sözcü sizin bile diğerlerinden farkınız yok. Göz boyama. Olsa bu ilacı haber yapardınız. Doğu Akdeniz gibi milli mesale. Bu ilacın adı Vacrol, oturun araştırın eğer gerçekten gazeteci iseniz.
Nihat hocam,bu yazınızla ,düşüncelerimizin ve duygularımızın tercümanı olmuşunuz…Çok çok teşekkür ederiz..Sağlıcakla..
Konu başka, konu emperyalizmin milliyetçi maskeli itleri, ama yorumlar da ister istemez dönüp dolaşıp siyasete geliyor.
Parti kurun…” önerilerindeki heyecana saygı duyuyorum ama sizce deneyim önemliyse eğer, bir çift sözüm var.
Okurlardan gelen parti kurun çağrıları hafızamı 15-20 yıl öncesine götürür: ta 99 seçimleri öncesi, apo yeni yakalanmış, tv’lere yansıyan heyecanlı bir rahatlama psikolojisi belirgin, hayatta en saygı duyduğum ve “hocam” dediğim birkaç kişiden biri olan Yaşar Nuri hocaya tv’de izleyiciler “siyasete girin” çağrısı yapınca, yüzünü ekşiterek “tenezzül etmem” yanıtı veriyor; yüz ifadesi dün gibi hatırımda, gerekçesi ise siyasetin içine düştüğü kirlilik.
Birkaç yıl sonra ise, hoca nedense fikrini değiştiriyor, durumdan vazife çıkarıyor ve kamuoyu nezdinde ömrü boyunca biriktirdiği prestijini riske atarak, Atatürk’ün partisi sandığı liboş partide siyasete başlıyor, bir yanında Baykal, bir yanında Derviş, önünde ise elinde hoparlör ile mahmutpaşa tellalı Sevigen olduğu halde seçim otobüsünün üzerine çıkıyor, partinin seçimdeki oy oranını, bana göre, en az 5puan yükseltiyor, ama bunun değerini bilen yok. Bu arada “sosyal demokrasinin insanlık değerlerini temsil ettiği” teziyle, bana göre ciddi bir ideolojik yanlışa da düşüyor, çünkü emperyalizmin ha o iti ha bu iti, farketmez, aynı kapıya çıktığını göremiyor. Her neyse, kısa süre içinde hocayı istemezük diyen etnik şovenler ile mehzepzel şovenlerin duvarına çarpıyor ve Baykal tarafından anında satışa getiriliyor. Esnaf tarzı siyaset ülkemizde böyle bir şey. Hepsi hafızalarımızda taze.
İkinci safha daha da acı, çünkü bu kez sevenlerinin teşvikiyle HYH kuruluyor, “aman hocam parti kurun” baskılarıyla Nişantaşında bir ofis tutulup HYP’nin kuruluş süreci başlıyor. Bu satırların yazarı ise tam tersi, birkaç kez “aman hocam sakın parti kurmayın, Tantan’ın kurduğu partinin durumuna bakın, fikir hareketi olarak kalın” mesajını verebilmek için o toplantılara katılıyor, YN hocanın Trabzon imam-hatipten hocası olan çok değerli büyüğümüze derdini anlatıp hocaya mesajını iletiyor ama belli ki mesaj yerine ulaşmıyor, hocanın yakın çevresinden olup onun itibarını kullanarak siyaset yapmak isteyenlerin etkisi güçlü olunca, sonucu biliyoruz, “hocam parti kur arkandan gelelim” diyenler bile oyum boşa gitmesin diyerek, gidip oyunu liboş partilere veriyor. Siyaset esnafının hali malum, hep eleştiriyoruz da, seçmenin halini görmüyoruz, tencere ve kapak misali.
Toplumsal imgelemde “siyaset eşittir kamu malını götürme” şeklinde algılanınca, siyasete soyunanlar da malesef aynı kategoriye sokuluyor. Geçmişte yaptıkları, yazdıkları, bir çırpıda değerini yitiriyor ve tarih önünde hak ettiği değeri bulacağı güne kadar, bu nankör neslin gözünde “eski siyasetçiler” arasında yerini almaktan öteye gidemiyor. Fikir adamı açısından bakarsak, siyasete harcanan her saniye bir kayıptır, sözün özü, siyaset bir ömür törpüsüdür, o kadar.
YN hocanın okul arkadaşı olan Haydar hocanın ömrü boyunca siyasi alanda ne kadar gayret gösterdiğini ve cebinden ne muazzam paralar harcadığına da bakınız, malesef o da bir başka çarpıcı örnektir.
