Osmanlı neden geriledi ve parçalandı sorusunun doğu/batı tarihçileri tarafından kabul edilmiş belli başlı sebepleri ortadadır, bir yığın olay ve dönem tarih kitaplarında ve derslerindedir.
Kapitülasyonlar, Ümit Burnu’nun keşfi, Batı’da Rönesans ve Aydınlanma’nın başlaması, manifaktürün (el tezgahı) fabrikaya dönüşmesi, özellikle Manchester City’de kömürle çalışan otomatik dokuma tezgahlarının icadı ve gelişmesi, buharlı gemiler, buharlı lokomotifler, mikroskop ve teleskop, Kösem Sultan, Deli İbrahim, Lale Devri, 1688 İngiliz Devrimi, 1789 Fransız İhtilali, İnebahtı’da Çeşme’de Navarin’de donanmamızın yakılması, Telgraf, Kabakçı İsyanı, kadırgaların yerini çelik gövdeli gemilerin alması, II. Mahmut’un Yeniçerileri topa tutup Laleli’de onbinlercesini öldürmesi, telefon, otomobil, petrol ve ürünleri ve yeni yollar, kralla köylüyü herkesi eşitleyen hukuk, sanayileşme, şehirleşme, işçi sınıfı, sendikalar, seçme-seçilme hakları, köleliğin kaldırılması, Tanzimat, Islahat, Kırım Savaşıyla hazinenin tükenmesi, 1876 Anayasası’nın ilanı ve Abdülhamit tarafından kaldırılması, Rus Savaşları, Balkan Savaşları, Ermeni isyanlarının başlaması, borç-haraç varını yoğunu yatırdığı Hicaz Demiryolu’nun hayrını görmeden emperyalizmin saldırısı, İttihatçılar, 31 Mart, Meşrutiyet, I. Cihan Savaşı, Sevr, vs. vs. vs., yüzlerce değil binlerce gelişme ve olayın her birinin dünyayı ve Osmanlı’yı etkileyen sebepleri….
İşte doğu-batı tarihleri, Osmanlı’nın çürüyüp çökmesi üzerine bu ‘başlıklar’ı binlerce değil yüzbinlerce-milyonlarca kitap yazarak anlamaya-anlatmaya çalışıyor.
Okullarımızda okuttuğumuz dersler de bunlardır, yani, Osmanlı’nın gerilemesi ve parçalanmasında Atatürk’ün bir dahli (katkısı) yok.
Atatürk doğduğunda dört yüz yılın eksik ve yanlışları ve iç karışıklıklarıyla çürüme tamamlanmış İmparatorluk, Mısır’ı, Yunanistan’ı Balkanlar’ı kaybetmiş, yıkılıyordu. Aslında Abdülhamit’in de yapabileceği çok şey yoktu.
Muhafazakar ve dindar yazarlar ve insanlar dahi Osmanlı’nın yıkılmasını bu yukardaki başlıklar altında yazıp-çizip olup biteni ve dünyayı anlamaya çalışıyor.
Ancak, son yıllarda, ‘İslamcı’ diye bir kavram ve onun ‘saplantılı’ tarih görüşü, meczup ve bir yobaz ordusuyla AKP iktidarı tarafından dile getirilmeye başlandı.
Öyle ki, İstiklal Marşı şairimize bu ülke tarihinde küfreden tek bir deli var, onun dahi adam yerine koyup baş tacı ediyorlar.
1960’lı yıllarda icad olmaya başlayan İslamcılık hareketi ülkemizde mesela Necip Fazıl Kısakürek gibi çok etkili bir şair buldu. Necip Fazıl ‘tarihçi’ değildi. Ancak yeni yetişen gençleri (bugünkü AKP kadrolarını) ölüm saplantılı şiirleriyle derinden şekillendirmiştir.
Ve Abdülhamit’i ‘evliya sultan’ olarak yazıp fitili ateşledi. Bir diğeri Kadir Mısıroğlu ‘Lozan Hezimet mi’ kitabıyla Lozan saplantılı kitaplarıyla Osmanlı’nın parçalanmasını hazmedemeyen kitleler karşısında etkili oldu. Peşinden gelen İslamcılar, tek parti ve Cumhuriyet ve Atatürk’e açıkça saldıran küfreden kitaplar yazdılar. Çok çarpıcı başlıklar olduğu için bizler de 17-20 yaşlarımızda bu kitapları okuduk ve geçtik, ancak, yüzbinlerce genç İslamcı çok zayıf hatta çok komik bu kitapların saplantılarına takılı kalıp bünyelerini ve beyinlerini ve hayatlarını heba ettiler.
