Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Toplumu dönüştürmek isteyenler, düz mantık ile işleyen bir ideolojik akla değil, kitleleri harekete geçirecek, onların duygusal dünyasını kavrayacak sanatsal bir derinliğe de sahip olmalıdır.
“Bilim aklın şiiridir, şiir de yüreğin bilimidir” derken Maxim Gorki bu türden bir kavrayışı anlatıyordu. Bir tamamlama yöntemi…
- Gorki, rasyonalite (bilim/akıl) ile estetik/duygu (şiir/yürek) arasında sanılanın aksine bir karşıtlık değil, tamamlayıcılık ilişkisi kurar. Bilimi yaratıcı ve estetik bir olgu olarak ele alır, sanatı insan psikolojisini ve toplumsal gerçekliği analiz eden metodolojik bir disiplin (“yüreğin bilimi”) seviyesine yükseltir. Böylece toplumsal/sosyalist gerçekçi sanat ortaya çıkar.
- SANATÇI: İNSANIN GERÇEĞİ ve EYLEM
- Bilim dünyayı yapılandırır, sanat dünyaya estetik bir perspektif sunar; açıklar, uyarır. İnsana kendi gerçeğini, sınıf bilincini aşılar.
- Bu nedenle toplumcu sanatçılar hep kalıcı olmuşlardır; sadece hatıralarıyla değil, fakat bundan daha fazla olarak ürettikleriyle toplumun sonsuz hacimli hafızasında yaşarlar. Aynı zamanda eylem insanıdırlar.
- Tıpkı Tarık Akan gibi… Tıpkı Tarık Akan’ın Ergenekon, Balyoz kumpaslarında Silivri Zindanları’ndan vatanseverleri kurtarmak için barikatları yıkması gibi…
- Ölümünün üzerinden 10 yıl geçti; hâlâ yaşıyor gibi… Nedeni çok açık: üretimiyle toplumsallaştı.
- ÖZÜ SÖZÜ BİR
- Tarık Akan 1970’lerin ikinci yarısından itibaren ticarî film furyasından çıkarak, toplumsal temalı filmlere yöneldi. Bunun bedelini maddi ve manevi olarak ağır ödedi; fakat Yeşilçam’dan aforoz edilmeye kadar giden bu baskı ortamından bir kez bile şikâyetçi olmadı.
- Toplumcu sanatçı kişisel serzenişlerle hayatını geçiren bir varlık değildir; çektiği acıları toplumcu ödevlerinin kaçınılmaz bir evresi olarak görür.
- Böyle olduğu için Tarık Akan sanatçı kavramının içeriğini tam anlamıyla dolduruyor.
- Türk sinema tarihî ve sosyal hayatımızdaki önemini hiç kaybetmedi; kaybetmeyecek. Toplumsal gelişim ve taleplere karşılık gelecek mücadeleyi verdiği için bu özelliğe sahip. Özü sözü bir, düşüncesi ve hayatı birbiriyle tutarlı olduğundan unutulmaz özelliğine hep sahip olacak.
YEŞİLÇAM
Çok iyi oyuncu; bunu son olarak oynadığı “Deli Deli Olma” filminde bir kez daha kanıtlamıştı.
Yeşilçam’ın büyük jönleri arasında en sevilenlerden bir tanesiydi. Daha da önemlisi kazandığı sevgiyi tüm toplum nezninde, hayatının sonuna kadar koruyan nadir bir kaç örnekten biri olmayı başardı.
Jenerasyonu içerisinde dünü ve bugünü birbiriyle zıt olanlara bakınca, insan Tarık Akan’ın ne denli büyük bir sanatçı olduğunu bir kez daha kavrıyor.
TUTARLILIK
Sanatçı bizim istediğimiz istikâmette düşünmek zorunda değildir, fakat onu toplum düzeyinde inandırıcı ve samimi kılan düşünsel tutarlılığıdır. Devre göre konum değiştiren, rol alan bir tutarsızlığa sâhip olmamasıdır.
Dönemin rüzgârıyla toplumsal muhalefeti bir rant aracı olarak gören “sosyal içerikli” filmlerde rol alıp bugün güncelliğini korumak adına, oynadığı reklam filmlerinde insanları güldüren, ancak neşeden değil, yadırgamamıza neden olan bir etki yarattığı için güldüren Yeşilçam çıkışlı eski oyunculara bakınca, iç sesimle bir kez daha Tarık Akan gerçekten büyük bir aktör ve sanatçı diyorum.
GERÇEK BİR AKTÖR VE SANATÇI
Geçmek zorunda olduğu Yeşilçam yolunda, çok daha kolay ve rahat bir yaşamı tercih edebilirdi. Emsallerinin çok önündeydi. Ne var ki o toplum yolunu tercih etti, bu nedenle Yeşilçam’dan aforoz edildi; taksicilik yaptı, fakat sinema ve ideallerinden vazgeçmedi.
