Barış Doster yazdı…
Kosova ve Sırbistan arasındaki gerilim tırmanıyor. Kosova’nın bağımsızlığını ilk tanıyan ülkelerden olan ABD; Sırbistan’ın, Kosova sınırına, benzeri görülmemiş bir askeri yığınak yaptığını açıkladı. Sırbistan ise bir kez daha, Kosova’nın bağımsızlığını tanımayacağını duyurdu. ABD emperyalizminin saldırı ve işgal aygıtı olan NATO’nun genel sekreteri Jens Stoltenberg, “NATO’nun KFOR misyonu, Kosova genelinde görünür ve çevik bir konumdadır” dedi. (KFOR; Kosova’da güvenliği sağlamakla görevli, NATO öncülüğünde kurulmuş çokuluslu barış gücü).
Başkenti Priştine, nüfusu 1.9 milyon, nüfusunun yüzde 92’si Arnavut, yüzde 5’i Sırplardan oluşan Kosova’yı, Arnavutluk tanıyor. ABD açık destek veriyor. Türkiye de Kosova’yı tanıyan bir devlet olmanın ötesinde, konuyla yakından ilgileniyor. Rusya ve Yunanistan ise Sırbistan’ı tutuyor.
Konunun bölgesel önemini kavramak ve büyük güçler arası rekabette nasıl öne çıktığını görmek için, biraz gerilere gidelim. Hafızamızı tazeleyelim. Soğuk Savaş sonrasının ilk emperyalist vahşetini anımsayalım, özellikle de Bosna Hersek’teki insanlık dramını.
Soğuk Savaş sonrası, ilk emperyalist program, aynı anda iki ülkede, Irak ve Yugoslavya’da uygulandı. 1990 – 1991 yıllarında, Birinci Körfez Bunalımı ile ABD; önce Kuveyt’i işgaline göz yumduğu Irak’a, sonra bu işgal gerekçesiyle saldırdı. Irak teslim olunca da, ülkenin kuzeyinde bir Kürt devleti kurmak için adımlarını hızlandırdı.
Yugoslavya ise kısa sürede çıkartılan iç savaşlarla, çatışmalarla hızlı ve kanlı biçimde parçalandı. 1991’de Slovenya ve Hırvatistan bağımsızlıklarını ilan ettiler. ABD bu iş için çok çalıştı. Macaristan’da bu amaçla çok sayıda ABD’li diplomat, istihbaratçı ve uzman, adeta üs kurdu. Ardından 1992’de Bosna Hersek bağımsızlığını ilan etti. Aynı yıl iç savaş başladı. 3.5 yıl sürdü. 1995 yılında Sırp, Hırvat ve Boşnak liderler tarafından imzalanan Dayton Antlaşması ile bitti. En az 250 bin kişi katledildi. 2 milyon insan yaralandı. Yaklaşık 50 bin kadın tecavüze uğradı. 2 milyondan fazla insan, yerinden, yurdundan oldu. Sığınmacı, mülteci durumuna düştü. NATO’nun ilk alan dışı harekâtı buraya yapıldı. NATO tarafından kuvvet konuşlandırıldı. En ağır bedeli Boşnaklar ödedi. Bir zamanlar gıpta edilen, parmakla gösterilen, dünyanın saygısını kazanan Tito’nun Yugoslavya’sının parçalanma süreci o dönemde bu kanlı iç savaşla başladı.
Yugoslavya’nın dağılmasına sevinenler de vardı. Bunlar arasında en başta emperyalistler gelmekteydi. ABD ve Almanya çok memnundu. ABD; sosyalist bir devlet, Balkanlar’da etkili bir devlet parçalandığı için mutluydu. Rusya’yı; Karadeniz’de, Doğu Avrupa’da, Orta Asya’da, Kafkasya’da, Balkanlarda, Baltık Denizi’nde, Hazar Havzası’nda kuşatmanın hesabını yapıyordu. Almanya; Balkanlarda etkili olmak için çabalıyordu. Yugoslavya’nın parçalanması, bu parçadan kopacak Slovenya ve Hırvatistan gibi gelişmiş, sanayi altyapısı olan ülkelerin Almanya’yla yakınlaşması, Berlin açısından önemliydi.
