Murat Bölükbaşı
Murat Bölükbaşı
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Bugün Dünya Antrenörler Günü

Bugün Dünya Antrenörler Günü

featured

Murat Bölükbaşı yazdı

21 Haziran antrenörler günü olarak belirlenmiş ve kutlanmasına karar verilmiş. 365 günden birini bize atfeden ve değerli olmasak da, var olduğumuzu bize hissettirenlere teşekkür ederim. Bir süredir beni düşündüren, içimi kemiren ve oldukça rahatsız eden konuları sizlerle bu anlamlı günde paylaşmak, dertleşmek istedim. Dünyada ve ülkemizde birçok olimpik ve olimpik olmayan branşlarda amatör ve profesyonel kategoride eğitimci ve yarışmacı olmak üzere binlerce antrenör zorluklar ve imkansızlıklar içinde, bir kısmı da “bir eli yağda bir eli balda” diye nitelendirebileceğimiz imkanlar dahilinde, meslek olarak dahi kabul edilmeyen antrenörlük mesleğini icra etmeye çalışıyor.

Her geçen gün nüfusa orantılı olarak kimi akademik eğitimle, kimi de “alaylı” dediğimiz sahadan gelerek çocuğa ve gence spor sevgisini aşılamaya çalışan, bir yeteneği keşfedip işleyerek hayal ve duygu dünyasında umutlu ve neşeli bir yolculuğa çıkmasına vesile olan, bu arada kendi antrenörlük öyküsünü yazma hayali ve umudunu taşıyan binlercesi de antrenörlük serüvenine katılma mücadelesine devam ediyor. Antrenörlük mesleği zor, bedel ödenen ve aşılmaz engellerle dolu bir meslek olması dolayısıyla yola çıkmadan ya da yolda düdüğünü asanlar ve sınırlı süreli yaşamda başka yollara sapanlarda oluyor.

Bu yazımın ana konusu benimde içinde olduğum sayıları yaklaşık 18 bin olan, ancak çok küçük bir kısmının kamuoyu ilgisini çektiği ve antrenörlük mesleği icrasının bu küçük guruptan ibaret olduğu zannedilen futbol gündeminin gediklisi, şöhretlisi profesyonel futbol antrenörlerimiz olacak. Fatih Terim, Şenol Güneş, Mustafa Denizli, Ersun Yanal, Abdullah Avcı, Hikmet Karaman, Ertuğrul Sağlam gibi isimlere bu yazımda bir ayna tutmaya çalışacağım. Şimdi bu isimlere daha genç antrenörlerde ilave olmakta. Bu meslektaşlarımın hepsinin futbol adamı vizyonu, lider özellikleri, kendine has kişilik ve karakterleri var. Fakat hepsinin birbirinden farklı olmayan tek davranış özelliği ise ülkede yaşananlardan bir habermiş gibi davranmaları ve futbol oyunu dışında olan konularda asla kamuoyuyla fikir ve düşüncelerini paylaşmamalarıdır. Birkaç zorlama sosyal projede fotoğraf vermek, sahne almak dışında ülkenin genel durumu, hal ve gidişi hakkında ne düşündüklerini bilmez, sorsanız dahi bu konularda net bir cevap alamazsınız. Mesela bu antrenörlerin Kıbrıs’ın elimizden gitmesine sebep olacak Annan Planıyla ilgili bir itirazını, milli bir duruş ve söylemde bulunduğunu gördünüz mü? Ya da, Ergenekon’da ve Balyoz’da ülkenin milli kuvvetleri kumpaslarla tutsak alınırken, Habur’dan davul zurnayla yurda sokulan ve kahraman gibi karşılanan PKK’lı teröristlere ve Türk milletine bu acıları yaşatan siyasi iradeye tek bir sitemkar söz söylediklerini duydunuz mu? Mesela Çeşme’de, Bodrum’da villalarında akşam güneşini batırıp sezonun yorgunluğunu atarken, evine yüzme mesafesindeki adalar işgal edilip, Amerikan ağır silahları ile donatılmasından rahatsız olduğunu, “bu ülkenin milli güvenlik çizgileri, politikaları yok mu? Bu ülke, bu millet sahipsiz mi?” diye bir röportaj verdiklerine şahit oldunuz mu?

Andımız yasaklanmış, kurumlardan TC. ve Türk ifadesi çıkarılmış, işçi, memur, emekli bırak ay sonunu getirmeyi, maaşı cüzdana girmeden borca gitmiş, analar ocağa yemek koyamaz, çocuk çocukluğunu yaşayamaz, gençler gelecek hayalleri kuramaz hale gelmişken, ülke kaçak ve sığınmacı istilasına uğramış, din kisveli vakıflarda, yatılı Kuran kurslarında çocuklar tecavüze uğrarken, 80-90 yaşında generaller FETÖ iddianameleriyle içeride tutsak edilirken, Kurtuluş Savaşı’nın en önemli kazanımlarından biri olan Montrö’yü savunan asil ve şerefli generaller günlerce FETÖ’cü ve PKK’lı suçlularla birlikte aynı odalarda gözaltında tutulurken, olanlardan hicap duyarak onurlu bir çıkış yapanını gördünüz mü? Millet fakr ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüşken, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmak mıdır? Yoksa, “önümüzdeki maça bakacağız” misali dolarları cebe koyup kendini kurtarmak mıdır “ey VİP sınıfı Türk antrenörü!” diyerek, size kimsenin soramayacağı sorular sorsam verecek bir cevabınız olur mu acaba?

