Hümay Göbel yazdı…
“İnsanların en kurnazıydı o.” (İlyada – Homeros)
Antik Yunan, demokrasi beşiği olmasının yanı sıra günümüzdeki itibarını; biraz da çağını aşmış, evrensel nitelik kazanmış mitlerinden alır. Homeros ve Hesiodos’a borçlu olduğumuz antropomorfik (insan biçimci) tanrı anlatımı, günümüz dünyasının metaforik yorumunda da geniş bir yer tutar.
Antik Yunan tanrılarının insanoğlu ile bitmek bilmez mücadelesini konu edinen mitoslar, (arkaik dönemde mitos, bugünkü anlamından bağımsız olarak, bir otorite tarafından aktarılan söylev anlamında kullanılmaktaydı.) hemen her kesim tarafından bir şekilde okunmuş ya da duyulmuştur eminim. Sisifos (Sisyphus), kendisine verilen cezayı bir başkaldırı nesnesi haline dönüştürebilmesiyle insanlığın varoluş mücadelesinde önemli hatta öncül bir mitolojik figürdür.
Sisifos’un öyküsü tanrılara başkaldıran ve kendi yazgısı içinde bu başkaldırıyı onurlu bir biçimde sürdüren ilk insanoğlunun öyküsüdür. Kartal kılığına giren Zeus, tanrı-ırmak Asopos’un kızını kaçırır. Korint Kralı Sisifos bu olaya şahit olmuştur. Ülkesine yeterli miktarda su vermesi karşılığında şahit olduklarını Asopos’la paylaşır. Bu duruma çok öfkelenen Zeus, ölüm meleği Thanatos’u gönderir ve Sisifos’u öldürmesini ister. Ancak kurnaz Sisifos, Thanatos’u zincire vurur. Bunun üzerine tanrılar katında işler karışmaya başlar. Hades fark eder ki bir süredir insanlar ölmemektedir ve yeraltı dünyası oldukça sessizleşmiştir. Esir tutulan Thanatos’un bu zorunlu ortadan kayboluşu, insanların ölümsüzlüğe kavuşmalarını sağlamıştır aslında.
Hades, durumu Zeus’a anlatır. İnsanların ölümsüz olmasının başa çıkılamayacak bir kaosa neden olacağını düşünen Zeus, savaş tanrısı Ares’e Sisifos’u yakalama görevini verir. Ares hem Sisifos’u yakalar hem de Thanatos’u serbest bırakır. Yeraltı dünyası eski gürültülü günlerine geri döner böylece. Bu arada kurnaz kahramanımız Sisifos, kendisini bekleyen sorunları önceden tahmin etmiş olmalı ki karısına, o öldükten sonra kesinlikle cenaze töreni yapmaması için uyarıda bulunur. Yeraltına getirilip Hades’in önüne çıkarılan Sisifos, kendisine cenaze töreni düzenlemediği için karısına çok öfkeli olduğunu söyler ve bunun intikamını alabilmek için Hades’ten kendisine 1 günlük yeryüzüne dönme izni vermesini ister. Cenaze törenini ziyadesiyle önemseyen Hades, Sisifos’a istediği izni verir. Bir kez daha tanrıları kandırmayı başaran Sisifos yeraltına dönmeyi reddeder ve malul olduğu ölümlülük onu yakalayana değin yeraltına dönme direnişini sürdürür.
“Sisyphos’u gördüm korkunç işkenceler çekerken.” (Odysseia – Homeros)
Zeus; her ölümlü gibi nihai sonu gelince, bu kez kaçışı olmaksızın tekrar tanrılar katına dönmek zorunda kalan Sisifos’tan intikamını, onu sonsuz bir cezaya çarptırarak alır: dev bir kayayı elleriyle yuvarlayarak hiç de küçümsenmeyecek yükseklikte bir dağın tepesine kadar çıkarmak. Lakin cezanın sonsuz döngüsü tam da bitti sanıldığı yerde başlamaktadır. Ne zaman ki dağın tepesine varır Sisifos, binbir zorlukla yuvarladığı kaya yeniden aşağıya yuvarlanıverir. Ne yaparsa yapsın kaya asla dağın tepesinde durmayacak, böylece Sisifos da tanrılarla dalga geçmenin cezasını sonsuzluğa mahkum bu cezayla ödeyecektir.
“Asla gelmeyecek olan günlere atıfta bulunan günler.” (İnsanın Taşrası – Elias Canetti)
Camus, Sisifos Söyleni kitabı ile bu ibretlik mitosu, insanın varoluşsal savaşı düzleminden ele alır. İnsanın, kendisine biçilen süre boyunca yaşamın anlamlılığı/anlamsızlığı üzerine kafa yorduğunu ve yaşamın kendisini aştığını düşünenlerin bir açmaza girerek hayatla bağlantısını kesmeyi tercih ettiğini ancak anlamsızlığın bir bilince dönüşmesi sağlanabilirse anlamsızlık baskısına rağmen yaşamı yenmenin mümkün olduğunu savunur. Burada da sırtını kurnaz kahramanımız Sisifos’a yaslar.
