Nihat Genç
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Bizim de günümüz gelecek

Bizim de günümüz gelecek

featured

BİR

Bu sabaha Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu’nun ‘gözaltına alınması’ haberiyle uyandık.

Aferin hukukumuza, İdlib savaşına engel ‘tek eksik parçayı’ ‘en büyük hayati parçayı’ bulup yakaladınız, artık Barış Terkoğlu da içerdeyse, devletimiz ülkemiz nihayet huzurunu bulmuş demektir!

Elli uzun yıl düşündüm durdum, aşka en çok benzeyen şey nedir diye, ölüm kapıyı çalmadan Allah’a bin şükür sonunda buldum. Aşka en çok benzeyen şey: İpsiz tırmanış!

Alex Honnold bir kaya tırmanışcısı, Yosemite Ulusal Parkı’ndaki El Capitan’da ipsiz tırmanan ilk kişi. Kaya tırmanışı. Sadece elleriniz ve ayaklarınız, ne ip ne korunma ne başka bir alet, hiç bir şey yok. Belgeseli Oscar dahi aldı.

Hayatta herkesin güvenceleri, arkası, dayısı, tanıdıkları ya da uzun yola çıkarken bir tedariki bir heybesi bir ‘çıkın’ı vardır. Dümdüz dik bir kaya iki yüz üç metre, kuşların dahi ayak koyacağı yer yok, ‘tutacak’ yeri yok.

Şimdi, FETÖ’ye karşı işkembeden sallayan, kolpa, et kafalı, kafa ütüleyen, laf kalabalığı, tatlı su çakalı, kör popülizme oynayan ve iktidarın ipli kuklası yüzlerce yazar-çizer var. Bu fırtına sonrasının palavracıları hiç düşündüler mi, on uzun yıl ‘boşlukta asılma egzersizi’ nedir?

CIA’nın NATO’nun işgale başladığı bu ülkede ancak bir avuç genç gazeteci hiç bir güvenceleri, aletleri olmadan bu dik kayalıklara tırmandılar ve on yıl boyunca tek başlarına ‘boşlukta sallandılar’! Düşselerdi?

Kimse sahip çıkmadı onlara ve onlar düşselerdi, hukuk da düşecekti, ülke de düşecekti. Barış’la on uzun yıl boşlukta sallandık. Biliyorum uzaktan dürbünle izleyenler çok heyecanlanmış olmalılar, “yazık gençlere, kendilerini heba ediyorlar, gönüllü intihar ediyorlar” deyip arazi olanlar?

Cumhuriyet anayasası, yurttaşlık güvenceleri, meclisi, hakimleriyle ‘kayıptı’, hiç değilse üç-beş adamın o dik kayaya tırmanması insanlığa şan olsun diye şarttı.

Düz kayaya tırmanmak bütün zamanların en inanılmaz devrimci eylemiydi. Ve seyredenlerin hepsinin kafası din iman tütsülüydü, liberal üfürüklerle Türkiye ağır uyuşturucu komasındaydı.

Bu tırmanış çok fazla gerçekti, işadamları nerdeydi, hukuk mülkiye fakülteleri neredeydi, hukuku kamuoyu neredeydi? Bu tırmanış, çok fazla gerçekti.

Ve şimdi biri bitmeden başka bir tırmanış başlıyor, bu amaçsız döngü-çevrim, aynı uyuşturucu kafası çok fazla gerçek.

Son Akşam Yemeği’nde İsa, havarilerine şunları da söyler: ‘Benim gideceğim yere artık siz gelmeyeceksiniz!’

Üzgünüm ey millet, tırmandığımız o boşluk deneyimimiz oldu, o boşlukta varoluşla dünyayla Tanrı’yla insanlıkla neler konuştuk neler yaşadık, bir daha ipsiz tırmanış olursa ne yaparız, bilmiyorsunuz.

Çünkü siz hep ‘güvenceli’ yerlerden elinizde dürbünle izlediniz.

Ya korkudan ya uyuşturulmuş kafanızdan ya da iman eksikliğinden, o çıplak elli tırmanışı anlayamazsınız.

O dik kayalıklarda bir avuç genç adam, tam on yıl boşlukta, ne çığlığımız duyuldu ne eline halat ip alan koşan… Bu fazla gerçek.

