Hüseyin Vodinalı yazdı…
2005 Ekim ve Kasım ayında muhabir olarak Paris’teki getto ayaklanmalarını izliyordum.
Paris’in banliyölerinde yaşayan çoğunluk Kuzey Afrikalı göçmenler devlet otoritesiyle hep sorunluydu.
Olaylar o zaman da polisten kaçarken trafoya girip elektrik çarpması sonucu ölen Cezayir asıllı 2 gencin cenazesi sonrası patlak vermişti.
Bugün de 17 yaşındaki Nahil’in polis kurşunuyla öldürülmesi sonrası Fransa’daki göçmen gençler ayaklandı.
Ama aradan geçen 18 sene sonra olayların çapı ve şiddeti arasındaki fark çok büyüktü.
O zaman isyanlar yoğunlukla Paris banliyösünde araç yakmakla sınırlıydı.
Hatta ben de birkaç kere bizzat bu gençlerin eylemlerine yakından şahit olmuş, onlar araç yakarken heyecanlı anonslar çekmiştim.
2005’te polisle çatışma pek yaşanmıyordu.
Nicolas Sarkozy o zaman içişleri bakanı idi ve tepkiler onun göçmen karşıtı politikalarına da yöneliyordu.
Röportaj yaptığım Kuzey Afrikalı gençler, genel olarak Fransa’daki ırkçı ayrımcılıktan, ekonomik şartlardan ve Cezayir düşmanı polis şiddetinden şikayetçiydi.
Fransa’nın geçmişte Afrika’da yaptığı katliam ve zulümlerin hatırası da yaşıyordu her birinde.
Bugün ise iş çok daha büyük.
En fazla araç yakan protestocular yok artık, bazılarında ağır silahlar bile olan isyancılar var.
Karakolları, okulları, belediye meclislerini, AVM’leri, kütüphaneleri yakıyor ve dükkanları yağmalıyorlar.
Fransa’nın temel sorunu 2005’ten bu yana derinleşti.
Neoliberalizm tüm diğer ülkeler gibi Fransa’da da iktisadi ve sosyal hayatı mahvetti.
Mafyozi Sarkozy sonrası bu kez küreselci Rotschild bankeri Macron’un gelişi de tüy dikti.
Sermayenin tetikçisi Macron’a önce orta kesimler karşı çıktı.
Sarı Yelekliler yıllarca süren inatçı eylemlerle ekonomik çöküşü ve kaybettikleri hakları protesto etti.
Onlara solcu öğrenciler ve sendikalar katıldı.
Sonra gettodakiler hep huzursuzdu.
Kuzey Afrikalılar arasında İslam faktörü ile birleşen öfke, bence her an patlaması beklenen bir şeydi.
O öfkeyi Paris’teki kanlı IŞİD eylemlerinde de gördük.
Bugünlerde gelen görüntüler gerçekten bir savaşı andırıyor.
İtalyan Felsefeci Yazar Andrea Zhok en doğru teşhisi koyanlardan:
“Fransa’dan gelmeye devam eden görüntüler, zayıf ittifaklara sahip herhangi bir “küçük” ülkeden gelseydi, bir iç savaşın, bir rejimin devrilmesinin başlangıcı olarak kabul edilecekti.
Ülke genelindeki isyancıların sayısı o kadar fazla ki polis hiçbir şeyi kontrol edemiyor.
Bazı bölgelerde “düzen” yandaşları ile “asiler” arasında çatışmalar da yaşandı.
Devleti tanımlayan “şiddet tekeli” ortadan kalkmış görünüyor.
Doğal olarak bu bir Devrim değildir ve olamaz, çünkü bir devrim bir kılavuz, siyasi ve sosyal talepler, empoze edilecek olumlu bir model gerektirir.
Ama burada bunların hiçbiri yok, bu toplumsal ateşi daha iyi bir toplum vizyonuna dönüştürebilecek hiçbir şey yok.
Öte yandan, bu tür isyanların başarılı olmasının nedeni de tam olarak budur: yerleşik otoriteyi ciddi güçlüklere sokmalarıdır.
Aslında, organize, siyasallaştırılmış, ikna ve teklif amaçlı, belirli bir gündemi olan bir protesto olsaydı, çoktan kontrol altına alınmış, güvenlik aygıtları tarafından izlenmiş, medya tarafından sabote edilmiş, bazı gerçek alternatiflerin doğuşunu engellemek için ustalıkla içine sızılmış olurdu.
Bunun nedeni, liberal demokrasilerin – tıpkı otokrasiler gibi – zaten iktidara sahip olanların iktidarını korumak için sürekli çalışmalarıdır. (…)
Bu bir devrim olmayacak, onu yönetenler de devrimin kahramanı değiller.
Çünkü devrimlerin ve kahramanların olgunlaşması için gerekli şartlar yok.
Liberal demokratik toplumların yıktığı, akıl yürütme yeteneğinde bozuk, bireyci, nevrotik ve sakat bir toplumsal arka plan yaratan toplumsal koşullar buna engeldir.
