Prof. Dr. Semih Güneri yazdı…
“…Kültürü yaratan dildir. O dil Türkçe’dir. Onu konuşan Türk’tür. Bu kadar basit…”
Türk, Türkçe konuşandır. Bu kadarı yeterlidir. Türkçe konuşan Türkçe düşünür. Türkçe düşünen Türkçe yazar. Türkçe hayal eder. Türkçe yaratır, Türkçe üretir, Türkçe yönetir. Türkçe sever. Türkçe nefret eder. Türkçe yaşar. Türkçe ölür. Bin yıllar öncesinden günümüze, kılığına-kıyafetine, ideolojisine-geleneklerine, sazına-sözüne, hikâyesine-efsanesine, kederine-sevincine, yediğine-içtiğine şekil veren Türk dilidir. Dünyaya yayılandır. Türkçe konuşuyorsan Türk’sündür. Kim olduğun tartışılmaz. Hepsi bu.
Türklerin Kuzey Asya’daki prehistoryasını yazan Türk-Altay Kuramı’nın en temel önerisi şudur: ‘Maddi kültür’ü belirleyen dildir. ‘Arkeolojik kültür’ fizikî hayatın yansımasıdır. Biz kültürü ve kültürün tarihini ‘arkeolojik kültür’ün stilinden, tarzından ölçeriz. Kültürün stili, tarzı onu diğerlerinden ayıran bütün şeylerin toplamıdır. ‘Arkeolojik kültür’ süreçleri, aynı dil, aynı ideoloji, aynı öteki dünya tasavvurları etrafında kenetlenmiş halk toplulukları tarafından yaratılır. Yaşatılır. Yayılır. Kültürün gücü top-tüfek, kılıç-kalkan değildir. Kültürün gücü dilin gücüdür. Yayılan, kaba güç-kuvvet, zorbalık-barbarlık değildir. Yayılan dildir. Dilin yarattığı arkeolojik kültürdür. Arkeolojik kültür her şeydir. Gelenekler arkeolojik kültürün yansımalarıdır. Yazılı kaynaklarıyla, yazılı kaynaklar tarafından desteklenen arkeolojik belgeleriyle koca Avrasya coğrafyasında tanımlanabilmiş tek kültür Türkçe konuşan halkların kültürüdür. Türkçe, koca Asya topraklarında yalnız değildir. Asyalı dillerle bağlantıları vardır. Tarihi, Göktürk evresinden Paleolitik çağlara kadar uzanır. İki evre arasında uzanan kültür zinciri, ardışık kültür halkaları tarafından birbirine kenetlenmiştir. Kültürün başı sonu bellidir. Kültürü yaratan dildir. O dil Türkçe’dir. Onu konuşan Türk’tür. Bu kadar basit.

“…Arkeolojik kültürel geleneklerin devamlılığı ancak etnik kültürlerin devamlılığı ile mümkündür…”
Her dilin bir arkeolojik kültürel karşılığı olmayabilir. Her arkeolog bilmez, örneğin Hitit dilinin Orta Anadolu topraklarında arkeolojik kültürel karşılığı yoktur. Binlerce çivi yazılı tabletlere yansımış Hitit dili yalnızca Hitit sarayında konuşulan bir dildir. O dil yerli Anadolulu halklar tarafından konuşulmadı. Nereden biliyoruz? Hitit dönemi Anadolu Tunç Çağı arkeolojik kültürel geleneği Hurrili’dir. Hattilidir. Yerli halkın dili Hurricedir. Hatticedir. Kültürün asıl kaynağı Aşağı Mezopotamya’dır. Sümer kültürüdür. Kültür Hurri üzerinden Anadolu coğrafyasına taşınmıştır.

Türkçe’nin İskit (MÖ 1. bin) döneminden beri konuşulduğunu biliyoruz. Yazılı kaynaklar bunu doğruluyor. Ama unutmayalım Güney Rusya’dan Tibet’e geniş bir coğrafyaya yayılan İskit kültürünün bulunduğu her noktada Türkçe konuşuluyor değildi. İskit’in ana yurdu Güney Sibrya’dır. Altaylardır. Ana kaynağı yerli Altaylı Karasuk kültürüdür. MÖ 1. binin başında gökten düşmüş değildir. Sibryalı İskit halkları elbette Türkçe konuştular. Daha Doğu’da ve Güneyde, Yukarı İndus’ta, Ladakh’ta, Merkezi Ovalarda (Xi’an, Ningxia) o kültürün bileşenleri ağırlıklı olarak yerel diller konuşuyor olabilirdi. Ne ki kültürün Türk dilinin yarattığı arkeolojik kültür olduğu, Sibrya’dan kaynaklandığı değişmeyen bir gerçektir.
İskit kültürü, yerli Altaylı Karasuk kültürü içinden çıkıp gelişmiştir. Karasuk kültürü Okunyev kültürü içinden türemiştir. Her üç kültürün aralarında arkeolojik bağlantılar Türk-Altay Kuramı’nda ortaya konulmuştur. Bu durumda Karasuk halklarının, Okunyev halklarının daha farklı bir dil konuştuklarını nasıl söyleyebiliriz? Arkeolojik araştırma yöntemlerinde kural şudur: Arkeolojik kültürel geleneklerin devamlılığı ancak etnik kültürlerin devamlılığı ile mümkündür.
Okunyev halkları da muhtemelen Türkçe konuşuyordu. Elimizde mevcut maddi kültür verileri bu fikri destekliyor. Okunyev yüksek sanatını yaratan halkların Yenisey-Lena Neolitik kültüründen geldiğini, Altaylar kültür coğrafyasına göç ettiklerini kesin olarak biliyoruz. Arkeolojik belgeler Neolitik Yenisey-Lena halklarının bölgesel Paleolitik kültürlerle bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. Bu durumda biz, gene arkeolojik belgeler ışığında Türkçe’nin en arkaik biçiminin konuşulduğu yerin Baykal bölgesi, konuşulan tarihlerin ise Paleolitik çağlara uzandığını söyleyebiliriz. Bunun tersini varsa iddia edecek, bir makale ile karşımıza çıkar. Bizden de yanıtını alır.
“…Türk dili konuşan halklar her nereye göç ederlerse etsinler ortama uyum sağlarlar. Değişirler. Değişmeyen tek şey konuşulan dildir…”

