Semih Güneri
Semih Güneri
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Pazırık kültürü Hint-Avrupalı, he-mi Giscard?

Pazırık kültürü Hint-Avrupalı, he-mi Giscard?

featured

Prof. Dr. Semih Güneri yazdı…

“…Fransız meslektaşım koca P.-H. Giscard’a da o gün Pazırık kurganının açma kenarında dikilerek sohbet ederken şöyle demiştim: -Pazırık kültürü Hint-Avrupalı, he-mi Giscard?..”

DTCF’deki son yılımda Erzurum Atatürk Üniversitesi’nden bir teklif almıştım. Hadi gel buraya biraz Hitit yap, diye. Beni arkeoloji bölümüne çağırıyorlardı. Bu benim için onurdu. Beni oraya çağıran ise, arkeolojiyi öğrendiğim Fahri Işık hocamızdır. Ondan, ‘arkeoloji’nin “…ah ne kadar güzel bir vazoymuş-muş da…”, veya “…adam binlerce çivi yazılı tablet arşivini keşfetmiş-miş de…” ya da “…dünyanın en eski tapınağını bulmuş-muş da…”, gibi basma kalıp formüller olmadığını öğrendik. Arkeolojinin, arkeolojik stil-kritik yöntemleriyle, aslında kültürel ilişkileri irdelemenin tam merkezinde anlam bulduğunu, öğrendik. Öğrenmeye devam ediyoruz. Bir Erzurum’a gittim, hayatım değişti. Bugün Avrasya bozkır kültürleri coğrafyasında iyi-kötü eşeleniyorsak, bunu işte o Fahri Işık’a borçluyuz. Ne ki üç yıldan daha fazla dayanamadım. O üç yıl bana oldu daha sonra 30 yıl: Doğu Anadolu’dan Kafkasya’ya. Kafkasya’dan Orta Asya’ya. Derken bir gün kendimi Altay Dağlarının 2500 metre yükseklerinde petroglif avcılarının içinde buldum. Tonyukuk Tapınağında kazı yapan takımın içinde ve bir gün Sibirya’nın Paleolitik laboratuvarlarında, elimde insan kafatası, os frontale’nin os nasale ile birleşip döndüğü göz ekseni üzerindeki satura frontonasalis’in diğerlerine göre biraz daha derin olduğunu hayretle keşfederken buldum. Nereden nereye. Fahri hocamızın açtığı yolun günün birinde Baykal gölü kıyısındaki Sibirya laboratuvarlarına çıkacağını o gün bilemezdik. Bu yazımı Fahri hocama adıyorum. Hocamıza buradan sevgiyle. Her zaman duacısıyız.

İyisiyle kötüsüyle ‘Erzurum’ hadisesi hayatımı yönlendiren bir dönüm noktasıdır. Orada hayata dair de çok şey öğrendim. Yukarıda verdiğim yazı başlığındaki ‘he-mi?’ deyimi de oradan. Bayılırım. Çok da kullanırım. Fransız meslektaşım koca P.-H. Giscard’a da o gün Pazırık kurganının açma kenarında sohbet ederken aynısını seslendirmiştim: -Pazırık kültürü Hint-Avrupalı! He-mi Giscard?

Türk-Altay Kuramı adlı kitabımda Pazırık kültürü hakkında az araştırma yapmadım. Az şey yazmadım. Bu kadar araştırmanın, gösterdiğim o kadar kanıtın üzerine Pazırık kül¬türünü Hint-Avrupalılara bağlayacak kadar ‘saf’ değilim. Şu somut nedenlerle: Rus meslektaşlarımızın çoğu, Avrasya’da her kültürel evre başlangıcında Urallara, Sayanlara, Altaylara, Tarım havzalarına, Hindistan’a, Afganistan’a bir ya da bir¬den fazla Hint-Avrupalı kavim göçleri tasarlarlar. Demir Çağlarının sonlarında da Altaylara bir göç vardır. Bu İran göçlerinden başka bir şey değildir. Sözde “Hint İranlı savaşçı atlı-arabalı agresif elitler” MÖ 7. yüzyıl sonu 6. yüzyıl başlarında Altay dağlarına bir sefer düzenlemişler. Bak! Bak! Bak! Bu göç uydurması, bana Ahmet Taşağıl’ın Altaylara Andronovo göçü uydurmasını hatırlattı. Bu göçler Pazırık kültürünü oluşturmuş-muş. Yani 1000 metre râkımdan gelen yer¬leşik İran göçü 2600-3000 metre rakımlı Altay’ın Ukok bozkırına gelmiş. Yerli halkı bölgeden sürmüş ve onların topraklarına yerleşmiş. Biz de buna Pazırık kültürü demişiz. He-mi Giscard?