Yani, Osmanlı’nın parçalanmasına sebep yukardaki sebeplerden hiç biri değildi, dinimiz tamam idi, Osmanlı şahaneydi, Atatürk geldi hepsini bozdu!
Abdülhamit ve Lozan ve Atatürk saplantılı İslamcı ideoloji AKP iktidarıyla palazlandı.
İdeolojik kitleler Abdülhamit’e Lozan’a ve Atatürk’e odaklanıp bütün bu tarihi yok saydılar. Yerine konuştukları tartıştıkları hasetleri düşmanlıkları hesaplaşmaları rövanşları, Abdülhamit, Lozan ve Atatürk’e küfürleri koydular. Kasıtla hasetle kaşıya kaşıya deşe deşe İslamcı bu yalan yanlış tarih büyük bir travma haline getirildi.
Parmağınızdaki bir yarayı her gün deşer kaşırsanız, o parmakta irin büyür büyür ve bütün bedeni tehdit eder hale gelir. Ancak o yarayı pansuman eder ve bedeni güçlü akıllı donanımlı besinlerle takviye ederseniz, bedenin gücü yaranın iyileşmesini hızlandırır.
Ancak AKP iktidarı ve gazeteleri ve dergileri, sırf bu yaraları kaşısın irin akıtsın küfretsin saldırsın kitleleri tahrik etsin diye kasıtla bu travma noktalarına atış yapan piskopat türü yazarları her gün maaşlıyor.
Osmanlı’nın çökmesi teslim olması dağılmasının hayal kırıklığı ve travmasının intikamını Abdülhamit’i yüceltip Lozan’a ve Atatürk’e küfretmekte akıllarınca gidermeye çalışıyorlar.
Kısaca, Abdülhamit-Lozan-Atatürk saplantılı bu meczup tarihçiler sonunda İslamcı kitleleri de delirtti.
Din-diyanet–imam hatip vs. okulları da kalkıp gerçek tarih dersleri okutmadı, aksine din-dinayet-imam hatip de kalkıp bu meczup saplantılı tarihi gençlerin beynine kustu.
Kardeşlerim, bilim, sorunları önce anlamak sonra çözmek için vardır.
Onbinlerce tarihçi halen yukarıdaki ilk paragraftaki büyük sorunlar ve olayları anlamaya ve çözmeye çalışıyor, niçin?
Zihniniz niçin gerilediğimizi anlasın ve daha çok acı çekmesin ve meczup tarihçiler toplumu kutuplaştırıp boşu boşuna ahmakça birbirimizi öldürmeyelim diye.
Büyük travmalar büyük acılar kendini ifade edecek kelimeleri-kitapları ve zamanı bulamazsa saklı kaldığı yeri yakar patlatır.
İdeolojik iç savaş kastıyla aynı travmatik noktalara saplanıp kaldığımız için, geçmiş, bir türlü geçmiyor, geçmişteki iç savaşların harareti dinmiyor, her on yılda bir Yeniçerilerin topa tutulmasını sanki her gün 31 Mart Vakası’nı yeniden yaşıyor yaşattırılıyoruz.
Ancak bilim adamları yazarlar neden geri kaldığımızı ifade edebilir gençlere anlatabilirse memleket denen büyük bedene güç katar, zihin sağlığı yerine gelir.
Yoksa zihin travmaları çözemez ‘takılır’, hep aynı şeyleri ‘tekrar eder’ (tekerrür).
Zihin travmaları çözmek için ‘anlamak’ zorundadır, yoksa düzelme yoluna giremez. Kısır döngü zihnin yeniden bir daha tekrarlarıyla habire sürer gider. İşte, bugün olduğu gibi, iç karışıklara çatışmalara kadar uzanır.
Tane tane anlatalım, dedemiz dahi yokken dedemizin dedesinin hücrelerinde şu an taşıdığımız bedenlerin tohumları vardı, biz buna ‘genetik’ ve ‘kalıtım’ diyoruz.
Bu yüzden içine doğduğumuz ailelerin bedenleri vardır, hiç tanımadığımız büyük-büyük dedelerimizin hastalık ve travma izlerini bedenimizde an itibariyle taşıyoruz.