Selçuklu dönemi mimarisine, Göktürk sanatından geçen gelenekleri yaşatan taş kabartma süslemeler, taş heykeller damgasını vurdu. Orta Tunç Çağının Okunyev sanatının ünlü koç heykellerinin yakın benzerleri Selçuklu koç-koyun heykellerinde can buldu. Selçuklu’da da Türkçe konuşuluyordu.
Osmanlı sanatı Selçuklu sanatının türeviydi. Selçuklu’nun devamıydı. Osmanlı İmparatorluğu döneminde bütün dünya, imparatorluğu ‘Türk’ diye anarken biz ‘Osmanlı’ dedik. Osmanlı’nın gerileme devrinin son elli yılı içinde ‘Türk’ ve ‘Türkçe’ o kadar aşağılandı, o kadar dışlandı ki bir süre Türkiye’de kimse ona Türk İmparatorluğu diyemedi: ‘Osmanlı’ dedi. Buna rağmen o dönemde de konuşulan Türkçe idi. Çünkü gücün kaynağı ne kadar dışlanırsa dışlansın, konuşulan dildi, o dil Türkçe idi.
Türk’sen eğer, bin yıllar içinde kimi değişimlerin önünde duramazsın. Her şeyin değişir. Antropolojik yapın değişir. Çekik gözlerin bademe evrilir. Sarı kafadan karabaşa dönersin. Ala gözlerin kararır. Boyun posun değişir. Her şeyin değişir. Neden? Neden Mongol’un değil de Türk’ün başına gelir bütün bu değişimler? Çünkü Türkçe Paleolitikten beri yayılır dünyaya. Paleoltik’ten Orta Çağlara kadar dört büyük göçe işaret ediyor Türk-Altay Kuramı. O nedenle Kuzey Asya’daki Türk tipi T-AF olarak tanımladığımız fenotipi temsil ederken, Yakın Doğu, Anadolu’ya yönelen göçler sonrasında ortaya çıkan Türk tipi Akdeniz tipine yakındır. Doğu Avrupa’da, Orta Asya’nın çeşitli noktalarında Türkçe konuşan halklar farklı tipler temelinde tanımlanırlar. Her göç sonrasında değişen çok şey olur. Değişmeyen tek şey dildir. Türk dili konuşan halklar her nereye göç ederlerse etsinler ortama uyum sağlarlar. Değişirler. Değişmeyen tek şey konuşulan dildir. O dil Türkçedir.

“…Güç dildir. O dil Türkçe’dir. Ve onu konuşan Türk’tür. Türk budur. Bu kadar basit …”
Tarih, zorbalıktan başka bir şeyden anlamayan, at üstünde ok fırlatıp yerleşme yerlerindeki hazır besini, malı-mülkü yağmalamak dışında mahareti olmayan barbar-göçebe hareketlerinin sonuçlarını kaydetmiştir. Tarih, silahının ucunda önünde dünyaları açmışken çıktığı bozkıra kuyruğunu kısarak gerisin-geri dönen, giderek yalnızlaşan ulusların ibretlik hikâyelerini de kaydetmiştir. Oysa biz, gittiği yere kendisiyle birlikte dilini, kültürünü, göz kamaştırıcı sanatını götüren, yerleştiği topraklarda kök salan, kökleri Yenisey-Lena’da Paleolitik Çağlara kadar giden baskın bir hareketten, Türkçe konuşan halkların yürüyüşünden bahsediyoruz. Koskoca bir kıtaya bu şekilde yayılmanın kalıcılığının, bu ‘inanılmaz varoluş hikâyesi’nin arka planına bakıyoruz. Erken Orta Çağlarda Baykal bölgesinden Avrupa sınırlarına dayanan bu kültür yayılmasının ‘mantıklı’ bir açıklaması olmalıydı.
Hiç kuşku yok ki arkeolojik kültürü bu kadar geniş coğrafyalarda yüzlerce yıl var eden, kalıcı ve baskın kılan temel itici güç ne vahşi barbarlıktır ne de silah zorudur. Güç dildir. O dil Türkçe’dir. Ve onu konuşan Türk’tür. Türk budur. Bu kadar basit.
Katkılarınız çok ilginç ve çok yararlı.
Her yerde siyaset, her yerde para konuşuluyor.
Bıktık, usandık artık.
Dilerim, yazılarınızı sürdürürsünüz.
Elinize sağlık.
hdp de türkçe konuşuyor cihangirdekilerde türkçe konuşuyor. pkk bile iç konuşmalarda türkçe konuşuyor sonuç?
Elinize sağlık. Keyifle okudum.