Eray Çelebi yazdı…
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla 22 Ekim’de başlayan açılımın ikinci perdesinin en önemli hedefi, İmralı’nın bölücü taleplerini ve masadaki pazarlığı gizlemekti.
Türk kamuoyu; sözde fesih kongresi, PKK’nın silah yakma töreni ve örgütün Türkiye’den militanlarını çektiği açıklaması ile “yerli ve milli devlet aklına” ikna edilmeye çalışıldı.
Atılan karşılıklı adımlar bir takiye tiyatrosundan ibaretti. PKK, mayıs ayında fesih kararı alıyor, ardından ağustos ayında Meclis’te komisyon kuruluyordu. PKK ekim ayında sözde Türkiye’den çekildiğini açıklıyor, Bahçeli bir ay sonra kasım ayında “İmralı sözünün arkasında durmuştur.” diyerek komisyonun Öcalan’la görüşmesine zemin hazırlıyordu. “Kurucu önder” sıfatı kazandırılan Öcalan’ın özerklikten, federasyondan vazgeçtiği iddia ediliyordu.
“T.C. Bize Devlet Kursun” kitabında yer verdiğimiz, PKK’nın sözde silah yaktığı törenle ilgili Öcalan’la 30 Mayıs 2025 tarihinde görüşmelere katılan devlet yetkilisi şöyle diyordu;
“Basın önünde süreci hızlandırmak için yansıtırız. Sonra karartma yaparız ve sessizce süreç yürür.”
İşte açılımın ilk aşamasındaki hedef tam olarak buydu. Süreç, “sessizce” yürütülmeye çalışıldı. Ancak “karartma” hedefi başarıya ulaşamadı. Erdem Atay’la kaleme aldığımız kitaptaki tutanaklar, maskeyi düşürdü. Bölücü talepler, 2009 ile 2015 arasında olduğu gibi 2024 ve 2025 yıllarında da güncelliğini koruyordu.
Öcalan Meclis heyetiyle yaptığı görüşmede dahi bu talepleri masaya koymaktan çekinmedi.
Sözcü yazarı Saygı Öztürk’e göre Öcalan’ın istekleri şöyleydi;
-Belli bölgelerde etnik ve mezhebi durumun dikkate alınıp ana dilde eğitim yapılmalı, ileri aşamada resmi dil Kürtçe olmalı
-Türkiye’de iki güçlü halk var. Bunlar Türkler ve Kürtlerdir. İki halk adı Anayasa’da yer almalı
-Türk vatandaşlığı tanımının yapıldığı 66. madde değiştirilmeli
– Kürdistan’dan çıkan petrolden elde edilen gelirden bir bölüm buradaki yerel yönetimlere bırakılmalı.
-Elektrik elde edilen Güneydoğu’daki barajlardan elde edilen elektrikten de pay verilmeli
-PKK’nın Suriye kolu PYD’nin Suriye’deki çatı örgütü SDG’nin silah bırakmamalı, polis gücü olarak faaliyetlerine devam etmeli
– Avrupa Yerel Yönetimler Şartı yerine getirilmeli
-PKK’lılara af çıkarılmalı, siyaset yapmaları önündeki engeller kaldırılmalı
Bölücü elebaşı, petrol ve elektrik gelirlerinin yerellere bırakılmasıyla özerklik tarifi yaparken, Kürtçeye ve Kürtlere statüyle birlikte ‘yeni Türkiye’nin kurucu unsuru olmayı teklif etmişti! Suriye’de de PYD’nin silahlı bir güç olarak devamıyla federasyona giden yolu açmak istemişti.
Aslında Öcalan, özerkliği “yeni süreç” sonrası da açıkça dile getirmişti.
Bebek katili, Veryansın Tv’nin ortaya çıkardığı 21 Nisan’da İmralı heyetiyle yaptığı görüşmede, Türkiye’nin federasyondan çekindiği için “federasyon” kelimesi yerine “yerel demokrasi” kelimesini kullandıklarını ancak bunun özerklik olduğunu, valiye ihtiyaç olmadığını, yerel polislerin bağlı olduğu bir belediye istediklerini ifade etmişti;
“Türkiye federasyondan çok çekiniyor. Bilerek özerklik demiyorum, yerel demokrasi diyorum. Ama bu da dünyanın her tarafında özerkliktir. Londra örneği böyledir, önemlidir. Seçilen belediye başkanı dışında ayrıca Vali yoktur. Yerel polis, yerel yapılar belediyeye bağlıdır. Türkiye’de de böyle bir demokrasi çerçevesi çizeceğiz. Bunu hangi blok desteklerse biz onunla ittifak yapacağız. Demokratik Cumhuriyet Bloku diyeceğiz. Önümüzdeki seçimlere böyle bir şeyimiz olacak.”Dahası da var…
Öcalan, aynı görüşme notlarında sürecin sonunda devlet kurabileceklerini bile söylemişti.