Ülkelerin de ‘bedenleri’ vardır, çok zor felaket hezimet hüsran yıkım yok oluş anları yaşamışlar ve izlerini taşıyorlar, bunlar ülkelerin ‘travmaları’dır.
Ve bu felaketler halen hücrelerimizde zihnimizde bir şekilde yaşıyor. Birileri gıdıkladığında kışkırttığında birileri aynı noktalara kasıtla ideolojik sebeplerle kastettiğinde olmuş bitmiş tarih birden başınıza düşer.
Ve hiç olmadık yerde dangalakça birden kendinizi iç savaş ve iç isyanların içinde bulursunuz.
Bu yüzden iktidar, milli eğitim, diyanet, aydınlar, herkes, ülkenin sağlıklı bir bedeni olabilmesi için zihnin ‘anlama’ ihtiyaçlarını gidermek zorundadır.
Yani, Osmanlı neden çöktü sorusuna aklı başında bilimsel anlaşılır cevaplar üretebilmeliyiz, ki, milyonlarca kitapla üretildi. Ve piskopat saplantılı tarihçilere de medyasında akademisinde partilerinde asla yüz ve yer vermemeliyiz. Ve bu saplantılı travmatik tarihi kendi varlıkları için elzem kabul eden tarikat ve cemaatlerin ideolojik eğitimlerini de gözönünde bulundurmalıyız, ki, tam tersi bu saplantılı cemaat dersleri Diyanet’in resmi onayıyla destekleniyor.
Ancak yobaz intikamcı rövanşist ruh hastası deli vs. birileri çıkıp iktidarın da desteğini alarak tarihin tartışmalı-sancılı noktalarına ‘saplanıp’ kalarak ülkemizin sağlığıyla oynuyorlar.
İktidar ve aydınlar ve tarihçiler, bu ‘saplantılı’ İslamcı tarihçilere ve yobazlara tarihi asla bırakmamalı, kasıtla gözardı ederseniz işte toplum bir lanet okuma çırasıyla patlayacak hale her an gelebilir.
Türk Milleti’nin aydınları akademileri bu ‘saplantılı’ yobazları tarihin dışında bırakmalı. Hiç birimiz bu ‘saplantılı’ delilere ülkenin sağlığını asayişini bırakamayız, savcılar dahi devrede olmalı, yoksa, işte felaket her an kapınızı çalabilir.
Ki yobaz ruh hastası saplantılı tarihçi olmayan bu manyaklar aksine iktidar tarafından destek görüyor.
Anlıyoruz ki, bu travmatik saplantı, bu ruh hastalarının şahsi hastalığı değil, iktidarın AKP’nin bünyesini sarmış kangren-kanser-tümör!
Bu tümör AKP’nin bünyesini sarmış, yani sözcülerinde ve olaylar karşısındaki çıkışlarından anlıyoruz ki, Abdülhamit, Lozan ve Atatürk düşmanlığı saplantısı öyle böyle değil çok vahim bir türlü aşamadıkları ve kasıtla tedaviden kaçtıkları büyük devasa çok vahim bir hastalık.
Bu hastalığı tedavi etmenin yolu, yeni yetişen gençlere, yazımızın ilk paragrafındaki olayları ve sebepleri ve gelişmeleri tane tane öğretmektir. Gerçek tarih bilgisinin boşluğundaki zihinler saplantılara savunmasız açık hale gelir, yani gülüp geçecekleri saçma sapan şeyleri tarih sanarlar.
Artık iman ettik ki AKP bu travmatik hastalığı çok seviyor, çünkü oy devşiriyor.
Bu yobaz kitlelerin nümayişlerinden nemalanıyor, sıkıştığı yerde bu yobaz gücün gösterilerinden medet umuyor, yani kasıtla travmanın üstüne gitmiyor aksine travmayı yani bu yanlış sahte uydurulmuş tarihi besliyor.
Diyanet İşleri Başkanınız dahi bu saplantılı meczup tarihin kurbanı.
Cumhurbaşkanımız bu saplantılı tarihin kurbanı.
Daha ileri gidip biraz da tarih felsefesi yapalım, Haçlılar ikiyüz üçyüz yıl Anadolu’ya saldırdılar ve sonuçta başaramadılar, çünkü Haçlılar kılıçlarıyla ve şövalyeleriyle ve istila ordularıyla gelmişlerdi.
Şöyle düşünelim, Haçlılar o yıllarda bizlere satacak ürünleri-mallarıyla gelmiş olsalardı, tarihin seyri değişirdi.