Tekrar önemle vurgulayayım ki, “Kötülük Toplumu” kitabı, siyasi, ekonomik, sosyolojik, kültürel çözümsüzlüklerimizin nedenlerini net biçimde ortaya koyuyor.
Akıl ve ilim diyor ki, istediğimiz şeye elimizi uzatmazdan önce, evet önce, “önce” hak etmeliyiz!
Lütfen fikir hareketi olarak kalın!
Medyanızı büyütün, geliştirin, çizginizi daha da netleştirin.
Sorozyal demokratlarla aranıza koyduğunuz mesafeyi de, diğer siyasi gruplarla mesafeyi de artırarak netleştirin.
Fikir hareketi olarak yapacağınız çok şey var!
Yıllar sonra Ulusal kanalda hocaya ‘siyasete girdiğinize pişman mısınız” diye sorduklarında “asla” demişti, ama bir seveni olarak ben farklı düşünüyorum, “keşke girmeseydi ve bir kanaat önderi olarak kalsaydı” diyorum. Yıllar sonra sizin de arkanızdan “keşke siyasete girmeselerdi” diyenler olmasın. Tarihe düşeceğiniz notlar, ve bir fikir hareketi olarak ve bir medya odağı olarak geleceğe ekeceğiniz tohumlar, bence çok daha önemli.
Tebrikler. Çok güzel yorumlamış,uyarmış ve çözüm önerileri vermişsiniz.
hep şu gerçeği söylerim. Cumhuriyet’imizi kurarken, Devrimleri yaparken… Atatürk hep tek tabancaydı. silah arkadaşları dahil tüm yakınındakiler Cumhuriyet’e ve Devrimler’e şiddetle karşıydı. bu nedenle Atatürk, yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalıştı.
Türk milliyetçilerinin Gladyo’ya bağlı çalışan ekibi gerçekten çok tehlikeli bir yapı gibi görünüyor. Bu konuda bir süredir araştırma yapıyorum. Beni en çok etkileyen şey Tuncay Güney’in 2014 yılında verdiği röportajın bir kesitiydi :https://youtu.be/-Ul5jfju3lE?t=226 linkinden izleyebilirsiniz. Bu ne idüğü belirsiz soytarı şunları söylüyor: “…TSK içindeki Nihal Atsızcı grup hariç, diğer Türkçü (ve bunlar 80den sonra Türk-İslam sentezine evriliyorlar) grup Fetullah Gülen cemaatiyle birlikte hareket etmeye başladılar. Daha doğrusu Fetullah Gülen’i sivil hayatta öne çıkardılar. İnsanlar, cemaatin anatomisi , 30 yıl önce nereden geldiğini irdelemiyor. Bakın, cemaat orduya adam sokmadı; cemaat ordunun içinde örgütlenme yapalım demedi. Ordu içindeki cunta, cemaate adamlarını, eğitimli kadrolarını veyahut o tarihte öğrenciler çok genç , eski Ülkücülerden dönmüş olan insanları veyahut da milliyetçi gençleri (fakat Fetullah Hoca’nın vaazlarına, toplantılarına katılanlarını) orduya sokulması için içerideki Cunta , cemaati yönlendirdi. Yani, askerler Fetullah Gülen’e ordu içinde örgütlenelim dediler.Bana bir tane cemaatin içinde Mahmut hoca Nakşibendi tarikatından veyahut da Milli Selamet Partisi kadrolarından gelmiş birisini gösteremezsiniz. Bütün kadroları, üst kademenin de backgrounduna, geçmişine bakarsanız hepsi “Eski Ülkücü” kadrolardan gelmiştir. Bütün bugün abiler de aynı şekildedir. İlk döneme bakınız. Ve bütün bu örgütlenmeyi sağlayan zaten ordunun kendisi. Özal döneminde MGK gizli kararı vardır…”
Adamın açıklaması bu şekilde. Aklıma ise şunlar geliyor:
