Nihat Genç
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Biraz dertleşelim

Biraz dertleşelim

featured

CHP’nin özerklik sözü üzerine iki sert yazı yazdım, HDP’li ve Fetöcü troller Ekşi Sözlük üzerinden saldırıya geçti. Arkadaşın biri üşenmemiş bana yapılan küfürleri başlıklar altında toplamış, beş-on tanesini sıralayayım: Deli. A Haber Kafası. Derin Devletçi. Yavşak. Paranoyak. Faşist Solucan. AKP yalayıcısı. A Haberde Çalışmak İçin Rol Yapan Meczup. Salya Saçan. Şuursuz. .iklenmeyen Adam. Kuyruğu Hükümete Kaptırmış.

Böyle gidiyor.

Binlercesinden sadece beş on tanesinin başlığını verdiğimiz bu laflar 2020 tarihinde iki-üç gün önce söylendi.

Şimdi dönelim 2011-2012, çözüm süreci Habur-Oslo-Akil adamlar günlerine. Çözüm sürecine karşı çok sert yazılar yazıyor Halk TV’de konuşma yapıyor karşı çıkıyordum, inanın ve yine çok yalnızdık.

Fetöcü ve HDP’li bu tröller O ZAMANLAR AKP’nin yanındaydı, sıkı durun.

Bu saldırılarda bugün kullandıkları iftira linç dilinin daha katmerlisini ve daha fazlasını o yıllarda yine bana karşı kullandılar.

Bugün bu küfürleri yapan HDP’li tröller o zamanlar AKP’yi yere göğe koyamıyor, AKP’ye ve çözüm sürecine karşı çıkan bizleri de akıllarınca yine bugünkü gibi itin .ötüne sokmaya çalışıyorlardı.

Akıllarınca sizden dünyada kalmadı, deyip aşağılıyor, liberaller-AKP’liler-Fetö’cüler ve HDP’liler birlikte ekranlarda Habur çadırlarında eğleniyorlardı.

Üstelik o zaman sayıları daha kalabalıktı çünkü AKP’liler de bu tröllerle beraberdi.

Aradan 8 yıl geçti, açılımcı’lar taraf değiştirdi gelip CHP’ye yerleştiler!

Ama iftira karalama küfür ve saldırıları hiç değişmedi.

Dikkat edin, yıllar önce AKP de aynı .oku yediği için AKP medyası da CHP’nin açılım sözüne karşı sesini çıkartmıyor, şöyle okkalı bir karşı çıkış yapmıyor, yapamıyor.

O halde?

Toplayalım hem CHP hem de AKP ‘çözüm süreci’ ihanetine imza attı!

O halde ‘açılım’ belasına karşı kim ses çıkartacak?

Çünkü sekiz yıl önce güya çözüm sürecine karşı çıkanlar da o günkü Cumhuriyet Gazetesi, ODA TV, vs. bugün sessiz kalıp destekleyince şahit olduğunuz üzere meyhanede yalnız kaldık.

Üzülecek bir şey yok, yazarlık budur, AKP de olsa CHP de olsa, feriştahı olsa, demokrasi ve sosyal fikirlerimiz değişir ama toprak bütünlüğü konusunda asla zırnık fikrimiz zikrimiz değişmez.

Toprak bütünlüğü hassasiyeti değişenler ancak çıkarla parayla suç ortaklığıyla ya da bulundukları yer ve zemin ve bina ve işyeri ve zamanla fikirleri değişenlerdir.

Saldırıda bulunan genç arkadaşlar hızlarını alamayıp sormuşlar: Sen kimsin?

Üstüne bastın, lafı tam da buraya getireceğim, Hadi bol keseden kıyaslayayım ülkenizde toplam beş on tane bulmanız mümkün değildir, bağımsız yazarım.

İlk kitaplarımı yazdığım günleri baz alırsak kırk yıla giren yazarlığım sürecinde ‘metinlerime’ kimseye dokundurtmadım.

Yani patron, genel yayın müdürü, örgüt, parti, arkadaş grubu, baskı grubu, site yöneticileri, editörler, vs. hiç kimse kırk uzun yıldır yazdığım tek yazıya karışamadılar. Sıcağı sıcağına kırk yılın her haftasına ayına düşen yazılarım kişiliğimin gelişmenin siyasi fikirlerimin birebir karşılığıdır. Silinmemiştir, kimse çıkartmamıştır, değiştirilmemiştir, üzerinde oynanmamıştır, hatası eksiği, güzelliği, bazen canımı sıkan gözümden kaçmış oturmamış çirkin cümleleriyle, dobralığıyla meydan okumasıyla hepsi benimdir. 