17. yüzyıldan sonra emperyalistler artık sadece kılıçlarıyla değil ellerindeki ‘mallarla’ gelmeye başladılar, tekstil, buharlı gemiler, yeni silahlar, matbaa, yeni fikirlerle!
Oysa tam tersi oldu, Haçlılar geldikleri bu topraklardan çok şeyler öğrendiler ve aldılar ve dönüşte ülkelerine götürüp yeni bir tarih başlattılar.
Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, önce işgalin önüne geçti, ama sonra, Batı’yla kapanması zor dört yüz yıllık farkın önüne geçmek için ‘kendi mallarını’ ve kendi milli fikirlerini üretmeye başlayıp bir yığın milli kurum ve fabrika inşa etti.
Üretemezsen, Batı ve saldırıları karşısında tutunamazsın, bunun için siyasetten sosyal hayata büyük devrimlere atılımlara ihtiyaç vardı! Öyle ya da böyle genç Türkiye Cumhuriyeti toprak reformu dışında on-yirmi yılda büyük işler başardı.
Memleketimize ve iktidarımıza düşen ‘kaldığımız yerden’ devam etmektir.
Ama tam tersi, iktidar, Osmanlı’nın dört yüz yıllık çürüme çöküş serüveninde Abdülhamit’e Atatürk’e Menderes’e çakılıp saplanıp kalarak bu yobaz kör zihniyetin değişmesini gelişmesini, artık dünyayı anlamasını hiç istemiyor.
Tarih bilmiyle tarihle alakası olmayan üç-beş meczubun saplantılarıyla vakit enerji kaybetmekten öte kardeşliğimiz dirliğimiz her an büyük tehlike altında.
Açıkça anlıyoruz ki iktidar tarihi bilimi anlamayı değil sadece bu ‘travmaları’ sevip besliyor.
Çünkü bu yobaz kitlelere ihtiyacı var.
İç ve dış hüsranlarını örtmek için kullanıyor.
Gerçek acil sorunları ve borçları unutturmak perdelemek için ne zaman sıkışsa ‘tarihin’ hep aynı yerlerine çakılı kalmış bu piskopat yobazları siyaseten kullanıyor.
Mesela milli devleti yıkmak isteyen liberaller ve FETÖ de bu saplantılı yobazları ve onların tarihi noktalarına onlarca yıl kasıtla ve tekrarla aynı laflarla top atışları yaptılar.
Mesela, sadece Abdülhamit, Tek Parti, Lozan, Menderes gibi, noktalara sürekli ve her gün top atışı yapıp toplumu kutuplaştırsın diye her gün kasıtla bu tarihleri kaşıyan küfreden maaşlı onlarca yazarları var.
Bir imparatorluk neden çökmüş, artık bu denli apaçık gerçeği dahi bu yobazlara ve yazarlarına anlatmak mümkün değil.
Emperyalistlerle savaşabilmek ve bağımsızlığımız için sosyal hayatımızda ve zihniyetimizde ne çok köklü devrimlere ihtiyacımız vardı, bu meczuplara bir türlü anlatmak hiç mümkün değil.
Üç deli tarihçi, bilgiye aç kitleleri, göz göre göre manipüle edip yalan yanlış çok eksik bilgilerle suistimal edip kışkırtıp harlıyor ve buna herkes-hepimiz tarihçiler-savcılar-aydınlar-basın reyting ya da oy için müsaade ediyoruz.
Ancak yolun sonuna geldik.
Ayasofya Bizans’ın son sığınaydı, anladığımız, Abdülhamit-Lozan-Atatürk saplantısı İslamcıların son kalesi-sığınağı.
Kuşkunuz olmasın AKP iktidarını işte bu saplantılı yobaz deliler yıkacak, yıkıyor.
Bu yobazların menbağı depoları beslendikleri yuvalar nerelerdir?
İktidarın ve Diyanet’in destekleği kilisevari aracı kurumlar yani Allah’a değil şeyhe tapınılan tarikatlar.
Meczup saplantılı din diyanet yandaş basın ve delirmiş yazarlar! Ha gayret, çatırtı sesleri geliyor, iktidarınızı an itibariyle kendi ellerinizle yıkmaktasınız.
Evet aynen öyle. Osmanlı’nın 600 sene de yaşadıklarını adeta 20 yıla sıkıştırılmış bir şekilde yaşıyoruz. Sonu iyi değil ama. Bu defa Sevr I kabul ettirirler.