Kısacası, Yugoslavya’nın nasıl parçalanacağı, kopacak parçaların hangi emperyalist devletin etkisi altına gireceği, hangi büyük gücün, nereleri nüfuz bölgesi olarak kullanacağı, baştan hesaplanmıştı.
ALT KİMLİKLER NASIL KIŞKIRTILDI?
Yugoslavya’nın nasıl, hangi yöntemlerle bölüneceğinin araçları da belliydi. Öncelikle etnik, dinsel, mezhepsel kimlikler kaşındı, kışkırtıldı, kanırtıldı, kullanıldı. Üst kimlik, ortak kimlik değil; ayrılık ve farklılıklar öne çıkarıldı. Sırp – Boşnak, Sırp – Hırvat, Hristiyan – Müslüman ayrımı körüklendi. Yugoslavya; Soğuk Savaş’ın bitiminden, SSCB’nin dağılmasından, Varşova Paktı’nın tarihe karışmasından, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından hemen sonra, emperyalizm tarafından, Afganistan, Irak, Suriye öncesinde, adeta bir laboratuvar olarak kullanıldı. Emperyalizmin ilk çullandığı, alt kimlikler üzerinden böldüğü, kendi çıkarına uygun olarak parçalayıp, küçük devletler çıkardığı ülke oldu.
O dönem ABD’yi durduracak küresel güç yoktu. ABD ve NATO’daki güçlü müttefikleri, Yugoslavya’yı parçalarken, enerji kaynakları ve güzergâhları üzerinde etkili olmanın hesabını da yaptılar elbet. Rusya’nın, petrol ve doğalgazını, Karadeniz üzerinden, Balkanlara, oradan Adriyatik’teki limanlara ulaştırmasını engellemeyi amaçladılar. Avrupa’nın, Rusya’nın enerji kaynaklarına bağımlı hale gelmesini önlemeye çalıştılar.
Bosna’ya müdahale konusunda ABD ve AB, başlangıçta bir süre farklı tutum takındılar. O dönem, AB içinde görüş birliği yoktu. Kosova’ya müdahale söz konusu olunca daha uyumlu davrandılar.
ABD’NİN VERDİĞİ MESAJLAR NELERDİ?
Şu gerçek bir kez daha görüldü: ABD, bir sorun patlak verince, hemen müdahale etmez. Hemen saldırmaz. O sorunun ortaya çıkmasında, bizzat kendisi kışkırtıcı olduğundan, sorun çıksın diye her türlü adımı attığından, hesabını ona göre yapar. Bir süre bekler. Hatta sorunun taraflarının, ABD’yi davet etmesini istediği durumlar bile olur. Bu tutumunun nedeni, uluslararası hukuka değer vermesi değildir elbette. Şu mesajı vermek istemesidir: “Küresel ve bölgesel sorunlara müdahale edebilecek tek güç benim. Ben olmasam, bu sorunlara askeri, diplomatik, siyasi çözüm bulamazsınız”.
ABD’nin, Bosna Hersek’e müdahale etmek için uzun zaman beklemesinin bir diğer nedeni de şudur: ABD, hasımlarının da müttefiklerinin de, o sorunun çözümü için ABD’den önce adım atıp, sonuç alamamasının, başarısız olmasının iyice görülmesini ister. Bunun görülmesi, ABD’nin o sorunun çözümü için davet edilmesinin de önünü açar. ABD, şunu der: “Sorunu çözmek için başka güçler devreye girdi benden önce. Çözemediler. Sonuçta gelip benden bu sorunu çözmemi istediniz. Çözerim. Ama istediğim zamanda, istediğim yöntemle, istediğim koşullarda çözerim. Anlaşma şartlarını ben yazarım”.
