Barış Doster
Barış Doster
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. İsrail’in barbarlığı, Filistin sorunu, Ortadoğu ve İslam dünyası

İsrail’in barbarlığı, Filistin sorunu, Ortadoğu ve İslam dünyası

featured

Barış Doster yazdı…

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, açıklamalarıyla gündemi sarsıyor adeta. PKK terör örgütüne ilişkin açıklamaları, PKK terör örgütünün Suriye kolu PYD – YPG terör örgütüne ilişkin açıklamaları, Osmanlı millet sistemine ilişkin açıklamaları sonrasında, bu kez de İsrail’le ilgili konuştu ve şöyle dedi: 

“İsrail, güçlü bir merkezi devlet tarafından kontrol edilmesindense Suriye’yi parçalanmış ve bölünmüş görmeyi tercih eder. Güçlü ulus devletler bir tehdittir. Özellikle Arap devletleri, İsrail için bir tehdit olarak görülür”. 

Kariyer diplomatı olmayan, ABD Başkanı Trump ile güçlü ilişkilere sahip bir iş insanı olan Barrack, acaba canı istediği gibi konuşan, bu arada pot kıran, dobra, açık sözlü bir kişi olarak mı görülmeli yoksa bu ardı ardına yaptığı bu açıklamalar tehdit olarak mı yorumlanmalı? Bu konuda genel bir uzlaşı yok Türk kamuoyunda.

Konuyu ABD’li diplomatın kişiliğinden, karakter özelliklerinden, mesleğinden, deneyiminden bağımsız ele almakta yarar var. Çünkü sorun çok boyutlu ve de hem ülkemizi hem de bölgemizi yakından ilgilendiriyor.

Biliyoruz, Arap – İsrail anlaşmazlığının temelinde Filistin sorunu yattığı gibi, bu sorun aynı zamanda Arap dünyasının, İslam aleminin Batıyla olan ilişkilerinde de listenin başında yer alır. Bir diğer ifadeyle Filistin meselesi, özelde Arapların genelde Müslümanların, hem İsrail’le hem de Batı dünyasıyla ilişkilerinde belirleyici konu başlıklarındandır. 

Birincisi, İsrail; Filistin sorununun çözülmesini istemez. Çünkü bu sorunun çözümsüz kalması, Batının, İsrail’in zulmüne, saldırganlığına, işgallerine destek vermesini sağlamak için, İsrail’in elindeki temel kozlardan biridir. Diğer tüm politik, ekonomik, diplomatik, tarihsel, kültürel, dinsel, askeri, jeopolitik, stratejik kozları da yakından, doğrudan etkilemektedir. 

İkincisi, Filistin meselesinde, ne İsrail ve Arap dünyası arasında ne de İslam alemi ve Batı arasında bir uzlaşma beklenebilir. Çünkü 1967 sınırlarına dayanan, Filistin’in bağımsızlığı, bütünlüğü ve egemenliğini tanıyan, başkenti Doğu Kudüs olan, iki devletli bir çözüm, ne İsrail tarafından kabul edilir ne de ABD böyle bir çözüme, İsrail’in kabul etmediği bir çözüm razı gelir. 

Üçüncüsü, Avrupa’nın büyük güçleri, Almanya, Fransa ve İngiltere’nin İsrail vahşetine, saldırılarına, yayılmacılığına verdiği sınırsız destek sürmektedir. Almanya; 2. Dünya Savaşı’ndaki Yahudi soykırımı nedeniyle İsrail karşısında ezik, mahcup ve komplekslidir. Fransa, İsrail’in önemli destekçilerindendir ve Fransız ekonomisinde, iş dünyasında, siyasetinde Yahudilerin önemli ağırlığı vardır. İngiltere, dünyada diplomasinin, istihbaratın, emperyalizmin kitabını yazmıştır ve Ortadoğu’yu çok iyi bilen bir belleğe, deneyime, birikime, arşive sahiptir. İsrail’in kuruluş fikri ve kuruluşu, İngilizlerden bağımsız ele alınamaz. Dahası ABD’nin iki stratejik müttefiki vardır: İngiltere ve İsrail. Tüm bunlar İsrail’in saldırganlığını ve küstahlığını artıran unsurlardır. 

Dördüncüsü, İsrail; saldırganlığına karşı konulmadığı için, her zaman ve her konuda kazanan taraftır. Saldırı ve işgallerle, yeni yerleşim birimleri kurmak yoluyla, sürekli genişlemektedir.  

Beşincisi, özelde Arap dünyasının (Arap Ligi 22 üyelidir), genelde İslam aleminin (İslam İşbirliği Teşkilatı 57 üyelidir) Filistin meselesi gibi çok temel bir sorun söz konusu olduğunda bile birlikte hareket edememesi, önlem alamaması, caydırıcı olamaması, İsrail’in lehine bir durumdur. 

Altıncısı, Arap dünyasındaki otoriter yönetimler, krallar, diktatörler kendi ülkelerindeki demokrasi, özgürlük, hukuk devleti, insan hakları yönündeki talepleri bastırmak için çeşitli araçlar, yollar, yöntemler kullanırken ve gerekçeler üretirken, İsrail’in Filistin’deki zulmünü de kullanmaktadırlar. Kendi halklarına İsrail barbarlığını gösterip, mealen şöyle demektedirler: “Ben gidersem, İsrail gelir. Filistin halkının düştüğü duruma düşersiniz. Özgürlük, demokrasi taleplerinin sırası değil şimdi”. Belirtmek gerekir ki, İran’daki rejim de, kendi halkının demokrasi taleplerini bastırmak için, aynen bu Arap liderleri gibi, İsrail’in saldırganlığını da gerekçe olarak kullanmaktadır. 