Medyadaki Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlığını ve sebebini güzel açıklanmış. İnşallah toplum bu karşıtlığı çözecektir.Teşekkürler Nihat Genç
Tarihi dediğiniz şekilde, olgulardan hareketle, sebep sonuç ilişkilerini sağlıklı kurarak incelemeliyiz. Bunun için de elzem olan şudur: M. Kemal üzerindeki kutsallık halesi kalkmalı, onun hakkındaki bir tanrı, bir Mesih algısı tarihe gömülmelidir. Zorunlu tarih, inkılap vs dersleri ya kaldırılmalı, ya bir çeşit seçmeli din dersi olarak verilmeli ya da daha bilimsel bir zeminde düzenlenmelidir. Aksi halde böyle bir atmosferde sağlıklı bir tarih perspektifi çıkmaz
Tarih boyunca, onlarca muhtesem imparatorluk su veya bu nedenlerden cokmustur. Once konuyu ikiye ayirmak gerekir; Bir, imparatorluk cokmesi, iki geri kalmislik. Imparatorluklarin eninde sonunda cokmesi kacinilmaz bir olgu. Anormal buyuyen, heterojen toplumlardan olusan, ayni dili konusmayan, kontrol etmesi gittikce zorlasan, hem birbirleriyle anlasamayan hem de merkezi idareden kurtulmak icin firsat kollayan gruplar, bir de disardan gelen baskilarla dagilmaya mahkumdurlar. Osmanli, endustri devrimini gerceklestirebilseydi, acaba batmaz miydi? O zaman, Birlesik Kirallik (Ingiltere) neden ve nasil coktu? Bilimde, endustride ustlerine yoktu, yobazlarin da, her ne kadar onlarda da varsa, bu cokuse bir katkida bulundugu soylenemez. Yani, oturup simdi, ah vah, guzelim Osmanli Imparatorlugu elden gitti diye zirildamanin bir anlami yok. Bu BIR!
Gelelim, geri kalmisliga ve dinin buna katkisi olup olmadigina. Herseyden once biz Turkler ( Osmanlilar) dunyadaki obur muslumanlardan daha mi butun ve katiksiz muslumaniz? Alin iste Suudi Arabistan, ya da Iran, seriat ile yonetiliyorlar. Masallah, hepsi cennetlik. Bana bugun dunyada, cagdas bilim duzeyine erismis, endustrisi ile gelismis, refaha kavusmus bir Musluman toplum gosterebilir misiniz? “Aman efendiler, tabi ki yok, zavalli Muslumanlar, modern haclilar tarafindan araliksiz taciz ediliyorlar, biz insallah, yeni Osmanli Imparatorlugunu kurup bu isin ustesinden gelecegiz” diyorsaniz, sizlere bir taraflariyla gulerler. Bu da IKI!
Bilimi inkarla (bunun icine liyakati de ekliyorum), dini on plana cikarmakla, gunde bes vakit namazla peynir gemisi yuruseydi bugun biz coktan Mars’a gitmistik. Bir de buraya mim koyun. ABD bu yolda yavas yavas ilerliyor. Acaba yakinda coker mi, bilmem. Buna karsin, Cin Impratorlugu tam gaz buyumeye devam ediyor. Bu da, ayri bir konu.
Ve son olarak, tekrar dine donelim. Din, hem bilime engel, hem de bilime ve endustriye (hatta ticarete) yol acabilecek sekilde yonlendirilebilir. Eger, bati bugune kadar Katolik kilisesinin hukmu altinda kalsaydi, Protestanlik cikmasaydi, veya Katolik kilisesi kendini reforme etmeseydi, Islam dunyasindan daha cazip bir yerlerde olamazdi. Kapitalizmin arkasinda “protestant work ethic” diye bir sey var. Bu da UC!
Türk-Kürt, Alevi-Sunni, Sağ-Sol, Fetö-Metö, Ot-Bok, ..vs eskidi, ve ikame bir zıtlık lazım. Farklı kutupların karşılıklı fanatik taraftar dağılımları, sinir stres durumları, siyasal psiko-sosyal ortam.. Şöyle bi bakınca memleket millet yeni ajandaya, yeni senaryoya fena halde müsait. Yıllardır lüzumlu kostümler giyildi, maskeler takıldı, sahne ve ışık kuruldu. Ve karşınızda yeni oyunumuz: “Osmanlı-Atatürk”
Hayde hayırlı olsun!