Parayla holdingle şirketle reklamla işim hiç olmadı ve en ağır sansür ve yasakları yememe ve en çok kovulan yazar olmama rağmen mesela toprak bütünlüğü ve bir çok konuda yazdıklarımdan tek bir gün geri adım atmadım.

Fetö ve Çözüm Süreci gibi ihanetlere sessizliğimle ya da bulaşmayarak ya da oralı olmayarak ya da uzaktan izleyerek ya da bana ne diyerek ya da zaman değişti diyerek ya da bütün ülke AB’ye girmeyi yüzde 80 çoğunlukla desteklediği günlerde vb. dahi toprak bütünlüğünden Fetö’ye karşı yazmaktan zerre geri adım atmadım.

Mesela Süleyman Şah Türbesi taşındığı günlerde başbakan Davutoğlu’ydu, Kılıçdaroğlu türbeyi taşıyanlara o günlerde ‘vatan haini’ diyordu?

 Innn ınnn, gelelim bugüne, bugün Davutoğlu’na ‘dostlarım’ diyor.

Kardeşlerim, 2012’li yıllarında da söyledim, küreselleşmeye tapıyorlardı, bazı müslümanlar İngiltere’ye gidip camilerde kimse karışmadan namaz kıldıkları için ‘özgürlük’ işte bu deyip yüksek demokrasisinden dolayı İngiltere’yi kendilerine ‘hür vatan’ kabul ediyor, küreselleşme işte müslümanları böyle coşturuyor konuşturuyordu.

Oysa bizim Kabemiz topraktır. Toprak yoksa, esirsiniz, onurunuz gururunuz kişiliğiniz insanlığınız hiç yoktur. Mesela Kabe düşman işgalinde kalırsa Kabe düşmandan alınmadan müslümanların kıldığı namaz olur mu?

Başına vurulup elinden toprağı alınan insanların haysiyeti kimliği tarihi hiç yoktur. İngiltere’de camiiye gidip İngiliz demokrasisine övgü düzenlere karşı bugüne kadar söylediğim çok açıktır: Seccadenizi serecek toprağınız yoksa, iman ve inancınızın ilk hedefi ilk savaşı bağımsız yaşayacak bir toprak parçasına kavuşmak için mücadele etmektir.

İngiliz Kraliçesi’ne and içip kıldığınız ya da vatan haini PKK’nın gölgesinde kıldığın namaz, namaz değil, esarete köleliğe rıza göstermektir, vatan bölünmez, Mete’den beri ruhumuza işlemiş, o yıllarda da bunları defalarca yazdık.

Bir Cumhuriyetçi olarak bugün de yarınlarda da aynı yerdeyiz.

Ancak seçim-ittifak-demokrasi-barış vs. başlıkları altında Cumhuriyet Gazetesi, ODA TV, Tele 1, Halk TV, Sözcü vs. gibi gazeteler toprak bütünlüğünü kumar masasına-ittifak’a-seçim matematiğine göz göre göre alet edebiliyorlar ya da bu el altından dizayn-proje siyasetine sessiz kalabiliyorlar.

Çünkü yazıp-çizdikleri gazete ve siteler bir güç’ün kontrolü-baskısı altında, isteseler de yazamazlar, isteseler de bağımsız kimliklerini böyle kritik-acil zamanlarda ortaya koyamazlar, bir çok dürüst ve onurlu yazarın buralarda sıkışıp kaldığı baskı yiyip ağzını açamadığı açıktır.

Kardeşlerim, dünyanın en zor şeyi bağımsız yazabilmek, bağımsız kalabilmektir, çünkü yazıp çizdiğiniz her şey ya patronaj ya manipüle (kasıtla yönlendirme) çetelerinin baskısı altındadır.

Siz bağımsız değilseniz ülkeniz bağımsız olamaz, siz bağımsız değilseniz bağımsızlık mücadelesi veremezsiniz.

Leman Dergisi’nde yüzbinlere varan trajla 12 yıl ödün vermeden tek kelimemi editöryaya kestirtmeden fırtınalar gibi taşkın sular gibi yazdım.

SKY’de izlenme rekorları kıran eyvallahsız 130-140 program yaptım, tek birine makas attırmadım.

ART’de Balyoz sürecinde konuşulacak hiçbir yer yokken 160’ın üstünde her biri bir buçuk saat program yaptım, tek bir kelimemi sansüre makasa teslim etmedim.

Halk TV’de meydan okuya okuya150’nin üstünde programıma dokundurtmadım, ama, Gezi Günleri’nde kendini artık güçlü hisseden HALK TV yönetimi onlarca programımı yarıda kesti ya da yayınlamadı.. Ve Sarıgül ve Ekmeleddin’i eleştirdiğim için kovdu.