Yedincisi, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığı, İsrail’in çok işine geldiğinden, Filistin sorununun çözümsüz kalması, bu açıdan da İsrail’in lehinedir. ABD Ortadoğu’daki üsleriyle, istihbarat örgütüyle, işbirlikçileriyle, desteklediği PKK – PYD – YPG terör örgütü gibi terör örgütleriyle, Akdeniz’deki savaş gemileriyle İsrail’in yanındadır. ABD’nin Ortadoğu’da bulunma gerekçeleri ne kadar çok olursa olsun (İran’da rejim değişikliğinden Kürt devletinin kurulmasına, bölgenin enerji kaynaklarından Suudi Arabistan ve öncülük ettiği Arap rejimlerinin kollanmasına, Rusya’nın bölgede geriletilmesinden Çin’in bölgede artan nüfuzunun ve ticari ilişkilerinin zayıflatılmasına varana dek) listenin başında İsrail’in güvenliği gelir. 

Sekizincisi, Yahudi lobisinin İsrail’in iç ve dış siyasetindeki, ABD’deki ve batıdaki etkisi büyüktür. İsrail dışında yaşayan Yahudilerin aralarındaki birlik ve dayanışma için, genç kuşaklara ortak bir kimliği, bilinci aşılamak için, bir dış düşmana, bir ötekinin varlığına gereksinim duyan İsrail ve Yahudi lobisi açısından, Filistin sorununun devamı zorunludur. Bu konuda sadece siyasetçiler, bürokratlar, iş insanları, kültür ve sanat insanları, lobiler, Yahudi örgütleri değil, sinagoglar ve hahamlar da büyük gayret içindedirler, özellikle ABD’de ve Avrupa’da. İngiltere ve ABD etkisinin yüksek olduğu, İngiliz Uluslar Topluluğu (Commonwealth) üyesi olan Kanada ve Avustralya da bu listeye dahildir elbette. 

Dokuzuncusu, İsrail’de iç siyasette, güvenlikçi politikaları benimseyen, sağcı, milliyetçi, popülist çizgideki siyasetçilerin, devleti bir din devleti ve bir güvenlik devleti olarak tasavvur ve tahayyül eden politikacıların işine gelmektedir Filistin meselesinin çözümsüz kalması. Bu durum onların elini güçlendirmektedir. Normal şartlarda desteğini alamayacakları seçmenlerin de desteğini almalarını sağlamaktadır. 

Onuncusu, Yahudi diasporası, batıdaki güçlü Yahudi örgütleri, İsrail’in dışarıdaki sesi, sözü, yüzü olarak hareket ettiklerinden, İsrail’in iç ve dış siyasetinde etkili olmanın yanında, yaşadıkları ülkenin de iç siyasetinde, dış siyasetinde, İsrail’le ilişkilerinde etkili olduklarından, Filistin sorununun çözümsüz kalması, bu çevrelerin işine gelmektedir. 

Onbirincisi, Filistin sorununun çözümsüz kalması, İsrail’in diğer konuların yanında, güvenlik konusunda da Batı’ya karşı elinde önemli bir kozdur. İsrail, Filistin meselesi üzerinden, Batıya mealen şu mesajı vermektedir: “Ben sadece kendi adıma değil, sizin adınıza da savaşıyorum başta Hamas ve Hizbullah olmak üzere pek çok İslamcı örgüte karşı, en önemlisi de İran’a karşı. O nedenle sizler bana her konuda ve her koşulda destek vermeye mecbursunuz. Eğer ben Ortadoğu’da bu savaşı vermezsem, Batı ülkelerinde sizler rahat edemezsiniz, kentlerinizde bombaların patlamasını önleyemezsiniz. 

En önemlisi şudur: İsrail’in arkasındaki en büyük güç ABD emperyalizmidir. ABD siyasetinde, bürokrasisinde, iş dünyasında, akademisinde, medyasında, kültür sanat kurumlarında İsrail ve Yahudi lobisi çok etkilidir. ABD nüfusunun sadece yüzde 2’si Yahudi olduğu halde, ülkedeki milyarderlerin yarısı Yahudi’dir. ABD’deki en seçkin üniversitelerin profesörlerinin beşte biri, büyük hukuk firmalarında çalışanların yüzde 40’ı, yazar ve yönetmenlerin yüzde 60’ı, önde gelen 200 entelektüelin yarısı Yahudi’dir. ABD’de nüfusun üçte birini oluşturan Protestan Evanjelistlerin (bunlara Hristiyan Siyonistler de denir) İsrail ve Yahudilere verdiği büyük destek önemlidir. Bu desteği sadece siyasi değil, aynı zamanda dini, ilahi bir görev sayarlar. (Bu oran ve sayılar, emekli diplomat, eski CHP milletvekili Şükrü Elekdağ’ın Uğur Dündar’a verdiği söyleşiden alınmıştır, Sözcü gazetesi, 10. 12. 2017) Siyasetin finansmanında, lobilerin en büyük destekçileri arasında önde gelen Yahudi kuruluşlarını anmak gerekir.  

Sözün özü, İsrail vahşetine karşı, Siyonist barbarlığa karşı mücadele, emperyalizme karşı mücadeleyle birlikte yürütülmezse, başarı şansı yoktur. 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. Hocam devlet aklı da bu şekilde tecelli etse keşke. Çizdiğiniz manzara her şeyin özeti gibi. Emeğinize sağlık.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!