Barış Doster yazdı…
İsrail; bütün vahşeti ve barbarlığıyla Gazze’yi işgal ederken ve Filistin halkına soykırım uygularken, ABD Başkanı Donald Trump da, Ukrayna – Rusya savaşını bitireceğine ilişkin hayli umutlu konuşuyor. ABD ve Rusya liderleri, Ukrayna konusunu görüştükleri son zirveden memnun ayrıldılar. Masada Ukrayna konuşulurken, Ukrayna liderinin orada olmaması da, artık alıştığımız bir görüntüydü. Ukrayna, her ne kadar Ortadoğu ülkesi olmasa da, söz konusu görüntü, Henry Kissinger’a atfedilen şu sözü hatırlattı:
“Ortadoğu’da eğer masaya davetli değilseniz, menüde siz varsınız demektir”.
Trump; önemli bir dış politika sorununu kendine göre çözüp, elini güçlendirmek, ABD içine ve dünyaya mesaj vermek istiyor. 2026 yılındaki ara seçimlere de böyle bir görüntüyle girmeyi amaçlıyor. Trump’un cehaleti, dikkat dağınıklığı, müesses nizamla kavgası, güvenilmez ve öngörülemez kişiliği üzerine yapılan onca yorum, yazılan onca yazıya rağmen, ülkesini, şirket gibi yönetmeyi sürdürmesi, seçmende halen güçlü bir karşılığının olması, üzerine kafa yorulması gereken bir konu.
Gelelim, Ukrayna’nın durumuna.
Önce şunu hatırlatalım, zekâ, potansiyeli anlatır. Akıl onu kullanabilme yeteneğidir. Bir başka ifadeyle, zekâ bardaktır, akıl onu ne kadar doldurduğunuzdur.
Ukrayna liderinde, zekâ ve akıl ne kadardır bilemiyoruz. Tek bildiğimiz, ABD emperyalizminin, onun Avrupalı yancılarının kuklası olduğu. Zelenskiy, emperyalizm üzerine biraz olsun bilgi sahibi olsaydı, az da olsa Lenin, John Atkinson Hobson, Rudolf Hilferding, Frantz Fanon ve emperyalizm üzerine kafa yoran başka isimleri okusaydı, başına bunlar gelmezdi. Ülkesinin nadir elementlerini, kıymetli madenlerini ABD ve İngiltere’ye vermek zorunda kalmazdı. Ülkesinin yıkılmasına, itibar, insan ve toprak kaybetmesine sebep olmazdı. Belli ki batı medyasının, kitlenin görüşlerinin inşasına, kamuoyunun iknasına, rızanın üretimine dayalı yayınları, onun da başını döndürdü ve bu işleri açtı Ukrayna’nın başına. Tarih bilimi için, milletlerin tarlasıdır denmesi bundandır. Geçmiş geleceğin öğretmenidir denmesi bundandır. Tarihini bilmeyenlerin coğrafyasını başkaları çizer denmesi bundandır. Örnekleri çoktur…
Ukrayna, Rusya’ya karşı, ABD ve Avrupa tarafından cepheye sürüldü ve yine onlar tarafından cepheye yüzüstü bırakıldı. Yani satıldı. O nedenle Ukrayna liderinin ve çevresindekilerin “Bizim her ne pahasına olursa olsun bir barışa değil, zafere ihtiyacımız var. Biz burada sadece kendi vatanımızı değil, Avrupa’yı, ABD’yi, özgür dünyayı savunuyoruz aynı zamanda” demelerinin hayatta karşılığı yoktur. Kabul edelim ki, devlet kapasitesi olarak, ölçek olarak, güç unsurları açısından (siyasi, iktisadi, askeri güç) Ukrayna, Rusya ile boy ölçüşecek çapta değil. Ukrayna, Rusya’ya karşı etkili olacak kuvvet unsurlarından yoksun, silah tedarikinde dışa bağımlıdır. Yeri gelmişken hemen belirtelim, kuvvet unsuru ve kuvvet çarpanı farklıdır. Örneğin, dışarıdan gelişmiş silahlar ithal etmek, kuvven unsurudur. O silahları üretecek bilgiye, birikime, teknolojiye, sanayiye sahip olmak ise kuvvet çarpanıdır.
Gelelim Trump karşısında süklüm püklüm oturan Avrupalı liderlere. Belki aralarından birkaçında, büyük edebiyatçımız Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sözleriyle “müphem bir mazi hasreti” olabilir. Fakat güçleri, takatleri yoktur mazilerindeki o görkemli günlerine dönecek.
Avrasya’dan gelelim, Ortadoğu’ya…
İsrail; Suriye’de Baas rejiminin çökmesinden, İran’ın ve desteklediği örgütlerin (Filistin’de Hamas ve Lübnan’da Hizbullah gibi) gücünün azalmasından memnun. Yaşananlardan en kazançlı çıkan devlet. PKK terör örgütünün Suriye uzantısı olan PYD – YPG terör örgütü de gerek Suriye’de yaşananlardan ve gerekse Türkiye’deki yeni açılım sürecinden memnun. ABD, Avrupa ve İsrail’in tam desteğini almış durumdalar.
Fakat şunu da unutmamak gerekiyor. ABD; çıkarları söz konusu olduğunda, hemen satar. Mısır’da Mübarek’i sattığı gibi, Afganistan’dan çekilirken işbirlikçilerini sattığı gibi, geçmişte Irak Kürtlerini sattığı gibi. Örnekleri çoktur…
Anımsatalım, 1974 yılında Irak Kürtleri; ABD, İsrail ve İran desteğiyle, Bağdat’a karşı isyan etmiş, sonuçta da yenilmişlerdir. Molla Mustafa Barzani; Henry Kissinger’a, 1975 yılında yazdığı mektupta, adeta yalvarır. ABD’nin Irak’taki Kürtlere karşı siyasi ve ahlaki sorumluluğu olduğunu, onlara hemen yardım etmesi, sahip çıkması gerektiğini söyler. Kissinger, mektubu şöyle yanıtlar: “Gizli servis operasyonları, hayır işi değildir”.
Emperyalizmin masasında oturanların kaderi bellidir; satılacaklarını anlamak için tarih kitaplarını değil, yalnızca kendi acı tecrübelerini okumaları yeter.
👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏
Teşekkürler Sayın Doster………….
………….. 40 karakter zorunluluğu zorluyor demiş olayım :)
Umarım bu açılımın sonuda pkk için hüsranla sonuçlanır.