Yobazlarınkine benzer şekilde, Ulusalcı/Laik kesimlerde de bir Atatürk saplantısı var. Görüyoruz, çok değerli vatansever kişiler herhangi bir konuşmasında veya yazısında (Konu Atatürk, devrimleri, Kurtuluş savaşı gibi doğrudan ilgili değil ise) ona referans vermeden veya bir şekilde ondan misal vermeden yapamıyorlar. Yine, 90’lı yıllarda özellikle 28 şubat döneminde ben çocuktum; okullarda acayip ve abartılı Atatürk güzellemesi yapılırdı. Halbuki bizler yaklaşık 2000 yıllık Türk tarihinin günümüzdeki mirasçılarıyız. Atatürk son askeri kahramanımız ve en güçsüz andaki kurtarıcımızdır. Fakat, zamanında öyle bir algı yarattılar ki Türklük Atatürk’ten ibarettir; diğer atalarımız onun yanında hiç birşey değil. Adeta Türkiye Cumhuriyeti devleti onun şahsi malıydı, bizler de onu sürekli ululayacak insanlardık. Bugün CHP seçmeninin çok büyük çoğunluğu hala Atatürk’ün partisidir diye o partiye(bütün yanlışlarına rağmen) gözü kapalı oy veriyorlar. Bunu söylemekten üzülüyorum ama adeta onu put haline getirdiler. Biz Türkler şunu anlamalıyız: Ne 1400 yıl öncenin kanunları ne de 100 yıl önceki, petrolün daha yeni bulunduğu dönemin ideolojisi bizi ferah bir geleceğe çıkarmayacaktır. Artık insan 2.0’ın tartışıldığı, yapay zekanın gümbür gümbür geldiği yeni bir dünya bizleri beklemektedir. Bu yorumum da yanlış anlaşılmasın, Fetöcüler ve Liberaller gibi İslamcılık-Kemalizm gitsin, onun yerine etnikçilik, mezhepçilik, lgbt destekçiliği gelsin demiyorum. Şahsen İslam ve Kemalizm’in misyonunu tamamladığını ve bunların “doğru” ve”Türklük’e faydalı” bir şekilde aşılması gerektiğini kanaatindeyim.Ve bunu üzülerek ifade ediyorum. Hani filmlerde, aktör bacağı kırılan atını gözü yaşlı bir şekilde tabancasıyla vurur ya… İşte aynı o duygularla .
Ben yazıyı özetleyim: AKP cami duvarına işiyor.
kutsallıgımı kaldı yerlerde surunuyor sayenızde
Sorun AKPnin yikilmasi degil, yerine ne gelecek. Soroscu CHP mi daha hayirli? Soros’un CHPsi Turkiye’yi un ufak eder, parcalar. Birakin Mavi Vatani, Yavru Vatani, Ana Vatan bile kalmaz. Ne yazik ki olumden korkup sitmaya razi olmus haldeyiz. Siyasal islamcilik bu topraklarda hep ola geldi ancak yuzde 20-30u gecmemistir hic bir zaman. Siyasi islamcilar yani seriatci yada yobazlar bunu idrak edebilmeli ve yuzde 70-80 milletin bu delilige karsi oldugunu gormeli. Ulusalcilar bir araya gelemiyor ve Ataturk gibi bir liderde yok. O halde ulusalcilarin yapmasi gereken en az sey bu surecte seslerini daha yuksek duyurmalaridir. Sorosun CHPside, yobazlarda Turkiye icin ayni yikici yola cikar, cunku her ikisininde dizginleri dis guclerin, Soros’un, Feto’nun elinde.
Nihat, yorgun savaşçı, ihtiyatlı ve çekingen. Halbuki haklı olduğu konularda bıçak gibi keskin yazar.
Abdülhamit, Ayasofya, Lozan mevzuları islamcıların ihtisas alanı değilki. Onlar sosyal medyadan bir iki ezber yaptılar, takılıyorlar. Nihal Atsız ve Türk Milliyetçileri bu mevzuda ihtisas sahibi. Gök Sultan, Ayasofya, Devrim Kanunları Atsız ve önde gelen Milliyetçilerin fikirleridir. Zeki Velidi, Nurettin Topçu, Osman Turan, N. Kösoğlu gibi zevatın emeğidir. Evet yobazım, şeriatçıyım, Milliyetçiyim, Türkçüyüm, nereye giderse o kadar. Ne olacak şimdi. Sizden korkmammı gerekiyor. Elinde keleş, ardında emperyalist dünya olan devrimici yoldaşlarınızdan korkmadım. Sizdenmi korkacağım. Osmanlı, Cumhuriyet bilmem ben. Türklerin bir devleti var, o devleti ebediyete kadar korumak kollamak Türk evladının namusudur. Siz nerenin neyi oluyorsunuz. Bizi neyle tehdit ediyorsunuz.