İlgili Haber: İmralı görüşme notlarını açıklıyoruz! Öcalan’dan ‘özerklik’ itirafı
Sürecin başından bu yana “karatma” uygulansa da Öcalan, taleplerini gizlemiyor.
Mesela Suriye’de federasyonun ileri bir adım olduğunu, İsrail’in kara gücü olduğunu söylediği PYD’nin gerekirse Tabka merkezli demokratik bir cumhuriyet ilanında bulunabileceğini ilan ediyor;
-Suriye’de bir iç müzakere ile federasyon önerisi ortaya çıktı; bu ileri bir adım, geliştirilebilir. (PKK’nın 5-7 Mayıs tarihlerinde düzenlediği sözde fesih kongresine yolladığı Demokratik Toplum Manifestosu)
– Rojava’da Kürtler asla silah bırakamaz. Ahmet Şara IŞİD’in başıdır, yarın ne yapacağı belli değildir. SDG gerekirse Tabka’da Suriye Demokratik Cumhuriyeti’ni ilan edebilir. (7 Temmuz tarihli Abdullah Öcalan-Mehmet Öcalan görüşmesi)
Mesela fesih sürecinin hukuki adımların atılmaması durumunda tamamlanmayacağını, çatışmaların yeniden başlayacağını açıklıyor;
-Devletlerle yürütülecek müzakere sonucunda anti demokratik yasalar kalkacak, hukuki reformlar gerçekleşecek. Yıllara yayılmadan makul bir süre içinde gerçekleşmelidir. Yukarda çerçevesini belirlediğimiz hukuki reformlar gerçekleştirilmezse, o zaman çatışmalı ortam ister istemez kaldığı yerden devam edecek. (Demokratik Toplum Manifestosu)
Mesela Süleymaniye’de silah yakan teröristlerin yeniden silahlanacağını söylüyor;
– Gelsin bir grup silahları ile beraber Süleymaniye’ye gelsin. Hasta arkadaşlar gibi. Sağlık sorunları olanlar. Sonra tekrar silahlanırlar. Engelleyen mi var. On kat savunma yap. Öz savunmayı güçlendir diyorum. (30 Mayıs İmralı Görüşme Notları)
Mesela komisyon üyelerini İmralı’ya gelmeden önce açıkça tehdit ediyor;
-(İmralı’ya) Gelmek zorundalar. Onlara kanun taslağı önereceğim. Savaş riski artar gelmezlerse. Beklenen cehennem bu. (21 Nisan İmralı Görüşme Notları)
Mesela PKK feshedilse de öz savunmanın devam edeceğini işaret ediyor;
“‘Medya Savunma Alanı’ (PKK’nın kontrol alanları) için ‘demokratik siyaset, öz savunma ve hukuki güvence şarttır’ deyin. Bundan geri tek adım atılmayacak.” (21 Nisan İmralı Görüşme Notları)
Bu bölücü talepler sonrası Bahçeli, Öcalan’ın mesajlarının “makul, müspet ve muayyen” olduğunu söyledi! (Takiyede son nokta)
Belki de gerçek bu. Bahçeli’ye göre, petrol gelirlerinden elde edilen pay “makul”, ana dil talebi ve Kürt ifadesinin anayasaya yazılması “müspet”, 66. maddenin değişmesi “muayyen”!
Gerçek şu;
“Terörsüz Türkiye” dedikleri, terörün aklandığı, teröristbaşının meşrulaştırıldığını, terör örgütünün arkalandığı bir süreci dayatıyor.
Bahçeli komisyon dinlemelerinin olduğu ilk aşamanın tamamlandığını, sıranın hukuki adımların atılacağı ikinci aşamaya geldiğini söylüyor.
Aslında şöyle;
Maskeli balonun gösterildiği ilk aşama sona erdi. Bölücü taleplerinin karartılamadığı, doğrudan masaya sürüldüğü ikinci aşama başladı. “Hukuki adım” dedikleri Türk devletinin temeline dinamit koyma hedefiyle… 27 Aralık Anıtkabir buluşması işte bu bölücü kalkışmaya “dur” diyecek milyonların ilk mesajı olacak.