Şahin Filiz yazdı…
98. yılını coşku, heyecan ve gururla kutladığımız Cumhuriyetimiz, siyasi ve hukuki yönü dışında bir takım felsefi anlamlar taşır. Atatürk’ün en büyük eserim dediği Türkiye Cumhuriyeti, nimetlerinden herkesin yararlandığı ama düşünsel ve ahlaksal derinliği olmayan bir kısım cahil cühelanın o küçük ve ilkel dünyasının sınırlarını aşan bir devletin adıdır.
Ancak o cahillerin de, nimetlerinden doyasıya yararlandığı, insan yurduna konuldukları bu rejimi anlama hakları her zaman bakidir.
Peki nedir Cumhuriyet?
Cumhuriyet,
Tam bağımsızlıktır: Siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik olarak tam bağımsızlık, Cumhuriyetin en temel ülküsüdür. Dilde, işte, fikirde ve kültürde kendine yetmektir. Doğu veya Batı, Cumhuriyetimiz nazarında hiçbir gerekçe ve nedenle bağımsızlığın kısmen veya tamamen vazgeçilmesi için seçenek oluşturmaz. Anayasanın ilk dört maddesi bağımsızlığın ne anlama geldiğinin özetidir. İçte ya da dışta, bağımsızlığımıza kastedecek tüm oluşumlar, gruplar, devletler, etnik ya da dinsel güç odakları devlete, devletin milli iradesi olan Türk kimliğine ve egemenlik hak ve yetkisine ortak, paydaş ya da hissedar olamaz. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bölgelere, etnik bölünme ve tanımlamalara, dinsel- mezhepsel ayrışmalara izin verilemez. Aksi durum, topyekûn felaketi getirir.
Cumhuriyet,
Ahlaktır. Büyükleri sayar, küçükleri korur. Gençler ve çocuklar, Cumhuriyetin geleceğinin teminatıdır. Onlar yüksek ahlaki değerlerle ve erdemle yetiştirilirler. Tarikatlar, cemaatler gibi erdemsizlikleri defalarca tescil edilmiş din işportacılığından ahlak ve fazilet öğrenmeye gereksinimleri yoktur. Bireysel, sosyal ve siyasal ahlak, milli bir karakterin vazgeçilmez unsurlarıdır. Başta İslam olmak üzere dinlere ve farklı inançlara saygı, kurumsaldır. Bu saygı, Cumhuriyetin doğasındaki özgürlük anlayışından doğar. Ama hiçbir din, bu özgürlüğü diğer inançlar ve inançsızlıklar aleyhine kullanamayacaktır. Çünkü devletin dini olmaz. Taraf tutmaz. Aşiret ya da cemaat devleti olmadığı için, din ya da etnik tanımlarla kendini bağlayıp sınırlandırmaz.
Cumhuriyet,
Laikliktir: Laiklik, öncelikle Müslümanı Müslümandan korur. Din içindeki yüzlerce grup ve mezhep laiklik sayesinde birbirine saygı duymayı öğrenir. Hiçbiri Tanrı katında seçkin olmadığına göre, devlet katında da tercih edilip siyasi ve hukuki seçkin olamaz. Türkiye’de şeriat veya hilafet isteyen vasıfsız romantiklerden her biri diğeri aleyhine kendisinin Tanrı katında daha makbul ve muteber olduğunu sanarak, bu ilahi onayın hilafetle beşeri düzlemde tescil edilmesini bekliyorlar. Sormak gerek, iddianıza göre Tanrı sizin cemaati tarikatı ilahi olarak onayladıysa hilafet şeriat söylemiyle bunu kullara da onaylatma ihtiyacı nerden doğuyor? Demek ki ilk savınızdan siz de emin değilsiniz. Ya da yalan söylüyorsunuz. Laiklik işte bu kuşku ve yalanları ifşa eden bir siyasi tavır olduğu için bu romantiklere rahatsızlık veriyor.
Cumhuriyet,
Eşitliktir. 84 milyon eşittir. Cinsiyet, din, mezhep, aşiret, bölge, boy pos demeden her Türk vatandaşı nimet ve külfette ortaktır. Kimse seçkin, ayrıksı, imtiyazlı ya da üstün değildir. Çalışmak, üretmek, emek vermek ölçüttür. Cumhuriyet sayesinde mezradaki, mağaradaki kişi eşit koşullara sahiptir; devletin en yüksek birimlerine kadar yükselebilir. Cumhuriyetin bir an için olmadığını düşünün. Mezradaki mezrasında, mağaradaki mağarasında, kentlisi kentinde kalacaktır. Bunu isteyen kişi aklını peynir ekmekle yemiş demektir.
Cumhuriyet,
Türkçe demektir. Türk dili Cumhuriyetin maddi manevi tercümanıdır. Türk ulusunu ulus yapan en başat etmendir. Türkçe dışında hiçbir dil, bu topraklarda resmî dil olamaz. Farklı kültürlere saygı duymak, gelişmelerine destek vermek, Türkçeye paralel dil uydurmak anlamına gelmez. Dünyanın en güçlü beş dili arasında bulunan Türkçe, rakip de tanımaz.
Ayrıca, şu dil, bu dil vardır; olmalıdır temennisi ile dil oluşmaz. Siyasi manevralar, etnik kalkışmalar ve teröre varan dayatmalarla hiçbir dil ne var olur, ne de gelişir. Varsa, bilim, kültür, edebiyat ve felsefede kendini gösterir. Yoksa, “olmalıdır” demekle olmaz.
Cumhuriyet, kurucusu Atatürk’e saygı ve sevgi beslemektir. Büyüklere saygı duymayanlar, hiçbir kutsala inanamazlar. Din ile Atatürk’ü karşı karşıya getirmek, her ikisine de saygısızlıktır.
Cumhuriyet’i şeriat, hilafet gibi siyasal din söylemleriyle tehdit etmek, ancak sahte bir Müslümanın başvuracağı bir kurnazlıktır.
Cumhuriyet’le sözüm ona hesaplaşmak, içerdiği anlamlarla savaşmaktır; ahlakla, bağımsızlıkla, eşitlikle didişmek, bunların tersini istemektir.
Tersini istemek ise ya ihanet, ya da cehalettir.
Yaşasın Cumhuriyet!
Türkiye Cumhuriyeti; sarayların haremlerin kapatma-badem-cariyelerinin anlayamayacağı kadar başka bir insanlık devrimidir, ruhlarında kanlarında kölelik hainlik yatan soysuzlar ne anlayabilir ne de yaşayabilir, Türkiye Cumhuriyeti Türk’ün kendi adıyla Tarih sahnesine binlerce yıl sonra yeniden çıkışıdır, adam-insan olmak demektir…
Yakinda 100 yil geride kalacak hala Cumhuriyet vs tartismaya calisiyoruz!
Bu düsünsel kalitenin yetersiz oldugunu ve egitimin ayaklar altinda oldugunu gösteriyor !!!!!