O soğuk dik granit uçurum kayalıklarının yapayalnız neresine dokunsan kalbin memleketin orada atıyordu, bu fazla gerçek.

Hep düşmeyi her an düşmeyi aklımızdan hiç çıkmaması insanı aşırı hassas yapıverir. Yer çekiminin hiç bir cesaret gösterisiyle sıfırlanmayacağını bilmemizi öğretir.

Aksine tırmandıkça yer çekimi korkusuyla kendimizi korkutarak en derindeki içgüdülerimizi açığa çıkartırız. Kayalıklardan baş üstü düşeceğiz korkusunu yaşayarak insan doğamıza yaklaşırız. Yani içimizde derinliklerde kendi katilimizi oyalamak mutlu etmek için o granit çıplak yalnız tepeyi bir poligan gibi boş atışlarla kullanırız. Gerçek insan doğamızı ‘talim’le ölümle burun buruna ölümden koruruz, bir kadına aşk da tam da budur, bu çıplak sahipsiz aletsiz tırmanışı öğretir bedenimize.

Herkes susup uzaklaşırken o, dik mermer kayalıklarda yapayalnız. Hayır beklediğiniz, umduğunuz gibi yardım çığlıkları atmadık. O heybetli yalçın tepelerle arkadaş olduk, koro olduk, Ankara Radyosu olduk, birlikte memleket şarkıları söyledik.

Neresinde bir tutamak yer arasak, granit kayalar bize şarkılarını söyledi. Granit mermerin gözleri dalıyordu. Biz tırmandıkça granitin yüzü parlıyordu. Biz marşlar söyledikçe granitin göğsü kabarıyordu.

Nefesleri durduran bu son tırmanışıyla Barış Terkoğlu sonunda Oscar ödülünü, hak ederek ‘gözaltına’ alınarak alıverdi.

Kaldığı yerden devam eden bu amansız ‘döngü’, evet, fazla gerçek.

İKİ

İnsanlık için, hiç bir insanın yazamadığı, tırmanış notları.

Korktuğumuz an korkarken asıl korktuğumuz şeyin içimizde korkuyla yüzleşmek isteyen korkusuz bir adamın varlığından korkmaktır. Çünkü bu derindeki adam korkusuzluğuyla her şeyi yapabilir.

İnsanoğlu tarih öncesi onbinlerce yıl tapınaklarda canlı canlı insanları kurban ediyordu ve kalalabalıklar bu ‘kurban’ı kendinden geçerek büyük heyecanlarla izliyordu.

İzlerken insanlar, derin korkuyla yüzleşiyorlar, yoksa ‘aşırı heyecanı’ Tanrı mı sanıyorlardı? Aşırı heyecanlı o anı yoksa cennetten Tanrılar katından inmiş tadından yenmez bir sevinç gibi mi yaşayıp bedenlerindeki Tanrı’nın parçalarını derinden hissediyorlardı?

Felsefi soru burada düğümleşir, uygarlık işte bu soruyu profesyonelce gizler, şudur soru, bizi heyecanlandıran arzuladığımız şey aslında içimizdeki katil mi?

İşte, uygarlığımız insan kurbanlarından sevinçler çıkartıp kutsayan bu içimizdeki kimliği boşuna değiştirmeye çalışıyor. Çünkü, savaşlar bitmeden yenisi başlıyor, her gün insanlar kurban ediliyor ve haber merkezlerinin başında hepimiz ‘heyecandan heyecana’ garkoluyoruz, insan kurban eden tapınakların başındaki ilkel kalabalıklar gibi.

Güya, üzülüyor muyuz? Bir dakika durun burada, ey insanlık, bir nefes alıver tam da burada! Kurban haberlerine gerçekten üzülüyor muyuz, yoksa, içimizde öldürmekten zevk alan katili mi gizlice okşayarak örtüyoruz.

Yoksa medeniyet, siyaset, din, iman, inanç diye insan doğamızın derinliklerindeki ‘katile’ yeni isimler sıfatlar bulup bizi aldatıyor mu?

Din, iman, hamaset, sanat, kültür, hepsi doğamızın en derininde yatan katilliğin içini boşaltıyor, artık, gerçek, o yer doldurulmayacak büyük bir boşluk.