Ulusal Kanal’da seri tutuklamalar gaz bombaları altında ikiyüz’ün üstünde program yaptım, tek birine karışılmadı.

ODA TV’de üstelik Fetö işgali sürecince 10 yılı aşkın edebiyat tarihinin en ağır yazılarını yazdım, tek bir satırıma dokundurtmadım.

Ve hiç birinden ben şu parayı isterim diye pazarlık hiç yapmadım. Ve hepsinden aldığım para kapıdaki güvenlik görevlisinden fazla hiç birinde olmadı.

Neden?

Bağımsızlığımı korumak için!

Başta Fetö süreci ve çözüm sürecinde AKP’ye yazdığım ağır kaldırılmaz yazıları bugüne kadar yazabilecek kimse çıkmadı, benim kadar da mahkeme kapılarına kimse gitmedi, kullandığım jargonu bugün dahi korkudan kimse ağzına alıp tek satırını yazamaz.

Kaba bir hesap yapalım, CHP’li tüm vekillerin alayından daha çok konuştum ve yazdım, TV programları bine yakın, yazılarım otuz cilt kitaptan fazla.

Hepsini, şaşırmayın, ülkem adına değil vatanseverlik kahramanlık adına hiç değil, kişisel gururum adına yaptım.

Çünkü, ‘gururu’ olmayan insanların ülkesi de olamaz. Onurunuza düşkün değilseniz bağımsızlık mücadelesi veremezsiniz.

Onuruna düşkün insanlar düşman gücünü silahını büyüklüğünü hesap etmez.

Onuruna düşkün insanlar ‘para’ hesabı yapmaz.

Çıkar hesabı ittifak hesabı matematik iyi geçineyim hesabı hiç yapmaz.

Evren döneminde aynı yazıları bugünden daha sert ifadelerle yazdım, Özal döneminde dillere destan daha ağırlarını yazdım, Demireller, Tansular döneminde daha fecilerini yazdım, mafya tehdidinden aylarca evimden çıkamadım ve AKP dönemi aralıksız yirmi yıl tek bir gün hafta geri adım atmadan uçsuz bucaksız seriye bağlanmış şekilde yazdım, ve iktidarın 2007 yılında ilk kovduğu yazar oldum.

Ne oldu, zoru gören bir çok arkadaşım yıldı, geri çekildi, kayboldu, ne oldu, kendimize yakın bildiğimiz bir çok site dergi gazete aman bize birşey olmasın deyip yön değiştirdi, dönüştü, ne oldu, etrafımızda korkudan arkadaş yakın kalmadı. 

‘Hepsi’ demek ne kadar genelleyeci bir gerçek! Bu ‘hepsini’ test etmek için o halde bu arkadaşlar çıkıp ‘toprak bütünlüğünden yanayız’ desinler ya da İmamoğlu’nun Ziraat bankası genel müdürünü geçmişini ve hesaplarını açıklasınlar.

Kardeşlerim, bir yazar bir insanın kendine soracağı en büyük felsefi-varoluş sorusu şudur! Dünyaya bir kere geldik. İkinci bir game-over şansımız yok. Neysek o’yuz. Neysek o olacağız.

Bu tek mucizevi şansınızı ölümüne dibine kadar kovalamak zorundasınız, size verilen kaderi-imkanları sonuna kadar dört nala kırbaçlamak zorundasınız.

Taşıdığınız hayatın ve bedenin mucizelerini tanımak zorundasınız; önünüze bilmediğiniz korktuğunuz tırstığınız ama geri atmadığınız hayretler mucizeler içinde kapılar içinde kapılar açılır ve o kapılara kafa omuz vura vura kişiliğiniz değerleriniz sanatınız insanlığınız başkalaşır dönüşür ve gelişir.

Yoksa onun bunun kulu kölesi müridi adamı tayfası kahyası olursunuz.

Ama bir insan olarak ‘kendiniz’ olamaz ve insanın biyolojik gücünü varlığını azmini hırsını durdurulmazlığını pes etmezliğini geri adım atmazlığını şahsınızda ortaya çıkaramazsınız, çıkartamayınca insanı tanıyamazsınız. Size anlatılan ve dayatılanlara sessiz kalıp yaşadığınız dünya hayat coşku neşe olmaktan çıkar, işkenceye sefil teslimiyete dönüşür.

Bir mucizevi örnek! Bu tarihler bilmem niye size başka türlü okutulur?

Osmanlı Orduları topyekün teslim olmuş, İngiliz ve Yunanlar ülkeyi işgal etmeye başlamış. Sekiz yıldır Trablusgarp Hicaz Kafkasya Çanakkale ve Balkan Savaşları’ndan beri savaşan Anadolu halkının gücü takati kalmamış, üstüne padişahları da bırakıp kaçmış.