Unutmamak gerekir; silahlı çatışmanın sona ermesi, sorunun çözüldüğü anlamına gelmez. Kaldı ki ABD de sorunu çözmez. Çözmek de istemez. Sorunun devam etmesi, çözümsüz kalması, ABD’nin orada bulunmasının da güvencesidir. Çünkü geldiği bir ülkeden asla gitmek istemez. Gitmek zorunda kalırsa da, gelecekte tekrar o bölgeye dönebilmesi için, müdahale edebilmesi için, sorun tohumları ekerek, gerekçeler üreterek çekilir.
Bosna Hersek’teki vahşet, şunu da göstermiştir. AB; kendi sınırlarının hemen yanındaki bir sorunu bile çözemez. Böyle bir kabiliyeti, kapasitesi yoktur. Kendi içinde uyum, üyeleri arasında görüş birliği söz konusu değildir. AB’nin bu ataleti, uyum eksikliği, ortak dış politika, ortak savunma ve güvenlik politikası oluşturmasını da engellemektedir.
BOSNA HERSEK’TEN KOSOVA’YA SÜREÇ NASIL İŞLEDİ?
Yunanistan; Yugoslavya’dan kopan, 1991’de bağımsızlığını ilan eden Makedonya’nın, bu isimle dünyada tanınmasına karşı çıktı. Gerekçe olarak, Yunanistan’ın kuzeyinde Makedonya adlı bir bölge olmasını gösterdi. Amacına da ulaştı. 1993’te BM tarafından, Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti adıyla kabul edilen Makedonya, 2018’de adını Kuzey Makedonya Cumhuriyeti olarak değiştirdi.
Emperyalist hesaplar, etnik milliyetçilik, siyasi ayrılıkçılık, toprak kazanma hevesi, dini bağnazlık birleşince, ortaya bir insanlık dramı çıktı. Bosna Hersek’te kurulan güvenli bölgeler, savunmasız halkı korumadı. Tersine, o masum ve mazlum insanların bir merkezde toplanıp, toplu halde saldırıya uğramasının önünü açtı. Sırbistan; Hırvatistan ve Bosna Hersek’teki Sırp ayrılıkçıları destekledi. Bosna Hersek’teki cihatçı gruplara bazı İslam ülkelerinden yardım geldi. Bosna Hersek, Hırvatistan’dan daha çok zarar gördü. Daha fazla insan katledildi. Dünya tarafından daha az önemsendi. Bunda Müslüman olmasının payı büyüktü elbette. O kadar ki, Bosna Hersek, saldırıya uğrayan taraf olduğu halde, BM silah ambargosuna maruz kaldı. Kendini koruması, savunması engellendi. BM; bu tavrıyla adeta saldırganı korudu, saldırıya uğrayanı cezalandırdı.
BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinden biri olan Rusya, Sırbistan’ı destekledi. Bosna’ya askeri müdahale yapılmadan önce BM, diplomatik tüm yolların tüketilmesini istedi. Silahlı müdahalede isteksiz davrandı. Kosova’da çatışmalar başlayınca ise bu kadar gecikmedi. NATO; bir an önce müdahale etmek için çok istekli oldu.
Kosova, 1999’da BM denetimine girdi. 2008’de Sırbistan’dan tek yanlı olarak bağımsızlığını ilan etti. Bağımsızlık sonrası denetim, BM’den AB’ye geçti. Günümüzde 100 kadar devlet tarafından bağımsızlığı tanınan Kosova, Arnavutluk’la pek çok açıdan (eğitim, kültür, dış politika, ticaret gibi alanlarda) fiilen birleşmiş olsa da, Arnavutluk’ta, iki ülkenin birleşmesini savunanlar oldukça etkililer.
Sonuçta, bir zamanlar 6 cumhuriyet (Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya, Makedonya, Bosna Hersek, Karadağ) ve 2 özerk bölgeden (Voyvodina, Kosova) oluşan Yugoslavya; emperyalizm tarafından kanlı şekilde parçalandı. Yugoslavya’yı Afganistan, Irak ve Suriye’deki emperyalist saldırganlıklar takip etti.
Hocam, çok faydalandım, elinize emeğinize sağlık.