Şimdi bir düşünelim. Kâğıt üzerinde bile olsa, ‘İranlı göçler’ dediğimiz Persepolis saraylarından gelen askerler, soylular değil midir? Tarih Geç Demir çağı. Ey ahali! Yaşam tarzları, kültürel yapıları, evleri, sarayları, üretim haneleri, üretim araçları, üretim ilişkileri olan bir kültürden söz ediyoruz. Adamlar yerleşik kültür bre! Yerleşik! Dolayısıyla teknoloji biliyor. Tarım biliyor. Ve Ukok yaylasına geldikleri gün o güne kadar bildiklerini tamamen unutup göçebe hayatın gereklerine bir haftada uyum sağlıyorlar. He-mi Giscard? Keçeydi, halıydı, altındı, demirdi, tunçtu. İşleyip, yontuyorlar. Hayatın gerçek yüzünden bahsediyoruz. Bu olacak şey midir? Ama bundan da vaz geçelim. Ve bir soru daha soralım: İranlıların konuştuğu dili biliyor muyuz? Evet, Geç Demir Çağı kayıtlarında var. Buradan biliyoruz. Pazırıklıların konuştuğu dili biliyor muyuz? Hayır. Çünkü kayıtlarda yok. Persepolis saraylarında yeri göğü çivi yazısına boğan İranlılar Ukok yaylasında aniden yazı yazmayı unutuveriyorlar. He-mi Giscard? Unutmamış olsalar Ukok yaylasında, orada burada bir iki çivi yazılı tablet ele geçmez miydi? Pazırık yerli halkları içinde asimile olmayacaklarına göre ya dillerini unuttular ya da pastoral hayata bir hafta içinde geri dönüş yaptılar şu İranlılar. Şimdi de ölümcül soruyu soruyorum ve “Pazırık yaylasındaki İranlılar” yalanına son noktayı koyuyorum: Demir Çağı İranlılarının tipleri hakkında bir şey biliyor muyuz?

“…Pazırık insanı Mongoloid iken, İranlı Kafkazoid’dir. Bu bakımdan da
Pazırık kültürüne Hint- Avrupalı damgası vurabilmek mümkün değildir…”

Evet. Pek çok tasvirden ve antropolojik verilerden: Karabaş. En azından Demir Çağı İran insanı tipi hakkında bilgi sahibiyiz. Bu, “Caucasoid” diye de tanımlanan “beyaz Avrupalı” tiptir. Yalnız, adamlar beyaz değil dikkat! Bildiğin karabaş. Kara kaşlı, kara gözlü. Tıknaz. Güçlü-kuvvetli. Yani Güney Rusya’da at koşturan Hint-Avrupalı dediğimiz adam tam olarak buydu. Adolf Hitler, Hint-Avrupalı’nın bir karabaş olduğu gerçeğini öğrenseydi ölmeden, bu kez kahrından ölürdü. Hitler’in mavi gözlü, uzun boylu, sarı saçlı, beyaz tenli ideal Hint-Avrupalı adamı nerede, tıknaz-karabaş nerede. Evet karabaş. Çekik gözlü sarı benizli Altaylı’dan da oldukça farklı olarak.