Ve İngilizler İstanbul’a yerleşmiş ve 390 binlik Yunan ordusu İzmir’e çıkıyor.

O güne gidin ve siz Anadolu’nun bir yerindesiniz.

Dünyanın ve tarihin en büyük güçleri, gemileri, askerleri, silahlarıyla ülkenize çıkartma yapıyor.

Ve siz de normal akılda normal zekada güçte bir insansınız!

Bu durum karşısında ne düşünürsünüz?

Kardeşlerim, bugünden, sonuçtan bakmayın olaya, bu kadar büyük düşman gücü karşısında her normal insanın vereceği ilk tepki kaçmayı düşünmektir.

Elde yok ayakta yok, askerleriniz üniformaları sökmüş silahları teslim etmiş teslim olmuş, cephane yok, ordu yok, devlet yok, ailenizin bütün erkekleri ya Hicaz’da ya Çanakkale’de ölmüş..

Bu durumda en normal en sağlıklı en insani verilecek tepki, kaçmak’tır.

Ya da insanlarımız kaçsa ya da teslim olsaydı bugün bu insanları bugün korkaklıkla suçlayamazdık, çünkü, düşmanın devasa gücü ve harabe Anadolu’nun vahim manzarası ortada?

İddia ediyorum, kaçmak ve teslim olmak, ucuz ve kolay olduğu için değil, başka hiç bir şans olmadığı için o günler için o vaziyet içinde ‘normaldi’.

Yani düşman gücünü hesap edip akıllı ve mantıklı davranan Vahdettin’di, devasa düşman gücünü gördü hiç bir umut kalmadığını anladı ve gitti.

Peki bu insanlar komutanlar neyine güvenip bu devasa düşman gücüne karşı direnmeyi seçtiler?

Mesela Atatürk ve silah arkadaşları kaçıp Yeni Zelanda’ya yerleşseydi bugün ne diyebilirdik?

Direnmeleri savaşmaları karşı çıkmaları bu büyük düşmanı bu fakru zaruretle durdurmaları imkansızdı, diyecektik, zaten I. dünya savaşını kaybetmiş ve mağlup olmuştuk, diyecektik.

Bugünden baktığımızda kabul edelilim düşmana bu yokluk içinde karşı koymak büyük bir delilik hali, akıl mantık hesap dışı hakikaten mucizevi bir insan direnişidir!

Daha ötesini konuşalım, bu insanların hepsi istiklal savaşının ilk günlerinde kazanacaklarına dair umutları da hiç yoktu, ama hepsi istisnasız ya İstiklal ya ölüm yani  ‘vatanı savunacağız’  diyordu.

Nasıl? ‘Öleceğiz’, ölmekten başka şansımız yok, diyerek, bu mantık hesap kitap işi mi?

Ya İstiklal Ya Ölüm düsturu buydu, çünkü toprağınız işgal edilirse zaten öleceksiniz.

Yani bu tarih felsefesinden çıkartacağımız ders söz konusu vatansa hesap kitap mantık matematik olmaz, ölümüne savunacaksın.

O günlerin ruh halini bugüne bağlamak için savaşın başka bir cephesine geçeyim.

İngilizler Süveyş’te Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşı’nda cephelerde askerlerimizin üstüne uçaklardan savaştan soğutmak yıldırmak kafalarını çelmek için propaganda bildirileri attılar.

Ne yazıyordu bildirilerde! Özetle şunları diyorlardı: ‘Sizi esir değil misafir edeceğiz. Bakın misafir ettiğimiz arkadaşlarınız (fotoğrafta esir kampından Türk askerlerinin nargile içtiği, yan gelip yattığı, keyifli pozlar gösteriliyor). Hepiniz ailelerinize kavuşacaksınız.

Şunlar da yazıyordu, bakın misafir ettiğimiz arkadaşlarınız neler yiyor (fotoğraflarda esir Türk askerleri et kuzu pirzola çikolata yiyor).

Ne yazıyordu bildirilerde, içecek suyunuz giyecek elbiseniz kalmadı, (fotoğraflarda çok temiz giyinmiş esir Türk askerleri ve suyu bol havuzlarda yüzen esir askerlerimiz)…

Yani İngilizler savaşan Türk askerine yemek, içmek, kuzu, nargile, temiz giysi, esir kamplarını misafir gibi ağırlandığı oteller, ve adlarına ‘esir’ değil kasten ‘misafir’ tanımları, ve ballı börekli vaadler, vaadler, vaadler… sunuyorlardı.