Sanat, din, edebiyat, kültür, bizleri asli doğamızdan uzaklaştırdı. Bir dil bulduk. Kendimize giden yolu kapattık. Din, iman, sanat, edebiyat, yanlış yola girdik.

Sorun, yeniden ormana dönmek değil, sorun ‘katil’ kimliğimizi inkar ediyoruz. Nezaket, saygı, sosyallik adına ‘kabuk’ değişimini ‘kimlik’ ‘uygarlık’ sanıyoruz.

Oysa, o katil orada. İnsanların kurban edildiği onbin yıl öncenin tapınakları gibi katil hiç kıpırdamadan içimizdeki omurgadan daha derin yerinde duruyor.

Medeniyet bize ‘kabuğu’ ‘söylemi’ ‘dili’ değiştirmemizi salık verdi, biz de uygarlıkla bir anlaşma yapıverip, nezaket(?) ve saygı(?) çerçevesinde insan doğamızı inkar eden ikiyüzlü bir anlaşma yapıverdik.

İçimizde boşalan yeri saygının, nezaketin, güya sorumluluğun iki yüzlü doğasıyla doldurmamız mümkün değildir. O üzülüyoruz diye yerini değiştirip örttüğümüz şey, sevip kutsadığımız asıl katilimizdir.

Yani bu ölümler aslında aşırı heyecanıyla bizi mutlu ediyor, bu yüzden vahşi kapitalizm savaştıkça kazanıyor kazandıkça yeni savaşlara koşuyor. Bu, insanoğlunun kendine söylemeye cesaret edemediği ‘katil’ kimliğimizin ifşasıdır.

Sözle değil dille değil görüntüyle göstermeyle işaretle sembolle hiç değil, ancak, insan olmanın dik kayalıklarına tek başına aşk’la tırmandığınızda, içimizdeki ‘katil’den bir nebze uzaklaşabiliriz ama yine de kurtulamayız, bu katil doğayı kabul etmeden zırnık bir duygucuk insan olamayız.

Cesetler, bombalar, savaşlar gördükçe ah çok üzülüyoruz ah kahroluyoruz ah çok korkuyoruz, yalandır! İçinizdeki katili örten bu sembolik bir işaret dili uygar görünmemize yetter ama insanlığımızı korumaya yetmez. Çünkü bizim gizlediğimiz şeyi vahşi kapitalizm ülkeden ülkeye milyonları öldürerek piyasa pazar edinip hep kazanıyor.

Aksine korktukça savaşlara tapınırsınız, çünkü korku en derin yerinizde sizi canlı yapan iç güdünüzdür. Egonuz kimliğiniz kişiliğiniz korkularla varolur, bu katil kimliğin, ‘aşk’tan başka tedavisi yoktur, eğitimi çok zordur.

Medeniyet dediğiniz iyi insanlık diyerek güzel geçinelim diyerek saygı diyerek bu kandırmaca kavramlar sadece katilimizi bize şirin gösterir. Bu kelimeler geçiştirir ikame eder ama derindeki boşluğumuzu kapatamaz, bu fazla gerçek. Bu siyasi dini edebi sosyal dille ‘katil’i sadece kamufle eder ve savaşlardan savaşlara hazlardan sevinçlere koşarız, ama çok kolay, üzüldük kahrolduk, der sorumluluktan paçayı kurtarmış oluruz.

Özet, medeniyet kendi doğamıza karşı bizi doğamızın gerçek yüzünü saklayan iki yüzlü samimiyetsiz insanlar yapıvermiştir.

Hitler, Stalin vb. gibi adamlar ellerine büyük güçler geçirince soralım en derinlerindeki gerçek kimliği saklama ihtiyacı neden hiç duymamışlar. Evet tarihin büyük katilleridir, ancak kendi doğalarına karşı bizden daha az ikiyüzlüdürler.

Sınaması çok kolaydır, eline güç geçirmiş herkesin sağcı solcu doğu batı kapitalist müslüman komünist asli doğasına dönüvermesi tesadüfi ya da tek kişilik bir psikopatlık klinik vaka hiç değildir. İnsanlığın en yaygın hastalığıdır, dehşetin adını zafer ve kahramanlık koyan doğa içimizdedir.

ÜÇ

Kendi doğamıza karşı ikiyüzlülüğe devam.

