Barış Doster yazdı…
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, değil diplomatik kurallara, teamüllere, geleneklere uymak, asgari nezaket ölçülerine bile uymuyor. Birbiri ardına küstahlıklarına devam ediyor. Gaf yapmanın da ötesinde, pot kırmanın da ötesinde, ülkemizin iç işlerine müdahale ediyor. Kurucu antlaşma Lozan’a, kuruluş felsefesine açıktan savaş açıyor. Osmanlı Millet sistemi, eyalet, İsrail’in bölgemizdeki ulus devlet karşıtlığı derken, son olarak İstanbul’da Fatih Kaymakamlığı’na bağlı Fener Rum Patrikhanesi’ni ziyaret ettiğinde, Patrik Bartholomeos için, anayasada ve Lozan’da olmayan, “ekümenik” ifadesini kullandı.
Patriğin kendisinden başka, onu davet eden, onu ziyaret eden Avrupalı ve ABD’li siyasetçilerin ve diplomatların, ısrarla ekümenik ifadesini kullandıklarını gözlemliyoruz. Onlara bu cesareti içeride ve dışarıda hangi siyasetçiler, bürokratlar, akademisyenler, iş insanları, gazeteciler veriyor sorusu önemlidir elbette.
Biliyoruz, Türkiye’yi feodalizm üzerinden federalizme taşımak, bölmek isteyenler, milleti ve vatanı parçalamak isteyenler, hep bir ağızdan Lozan’a saldırırlar. Bir yanda DEM Parti vardır, diğer yanda Hüda- Par, bir yanda din tacirleri, inanç hortumcuları vardır, diğer yanda numaracı cumhuriyetçiler, FETÖ’nün solcuları, yetmez ama evetçiler, ABD ve Avrupa Birliği tarafından fonlanan gazeteciler. FETÖ’nün Taraf gazetesini, Radikal, Yeni Yüzyıl, Yeni Binyıl gazetelerini, T24 ve Serbestiyet çevresini, Birikim dergisini, genç sivilleri, Türkiye’yi Şerif Mardin’den okuyanları unutmuyoruz.
Aynı zamanda ülkesinin Suriye özel temsilcisi olan ABD büyükelçisinin açıklamaları, ABD emperyalizminin Ortadoğu ve Türkiye’ye ilişkin hesaplarından bağımsız değildir. Bağımsız olduğunu düşünmek, tarihle, siyasetle, bilimle izah edilemez. Bu bağlamda, bazen öne çıkıp bazen geri plana düşen ünlü Büyük Ortadoğu Projesi (adı sonradan GOKAP, Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi olarak güncellenmişti), aynı zamanda BİP, yani Büyük İsrail Projesi anlamına da gelir. Çünkü BOP gündeme geldiği günden beri, her ne kadar tam anlamıyla uygulanmasa bile, 2001’de ABD’nin Afganistan’ı işgali, 2003’te ABD’nin Irak’ı işgali, 2010 yılı Aralık ayında başlayan Arap Baharı ve sonrasında yaşananlar, Libya’nın durumu, Suriye’deki rejim değişimi, Filistin’de Hamas ve Lübnan’da Hizbullah’ın İsrail vahşeti ve barbarlığıyla etkisini yitirmesi, 12 günlük İran – İsrail savaşı, İsrail ve bazı Arap ülkeleri arasındaki İbrahim Anlaşmaları düşünülürse, tüm bu gelişmelerin İsrail’in elini güçlendirdiği görülür.
Şam’daki Ahmet Şara yönetiminin, ABD ve İsrail’e her türlü güvenceyi ve ödünü verdiği bir dönemde, İran’ın etkisinin hayli zayıfladığı bir süreçte, Türkiye’nin içerideki yeni açılım sürecine odaklandığı bir ortamda, ABD’nin Suriye’de rejimi devirdikten sonra, Azerbaycan – Ermenistan barışını kotarması ve Zengezur Koridorunun işletmesini 99 yıllığına alması, şu tunç yasasını bir kez daha bize hatırlatmaktadır:
Ortadoğu’da etkili olmak için Avrasya’da etkili olmak, Avrasya’da yere sağlam basmak için Ortadoğu’da güçlü olmak gerekir.