Diğer bağlantılı soru da şöyle olsun: Pazırık halkı insan tipini biliyor muyuz? Evet. Buradaki kurganlarda, neredeyse hiç bozulmamış biçim¬de, dokularıyla birlikte ele geçen en az yüz kadar antropolojik kaydımız var. Bunların antropolojik analizleri yapıldı mı? Evet. Nedir yanıt? “Mezo-brachy crany”. Mongoloid özellikleri ağır basan Asyalı tip. Rus araş¬tırmacı T.A. Çikişeva böyle söylüyor. Ak-Alaha-3, kurgan 1 kazılarından sevgili meslektaşım Natalya Polos’mak, 25 yaşlarında bir bireyin fiziki antropolojik araştırmaları üzerine yakınlarda yazdığı makalede Pazırık kültürü insanının “beyaz Avrupalı” değil, “meso-brachy crany” çekik gözlü Asyalı bir tip olduğunu ifade ediyordu. Sadece bu mu? Hayır. Pazırık kültürünün bireylerinin tamamı bizim T-AF (Türk-Altay Fenotipi) diye verdiğimiz formüle uyan Mongoloid özellikleri ağır basan insan tipi ile temsil ediliyor. Yani ölümcül sorumuzun yanıtı da hâliyle şöyle olacaktı: Pazırık insanı İran insanına benzemez. Biri Mongoloid iken diğer Kafkazoid’dir. Yani Pazırık kültürüne antropolojik veriler bakımından da Hint- Avrupalı damgası vurabilmek mümkün olamıyordu. Bu konunun ayrıntılarını kitaplarımda çok tartıştım. Çok.

“…Parayı veren düdüğü çalar…”

Neredeyse yüzyıldır “Pazırık insanı Avrupalıydı, Kafkasyalıydı” diye pek çok cahilce laf edildi. Ciddi ciddi makalelere yazıldı. Kaydedildi. Rus ve Batılı meslektaşlarımızın istisnasız tamamı Pazırık halkı insanının “beyaz Avrupalı” olduğunu iddia ettiler durdular. Bugünün tarihine kadar hâlâ devam edegeliyor. Ne ki son araştırmalar (Türk-Altay Kuramı başta olmak üzere) bunun bir yalan olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Konuya değgin bir anımla bugünkü yazımı bitireyim:

2010 Mongol Altay çalışmalarımızda, aynı bölgenin Pazırık kurganlarını kazmakta olan International Center Eurasiat, Paris, France’tan meslektaşım P.-H. Giscard ile, açılmış ve buluntuları tek tek toplanma aşamasına gelmiş bir Pazırık kurganı çukurunun hemen kenarında, inşaat hafriyatına bakan sade vatandaşlar gibi çukurun içine bakarak konuştuğumuz konu şuydu:

O: -Pazırık halklarının tamamı, senin de çukurdaki iskeletten gördüğün gibi beyaz Avrupalıdır.

Ben: -Hayır, ben öyle görmüyorum, mezardan çıkan bu kafatasları daha çok Mongoloid’i andırıyor.

O: -Hayır, o bir beyaz Avrupalıdır, kazdığımız onlarca Pazırık kurganından çıkan diğer beyaz Avrupalılar gibi. Eğer mezarda beyaz insan iskeleti bulursak onun konuştuğu dilin Avrupaca olduğunu anlarız.

Ben: -Ooo! Kazıları sen yapıyorsun diye fikrin böyle ama bu kazıları ben yapıyor olsaydım bu kadar bariz.

Mongoloid özellikleri gösteren o yuvarlak kafalı bireyin iske¬letini beyaz Avrupalı diye tanımlamaktan çekinirdim.

O: -Olabilir. Bu benim kazılarım. Üç aylık çalışmalara 000,000 Euro para harcayan benim. Söz hakkı da benimdir.

Ben: Yani, Pazırık kültürü Hint-Avrupalı! He-mi Giscard?

O: Evet, öyle Semih!

Ben: Senin canın sağ olsun Giscard’ım!

Daha sonra uzun uzun bu konuda tartışmalarımız oldu. Şu sonucu çıkardım: ‘Parayı veren düdüğü çalar’.

2010’un serin bir Temmuz akşamıydı. Pazırık kurganı kazılarına altı haneli Euro yatıran P.-H. Giscard idi. Dolayısıyla düdü¬ğü de Altay’ın otokton halklarına “beyaz Avrupalı” tanısı koyup yayın üzerine yayın yapmak suretiyle, bizzat kendisi çalmış oldu.

Uğurlu-kutlu olsun. Ne diyelim.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!