Truman Capote hoş, eğlencelik, sosyetik, dalgacı bir yazardı, sonunda bir evde dört cinayet işleyen iki katilin canlı canlı hikayesini yazdı, bu romanın filmi de yapıldı, Capote adında, sanırım büyük ödüller de aldı.

Romanı sahici olması çok gerçek, aşırı gerçek olması için katillerle hapishanede dost oldu, güya onları anlamaya çalıştı ve iki katili de dostluğuna inandırdı. Hatta, ‘Onlar için, onlar, aynı evin arka kapısından ben ön kapıdan çıkmış kadar aynı aile içinde büyüdük’ diyerek romanında katillerle empati kurar.

Amerikan edebiyatının şaheserlerinden birini yazar ve bu romanı yazdıktan sonra, bir daha başka roman bitiremez, suçluluk içinde alkolizme yuvarlanır ve 80’li yıllarda ölür.

Hapisteki katiller dostluğuna inandıkları yazar Truman’a güvenirler ve ondan temyiz için avukat isterler, Truman dostlarının(!) bu ricasını yerine getiremez, çünkü toplum önünde onların acımasız bir katil olduğuna inancı tamdır.

Peki öyleyse, bu adamların vahşi bir katil olduğuna inandığı halde neden onlarla dostluk kurmuş duygu dünyalarına girmiş hapiste arkadaşça yıllarca görüşmüştür.

Çünkü, sahici bir roman yazmak uğruna, yalandan-numaradan dost görünmüştür. İşte kendine karşı bu ikiyüzlülükle romanı şahaser olur ama başka kitap yazamaz hale gelecek büyük ve derin bir suçluluğun içine sürüklenir.

Katiller yazar dostlarının kendilerine karşı ikiyüzlü davrandığını nihayet son anlarında idam öncesi gün anlamışlardır ve katillerden biri Truman’a şöyle der:

‘Ölmeden önce organlarımı, gözlerimi bağışladım, yarın sokakta biri sana bakarsa, o gözlere iyi bak, benim gözlerimdir’.

Truman, bu ağır lafların altından gerçek hayatında da kalkamaz.

Çıkartacağımız ders şudur, evet, adamlar katildir, bizler sırf başarı kazanmak için ‘katillerle’ dahi sahte dostluklar kurup ikiyüzlü davranmamız katillikten daha ağır bir ahlaksızlıktır.

Katillere dahi ‘dürüst’ olalım, onlarla sahte yalandan numaradan işbirlikleri ittifakları, bizi o katillerden daha ağır günahların içine gömer.

Ve sokakta, gözlerimizin içine bakan, henüz ölmemiş gençlerin gözleri, haince öldürülen masum insanların gözleri olarak, hepimizi yiyip bitirir.

O yer değiştirmiş gözlerden ne güzel sözlerle ne siyaset numaralarıyla ne ittifak demokrasi laflarıyla kurtulabilmemiz mümkün değildir.

Bu yüzden teröriste terörist ‘katile’ katil diyebilecek gücümüz olmalı. Katilin hikayesinden trajedisinden siyaset roman iktidar çıkartmak için onlara ve kendimize ‘yalan’ söylemek hepimizi insanlıktan çıkartır ve çıkartıyor.

Her geçen gün sokaklardan yanımızdan geçiveren gençlerin gözleri daha da büyüyor daha da çoğalıyor daha da derinleşiyor, içimizde bu gözlere bakabilecek siyasilerin sayıları her geçen gün, çok ama çok azalıyor.

İşte bu umutsuz kördüğüm günlerde ‘bizim de günümüz gelecek’ diye bir yazıya hep başlıyor, bitiremiyorum. O yazı, o dik kayalıklara yine kimsesiz, sahipsiz tırmanmaya başladığımız gün, bugün, yarın, mutlaka bu sütunlarda yazılacak!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

