Barış Doster yazdı…
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Lübnan; deniz sınırlarını belirleyen münhasır ekonomik bölge (MEB) anlaşması imzaladılar geçtiğimiz günlerde. Anlaşma; GKRY ve Lübnan karasuları arasında gaz arama çalışmalarının hızlanmasını da öngörüyor. KKTC’yi dışarıda bırakan anlaşma, KKTC adına karar alınması olasılığını da içeriyor. Anlaşmanın tam da KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ve GKRY Lideri Nikos Hristodulidis’in, Birleşmiş Milletler (BM) kontrolündeki ara bölgede buluştuğu günlere denk gelmesi de ilginç, son yılların moda deyimiyle, zamanlama açısından manidar. Belli ki Yunan – Rum tarafı; ABD ve AB’nin de tam desteğiyle, adada bildiğini okumaya devam edecek.
GKRY ve Lübnan arasındaki bu anlaşma; Türkiye’nin Ortadoğu’da, Arap ve İslam dünyasında etkisinin sınırlarını da gösteriyor. Çünkü geçtiğimiz aylarda, hiçbiri KKTC’yi tanımayan Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin (Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Özbekistan), GKRY ile anlaşma yapmasını engelleyemeyen Türkiye; aramızın çok iyi olduğu Katar ile GKRY arasında stratejik ortaklık anlaşması imzalanmasını ve Katar’ın GKRY’de büyükelçilik açmasını önleyemedi.
Şu acı gerçeği kabul edelim, Türkiye; KKTC’nin tanınması yönünde, ne Türk devletlerinden ne de İslam ülkelerinden destek görüyor. KKTC’nin, Türk Devletleri Teşkilatı’ndaki (eski adı Türk Konseyi) gözlemci üye statüsünün ötesine geçemeyişi, KKTC’nin dünyada tanınması yönünde, Türk devletlerini bile ikna edemeyen Türkiye’nin elini zayıflatıyor. O nedenle, iktidarın küresel güç adayı olarak nitelediği Türkiye; tipik bir bölgesel aktör olarak, KKTC’nin tanınması konusundaki bu başarısızlığın nedenleri üzerinde uzun uzadıya durmak zorunda. Çünkü beylik laflar iç siyasette karşılık bulsa da, dış politikada işe yaramıyor. Soğukkanlı bir gerçekçiliğin, katıksız bir çıkarcılığın egemen olduğu bir alan olan dış politika, hamaset kaldırmıyor.
KIBRIS’IN JEOPOLİTİK KONUMU VE STRATEJİK ÖNEMİ
Hatırlatalım, KKTC; 15 Kasım 1983 tarihinde kurulmuştu, Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi’nin oybirliğiyle aldığı kararla. Soğuk Savaş’ın son yıllarıydı. SSCB’nin dağılmasına (1991), Varşova Paktı’nın yıkılmasına (1991) az zaman kalmıştı. Türkiye; 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında, 1982 anayasasını kabul etmiş, 1983’teki genel seçimlerde, darbeci generallerin çok sevdiği bir isim olan, 24 Ocak Kararlarının mimarı Turgut Özal liderliğindeki ANAP, tek başına iktidara gelmişti.
O günden bugüne, ülkemizde ve dünyada çok şey değişti. İşgallere, savaşlara, önemli ülkelerine parçalanmasına tanık oldu dünya. Ne var ki bunca şey değiştiği halde, batının Kıbrıs Türklerine bakışı da değişmedi, Türkiye’ye karşı Yunanistan’a verdiği destek de.
Çünkü Kıbrıs; Avrasya’nın ön cephesinde, Doğu Akdeniz’in kilidi konumunda bir ada. Jeopolitik değeri, stratejik önemi büyük. Sadece Türkiye ve Yunanistan açısından değil, Suriye, Mısır, Lübnan ve İsrail açısından da çok önemli. Adanın güneyinde iki İngiliz üssü var, Agrotur ve Dikelya. Fransa’nın bir üssü var. İki limanı da ABD etkin biçimde, fiilen üs gibi kullanıyor.