Cumhurbaşkanının Türkiye Türkiye’den büyüktür dedikten sonra, Türk – Kürt – Arap beraberliğinden bahsetmesi, MHP liderinin iki cumhurbaşkanı yardımcısından birinin Kürt, diğerinin Alevi olmasını önermesi, Fenerbahçe Stadyumu’nun adının Chobani yapılması ve bu şirketin sahibinin Türkiyelilikten dem vurması, sadece ulusal ölçekte değil, asıl bölgesel ölçekteki gelişmelerle açıklanabilir. Çünkü Türkiye, Suriye’de İsrail’le komşu olmuştur. PKK terör örgütünün Suriye uzantısı PYD – YPG terör örgütünün, ABD – İsrail ikilisinin kara gücü olarak işlev görmesini, onlardan ve Avrupa’dan her türlü desteği almasını, Şam’daki Ahmet Şara yönetimiyle pazarlık yapmasını, elini güçlendirmesini önleyememiştir.
ABD; İsrail’in yanına bir Kürt devleti ekleyerek, hem İsrail üzerindeki Arap ve Fars baskısını azaltmayı, hem dört bölge ülkesini bölerek kurmak istediği Kürt devleti üzerinden Türkleri, Kürtleri, Arapları, Farsları birbirine düşürmeyi hesaplamaktadır. Dahası, Sünni ve Şiiler arasında bir mezhep savaşı çıkarmak da vardır ABD’nin hesapları arasında. Ortadoğu’da istediği hedefe ulaşmak için, Türkiye’nin büyük önemi olduğunu bilen ABD, Türkiye’ye de, Kürtler ve Araplarla büyümeyi vaat etmektedir. Bu sayede, bir taşla birkaç kuş vurmaktadır. Hem milliyetçileri hem yeni Osmanlıcıları ve siyasal İslamcıları hem Kürtçüleri hem de liberalleri memnun edeceğini düşünmektedir. Cumhur İttifakı’na DEM Parti’nin eklemlenmesinin nedeni budur. O nedenle yurttaşlığa, ulus bilincine, kamuculuğa, halkçılığa, laikliğe, Atatürk’e, Lozan’a, Montrö’ye, Türk milli kimliğine karşıtlık tesadüf değildir.
1965’te dönemin başbakanı Süleyman Demirel’e, Irak, İran ve Türkiye’deki Kürtleri bir federasyon çatısı altında toplamayı, bunu da Türkiye’ye bağlamayı öneren ABD, bugün bu projesini güncelleyerek önümüze koymaktadır. 1980’de, 12 Eylül darbesini yapan, ABD’nin “our boys” dediği takımdan Kenan Evren’in, Sabah gazetesine, 2007 yılında verdiği mülakatta, idari bölgelere atıfta bulunarak, Türkiye’nin bölüneceğini söylemesi de unutulmamalıdır.
Yaşananlar şunu göstermiştir: Emperyalizme karşı tavır almadan, İsrail vahşetini, barbarlığını eleştirmek, temelsizdir. Bölgemizde İsrail’in güvenlik sorunu yoktur. Tersine, İsrail; izlediği saldırgan politikalarla Ortadoğu için bir güvenlik sorunudur.
Mulemmel bir analiz Baris Bey. Cok iyi ozetlemissiniz durumu. Kaleminize saglik!
Ezcümle İsrail yok edilmelidir.Yarım kalan Türk Devrimi tamamlanmalıdır.Bu sefer zaman ve şartlar çok daha keskin olmaya uygundur.Türk İstiklal Mahkemesi bu uygunluğa göre hainlerin cemil cümlesi için adilane sonuçlar yaratma kabiliyetine sahiptir.