1-) 90’lı yıllarda Gülen’in toplumda meşrulaştırılması. Hatırlarsanız Ecevit, Demirel, Türkeş… Kimi ekranlarda kendisini kucaklaıyordu, kimi Gülen’in şefaatine mazhar oluyor, kimi Gülen’in etkinliklerinde en ön sırada protokolda C.başkanı sıfatıyla oturuyordu. Abant Platformları, Futbol camiası, Sanatçılar vs.. Fetullah Gülen’in yanında pozlar veriyordu. 2-) Türkiye’nin Orta Asya ülkelerinde kullandığı aparat olarak Gülen okulları 3-) Ergenekon-Balyoz dönemlerinde askeri bölgelerin, kışlaların içinde gizli bölmelerde, toprak altlarında silahlar ve davaya delil olacak belgeler çıkıyordu 4-) “Kürşad Hareketi” adıyla ve kendisine Türk milliyetçisi diyen bir grup ordu mensubu sanaldan Yaşar Büyükanıt’ın Genelkurmay başkanlığını engellemek maksadıyla itibar suikastine girişmişti 5-) Koskoca TSK’nın bir cemaate ses edemeyip, nihayetinde kozmik odasına girilmesi ve eski genelkurmay başkanının tutuklanmasına seyirci kalması 6-) 2010 Anayasa değişikliğinde piyasaya sürülen “Eski Ülkücüler” ve “Doğunun Başbuğu” denen adam 7-) 15 Temmuz Darbesine karışan bir dünya tuğgeneralin nasıl bu mevkiye terfi etmesi ve TSK’nın bunu önleyememesi 8-) 15 temmuzdan sonra TSK rütbeli personelinin @ civarının FETÖcü çıkması 9-) Enver Altaylı-FETÖ ilişkileri 10-) İYİ Parti-FETÖ-ABD-NATO-YATA ilişkileri 11-) 2010’lu yıllardaki Türk Ocaklarının Fetullah seviciliği 12-) 17-25 Aralık ile 15 temmuz 2016 arası BBP liderinin hükümetin karşısında yer alması ve hatta bu yüzden Alperen Ocaklarıyla ters düşmesi 13-) Mümtazer Türköne ve Bahçeli, Çiller ilişkisi 14-) Türksolu Dergisi ve en başından itibaren onu destekleyen önemli kişi (Nurettin Veren onu 90lardan tanır) ve Türksolu Dergisinin MHP’den dışlanmış sağcı Türk milliyetçisi kişilerle olan bağı ve 2014 ten sonra FETÖ ile işbirliği yapması 15-) Semih Tufan Gülaltay’ın arkasında kimler var?… 32 yıllık ömrümde savunduğum değerleri göz önüne getiriyorum da Türklük ile kandırılmışım, kandırılmışız. Aynı Allah ile aldatılmak, Demokrasi-Özgürlük-İnsanlık masallarıyla aldatılmak gibi.
Bunca birey, bunca topluluk nasıl biraraya gelecek de birlikte kanat çırpacak?
Bir fikriniz var mı?
Ortak bir pusula, ortak bir ölçüt gerekmez mi?
O pusula, akıllı ve vicdanlı bir grup aydının kafalarından ürettiği, beşeri bir ideoloji mi sizce?
Herkesi birleştirebilecek evrensel bir ölçüt ve nesnel bir ölçüt yok mu sizce?
Maddi, somut, nesnel bir ortak değer, birleştirici ortak bir ölçüt yok mu?
Müktesebatımızda yok mu?
Yanıt bence nesnel gerçek anlamında ele almamız gereken “ hak” kavramıdır,
Hani “hakkıdır Hak’ka tapan…..” dizesinde geçen “nesnel gerçek”ten başka ortak pusula göremiyorum;
Neden sorunlarımızla yeterince başedemediğimizin yanıtı, hak ölçütlerine sırtımızı dönmemiz olabilir mi?
Yaşar Nuri hocanın “Kötülük Toplumu” eseri, bence hem milletimizin hem de tüm dünyanın içine düştüğü çözümsüzlüğü ve çaresizliği çok güzel açıklıyor.
Hem aydınımızın hem de sokaktaki vatandaşın bir an önce, bilinç ile (holistik bilinç ile, tevhid bilinci ile, Hak bilinci ile) hak ölçütlerine yönelmesinden başka çözüm göremiyorum.
1 mayıs marşındaki gibi:
Vermeyin insana izin,
kanması ve susması için
Hakkını alması için
Kitleyi bilinçlendirin…..
demekle olmuyor, çünkü, Kitapta açıkça belirtildiği gibi, bir tevhid ilkesi olarak “hidayet Hak’tandır”, kaşıkla bebeği besler gibi kitleleri bilinçlendirmek arzusu ise, kırk yıl önce bizim kuşağın yurtseverlerini sarmış olan safça bir hayaldi, ve yıkıldı.