22 Yorum

  1. Nihat abi, yazı çok vurucu.

  2. 5 Mart 2020, 08:57

    Nihat Genç’i hukuku, adaleti savunuyor diye eleştirenler: Siz ya delirmişsiniz, ya Barış Terkoğlu gibi, FETÖ arı kovanına çomak sokmuş biri tutuklandığı için göbek atan bir FETÖ’cüsünüz. Bazı yorumlar görüyorum Vatan Part’li havaları ile bu olayı kutlamışlar adeta. Aydınlık ve Ulusal TV yi izlemedim bu olaydan sonra. Ama bu dediğin yorumcuların Vatan Parti’li olduklarına inanmak istemiyorum. Vatan Partisi’nin çeşitli nedenlerden eleştirenlerdenim. Ama söz konusu olan vatan olunca vatanseverliğine laf söyletmedik şimdiye kadar. Bu tutuklama olayını destekliyorlarsa tam şu anda FETÖ ile aynı yerde olduklarını görsünler lütfen. Lütfen artık bu düşmanlaştırma ve ayrıştırma söylemlerinden vazgeçsinler artık. Odatv’ye karşı en sert eleştirileri Nihat Genç yapıyor son zamanlarda. Ama o sertlik çocuğunu seven bir babanın ona karşı gösterdiği sertlikten öte geçmiyor. En azından bende uyanan his budur. Olması gereken de budur.

  3. Burada yorum yapan ve tutuklamaya hak veren arkadaşlar önce bu haberin hangi tarihlerde gündeme geldiğine baksınlar. Odatv yazısı iki gün önce yayınlanırken çeşitli basın yayın organlarında 23 Şubattan itibaren yer almış. İyi Parti milletvekili de mecliste dile getirmiş. Diğerleri için işlem yapılmazken Barış için hemen tutuklama kararı çıkıyor. Nalıncı keseri hesabı. Dik duran muhalif yazarlara her zaman reva görülen muamele.
    Bkz: https://www.sondakikaturk.com.tr/gundem/iyi-parti-den-erdogan-a-libya-sehidi-tepkisi-neden-gizli-h169786.html

  4. 5 Mart 2020, 05:57

    Süreci yakından takip etmedim ama, söylendiği kadarıyla, şehidin kimliği zaten daha önce deşifre edilmiş. Peki, farzedelim öyle değil.. Soru hep soruldu ama tekrar tekrar sormakta fayda var: Neden tutuklanıyor? İnsanlar yıllarını bu tutuklu geçen zamanlara verdiler. Bizzat bu insanlar suçsuz yere hapiste yıllar geçirdiler, niceleri suçsuz yere hapis yattı. Ceza hukukun en önemli kuralı, “her şüpheli yargılanıp, mahkum olana kadar masumdur.”
    Bunun istisnaları: 1. Kaçma şüphesi varsa 2. Delilleri değiştirme ihtimali varsa 3. Suçluluğu kimse tarafından tartışılmayacak, vicdanları yaralamayacak şekilde açıksa.
    Bunlara bakalım:
    1. Kaçma şüphesi var mı? Olmadığı çok net. Zaten pasaportuna da el koyarsan bu ihtimal hiç kalmaz.
    2. Delilleri değiştirme şüphesi olmadığı çok açık. Herkese açık bir haberin yayınlanması suç mu değil mi? Tartışılan bu zaten.
    3. Suçluluğu tartışmaya açık olmayacak şekilde açık mı? Ortada bir suç olup olmadığı bile tartışılıyor. Bu maddenin işlemesi için öncelikle suçun var olduğuna emin olmak gerekir.
    Bu koşullar altında tutuklama mahkum etmektir. Bu insanları suçsuz yere yatırdığını yıllar yetmedi mi? Sizin nasıl bir vicdanınız var, ey muktedirler? Hiç mi korkmuyorsunuz, “inanıyoruz” dediğiniz Allah’tan. Yeter be, çıldırtacaksınız bu milleti.

  5. 4 Mart 2020, 21:40

    Eğer ortada bir suç varsa bu gazeteci hapse atmak olmamalı. Yayını durdurursun siteye ceza verirsin vs. Ama gazeteci hapse atmak nedir ? Ne zaman ortaçağ ülkesi olmaktan kurtulacağız ? Barış Terkoğlu’ nun vatanseverliğini de bi zahmet tartışmayın bence. Herkesin kandırıldığı! zaman ülkede gerçekleri yazan namuslu bir gazetecidir. Bu kabus bir gün bitecekse bu insanlara çok şey borçlu olacağız . Değerlerini bilelim.