Adanın Türkiye için önemini, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1937’de şu sözlerle saptamış: “Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu ada bizim için önemlidir”.
Doğu Akdeniz’in en hâkim konumunda olan Kıbrıs’ın stratejik önemi yanında, ada çevresindeki zengin hidrokarbon yatakları da, büyük güçlerin iştahını kabartıyor. Akdeniz’e sahildar Avrupalı devletler olsun (Fransa, İtalya, İspanya), Avrupa Birliği’nin bizzat kendisi olsun, ABD olsun, Kıbrıs çevresindeki enerji yataklarıyla da yakından ilgileniyorlar. Kaldı ki Kıbrıs; ister kendi çevresinde üretilen, ister diğer ülkelerde üretilen enerji kaynaklarının dünya pazarlarına ulaştırılması anlamında bir güzergâh olarak da önemli. O nedenle büyük enerji şirketlerinin de adaya yönelik ilgisi yoğun. Enerjiyi kimin çıkaracağı, işleyeceği, hangi güzergâh üzerinden, hangi şirketler tarafından dünya pazarlarına ulaştırılacağı sadece ticaretin konusu değil, siyasetin, diplomasinin, güvenliğin de konusu.
Türkiye; bölgedeki enerji projelerinden dışlanıyor. Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge ilan etmemenin de dezavantajlarını yaşıyor. Türkiye ile Libya arasında, 2019’da, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin imzalanan anlaşmanın, başta Suriye olmak üzere, diğer ülkelerle devamının bir an önce gelmesi gerekiyor.
Dünyada ulus devletler yıkılırken, parçalanırken, ABD ve AB’nin, Kıbrıs’taki iki farklı halkı, ısrarla federasyon veya konfederasyon çatısı altında birleştirme çabasına karşı, çok sağlam durmak da şart. Batının bu ısrarından kalıcı, sağlıklı, sürdürülebilir, istikrarlı bir çözüm çıkmayacağı açık. En doğru çözüm, iki devletli çözüm.
BATININ KIBRIS KONUSUNDAKİ İKİYÜZLÜLÜĞÜ
KKTC; devlet olarak tanınmasa bile, İngiltere, Almanya, İsveç, İtalya, ABD gibi bazı ülkelerde temsilci bulunduruyor. Türkiye’nin, BM’de, Filistin’in tanınması için çabaladığı gibi, KKTC’nin tanınması için de çabalaması gerekiyor. KKTC’nin uluslararası örgütlerde düşük temsil düzeyinde bile olsa temsili için uğraşırken, İslam İşbirliği Teşkilatı’nda da, KKTC adıyla değil, Kıbrıs Türk Devleti adıyla gözlemci statüsünde olduğunu unutmamak gerekiyor.
ABD ve AB; Kıbrıslı Rumları, tüm adayı temsilen ve Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla tanıyıp, destekliyorlar. Buna karşın, Kıbrıs Türklerini, toplum olarak görüyorlar. Onlara göre; güneyde Rumlar, halk, ulus ve devletleri var. Kuzeydeki Türkler ise toplum. İki eşit, egemen, bağımsız halk ve devlet yok onlara göre adada. Batının bu tutumu, şüphesiz güneydeki Rumları daha küstah, şımarık, uzlaşmaz yapıyor. Adanın tamamını, bir an önce kendilerine katmak istediklerinden, bu aceleciliği Annan Planı oylanırken de, yüzde 75 hayır diyerek gösterdiklerinden, diledikleri zaman müzakere masasına oturup, diledikleri zaman kalkıyorlar. Öyle ki, KKTC tarafında, Denktaş çizgisinin aksini savunan Mehmet Ali Talat ve Mustafa Akıncı gibi büyük ödünler vermeye razı olan cumhurbaşkanları bile, Kıbrıslı Rumları memnun edemediler. Rumlar, tüm adayı temsilen ve Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla AB üyesi yapılmanın, AB çatısı altında Yunanistan ile buluşmanın, ABD tarafından desteklenmenin tadını çıkarıyorlar.