Aydınlara düşen görev, bireylere ve kitlelere “hak ölçütlerini” işaret etmek ve davet etmekten öteye gidemez, kitlelerde o anda o cevher varsa ne ala, yoksa, kurtuluşun henüz zamanı gelmemiş demektir.
Nihat kardeşin vicdanından fışkıran o içli konuşmalar, okurun bilincine ve kalbine bam diye patlayan o vurucu mesajlar, eğer bugünkü kuşakları yerinden kımıldatmaya yetmiyorsa da sorun yok, bu sayfalarda tarihe düşülen notlar belki de gelecek kuşaklardan birilerini bekliyordur.
Nihat kardeş üzülmesin, çabalarım boşuna mı diye,
Bence, dilinden dökülen her hece, gözünden düşen her damla illa ki yerini bulacaktır, çünkü Allah duayı asla yanıtsız bırakmaz, zamanını bekler,
Üzgünüm ama
Özgürlüğü hak eden bir kalite ve bir irade ortaya koymadıkça köleliğe devam;
Başka ihtimal var mı?
Akif’in dediği gibi
Hakkıdır Hak’ka tapan milletimin istiklal!
Yani, neymiş:
öncelikle, Hak’ka tapmaya karar vermemiz ve Hak’ka tapmayı öğrenmemiz gerekiyor.
Aslında kolay, karar vermek bence elektrik düğmesini açmak kadar kolay,
bir anlık iradeye ve bir anda gelen İlahi esinlenmeye bakıyor.
İnşallah!
Güzel bir analiz. Bende sizin gibi düşünüyor ve destekliyorum. Maalesef insanların fikren cahil bırakılıp körü körüne inanmaları sağlanan bir sistem, düzenden geçiyoruz. İnanmanın sorgulanmaktan daha kolay olduğu bir ortamda yaşıyoruz. Savunduğu değerleri bile araştırmadan, sorgulamadan kabul eden bir yapıdan bahsediyoruz. Büyük resmi görmek için, sebep sonuç ilişkisini kurabilmek için bilgilenmek gerekir. Cumhuriyetin kuruluşu ile bu aydınlanma hareketleri başlamış olmasına rağmen sonunu getirememiş bir milletiz. Orta çağ zihniyetini bu millete gelenek, milli diye pompalayan partiler hiç eksik olmadı. İnsanlar siyasallaştırılarak vatandaşlık haklarından uzaklaştırılmaları sağlandı. Seçtikleri vekillere köleleştirildiler. Emperyalizm ile mücadele edenler bu ülkede ya öldürüldüler ya da hain ilan edildiler, terörist oldular. Türk-İslam sentezi konusu çok önemli bence de kırılma noktası buradan başlıyor. G. M. Kemal Atatürk bu problemi görmüştü vede çözümü buna göre byapmıştı. fakat dinsizlikle suçlandı, özel hayatı yanlış bilgiler ile sorgulandı, camileri namazı yasaklandı denildi, dine karşı denildi, ingiliz uşağı denildi vs. Yazınınız için teşekkür ederim. T
Tebrikler..Aynen oyle…Sicak para bulacak arkadas ile beraber ayni ittifakta ayni amaca dogru gidiyorlar..Destinasyon tekrar abd kiyilari….Bu gemideki arkadaslar millete ne diyecekler acaba? Ataturk mu? Turk milliyetciligi mi? Peygamber sancagi mi? Pkk devleti mi? Feto devleti mi?……Tabii ki ilk üçünü soyleyip son ikisini soylemeyecekler..Tam bir maskeli balo..Sorsan malgalda kül birakmiyorlar…
Bu kadar uzun yazmaya ve ya sormaya gerek var mi? Tabii ki maskedir? Hem de TC ne yaklasik 75 yildir pranga vurmus, siyasetini dizayn etmis, milleti mışıl mışıl uyutmus, cok kullanisli ve etkili, onumuzdeki yillarda da milleti uyutmaya devam edecek maskelerdir..Din maskesini eklemeyi de unutmussunuz bu arada..Ayrica ozgurluk, baris, hak, hukuk, medya, basin ozgurlugu, gazetecilik, yardim organizasyonlari, stk, vs.vs….. uzar gider bu maske listesi..Ikili iliskilerde de ask, sevgi, arkadaslik maske olarak kullanilip insanlar itina ile bir guzel aldatilip dolandirilir..
Sagi solu dini milliyetcisi bi sekilde kapitalizme alet oluyor.