Camus’ye göre Sisifos kayanın düşüşünü seyrederken kaderiyle yüzleşir. Bu yüzleşme bir uyanışı da beraberinde getirir. Sisifos pekala bu sonsuz ceza karşısında umutsuzluğa da kapılabilirdi. Ancak Camus’ye göre Sisifos yazgısını aşarak, ona ceza diye dayatılanı bir mücadele arenasına dönüştürür ve hayatı boyunca yaptığını yapmaya devam eder aslında: anlamsızlığa meydan okumak! Kayanın her düşüşünde yeni bir yol keşfeder, her seferinde bu başka yollardan taşır kayayı tepeye ve kendiyle barışır aslında tüm bu iniş çıkışlar boyunca.
“Yaşamak uyumsuzu yaşamaktır.” (Sisifos Söyleni – Albert Camus)
Camus, Sisifos’la metaforize ettiği bu algıyı gerçek hayatta uyumsuz (absurde) insan tanımıyla sunar bize. Yaşamın absürtlüğünü kabullenmiş ve bu bilince rağmen mücadeleye devam etmeyi seçen insanlar yaşamı yenmeyi başaran insanlardır Camus’ye göre. Ama bu farkındalık beraberinde yabancılaşmayı ve belki de toplumun birkaç mesafe uzağında kalmayı da beraberinde getirir.
Sisifos’un yaptığı, belirsiz bir umuda bel bağlanmaktansa içinde bulunduğu gerçekliği tüm olası dikenleriyle kavramak ve bu bilinçle öreceği deneyimi mücadelesi için güçlü bir silah haline getirmekti. Bu alegori günümüz toplumuna kolaylıkla uyarlanabilir. Hayat, bir sorun döngüsünün içinde çözüm geliştirmeye çalışırken edindiğimiz deneyimler toplamıdır bir yerde. Hemen her sabah aynı saatte uyanır, aynı saatte kahvaltı yapar, aynı işe gider ve günün geri kalanını da daha önceden sınırını çizdiğimiz o rutin döngünün içinde sürdürürüz. Bu rutinlerin arasında hayatın önümüze koyduğu sürpriz sorunlar ve bu sorunların çözümü için verdiğimiz mücadele bilinçlilik düzeyimizi yükseltir – belki de yükseltmez… Bilincini yükseltebilenler uyumsuzu yaşamayı başarabilenlerdir bana göre…
Bu uzun girizgâh aslında ödipal karmaşa düzleminden okunan bir filmin başka bir Yunan miti üzerinden okunabilmesini sağlamak için yapıldı. Ahlat Ağacı’nın kendi varoluşuyla dahi Sisifos’u işaret ettiği bu denli açıkken ikisini aynı elekten geçirmemek olmazdı. Nuri Bilge Ceylan’ın son filmi Ahlat Ağacı ve uyumsuzları…
7 Yorum
- Yorumların Sıralanışı
- Yeniden Eskiye
- Eskiden Yeniye
Kamil bey niçin LAN diye hitap ediyorsunuz ?
Yuvarlıyor!
Taşımıyor!
Açıp bakarsanız; büyük bir kayayı bir tepenin en yüksek noktasına dek yuvarlamaya mahkûm edilmiş bir kraldır.
Sisifos da tıpkı insan gibi… Bir şey olacağı yok ama yaşıyor tıpkı onun kayayı sürekli taşıması gibi
Lan etyemez şu yazıda takıla takıla oraya mı takıldın vizyonsuz cahil
Demokrasi kavramından ne anlıyorsunuz acaba? Orijinal demokrasinin içinde eşitlik, hak, hukuk adalet yoktur; yalnızca ve yalnızca bir kesim insanın oybirliği yoluyla bir devlet varlığını yönetmesi vardır. Sizin demokrasinin içinde olduğunu düşündüğünüz tüm kavramlar aslında Fransız Devrimi’nin demokrasiye ekleyerek geliştirdikleridir.
Ayrıca, Sümer medeniyetinin memleketimizde bu kadar savunulmasının sebebini de pek bir doğru yanı olmayan “Güneş Dil” hipotezine bağlamak gerekiyor sanırım. Sümerler Türk değildir, ama Sümer kültürü Antik Yunan kültürünü epey etkilemiştir. Yani Sümerler de bir anlamda “Batı”nın öncülüdür.
Duyda inanma antik Yunan demokrasinin besigiymis. Demokrasinin bilinen en kadim beşiği sümer kenger. Bırakın artık Batı’nın antik Yunan Roma rönesans masallarini. Sadece soyluların söz hakkının olduğu kadınların kafeslere tikildigi sapkın ve çocuklarla ilişkiye girmenin doğal sayıldığı yerde demokrasi ne gezer. Batı herşey gibi demokrasinin de kendi kitasinda doğduğunu kendisine ait olduğunu iddia edecek ki bize alçak teröristi serbest bırakın diyebilsin.
Teşekkürler sayın Göbel…