Tarih işgalci İngilizler’in bu bildirilerini İngiliz propagandaları başlığıyla kitaplarını yazıyor: (Birinci Dünya Savaşı’nda İngiliz Propagandası.)

Bu bildirilere göz gezdirince bugünkü çözüm süreci ve özerklik vaadi karşısında CHP’li seçmenlere söylenen vaadlerle ister istemez kıyaslıyor insan, sanki hiç bir şey değişmemiş.

PKK’ya özerlik verirsek, ne mi olacak, barış gelecek, demokrasi gelecek, ülkenin en büyük sorunu bitecek, ekonomimiz büyüyecek, yabancı yatırım gelecek, ülkenin önü açılacak…

Oysa İngilizler Süveyş’de esir aldıkları Türk askerlerinin gözlerini Mısır’da esir kamplarında köreltti ve on yıl gibi uzun süre hatta yirmi yıl kalanlar var esir kamplarında bin türlü bulaşıcı hastalığa kurban oldu. 

Gerçek bu, çözüm süreciyle yeniden palazlanan PKK’nın etnik temizliğine şahit olacaksınız, İstanbul’a kadar varan iç savaş görüntüleri sahne alacak, ama, CHP içindeki ‘propaganda’ hiç de böyle değil.

PKK’ya ülkenin bir yarısını verirsek, oh gel keyfim, nargilemizi alacağız, etler kuzular yiyeceğiz, Kandil’den başımıza demokrasiler özgürlükler yağacak, havuzlarda birbirimizin yüzünü sular sıçratıp eğleneceğiz.

Şöyle diyorlar, ey CHP’li vekil ey CHP’li seçmen, toprak bütünlüğü gibi Tek Parti dönemi hastalıklarını bir kenara bırakırsan, milli gelirimiz kişi başına otuz bin dolara yükselecek, yabancı yatırımcılar her birinizin kasabasında fabrikalar açacak, bir ağaç gibi hür bir orman gibi kardeşçe yaşayacağız, herşey güzel olacak.

CHP’nin kendi seçmenine söyledikleri cephelerimize İngilizler’in attığı karşı propaganda bildirilerine, neden bu kadar benziyor?

Çünkü bu süslü yalanlarla düşman bizden yine toprak istiyor, yine etnik iç savaşa tutuşup gücümüzü kırmak halsiz çaresiz dayatmalara ülkemizi ve siyasetimizi açık hale getirmek istiyor.

Vahdeddin’in düşman gücü karşısında  mantık aritmetik hesabı neyse CHP’nin seçimler için akıl mantık aritmetik hesabı tıpkısıdır,  propagandaları aynı, bindikleri gemi aynı İngiliz gemisidir.

Matematik olarak kesin mantıklı görünen hesap kitap her zaman doğru siyaset değildir. Özellikle memleket bahsinde.

  

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

35 Yorum

  1. Ak partinin zamanında başlattığı çözüm süreci o dönem içerdeki fetöcülerce tahrip edilip amacından saptırılmıştı ve olmadı fakat o sürecin amacı pkk ya federal yapı vermek olmadığınıda söylemeniz gerekmezmi? Çözüm sürecinin sonunda pkk tasfiye olacak silahlı kimse kalmayacaktı. Yeni bir özerk bölgede kendi kendilerine asker polis olup devletcilik oynamaları masada yoktu. Ama o masayı kendileri devirip silah çektiler ve tarihte bir kez önlerine koyulacak masa işide bitmiş oldu. Fakat o sürecin çok büyük bir etkisi daha oldu bölgedeki insanların pkk ya sempati duyanları üzerinde o da bu insanlar pkk nın kendilerini kullandığını görmelerini sağlamasıydı. Bu sebeplerden ötürü geçmiş günki çözüm süreci ile chp nin vaadi bir birine karışmasın karıştırmayın

  2. 9 Ağustos 2020, 20:28

    Nihat abi Ulusal Parti’yi kur, arkandan gelelim. Bu milletin değerlerini seven, sayan, koruyan ve aynı zamanda ilerici ve bilimi pusulası yapan, gerçek vatan severlerden oluşan, harama tenezzül etmeyen çalışkan ve adil insanların bir araya gelip halka iktidara talip olduğunu söylemesi gerekiyor. Bunun için de gerçekten senin gibi bir liderin peşinden gidebiliriz. Şu an aktif siyasette hangi partiden olursa olsun 100 kişiden 99’una güvenmiyoruz.

  3. 8 Ağustos 2020, 10:59

    Nihat abi, yıllardır takip ediyorum. Çizginden, duruşundan vatanseverliğinden taviz vermedin. Bazen yazdıkların benimde hoşuma gitmedi. Ama omurgalı olman, çizgini bozmaman her daim seni takip etmem gerektiğini hatırlattı. Selamlar.