Nihat Bey’in çok güzel özetlediği gibi:
Sorun; yenilmişliği kabul -ve pes- etmiş ama henüz yenilmiş olmanın ne demek olduğunun ve sömürgecilerin bizi neden yendiğinin felsefesini yap(a)mamış kolaycı Türk aydınlarında değil mi!
Sömürgeci büyük makina çoktan bizi yendi ve düzeni kurdu. Peki neden yendi? Yendikten sonra bunlara para vereyim ve kendini benden kurtarsınlar diye mi!..
Üzerimize çökmüş ve ezmiş makina karşısında elimizde gerçekten kocaman bir sıfır var…
Bu makinanın dişlilerinin arasına girip kurtulacağını sanmak veya makinanın dişlilerinin arasında makinayı kandıracağını sanmak çok saflık oluyor. Batıya giden gemiye binip doğuya koşmak ya da batıya giden gemide kendini gizleyip doğuya gittiğini hayal etmek gibi bir durum.
Batının imkanlarıyla, destekleriyle, sıcak parası ile Türkiye’yi KUR TA RA MA YA CAK SI NIZ… Batı bunu istemiyor. Bu yüzden bizi yendi ve bu hale getirdi. Bizimle ilgili Güney Kore/Japonya/Almanya/Kanada gibi bir planları yok.
Gemiden inip kayığa binmek gerek…
Bunu duyunca veya düşününce bizim aydınlar korkuyorlar. Kendilerini çok küçük, çaresiz hissediyorlar. Evet küçüğüz ama korkmayın; biricik ama kocaman iş bu…
Bunu yapmıyorsanız dürüst olun ve Atatürk demeyin, „biz yapamayız, o yüzden mandacıyız“ deyin.
Ben sizden bir rica edeceğim, lütfen İran’ın sefevilerden bu yana tarihini okuyun ve kacarların sonu ve Türklerin nasıl İran’da hükümeti ve dili nasıl sona erdiğini araştırın, İran kaynakları değil, istihbarat ve dış kaynakları okuyun çünkü İran’da sistematik türk tarihinin sansürü var. İran’da sefevilerden bu yana yani tam üçüz yıl planla türk hükümetini çökerttiler. Tam İran’da Türklerin başına gelenler şimdi aynısı Türkiye’ye işleniyor. Bu demokrasi , özgürlük, insan hakları palavrası ile aranıza casus sokuyorlar, ama kimse kanun, adalet, fakirliğe karşı mücadele demiyor. Çini japonyayi örnek alın. Türkiye’de bir ana milliyetçilik fikri ve düşüncesi üretilmesi gerekiyor, mesela Çin’de ana fikir komünizm, ABD’de ve batıda masonizm, İran’da dine süslenmiş faşizm, ama Türkiye’de ve tüm türk ülkelerde bunlara karşı mücadele edecek bir ana fikir yok, bu sorunu Atatürk laik milliyetçilik ile çözmek istedi ama batı uşakları Atatürkün planını dincilerle savaş çıkarıp bitirdiler. Osmanlı çöktüğü zaman halk fakir idi ve ülkeni yüzde 25 serveti vakıf adına şeyhlerin elindeydi , Atatürk bu vakıflara el koydu ve fakir fukaraya paylaştı. Dincilerin Atatürk’le düşmanlığı tam bu zamandan başladı. Sadece Türkiye ve Türk dünyası değil, dini inancı ve İslam’ı bile şeyhlerin ve mollalarin elinden kuratarmaliyiz. Buda ana milliyetçilik düşüncesi ile olur. Ve bizde bu olmadığı için tüm siyasetçilerimiz gladyo komünist arapcı dinci veya ajan olmuş ve her birinin ipi yabancı ülkelerde. Yani kendimiz kendimiz için bir ana fikir yapamıyoruz, bu sorun İran’da Türkleri çökertti. TSK’dan
Şu senin anlattıklarını sokaktaki vatandaşa biraz anlatsam hemen öf tamam kim ne bok yiyorsa yesin sıkıldım siyasetten diyip kayıtsız kalıyor abi. Kimse instagramının sıcaklığından politikanın buz gibi suyuna girmek istemiyor. Siyasi meselelere ancak instagramda gündem olduğu zaman, sadece gündemi kaçırmama refleksiyle tepki verir olmuş bizim millet. Asıl bizim milleti ne yapacağız sen onu söyle?
Eyy koca yazar, söyle bakalım bizim milleti instagramın sıcak suyundan alıp politikanın buz gibi suyuna sokacak kudretin var mı???