Dilipak gibi erbas gibi uc bes kisinin soylemlerine hareketlerine bakarak felaket tellalligi yapmaya bence gerek yok..Akpli gibi gorunup F tipinin hesabina calismadiklari ne malum..Dolarin gucunu burada tekrar hatirlayalim..F tipinin komunist parti dahil her partiye sizdiklari bilinen gercekler…Pireye kizip yorgan yakilmaz…Asil tehlike bunlar gittiginde yerine gelecek olanlarda..Acayip bir sekilde konsolide olmakla mesguller su anda..Her cesidi var..Cakal,sirtlan, akbaba, yilan, timsah….say oglu say…yeminle memleket atom bombasi yemis gibi molekullerine kadar parcalayacaklar…Kimse gormuyormu bunlari acaba? Ychp tum bu konsolidasyonun catisi..Emperyallerin baska yolu mu var zaten?
Akp ise dokuz dogru yapip bir yanlis yapmadan evvel her zaman nabiz yoklayip geri cekiliyor..Somut ve reel olarak yaptiklarina bakilirsa tam da boyle birsey..Simdi bu dokuz dogruyu cope atip sadece nabiz yokladiklari ama cesaret edemediklerine gore mi degerlendirme yapacagiz? .Eldeki bir kus agactaki iki kustan daha iyidir…icraatler soylem ve sozlerden daha kiymetlidir ki muhalefetin hangi konularda siddetle muhalefet ettigi de dupeduz icraatlerinin de habercisi niteligindedir..Yoldan saptigimiz anda bugunleri aramaya bile firsatimiz olmayacak..Beyni yikanmislar gibi dusunmezsek er gec cozum kendiliginden gelecektir…Daha cok realizm hepimizin kurtulusudur..
http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=Nutuk&IcerikNo=334
Burada bahsedilen “«birleşik bir Dünya devleti» kurma hayalinin tatlı olduğunu inkâr edecek değiliz” sözü herşeyi net açıklamıyormu ? Elbirliğiyle hizmet etmiyormusunuz “New world order” için ? Güce tapınmak, itaat etmek size tatlı geliyor.
Hegel’in dediği gibi küçük akıllar büyük akla hizmet ediyor.
Siz kutsallık haleleri içeride mi konuldu, içeride mi kaldırılacak sanıyorsunuz ? Atanmışlara dokunulmazlık zırhını giydiren de vakti gelince çıkartan da birleşik dünya devletinin efendileridir. Mağribten maşribe her ülkede böyledir durum. Sürüler başıboş bırakılmaya gelmez.
Yazarın anlatmak istediğinden ziyade, genelde varsa yorumları okurum. Öncelikle yazarımızın vurgulamak istediği konu doğru bir tesbit. Burada yazılı olanlar bilinen ve gözardı edilen önemli konu. Her zamanki gibi herşey apaçık ortada anlayana!!! Bütün mesele eğitmeyen bir eğitim sisteminin ülkemize yerleştirilmesi. Karanlık köy enstitülerinin tacize uğradığı tarihten itibaren bu ülkenin üzerine çökmüştür. Her gelen iktidar bu geriliğe giden ivmeyi hızlandırmıştır. Akıl ve bilimden uzaklaştıkça milli olmaktanda uzaklaşırsınız. Eğitim ve öğretimin birleştirilmesinin milli birliğimizin gelişmesine katkısı olduğunu düşünemeyen bir grup yazarın bahsettiği gruptur. Akıl ve bilimden uzaklaşırsanız tarihçi olmayan sadece hitap gücü yüksek olan kişi/ kişilerin algı operasyonuna yenik düşerler. Mesele kukla olmayı kabul veya ret etmek meselesidir. İngiliz emperyalizmin yaptıklarını görmeden, idrarı etmeden mesele çözülmez. Lozanı eleştirir ama lozanın içeriğini bilmez, camide lanet okur ama 16 Mart 1920 de ne olduğunu bilmez, dinden bahseder ama Kur’an’ı anlayarak okumamıştır, din diye hurafeleri süre ve ayet yerine koyar, Servi , mondrosu bilmez bunların getirdiği işgalleri bilmez Atatürk’ün İngilizlerin desteği ile Bu devleti kurdu der. Derde der. G. M. Kemal’e eleştirel yaklaşanlardan ricam Nutuğu bir kez okusunlar.