  6. Mit mensubunun Libya’da şehit edilmesinin ifşa edilmesi gazetecilik midir? Hiç bir ülkede gizli servis mensublarının değil öldürülmesi onların hakkında hiç bir Bilgi basına yansıtılmaz. Bu yasaktır. Bunu da mı dandik demokrasi ve özgürlük masalı olarak yutturmaya çalışıyorsunuz. Biraz devlete saygınız olsun. Burası oyuncakçı dükkanı değil.

  7. Bırakınız yazsınlar, bırakınız söylesinler Veryansın Meydanı bu…
    Okur bu derece felsefi edebi şiirsel makale okuyunca donuyor sanırım…
    Zehir yazı yazmışsın, güzelliği fazlasıyla gerçek…
    Yazıya dalmışım arabanın altında kalıyordum!

  8. 4 Mart 2020, 17:48

    Yorumlara bakiyorum,bu kadar akil tutulmasi gercekten acaba Allahin bu millete cezasi mi diyorum.Birisi diyor ki MIT Mnesubunu desifre etmis.Allah Allah.Insan bildigi birseyi savunur bilmedigini sirf birisine saldirmak icin savunuyorsa buna münafiklik denir.MIT Mensubunu Baris TERKOGLU desifre etmedi.Bunu bilmiyorsaniz bari tutun cenenizi bu kadar trolluk gercekten onursuzluktur.AKP’yi savunabilirsiniz bu sizin hakkiniz ama yanlislari savunma hakkiniz olmamali.Bu MIT mensubu Albayii ölümü Milletten saklandi tören yapilmadan defnedildi.Albayin devre arkadaslari bunu ögrenince tepki koydular ve olay ortaya cikti.IYI Parti Milletvekili SABRI ÖZDAG da mecliste bunun icin sorusturma istedi.Baris Terkoglu bilinen birseyi yazdi.Ancak Fetö dönemi yine geri geldi.Artik sabahin kör saatlerinde insanlar evlerinden alinacak cünkü Sef öyle istiyor.SAVASA HAYIR demek yasaklandi.”Savasa evet” denecek artik.Cünkü sehitler tepesi bos duruyor.Dolmasi lazim milletin aglamasi feryat etmesi lazim sehit kanlari üzerinden oy devsirilmelidir.Iste Baris Terkoglu bu nedenle göz altina alindi,Baris Terkoglu troll olsaydi Fatih Tezcan gibi ortalikta dolasirdi.

  9. 4 Mart 2020, 17:40

    Bir insan sartlar ne olursa olsun, hangi siyasi dusunceye sahip olursa olsun, daima devletin menfaatlerinin yaninda olmalidir. Yoneticiler gelip gecicidir ama devlet ilelebeddir. Burada baris terkoglu daha once dogru yerde olmus olsa bile bugun yanlis isler yapabilme hakkina sahip degildir. Yanlis yanlistir arkadasimiz dahi olsa..Yaptiginin john dundar dan farki yoktur. Ayni sey tum devletlerde varken bize gelince mi gazetecilik oluyor, oldurmaya calisiliyor..Hicbir devlet dunyada kendi guvenligini tehlikeye atacak kadar demokrat degildir…Bir alman bir fransiz kadar dahi vatanperver olamayacak miyiz yani, yazik…Nihat genc ne derse desin kendisinin herseyine her zaman kefiliz ve sirasi hicbir zaman gelmeyecek kadar dosdogrudur..sira egilip bukulenlere yani zayiflara gelir hep…guclu olana dusman bile saygi gosterir..Nokta

  10. 4 Mart 2020, 15:49

    Bu da ikinci Aziz Başkan vakası…fetö mağduru ya da fetoyle mucadele eden olunca yani ilelebed suç işleme özgürlüğü oluyor insanın demek…kanun açık…net…daha neyini savunacaksınız…vatansever fetö mağdurları suçlardan da cezalardan da muafsa ya da onu istiyorsanız onu söyleyin…
    adam yeni çıkacak kitabının reklamını şimdiden yapıyor…

  11. 4 Mart 2020, 15:41

    Çok üzdün Nihat abi. Ben ki YouTube’da kanalınızın yüklediği bütün videoları istisnasız beğenmiş bir insan olarak sizin odatv’de yaşadığınız ihanete uğramışlık hissinin bir benzerini okur olarak yaşadım. Kontra espiyonaj içerikli ülkemize ihanet içerikli bir haberi yapan mecrayı ve onun genel yayın yönetmenini savunmak sana hiç yakışmadı. Oldu olacak bunca yıl beraber kaya tırmanışı yaptıysanız topla eski kadroyu takıştığın Soner falan hep beraber ateşin kenarında kardeşlik türküleri söyleyin!!!!