Şimdi diyeceksiniz ki, “Avrupa’da bu konularda görüş beyan eden, toplum mühendisliğine soyunan  futbol adamı mı var?” Tabi ki yok! Çünkü orada adaleti, hukuku, insan hakkını, düşünce ve ifade özgürlüğünü, barınma, sağlık, eğitim, beslenme gibi temel hakları, sosyal ve ekonomik refahı mumla arayan toplumlar ve devletler de yok! Avrupa’da 2,3 ülkenin nüfusu kadar kaçak ve sığınmacının yasa dışı yollarla ülkeye girişine izin veren, sınırları kevgire çeviren bir devlet yönetimi de yok. Hal böyle olunca oralarda ses yükseltmeye ihtiyaç duyan futbol adamı da yok… Ülke bu haldeyken futbol adına yapılan röportajlarda “kasım kasım kasılan” kasıldıkça kabaran, kabardıkça ortamı geren, gerdikçe toplumsal gerginliği körükleyen futbol ulemalarına da ihtiyaç yok.

Denir ki, “Biz futbol adamıyız, işimiz sadece futbol. Ülkemize futbol üzerinden katkı verir, fayda sağlar, hizmet eder ve milli görevlerde bulunuruz…” İyi o zaman; biraz da onları konuşalım! Türkiye Uluslararası Ligde 3. kümede mücadele ediyor. “Bu seviyeden daha aşağısı yok!” 2000’lerin başında FİFA sıralamasında 3. sıraya çıkan ülkemiz şimdi 43. sırada. UEFA’da Güney Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üstününde 20. sıradayız. Lig şampiyonumuz dahil, Avrupa Liginde artık ön eleme oynuyoruz. Marka değerimizi yayın ihalesiyle değerlendirdiğimizde 550 milyon dolardan 105 milyon dolara gerilemiş. Futbolumuz yerlerde sürünür durumdayken, kulüplerimiz batmış, bu gelir kalemleriyle yönetebilme kabiliyetini kaybetmiş durumdayken, federasyon başkanlığı seçimi oluyor, siyasi güdümlü tek bir aday çıkıyor, ama sizden tek bir ses, tek bir itiraz çıkmazken.

Eşit ve adil olmayan delegasyon sistemine tek bir eleştiriniz olmazken. Alt yapı denilen kavram, sadece sözcükten ibaret hale gelmişken. Anayasa, spor yapma hakkını güvence altına alsa bile, ülkede çocuğun futbola ulaşması ebeveynin ekonomik gücüyle mümkün hale gelmişken, federasyon antrenör eğitimleri bir zorunluluk ve gereklilikten ziyade, seçilmiş antrenör aday tercihli ve parası olanın eğitim alabildiği ticari bir gelir kapısı haline gelmişken, milli görev aldığınızda mukavelenize önce bol sıfırlı milyon dolarlar yazdırıp, milli görevden ayrılırken de tazminatınızı almadan adım atmadığınız milli hasletleriniz ortada dururken, sadece Fatih Terim’in 2 başarısız girişimi dışında hiçbir üst sınıf antrenörümüz Avrupa’ya çıkma cesareti gösteremez ve sadece kendi çöplüğünde yüksek sesle ötmeye çalışırken, bir takımın sezonda 10 antrenörü harcadığı, antrenörün saygınlığı ve itibarının yerlerde süründüğü, buna rağmen antrenör olarak eline düdük almamış bir dernek başkanının 25 yıldır koltuğuna sıkıca yapıştığı ve sizlerin kafanızı çevirip, “aman bulaşmayalım” dediğiniz TÜFAD, Türk antrenörlüğünün en büyük sorunu haline gelmişken,  Türk futbolunun dağ gibi birikmiş, kronikleşmiş sorunlarının çözülmesi adına bu güne kadar bir şey söyleyip, elinizi bir taşın altına koyduysanız ve ben yukarıda yazılanları ‘işkembe-i kübra’dan atmış isem sizlerden çok çok özür dilerim.

Yok, yukarıda yazdıklarımın yüzde 50’si bile doğruysa eğer; bugün Dünya Antrenörler Günü; çıkın, bu güne aidiyetle bir öz hesaplaşma yapın ve sessiz kalarak, görmezden gelerek başta memleketin ve Türk futbolun geldiği durumda bizim de kusurumuz var diyerek temiz ve yeni bir sayfa açın. Yapabilir misiniz?

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4 Yorum

  1. Elinize, kaleminize sağlık, ne güzel dile getirmişsiniz

  2. Antrenör den anlaşılan sadece futbol antrenörleri mi sayın yazar?
    Dün tarihinde ilk kez eskrimde erkekler kılıç milli takımı bronz aldı…Hem de 16 yaşında bir sporcu ile…Kim ne şartlarda yetiştirdi kim merak eder…Bunlar antrenör değil midir?

    Diğer bir eleştirim de marka değeri denen kapitalist sakız…Futbol da sadece futbol da başarısız liglerin pes paye takımlarının ağzındaki sakız…

    Hani biz sporun ve sporcunun zeki,çevik ahlaklısını severdik…Bir marka değeri bunların kaçına bedel…

    Yazık…Futboldan başka spor tanımayan beyinlere yazık…

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!