  4. 8 Ağustos 2020, 06:48

    Eline, diline, kalemine sağlık Nihat Ağabey. 2005’ten beri izliyorum sizi, her zaman düşüncelerimizi, hislerimizi dile getirdiniz. Vicdanımızın sesi oldunuz. Bocalama yaşadığımız durumlarda nasıl duruş gösterileceğini sizden öğrendik. Kuvayi Milliye’nin son temsilcilerindensiniz. Sayenizde diğer kuvayi milliyecileri de tanıdık. Belki bir avucuz ama, kurtuluş savaşının çekirdeğini de bir avuç tam bağımsızlıkçı vatansever oluşturmadı mı?

  5. Ben kalecinin hikayesini farklı yorumlarım. Ana avat sözmek tam da yerini buluyor çünkü iktidara (kaleye) geçmek gibi bir niyet yok. Ağustos 12 de Muharrem İnce anlatacakmış niye, nasıl kazanmak istenmeyen bir oyun oynanmış bakalım detayları öğreneceğiz. Hem zaten kazanmak gibi bir niyet olsa ne demeye ne hadar hain, bölücü, Amerika’nın İngiltere’nin aleni uşakları ile ittifak yapılsın üstelik bunların 1

  6. Nihat Genci Köroğlu benzetmesi muhteşem.tebrikler

  7. ben bu zibidiler gibiyken babamla oturur ulusal TV de sky da sizi izlerdik, o zamandan beri tarafsızlığınızi bozdugunuzu gormedim, tebrik ederim böyle devam edin

  8. Nihat Genç ‘in yıllar önce yazmış olduğu ”Hırsız ve eşkıya yuvası merkez sağ” başlıklı efsane bir yazısı vardır. Yazıda merkez sağdan siyasi ve basından figürleri adeta itin .ötüne sokar. Yazının sonunda da genç milli takımlar teknik direktörü Serpil Hamdi Tüzün ‘den bir anı anlatır . Kaybedilen bir maçtan sonra Hoca bütün oyunculara ana avrat dümdüz gider . En çok küfrü de yedek kaleci yer. Yedek kaleci “hocam ben oynamadım ki bana neden sövüyorsun diye itiraz edecek olur. Hoca tarihi cevabı verir: “Sende şimdiye kadar kaleye geçemediğin ” için der. Yazar haklı olarak en sonunda muhalefete 50 yıldır iktidarı bu eskiyalarin elinden alamadigi için bir okkalı küfür de onlara eder. Şimdi bugüne gelirsek sayın Nihat Genç’in yazılarını onuruyla ve gururuyla yazması ne kadar doğru ise muhalefetinde iktidara gelmek için her kesimden oy alma çabası doğrudur. Siyasette doğrucu davut olan değil çok oy alan iktidar olur. Davutoğluna dün hain denmesi bugün dost denmesi tamda budur. Öncelik eşkıyalardan iktidarı almak olmalıdır. Sonra gelenin icraatına bakılır. Korkmayın kimse bir karış toprak vermeye cesaret bile edemez. Seçmen homojen bir yapı değildir. İyisi kötüsü cahili okumuşu hırsızı uğursuzu menfaatçisi vb. gibi her kesimden oy almak icin yapilan manivelâleri görüp de ülke bölünüyor diye feveran etmet anlamsız.

  9. 5 Ağustos 2020, 12:15

    Abi seni hep sevgiyle dinlerdim ama anlamazdım bugün çok iyi anlıyorum kötü söz sahibini ifade eder siz anadolusunuz devam edin

  10. Sana sen kimsin diye sormuşlar ha inan çok güldüm.Abi senin yerine ben cevap vereyim.Hadsiizler öğrensin.Bir zamanlar bu coğrafyada Nasreddin hoca ,bir zamanlar Yunus Emre belki Dadaloğlu belkide Körğlu vardı.Hep zalimlere karşı doğruyu savundular..Şimdi bu zihniyet aynı coğrafyada Nihat Genç olarak yaşammaya devam ediyor.Ben senin kim olduğunu biliyorum bu hadsizlede öğrensin diye yazdım.Sayın NİHAT GENÇ Saygılar.

  11. Ekşi’de kim yazdıysa az bile yazmış Nihat Abi. Seni yıllar önce Leman’da okurdum. iyi günler dilerim.

  12. daha okuyamadım nihat abimin lafına laf edicekte olmadıgım için. okumaktan üşenen arkadaşlara Microsoft Edge browserin sesli okuma modunu öneririm. kesinle tonlama vs uzun yazıları okumak için.deneyin.