Güzel bir analiz olmuş. Dindar insanlarımızın kendilerini bu yobaz anlayıştan kurtarması için bu yazıyı defalarca okuyup, üzerinde düşünmesi gerekir diye değerlendiriyorum. Akdi takdirde bu grup dindar vatandaşlarımızın hassasiyetin den yararlanarak ülkeyi karanlığa götürmektedirler. Yazıda belirtilen yaşanmışlıkların son uygulamasıdır. Fetö’ dür. Zamanında güzelleme yapanlar bugün fetö düşmanı. Değişen ney? Arka plan nedir? Fetö’ nün doğduğu, geliştiği, beslendiği kaynak sadece dış güçler mi? Bunları kendine sorup, cevap arayanların oranı nedir? Fetö kaynağını ortaya koyan bu yazıyı yerinde buluyorum. Neden sonuç ilişkisi bu yazıda bir nebze ifade edilmiş. Sadece sonuca bakarsanız daha çok fetöler çıkacağının açıklamasıdır. Hala kavramlar üzerinden ahkam kesenlere net olarak söylenmiş sözler.
yok , yanılıyorsun nihat abi
abdul hamit de bu yobazlarla savaştı erdoğan da savaşıyor
artı ak partinin yaptığı atılganlık son 200 yılın en rekor olanıdır ,
şu an 40 devlette üç kıta da at koşturuyoruz üç kıtada, yakında bu ülkeye 2 tırilyon dolar akacak
bunu yapmazsaydık ülkemizde elden gidecekti , tabi savunduğunuz toz kondurmadığınız sahte ulusalcılar
sayesinde,
hakiki ulusalcılar zaten kalmamış kime güveniyon NİHAT ABİ
Hayri beyin düşünme şekli mantıklı. Yalnız şu var; millet iktidara hep bu “realist” ve hoşgörülü çerçeveden baktı, hep töleranslı davrandı. Kasetler patladığında bile gitti yine oyunu verdi. İktidar da istediğini almak için ne gerekiyorsa yaptı. Takiyeyse takiye, oyunsa oyun, önce yokladı sonra harala-güreleye getirip yasalaştırdı. Eyvallah siyasettir olur. Peki ya bu sefer de aynı şey olurda yine başarırsa? Bir sabah şeriatla uyanmak ister misin? Bu sefer ki konu öyle pek öncekilere benzemiyor. “Denedi yanıldığını anladı” denebileceğini de ben pek sanmıyorum. Bunun üstüne daha giderler, açıkcası gelinen şu günde o kadar cemaatlerle içli dışlı oldular ki başka şansları olduğunu ben pek düşünmüyorum. Velhasıl, millet yine bu sefer hafife alırsa olanı biteni, yada nebilim arabın petrolüne heveslenip gözü karartırsa kendimizi hepten orta çağda buluruz. Bir yanda dünya süper güçleriyle harpte, diğer yandan Iran gibi dışlandığı için bitik bir ekonomi, yetmez gibi tepemizde eli sopalı yobazlar dahadı satılmıs bir muhalefet. Değer mi bu riske?
Tabi bizim söylememizle olmaz. Yine sandıklar gelir kimisi kaşı gözü güzel diye, kimisi bir çeyrekliğe, kimi bir koliye, kimisi içten gördü diye, kimisi tek Türkiye dünyayı devirebileceğini sandı diye ve çoğunluk başka adam yok diye oyunu verir. Sonrası? işte o zaman başlar realizm…
gülmekten öldüm bu yoruma… adam nihat gencin yazısını bir gram anlamamışya…
Uçuruma yuvarlanmadan önce deli sürücünün yolcusunu uyandıracak kadar güçlü bir feryat,,,
kaleminize yüreğinize bereket Nihat Genç,,,
Abi kusura bakma , bugün seçim olsa ben ,M.Kemal in inklaplarını daha özgürleştirene oy veririm.Abi bunlar kral heveslisi ,olmaz abi olmaz.Ne şiir Kitap yazdırmazlar sana bana.
Bi git allahaşkına Trol Hayri… Akp 9 dogru yapip bir yanlis yapmadan evvel nabiz yokluyormus… 18 yılda toplasan 9 doğrularını sayamayız…