TAŞ MEKTEP
Toplumcu içerikli bir çok filmde rol aldı, eşit ve güzel bir yaşama inancını güçlü bir biçimde ifade etti. Laiklik, Cumhuriyet ve kadın hakları için mücadele etti.
“Taş Mektep” okulunu kurdu, Atatürkçü öğrenciler yetiştirmeyi hedefledi.
Yeşilçam’da başladığı oyunculuk serüveni, 70’lerin sonunda halkın acıları ve toplumsal gerçeğe kayıtsız kalınamayacağını düşünerek sinema sanatçılığına dönüştürdü.
İstanbul’da öğrenciyken Ses dergisinin oyunculuk yarışmasında birinci oldu; oyunculuk hayatı başladı. O ana kadar Bakırköy’de işportacılık ve cankurtaranlık yapıyordu.
1971’de ilk sinema filmi Emine ile oyunculuk kariyeri başladı; sonrasında Yeşilçam’ın jönleri arasında yerini aldı.
“Suçlu”, “Canım Kardeşim” ve ”Hababam Sınıfın”daki ”Damat Ferit” karakteri onun oyunculuk kariyerindeki rüştünü ispatlayan filmler olarak hafızalardaki canlılığını koruyor. Suçlu filmindeki performansı, 1973 Altın Portakal Film Festivalinde en iyi erkek oyuncu ödülünü getirdi.
YEŞİLÇAM JÖNÜ
Fakat 70’lerin sonlarında bir jön olarak kalmak onun adına kabul edilebilir değildi. Tarık Akan ülke ve dünya gerçeğinden bağımsız hareket edemezdi; Türkiye’nin en travmatik dönemlerinde, yoksul halkın acılarını beyaz perdeye taşıyarak bir sinema sanatçısı olmayı tercih etti. Salon filmlerinin oyuncusu olamazdı, artık toplumsal gerçeği anlatıyor, ülke ve dünyanın acılarını beyaz perdeye aktarıyordu. Haksızlığa karşı duruyordu.
SİNEMA SANATÇISI
Bunun için bedel de ödedi. Hapis yattı, bir sene iş vermediler, taksicilik yaptı. Sonra Maden filmini çekti, Cüneyt Arkın ve Yavuz Özkan ortaklığıyla. Yeşilçam’ın ambargosunu yıkıyor, hasılat rekoru kırıyorlardı.
Politik sinemanın en önemli eserlerinden Sürü ve Yol’daki olağanüstü performansıyla uluslararası alanda pek çok ödüle aday gösterildi.
Son olarak Deli Deli Olma filminde anıtsal bir oyunculuğa imza attı. Yeke kişi (yalnız insan) karakteri yalnızlığın en dokunaklı hâlini tasvir ediyordu. Bir umut… her şeye rağmen… insan yalnız kaldıysa dünyada bir başına değildir yaaa… umutlu, affedici olmak gerekir, hayat geçip gidiyor, geride ne han kalır ne hamam, biraz toz biraz duman…
BAŞKALARI İÇİN ÜZÜLMEK
Başkaları için üzülmeyi bilen bir insan olduğunu duydum Tarık Akan’ın. Yaptığı bir konuşmanın çarpıtılması nedeniyle Almanya dönüşü, havaalanına kendisini gözaltına almaya gelen polislerin bindiği araba nedeniyle üzüldüğünü anlatıyor onu tanıyanlar. Aracın döşemeleri yırtılmış, koltuk yayları insana rahatsızlık verecek derecede batmaktadır. Tarık Akan, memurların sürekli bu araçla çalışmak zorunda kalmalarına üzülmüştür.
Hapse girer, çıktığında bile ağır şartlarda hapis yatmak zorunda kalan arkadaşlarını düşünmekten alıkoyamaz kendisini.
GERÇEK BİR ÖNCÜ
“Anne Kafamda Bit Var” kitabında bunları ve daha fazlasını anlatır.
12 Eylül Darbesi’nin yarattığı yıkımı ve travmayı, aynı zamanda bir gerçek sinema sanatçısının iç dünyasını görüyoruz bu kitapta.
Tarık Akan, gerçek bir sanatçıydı; ama aynı zamanda bir öncüydü. Ergenekon ve Balyoz kumpasları nedeniyle Silivri’de zindanlara atılan vatanseverleri kurtarmak için barikatları yıkanların en önünde yer aldı.
Yıllar geçse de hafızamızda hep canlı kalacak anılar bıraktı. Aydın ya da sinema sanatçısı olmanın ötesinde, bir insan nasıl tutarlı bir yaşam sürer, bunun mükemmel örneğini verdi.
Cumhuriyet’in yeni nesilleri, her dönemde yer kapmaya çalışan, sözde sanatçı, ”duayen gazetecileri” değil Tarık Akan’ı hatırlayacak ve örnek alacak.
…