  13. Kim ki Allah yerine fetoye guvenir onunla is tutarsa, kim ki millet yerine teroristlere guvenir onlarla is tutarsa, feristahi gelse kimse kurtaramaz onlari…Tarihin coplugunde yerlerini alirlar….Istedikleri kadar matematik bilsinler.

  14. 4 Ağustos 2020, 20:25

    Tebrikler, çok doğru söylüyorsunuz. Vatanseverler sizinle beraber. Ne mutlu Türküm diyene.

  15. Cakallar istedi diye aslanlar ölmez..Eksisozluk gibi seviyesiz ortamlarda ancak kufur sallarlar..Bu da hem senin dogrulugunun hem de eksicilerin yanlisliginin saglamasi olmus zaten nihat abi..Gecenlerde chp 200 bin kisilik trol ordusu kurmus seklinde haberler geciyordu..Onlarla birlikte feto ve pkk lilari da sayarsan sovenin cok olmustur zannimca….Ancak sevenin onlarin en az 50 kati..Onlarin tamami sosyal medyada gorev icra ederken, seni sevenlerin yuzde doksani isinin ekmeginin pesinde ve sosyal medya ile hic alakalari bile yok…Yuru be nihat abi, arkanda sessiz milyonlarin sevgisi ve duasi var..
    Su tek sozun binlerce cilt kitaba bedel…Isgal altindaki bir vatanda savasmadan kilinan namaz namaz degildir..Ingilizin amerikalinin rusun veya baskasinin somurgesi gibi kolesi gibi davranan ulke de musluman degildir…Kisiliksiz ve pek yakinda yikilacak bir devlet gorunumlu ucuz bir topluluktur..Bagimsizlik muslumanlik dahil herseyin basidir ve cok pahalidir..Herkes onu satin alamaz..Ancak nihat genc gibi insanlarin yasadiklari toplumlara nasip olur bagimsizlik..

  16. YCHP “SOROS’ un partisidir. Amaci Turkiye’yi yikmaktir, buyuk Israil’in kurulmasina hizmet etmektir. Ey millet, gozunuzu acin artik!

    Not: Soros’un Turkiye bayiisi Osman Kavala serbest birakilmali diye kampanya baslatmalari CHPnin Soros’un partisi oldugunu teyit ediyor.

  17. 4 Ağustos 2020, 19:58

    Abi sen dertli ben dertli ne olacak böyle

  18. Nihat Bey

    İtleri kaale alma. Onlar it. Onlarda beyin yok. Saygılar

  19. Mükemmel.Hep senin gibi bir oğlum olsun isterdim. Yolun açık olsun.Kim ne derse desin,sen nesli tükenmekte olan nâdir bir vatanseversin.

  20. Türkçü bir ülkücü olarak Nihat Genç okuyun derim

  21. Sevgili Nihat Genç
    Memleket sevdanı, bağımsız aydın kimliğini, yurtseverliğini yıllardır çok iyi biliyoruz.
    Zaten böylesine cesur yazılar yazan birine her cepheden saldıracaklarını öngörmek hiç de zor değil. Bu bindirilmiş kıtalar mücadele azmimizi yıldıramayacaktır.
    Seninle gurur duyuyoruz.

  22. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış.
    Nihat abi ne dediklerinin çok önemi yok çünkü onlar satılmış, onlar hain, onlar üç kuruşluk çıkarı için bırak toprağı anası dahil herşeyi satar! Zaten ne dediklerini de çok salladığını düşünmüyorum.
    Bizlere göre adamın dibisin, ötesi yok.

  23. Kemalizmi tarif etmişsin.

  24. 4 Ağustos 2020, 13:37

    Doğru söylüyor Nihat,

    fıkıhta, hürriyeti olmayanın namaz kılması farz olmaz. Şimdi kılınan namazlarda zaten tam değil çünkü
    Kabe hür değil, Kafir askerinin himayesinde.

    NAMAZ NEDİR;

    İnsan olmak Hüvviyetini idrak ile mesuliyet üstlen, ikrar namaz kılmakla olur.
    Ayağa kalk, kıyam et. Kötülüğü reddet. Özgürlüğünü iradenle ortaya koy.
    Kabe’ ye yönel, diğer insanlarla aynı hedef, aynı zamanda cephe oluştur.
    Ayağını basacak yer ve savunacak vatan omazsa ne dinin olur, ne namazın.

  25. Bir akp li olarak sonuna kadar destekliyorum doğruya doğru demeyi bileceğiz nihat abi ayrım yapmadan her kesimi eleştiriyor teşekkürler cesur gazeteci

  26. Abi karsindakilerin ne .ok oldukları belli. Bunlara ne söylersen söyle başları belaya girmeyince anlamazlar.

  27. Bindirilmiş kıtalar “bağımsız yazar” ne demek bilmezler Sn. Nihat Genç. AKP trolleri dedik yıllarca ama CHP trolleri de aynı rezillikteler. Her iki tarafta da sorgulama, muhakeme, düşünme yetenekleri bulunmuyor.

