Hümay Göbel yazdı…
Herkes ölürken son anda
Bir çocuk hatırlayacak. (Çocuk Geceler – Fazıl Hüsnü Dağlarca)
Gözlerinin içindeki çocukluk ışığı sönmüş insanlarla karşılaştınız mı hiç? Kimileri erken büyümek zorunda kalsa bile çocukluklarına dair o neşeli ve parlak ışığı gözbebeklerinde saklamayı iyi bilir. Kimileri içinse o ışığı birileri yok eder…
Çocuğun cinsel istismarı… Çocuklara yönelik cinsel istismar birçok farklı vasıtayla ortaya çıkabiliyor. Aile içi istismardan, eğitim hayatı içindeki istismara, çocuk işçi çalıştıranların istismarından, kendine dini lider sıfatı atfedenlerin istismarına kadar birçok yöntemi var ne yazık ki. Ve bu istismarların sonucunda topluma intihara eğilimli, uyuşturucu ya da alkol kullanımına yatkın, her şeyden önemlisi gözlerindeki çocukluk ışığı çalınmış bireyler kalıyor.
Cinsel istismarın her türlüsü evrensel düzeyde bir insanlık suçu olmakla birlikte çocuklara yönelik cinsel istismar sözkonusu olduğunda hemen her toplumda seslerin daha yüksek çıktığını söylemek mümkün. Yine de çıkan sesler yeterli olmamalı ki hasır altı edilmek suretiyle cinsel istismar bir şekilde sürüyor.
Hristiyan toplumlarda özellikle Katolik Kilise’sinin başı çektiği, çocuğa yönelik, artık sistematik denilebilecek bir cinsel istismar sözkonusu. Müslüman toplumlarda da durumun farklı olduğunu söylemek neredeyse imkansız. Çünkü gün geçmesin ki bir tarikat ya da cemaat liderinin istismar haberiyle karşılaşmayalım. Ancak Hristiyan toplumların Müslüman toplumlardan farkı sanırım, bu yozluğu ve çürümüşlüğü tartışmaktan, her platformda dile getirmekten imtina etmiyor oluşları. Aktivistlerin çabalarına ek olarak özellikle sanat yoluyla bu insanlık suçunun her fırsatta altını çizmeye gayret eden yapımlar ortaya konuluyor.
2015 yapımı Spotlight filmi Katolik Kilise’nin çocuklara yönelik cinsel istismarını konu edinen senaryosuyla 88. Akademi Ödülleri’nde en iyi özgün senaryo ve en iyi film ödülünü almıştır. Merly Streep’in muazzam oyunculuğu ile 81. Akademi Ödülleri en iyi kadın oyuncu adaylığı aldığı 2008 yapımı Doubt filmi ise kilise çatısı altında, bir çocuğun bir papaz tarafından cinsel istismara maruz kaldığı şüphesi etrafında şekillenen ve konuyu farklı bir katmandan ele alan çarpıcı bir filmdir.
Kilise çatısı altında çocuğun cinsel istismarına yönelik filmler yalnızca Hollywood ile sınırlı değil. Bu yazıda bu konuyu ele alan iki farklı ülke yapımı iki farklı filme değineceğim. İlki, tüm külliyatını defalarca seyretmekten bıkmayacağım Pedro Almodovar yapımı, La Mala Educación (Kötü Eğitim) filmi, diğeri ise Şili’nin yıldızı son dönemde oldukça parlayan ve sözünü sakınmayan cesur yönetmeni Pablo Larrain yapımı El Club filmi. İki yönetmen de yıllardır Film Noir’nın temsilciliğini başarıyla sürdürüyorlar. Larrain filmlerinin merkezinde genellikle, karanlık Şili tarihinin politik eleştirisi olmakla birlikte bu filminde merkezine kendisi için sıradışı sayılabilecek bir konuyu almış ve oldukça da cüretkar bir biçimde işlemiş. Kilisenin cinsel istismarını konu edinen filmler içinde en açık sözlüsünün ve en rahatsız edicisinin bu film olduğunu söylemek sanırım yanlış olmayacak. Almodovar ise bu filmiyle diğer filmlerindeki kara mizah anlayışından biraz uzak, dramın daha yoğun işlendiği bir kurgu ortaya koymuş. Öyle ki rengarenk filmleriyle bilinen Almodovar bu filminde de oldukça fazla renk kullanmış olmasına rağmen seyircinin hafızasında yer eden kilisenin kasvetli havası ve rahiplerin o koyu renk kıyafetleri oluyor. İki film için de belirtilmesi gereken diğer bir nokta ise kullanılan dil itibariyle oldukça cesur oluşları. Dolayısıyla film içindeki diyalog ve monologlar kendini homofobik olarak tanımlayanları oldukça rahatsız edecek cinsten. Bazı söylemlerin film boyunca tekrarlanıyor olması, yapımlar açısından belli bir mesajın ezberlere yerleşmesini sağlamak için tercih edilmiş olsa da seyircilerin birer robot değil insan olduğu gerçeği gözönünde bulundurulduğunda oldukça rahatsız edici boyutlara varabiliyor. Yine de bu cüretkarlıkta yapımların ortaya konması, üzeri her fırsatta kapatılmaya çalışılan o yozluğun ve pisliğin herkesçe görünür kılınabilmesi için oldukça kıymetli girişimler diye düşünmekteyim.
2 Yorum
- Yorumların Sıralanışı
- Yeniden Eskiye
- Eskiden Yeniye
Kaleminiz de bahsi geçen filmler kadar güçlü ve çarpıcı Hümay Hanım. Kim bilir belki de gerçeğini film izler gibi kayıtsızca izleyenler için kurmacasını yapmak ilginç gelmiyordur! Her şey o kadar aleni ve ortada cereyan ediyor ki günahları, insanlık suçlarını işleyenler alkışlanıyor, elleri etekleri öpülüyor! En kötüsü de bu korkunç film senaryosunun değişebileceğine dair umudumuzun da olmayışıdır!..
Umarım o bahsettiğiniz günleri de görürüz, kaleminize sağlık.