Şevket Apuhan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Çöken neoliberalizm üzerinde tepinmek

Çöken neoliberalizm üzerinde tepinmek

featured

Gerçekler Acıdır!

Bazı insanlar en ufak bir sorunda kollarını sıvarlar ve kavgaya tutuşurlar. Bazıları ise sorunlarını sadece konuşarak çözmeyi bilirler. Problemlerini kavga ederek çözmeye şartlanmış, her sorunu kavgayla çözebileceğini zanneden bir insanla konuşarak anlaşamazsınız. Aynı şekilde, sözün gücüne inanmış bir insanı da kavga ederken görmeniz mümkün değildir.

Bugün Türkiye’de bu şartlanmışlığı görüyoruz. Neoliberal iktisadın başımıza açtığı belaları, parti programlarında hep aynı şeyler yazan liderler düzelteceklerini iddia ediyorlar. Akıllarına başka yol gelmiyor. Çünkü beyinleri bu şekilde şartlandırılmış.

Borçlanacaklar, sıcak para bulacaklar, bu para ile içeride rahatlama sağlayacak, başları her dara düştüğünde özelleştirme yaparak rahatlayacaklar. Vatandaş, ürettiğinden fazla tüketmeye; kazandığından fazla harcamaya devam edecek.

Bugün gördüğünüz bu kavga aslında bir kalkınma kavgası değil. “Ben daha çok ve daha rahat borçlanırım” kavgası. Çünkü buna şartlanmışlar. Zihinleri dışarıya kapalı. Başka çözüm bilmiyorlar.

Üç yaşındaki yeğenime soruyorum:

-Kaç yaşındasın?
-Üç!
-Kaç paran var?
-Üç!
-Kaç araban var?
-Üç!

Üç yaşındaki bir çocuk gibi hep aynı çizgi üzerinde, hep aynı mantıkla, hep aynı şeyleri söylüyorlar.

Örneğin Atatürk Sovyetlere üzüm, fındık, meyve, sebze vererek fabrikalar inşa ettirmişti. Bu fabrikalarda çalışacak teknik elamanların eğitim bedelleri de bu meyve-sebze ihracatının içindeydi.

1967’de bir anlaşma yaptığımız Ruslara:
-İskenderun Demir Çelik’i
-Seydişehir Alüminyum’u
-Aliağa Rafinerisi’ni
-Oymapınar Barajı’nı yaptırmış, ödemesini de yine narenciye, sebze-meyve, zeytin ve fındıkla yapmıştık.

Neoliberal kafa ise bu tesisleri özelleştirdi, heba etti, göz bebeğimiz sanayi kuruluşları birer birer elimizden çıktılar.

Şimdi çok uluslu şirketler, ülkemizde kol geziyor, meclisimizden ihtiyaç duydukları yasaları çıkarttırıyor, emeğimizi tabii ki acımadan sömürüyorlar. Dil bilen, çok iyi okullarda okumayı başarmış gençlerimiz bunların işlettikleri şirketlerde sıradan birer çalışan olmak için çabalıyorlar.

Türkiye’nin fındık fiyatlarını ve şeker üretimini bunlar belirliyor, her şeye burunlarını sokuyor, devletimizin egemenlik hakkını hiçe sayıyorlar.

Bizim iktidara talip partilerimiz ise “Onu alma, beni al” şarkısını söylemeye devam ediyorlar.

Halbuki bu sistemle uzlaşmaya çalışmak gereksizdir. Bu sistemle uzlaşmak demek, milletin sefalete sürüklenmesi demektir. Şüphesiz biz bu sistemle kavga etmekten yanayız. Kavga edeceğiz ve kazanacağız. Çünkü bizim beslendiğimiz kaynaklar, sorun üreten neoliberalizmden daha derin, daha etkin ve daha güçlü.

Bu yoksulluk, bu çile alnımıza yazılmış kader değil. Sadece üzerimize giydirilmiş bir gömlek. Çıkarıp, suratlarına atmamızın önünde hiçbir engel yok.

Ucuza Domates, Patlıcan ve Patates alabilmek için oluşan uzun tanzim kuyruklarının ne anlama geldiğini hala anlayamıyorlar. Bir devrin bittiğini, gittiğimiz yolun bir çıkmaz sokak olduğunu göremiyorlar.