Yük hayvanları elde etmek istediler, yırtıcı hayvanlara sahip oldular ve giderek daha fazlası olacak.”
Aynen katılıyorum bu saptamalara.
Ortada olan sadece ve sadece yıkıcı bir kaostur.
Zaten ABD’nin yapmak istediği de budur.
Kendi hegemonyası düşerken Avrupa’yı da sağ bırakmamak yani.
Rusya’yı hedef alan ABD, en başta Almanya ve Fransa olmak üzere AB ekonomilerini de çökertti.
Toplumsal huzursuzlukların olması çok normal.
Mesela bu olacaklar hakkında NATO’nun bilgisi veya tahmini varmış.
Öyle ya bilgileri olmasa bu yılın Mart ayında “Orion” isimli bir tatbikat düzenlemezlerdi sanırım.
Mart ayında da Fransa’da çok sayıda protesto olduğu için “Orion 23” kod adlı NATO şehir savaşı tatbikatlarının Fransız şehirlerinde yapıldığı fark edilmedi!
NATO tatbikatına yaklaşık 12.000 Fransız, İngiliz, Alman, İspanyol, İtalyan, Hollandalı ve Amerikan askeri katıldı.
Fransız ve NATO birlikleri, senaryoya göre hayali komşusu “Mercure” tarafından saldırıya uğrayan hayali bir müttefik ulus olan “Arnland”a çıkarma yapıyordu.
Yani resmen Rusya’ya karşı gibi gözükse de işin özü şehir savaşlarına hazırlıktı.
Fransa ve Almanya’da NATO’nun yani ABD’nin daha da doğrusu küresel oligarşinin en korktuğu şey, Le Pen ve Afd gibi “ulusalcı”, “anti emperyalist” iktidarların gelmesidir.
Almanya’da geçtiğimiz aylarda başlatılan Cermen usulü Ergenekon operasyonları ile Fransa’da göçmenler ile Le Pen yanlılarını karşı karşıya getirme tezgahı üzerine bir oyun kuruluyor anladığım kadarıyla.
Şimdiden Fransa’da milliyetçiler ve taraftar grupları “Fransa Fransızlarındır” sloganlarıyla sokağa döküldü, eylemcileri gördükleri yerde dövme tehdidinde bulundu.
Macron ise diğer eylemlere göre daha rahat.
Köy yanarken saçını taramış, gitmiş Elton John konserinde kalça sallamış.
İşin bir diğer ilginç tarafı da Ukrayna’ya gönderilen silahlardan bazılarının gettolardaki göçmenlerin ellerinde görülmesi.
Belki de bu sosyal medyada kısa videolarda elinde silah olan tipler Fransız istihbaratının işidir, bilemeyiz.
Ancak işin içinde işler olduğu kesin.
Ölümlerin de gerçekleştiği olaylar sadece Fransa’nın dört bir yanındaki şehirlerle sınırlı da kalmadı.
Belçika ve İsviçre’de de Fransa’daki kadar büyük olmasa da olaylar yaşandı.
Göçmenler bizim ülkemiz için de büyük bir tehdit.
Batılı Emperyalistlerin dünya üzerinde yarattığı savaş ve kaos yüzünden meydana gelen göç hareketleri, kendi başına da bir silah olarak kullanılabiliyor.
Afganistan işgalinde ABD’yi destekleyen Pakistan, milyonlarca Afgan göçmenin işgaline uğramıştı ve toparlanamadı.
AKP de Suriye’de ABD koalisyonuna girdi ve benzer bir sonuç Türkiye’nin başına geldi.
ABD’de, Londra’da, Davos’ta toplanan “tek dünyacı” oligarkların, amaçları için yapay zeka, biyolojik savaş, savaş, terör, iş savaş, elektrik sabotajı ve göçmen olaylarını kullandıklarını ve kullanacaklarını biliyoruz.
Bakınız Fransız Yazar ve Hukukçu Valerie Bugault olayları başlangıcında yaptığı ilk yorumda ne diyordu:
“Gelecek yılki Olimpiyat Oyunları öncesinde, büyük şehirlerin büyük Davos’a kapatılmasından önce, inatçı banliyölerde ‘otoriteyi’ kurmak için bir “Stay Behind” (NATO gizli operasyonu) operasyonu. Yüksek Finans’ın emriyle Fransız istihbaratı DGSE tarafından tezgahlandı.”
Amerikan emperyalizmi veya Batı emperyalizmi tam olarak çökmedikçe biz bu tezgahlardan daha çook göreceğiz…
Cok dogru bir tespit, bati cokmedikce dunyaya huzur gelmeyecek. Her yazinizi buyuk bir ilgi ile okuyorum, keske daha cok yazsaniz.
haklısınız. ancak Batı’dan ziyade parayı ellerinde tutan küresel para babalarının çöküşü bir şey ifade edebilir.