  28. Abicim yıllardır yazılarını okur, programlarını izlerim. Duygu ve düşüncelerimizin çoğunluğu aynıdır. Ancak devlet idaresinde bulunan yetkililerin sizin gibi değerli danışmanlara her zaman şiddetle ihtiyacı var. Gitsen olmaz, gitmezsen dayanamıyorsun. Hala Ermenistan ile Türkiye arasındaki sorunu guguk müzik aletiyle senin gibi tahlil edeni görmedim. Tarihi belgeler, gerçekleri biliyoruz. Çözümü bilecek, siyasetini yapacak devlet adamları var mı bilmiyorum.
    İster sağ taraftan ister sol taraftan olsun ekonomik ve siyasi gücü eline alınca medya organları gerçek yüzleri ortaya çıkıyor. Sana program yaptırmadıklarından anlıyorum. Saygılar

  29. Bu yazıyı yazma durumunda kalmanız çok üzücü, ekşisözlükte yazılanları insanlık adına utanç duyarak ve tahammül sınırlarımı zorlayarak okudum.
    Ekşisözlük ciddiye alınacak bir kitle değil.
    Size küfredenler sadece fetöcü ve pkkcı değiller size kufredenlerin bir kısmı sözde aydın, sözde eğitimli, sözde modern, sözde solcu özde liboş, sosyolojik derinliği asla olmayan, toplumdan uzak lümpen garip şizofren bir kitle. Bunların hayatları şizofrenik bir kurgu. Siz gerçeklere vurgu yaptıkça bunların kurguları da zarar görüyor. Ayrıca bir kısmının burda yazmak istemediğim sorunları da var.
    Bilinçsiz, şuursuz insan kalabalıkları, önemsizler ama neyicede bir huviyet, oy hakkı sahibiler, dilkeri var konuşuyor, parmakları var ekşisözlüğe yazıyorlar.
    Maruz kaldığınız manevi eziyeti uzaktan da olsa paylaşıyorum. Ha size ha bana sövülmüş!
    Sevgiler saygılar!

  30. “Asıl olan dahili cephedir. Bu cephe bütün memleketin, bütün milletin vücuda getirdiği cephedir. Görünürdeki cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, mağlup olabilir. Fakat bu hal, hiçbir vakit bir memleketi, bir milleti mahvedemez. Mühim olan, memleketi temelinden yıkan, milleti esir ettiren dahili cephenin düşmesidir. Bu hakikate bizden ziyade vakıf olan düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için asırlarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar. Bugüne kadar muvaffak da olmuşlardır. Hakikaten ‘kaleyi içinden almak’ dışından zorlamaktan çok kolaydır.” Mustafa Kemal Atatürk

  31. 4 Ağustos 2020, 10:24

    Nihat abi,
    Güzel anlatmışsın, haklı olduğun çok konu da var. Lakin karşılıklı konuşmak istişare etmek gerek. Koranayı bir kenara bırakıp en kısa zamanda İstanbul’da bir muhabbet görüşmesi düzenlemek lazım.
    yüz yüze daha iyi anlaşılır.
    saygılar

  32. 4 Ağustos 2020, 10:20

    Aynen katılıyorum.

  33. 4 Ağustos 2020, 10:06

    Abi yazını okurken yaşadığım duyguların hangisini yazayım,coşkuyu gururu mu,üzüntüyü mü?
    Aynı yazıda hem boğazımızı düğümleyen hem göğsümüzü kabartan güzel insan Nihat abimize Allah her zaman sağlık sıhhat güç kuvvet versin,kalemin hep keskin olsun.

  34. 4 Ağustos 2020, 09:52

    Yüreğinize sağlık Nihat Genç, Türkiye’nin düşmanı çoktur, özelliklede iç düşmanı, dışarıda düşman aramaya gerek yok, ülke vatan severler sayesinde ayakta duruyor, daha da zor günler bizi bekliyor, yüzümüzün akıyla çıkacağız şüphem yok ama diyet çok ağır, sevgiler

  35. Karnını doyurmak için Açılımcı mahallelerine gidenler,
    bugünün Sodom ve Gomore’sine gitmiş olursunuz sizi orada zikmeden
    pardon Açılımcı yapmadan doyurmazlar..
    Hiç kimseye minnet etmeden bileğinin hakkıyla yazıp geçimini kazanan
    Nihat Genç’i örnek alın, siz de kendi destanınızı yazın…

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!