Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı
Diyanet İşleri Başkanlığı yayınladığı faaliyet raporunda, ayrım gözetmeksizin bütün dini bayramlarda yapılan kutlamaları ve icraatlarını sayıp dökerken, milli bayramlarımız konusunda keyfi davranarak yalnız 15 Temmuz Bayramına ve Sarıkamış Şehitleri Anma faaliyetine yer vermiştir. Bu iki milli bayram dışında 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını, 10 Kasım Atatürk’ü Anma Programını, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramını görmezden gelmiş; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin laik ve özerk bir kurumu olduğunu unutmuştur.
Dinimizde böyle bir ayrımın naslarla belirlenmiş bir dayanağı olmadığı gibi, Milli Bayramların tümünü kutlamaya da herhangi bir sınır ya da yasak getirilmiş değildir. Milli bayramlardan birçoğunu yok sayıp işine geldiğini düşündüğü bir kaçını kutlamanın hiçbir mantıksal ve dinsel gerekçesi olamaz. Cumhuriyetimizi taçlandıran bayramlarımızdan ve Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ü 10 Kasım’da anmaktan kaçınmak, bir devlet ve millet kurumu olan Diyanet’in yöneticilerinin insaf ve izanına bırakılamayacak kadar ciddi bir eksikliktir; Cumhuriyetimizin kuruluş ve varoluş felsefesine aykırıdır. Ayrıca Diyanet bu tavrıyla, Türk ulusunun yüreğine kadar işlemiş dini duygularını istismar etmekte, en vahim olanı ise, İslam dininin milli duygularla çatıştırılmasına yol açmaktadır. Milli ve dini bayramları keyfi bir şekilde birbirinden ayırarak esasen İslam dinini Türk halkı nezdinde küçük düşürmekte, halka onunla ilgili yanlış ve yanıltıcı mesaj vermektedir. Milli duygular ile dini duygular arasında ikilik çıkararak Türk halkını ikilemde bırakmakta; toplumsal ayrışmayı körüklemektedir. Yurttaşın ruhi dengesini sarsmakta; onu “ya dini bayram, ya milli bayram” gibi iki farklı seçenekten birine zorlamaktadır. Hatta dini bayramları çoğaltırken, milli bayramları azaltmakta, böylece halkın milli duygularının zayıflamasına yol açmaktadır. İslam dini bayramı, inancı, ibadeti ve ilkeleriyle, kabul gördüğü bir toplumun milli kültürü ile çatıştırılırsa, bu çatışmadan zararlı çıkan dinin kendisi olur. Ayrıca milli duygular zarar görür. Milli duygularını milli bayramlarda ifade etme fırsatı verilmeyen bir toplum, ulus olamaz. Kimliksiz, duygusuz ve vatansız boşlukta bireylerden oluşan amaçsız ve ülküsüz bir yığına dönüşür. “Güçlendirilmiş İhanet Metni”nin hedeflediği Cumhuriyet düşmanlığını körüklemiş olur. “Kimlik siyaseti” adı altında zımnen Türk düşmanlığı değirmenine su taşıyan ırkçı ve bölücü kifayetsiz muhalefet tarzıyla aynı noktaya gelmiş olur.
Diyanet, çeşitli vesilelerle eleştirdiği laikliği de tersinden yorumlamaktadır. Milli bayramlar ile dini bayramları birbirinden ayırmış; dini bayramlar dışında diğer bayramları “dini” olmadıkları gerekçesiyle dışlamış ve her iki bayramımızı da toplumsal hayattan koparmıştır. Dini bayramlar milli bayramlarla birlikte düşünülüp kutlanmadığı sürece, dini bayramlar da tıpkı milli bayramlar gibi toplumsal yaşamın dışına itilmiş olacaktır. Dini bayramları kutlayanlar ile milli bayramları kutlayanlar ayrışmasına yol açan bu tehlikeli yaklaşım, milletin ortadan ikiye bölünmesi sonucunu doğuracaktır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin laik, anayasal bir kurumu olan Diyanet, bayramlarımızı ayrıştırmak, birbirine alternatifmiş gibi davranmak ve Türk ulusunu bayramlar üzerinden birbirine düşürmek şeklinde yorumlanabilecek bu tür uygulamalardan vazgeçmeli ve bütün bayramlarımıza aynı ölçüde özen ve saygı göstermelidir. Bilinmelidir ki halkın milli bayramlarını önemsememek, halkı ve milli kültürünü görmezden gelmek dinin onayladığı bir yaklaşım olamaz. Milli bayramları önemsemeyen, dini bayramları önemsediğini iddia edemez. Diyanet bu tutumuyla Türk milletinin güvenine layık olamayacaktır.