Sonuç olarak:

Bu kafanın ülkemize vereceği hiçbir şey yoktur. Neoliberalizm çökmüştür ve enkazı üzerinde tepinmek Türkiye’ye hiçbir şey sağlayamayacaktır. Bu gerçeği gören kadrolara ihtiyacımız var. Kurulan yeni dünyada yerimizi alırken, biz kendimizi yenileyemezsek bu defa gidecek hiçbir yol, yapacak hiçbir şey kalmayacak. Gerçekler acıdır!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

3 Yorum

  1. neoliberalizm aynen yazdığınız şeyleri hedefler.bozucudur.türkiye özelinde neoliberal uygulayıcılar bu işe çok partili sistemin gelişini hızlandırmak , köy ensitülerini kapatmak gibi işlerle başladılar.mazileri eskidir. neoconların amacı ülkelerin çağdaş ve modern topluma ulaşmasını engellemek için devletleri çağ dışı,karşılığı olmayan,patenaj yapacak şekilde dizayn etmektir. nerede kargaşa,din zorlaması yada g.amerikada olduğu gibi anlamsız sözde anti emperyalist hareketler varsa orada neoconlar başarılıdır.2001 de ımf,dünya bankası ikilisinin musallat ettiği yapının temel amacı kazara ab ile yakınlaşır isek engel olmak,sevilmeyen ve güvensiz kişileri desteklemek,olabildiğince üretimden uzaklaşmak,çağdaş kurumlar var ise helak etmek örn.(en son merkez bankası). bilmem kaç abd li bilmem kaç gün rehin alınmışa bakılırsa humeyni nin bizzat neoliberaller tarafından beslenip iranda başa getirildiğini anlayamaz insanlar tabi ki. orada modern değil gerici bir yapı lazımdı ve şii,sünni savaşları lazımdı,o ortamda zaten bütün çevre dahil herkes zarar görürdü.neoconlar bu derece duygusuzdur. neoliberalizmi sadece ekonomik bir uygulama sanan insanlar ise neoconların bir başka sermayesidir. örneğin neoliberalizme ateş püsküren ama mollaları destekleyen dünyadan bi haber tipler var. en komik olanı ise neoconların kalesi olan çin’i abd ye karşı yükselen değer olarak gören insanlar. neoconlar ulaşabildiği her yere zarar verirken yatırımlarını çine kaydırıp o ekonomiye gözü gibi bakmışlardır,bugün çin neoconların kalesidir ki ucuz işgücünü dünyaya yayarak toplumları dahada zayıflatarak bilmem kaçıncı kuşu tek taşla vursunlar.ucuz mal taşıyacak ipek yolunu alkışlayan,bunun yanında üretim ekonomisi diyen bunun yanında neoliberalizme karşıyız diyen çoğu cahil bir sürü tipe bakıp neoconlar iyi kafa yapıyordur. neoconları haç görmüş şeytana çevirecek şey ise çağdaş uygarlık düzeyini hedefleyen,modern toplum hedefi olan devletlerdir. bu bağlamda neoliberalizm in anti tezi gerçek liberalizm hedefli fonksiyonel oluşumlardır. atatürk,çağdaş uygarlığın üzeri hedefli devrimleri ve çalışmaları fazlasıyla yaptı ama devamını getirmemiz engellendi. akıla,bilime ve bunların hakim olduğu hedefleri olan bir yapı kurmamız gerek ama nasıl?bende bilmiyorum..

  2. Sayin yazar.
    Guzel bir yazi olmus. Tesekkur ederiz.
    Bence Neo-liberalism kavramini kullanmaniz yerinde olmus, zira suandaki duzeni tarif ederken herkes bu terimi kullaniyor. Dolayisiyla, biz okurlarinda anladigi terim budur. Isin teori kismi bizleri o kadarda cok ilgilendirmiyor. Ha hasan kel, ha kel hasan. Neticede amac iletisim ise, okuyucunun anlayacagi dilden konusmak onemli… En azindan ben boyle dusunuyorum. Saygilar sunarim.

  3. Guzel bir yazi ancak sanirim Neo-liberalism yerine Emperyalism kavrami kullanilsa daha isabetli olurdu. Neo-Liberalism, ozellikle “Bati Avrupa” Oligarsisinin (City of London) 80lerden sonra post-sovyet komunism ideolojinin yikilmasi ile yaratmis oldugu, insan haklari, cinsel serbesti, aile ve sosyal gelenekleri inkar, evrensel degerler, yesilciler, dinler ve etnisiteler arasi dialog gibi bircok dengesiz kavrami beraberinde getirmis, ancak temelinde Emperyalist batinin bilincli olarak surume sundugu, ve belli bir sure oldukca etkili olmus bir ideolojidir. Bunun yanisira Amerikan (Wall Street) oligarsisinin su anda uzerinde calistigi irkci, evangelist hiristiyan, Amerikan uluscu ancak o kadarda oligarsik ideolojide Emperyalist tabanlidir. Bu iki ideolojide emperyal tabanli olmakla birlikte, biri Avrupa oligarsisini digeri ise Amerikan oligarsisini temsil eder. Bu iki bati emperyalist ideoloji su anda catisma icindedir. Bu cikar ve ideolojik catismayi bugun Avrupa Birligi ile Amerika’nin sonu gelmez cekismesinde gorebiliriz. Bu nedenle yukarida Emperyalism kavrami kullanilirsa daha isabetli olur cunku nihayetinde her iki ideolojide bati emperyal kokenlidir ve uyguladiklari somuru modeli birebir aynidir. Saygilarimla

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!