Nihat Bey, arkadaşlarınızla birlikte Kemalist bir parti kurmazsanız, sizler de bir süre sonra suratında Atatürk maskesiyle dolaşanlar sınıfına dahil olacaksınız. Sahi, ne oldu kurduğunuz o platforma? Unuttuysanız adını hatırlatalım. Sine-i Millet… Parti kurma amacıyla kurulduğunu ima etmiştiniz. Artık Sine-i Millet’in adını bile ağzınıza almıyorsunuz. İstiklal Savaşı öncesi Atatürk milletteki ışığı görmüştü ama siz bugünlerde milletin yaktığı çok daha parlak ışığı göremiyorsunuz ya da görmezden geliyorsunuz. Artık zaman harekete geçme zamanıdır.
“biz Türkler, hem Rus hem Amerika hem Çin’in hala ağları altındayız” Bu tespit başlı başına sorunlu! Herkese yumruk sallayarak kazanılmış bir savaş yoktur. Ülkeler dostlarıyla var olabilir. Bu aynı zamanda bir strateji kurmanın gereğidir. Türkiye’nin baş çelişkisi emperyalizmledir. Rusya, Çin de emperyalizmin tehdidi altında. Buna göre ülkemizin baş düşmanı batı ve başta ABD emperyalizmidir. Mücadeleyi emperyalizme yöneltmeden kazanılacak bir bağımsızlık yok. Türkiye’yi Rusya, Çin mi bölmek istiyor? FETÖ ve PKK terör örgütlerini Rusya Çin mi donatıyor, destekliyor, üzerimize sürüyor? Bağımsızlığımızı korumanın yolu, emperyalizme karşı emperyalizmin tehdidi altındaki tüm ülkelerle ortak cephelerde buluşarak mümkün olabilir. Nihat kardeşim daha dikkatli olmanızı öneririm. Saygılarımla, iyilikler.
Abi o demir ağları kaldıracak ailemde en az 50 oy var, kurun şu partiyi.
Bu fikirler ne zaman bir siyasi aksiyona dönüşecek nihat abi
Nihat Bey Şöyle bir söz var ;Kime Molla Dedikse Keşiş Çıktı.
Size Molla diyorum okuyorum lütfen bir zaman sonra tüh lan bu da keşiş çıktı demek istemiyorum.
Çünkü o an kendime daha çok kızıyorum tinseli halim alt üst oluyor.
Saygılar.
yazınızın son kısmında ıfade ettıgınız HDP ile olan gızlı pazarlık sadece onlarla kalmamıstır. ychp de bu ıse dahıldır. oyların karsılıgında vaat edılen ozerklık ıceren anayasa dgısımı taslagında onemlı rol oynayan da Tuncelili kemal ve ekıbıdır. Uygulanmasına erdogandan sonra adım atılacaktır. zaten bunun emarelerı bdıdenın sozlerınden sonra da teyıt edıılmıs durumdadır.
sovyet dagılmasından cok oncekı yıllarda dıs gucler dedıklerımız tarafından turk-ıslam sentezı adlı proje devreye sokulmustu. GP basta olmak uzere sag partıler bu ıfadeyı o zamanalr sıkca telaffuz etmekte ıdıler. projeye gore Turkıye burada bas rolu oynayacaktı. Turkıye lıderlıgınde, turkı cumhurıyetlerı bırlıgı kurulacaktı. filan.MHP bu ısın bas destekcısı idi. sovyetler de ıc bolunme bu sayede olacaktı. ben uzman degılım nasıl lacaktı ne olacaktı bılmem. bu vesıle ıle TC once degısıklıge gıdılmesı zorunlu oldu.1961 anayasası yok edılmesı gerekıyordu..ıslamı degerler one cıkması gerekıyordu. ataturkculuk zamanla yok edılecektı. MC ler, kargasalar darbe anap vs. .ancak glodnost bu ıse son verdı. bu sefer aynı proje ortadogu ıcın uygulanmaya baslandı.
Neyse uzun etmeyelım. TC laık kemalıst bır rejım. her daım bu emperyallerın onunde bır engel dı. nıhat beyın dedıgı gıbı dın ve mıllıyetcılık alabıldıgınce kullanldı. mıllıyetcılık osmanlı mıllıyetcılıgıne dondurulkdu. vs.
Bu saatten sonra donus kolaymı ben o kadar ıyımser degılım. Ama sunu da unutmamak gerekır. tan vaktı aydınlıgın en yakın oldugu zamandır.