Milli ya da dini olsun, bayramlar toplumsal dayanışmayı; akraba, eş-dost arasındaki yakınlaşmayı ve nihayet milli birlik ve beraberliği perçinleyen önemli günlerdir. Dini naslar tarafından belirlenmiş olması bile gerekmez. Çünkü bayramlar, bir milletin kültürel kodlarından oluşur. İnançlar, ibadetler, gelenek ve görenekler herhangi bir toplumun kültür öğelerini besleyen değerlerdir. Örneğin aynı din farklı toplumlarda, esasta olmasa bile algılanış ve uygulamada o toplumun tarihsel-kültürel birikimi ışığında farklı yorumlanabilir. Kültürel antropoloji, bir toplumun yaşadığı coğrafyada bilim, din, inanç, sanat, edebiyat, iktisat gibi kültürel öğeleri nasıl ürettiğini; kültürlenme sürecindeki temel yasa ve gerekçeleri konu edinir. Bayramlara tavır almak, kültürel antropoloji bilimine aykırıdır.
Türk milleti, başka Müslüman ülkelerdekinden farklı olarak İslam diniyle ilişkilendirdiği dini bayramlar ve dini günlere karşı duyarlıdır. Her İslam ülkesinde ortak olan Ramazan Bayramı ile Kurban bayramı dışında bazı gün ve geceler “kutsal” kabul edilmiştir. Bazı gün ve gecelerin kutsal sayılması, İslam öncesi dönemlere kadar uzanır. Ama İslam’la tanıştıktan sonra İslam kültürünün yerleşik birer kültür formları olarak devam etmektedir. Mevlit Kandili, Berat Kandili, Miraç Kandili, Kadir Gecesi gibi gün ve geceler Türk milletinin sosyal antropolojik din-kültür öğeleri olarak görülebilir. Radikal dinciler ve siyasal İslamcılardan çoğu, bu gecelerin Kur’an’da yer almadığını ve İslam’ın herhangi bir esasına karşılık gelmediğini yıllardır savunmakta; sözüm ona gerçek İslam’da böyle gün ve gecelerin olmadığını ileri sürerek kültürel çölleşmeye yol açmaktadırlar. Halk, inançları ile ilişkisini semboller aracılığıyla kurar. “Kutsal” sayılan gün ve geceler birer semboldür; halk soyut bir inancı ancak sembolleştirerek kültürel bir unsur olarak deneyimler. Deneyim, soyut inancı taşımakla gerçekleşmez. Pratik yaşamın içinde dokunduğu, hissettiği ya da tanımlayabildiği şeyler halkı kültürel açıdan birbiriyle bütünleştirir. “Kutsal” sayılan her şeye dini bir kılıf ya da gerekçe aramak, dini kupkuru bir talimatlar bütününe dönüştürdüğü gibi, din ile birey arasındaki ilişkiyi de sıradanlaştırır, sosyal psikolojik sarsıntılar yaratır. Kültürel çölleşme, toplumsal kültür kodlarını dini temele ve gerekçeye dayandırmaya zorlamanın sonucudur.
Milli bayramlar dini bayramlara göre daha somut ve verili durumlara gönderme yapılarak kutlanan gün ya da günlerdir. Ulusal kurtuluş bayramları, Cumhuriyet’in kurulması, ulusal kahramanlık günleri ve Ulu Önder Atatürk’ün 10 Kasım’da anılması gibi önemli günler, her yıl yinelendikçe ulusal dayanışma ve birlik ruhunu güçlendirir. Türk milletinin “kutsal” ve “milli” gördüğü hiçbir bayram, gün ya da anı birbirinden ayrı tutulamaz. Bu idari ya da yönetsel bir iradenin karar vereceği bir şey değildir.
O halde başta Diyanet İşleri Başkanlığı ile diğer bütün devlet kurumları, Türk milletinin milli ve dini bayramlarına sahip çıkmak ve bu konuda ayrım yapan değil birleştiren olmak zorundadır.
devlete dair kala tek şey Atatürkün duvardaki portresi.