  12. Şurada Nihat abiye eleştiri yoneltenler onu hiç tanımamış. O her zaman sezarin hakkını sezara verir, fikrinj söyler ve bunu yaparken de kimseye yaranma gayesi gutmez. Ergenekon günlerinde feto’nun hapislere soktuğu Barış terkoglunu da silip atacak değiliz. Zira yazdığı metastaz kitabı bile yıllar sonra gençlere okutulacak, necip Hablemitoğlu’nun köstebek kitabı kadar değerli bir kitaptır.

  13. Yurtta barış, dünyada barış!” bizi insanlik ülküsüne götürecek. Nihat Abi biz yapmazsak kimse yapamaz hem Türkiye’de hem dünyada. Zamanımızı Bekliyoruz .

  14. nihat genç beni gerçekten üzdün farklı olduğunu düşünmüştüm ama yanıttın.tekrar söylüyorum oda tv tam bi yalan haber makinası ve benim için çalışanları da öyle

  15. Nihat Bey sizi severek takip ediyorum ama görüşünüze hiç katılmıyorum. Mit mensubunun Libya’da şehit edilmesi haberi kime yarar? Basit düşünceyle kişiyi deşifre etmek aileyi deşifre etmek demektir. Daha geniş baktığımızda Türkiye’nin Libyadaki mecburi varlığını tehlikeye düşüren, suları bulandıran, düşman sevindiren bu hareketin neresi doğrudur?

  16. 4 Mart 2020, 11:08

    Bizim de günümüz gelecek = ferdâ. Ferdâlara kaldıksa eğer, nerde o ferdâ? Hâlâ mı İslâm’ı ezen bu mâtem-i yeldâ? Hâlâ mı âfâka çöken bu perde-i hûnîn? Nârın yetişir, bekliyoruz nûrunu AMiN.

  17. 4 Mart 2020, 10:45

    Nihat Bey, sırf daha fazla şehit var olayını hortlatmak için bir MIT personelini deşifre etmek ailesini güvenlik riskine sokmanın neresi gazetecilik, bu yapılanın john dündar’dan ne farkı var. Biz sizi doğruların yanında olduğunuz için sevdik sırf gazeteci diye imtiyazlı vatandaşlık haklarına sahip olmuyorlar….

  18. “son tırmanışıyla Barış Terkoğlu” sanırsınız Kurtuluş Savaşı kahramanı. Fetö’nün zamanında operasyon amacıyla kurduğu gazetede tetikçilik yapan bu adam değil miydi?

  19. Sizin bu konuda ne diyeceğinizi merak ediyordum beni yanıltmadınız yüreğinize sağlık…
    İlk Odatv kumpası kurulduğu sıralar Nihat Genç tekkeyi bekleyen nöbetçi yazar gibi kalmıştı. İlginçtir; o zamanlar adeta düz duvara tırmanan bir atlet görüntüsünde cebelleşirken toplum yoldaki hafriyatı seyreder gibi seyrediyordu. Yandaş medya elemanları ise sürekli duvarın üst kısmından üzerine kaynar su dökerek düşürmeye çalışıyordu. Nihat Genç’in dışarıda kalması rahatsızlık vermişti ki; yandaş medyada Nihat Genç’in resimi “aczmendi tarikatına bağlı terörist” olarak yayınlanıyordu. Adam çenesini sıkmaktan dişlerini döktü ama yılmadı…
    “Vatanımı tartışmam, toprağımı tartışmam” diye haykırdığı veryansın sekansı uzun süre jenerik olarak kullanıldı. Hani deniyor ya devletin içine sızma olmuş farketilmemiş diye; yok öyle bir şey; her şey gayet fark edilir şekilde aleni olarak gerçekleşti. Her aşamada kendini yırtarcasına anlatmaya çalışanlar vardı ve bunların bir kısmı bu nedenle canlarından oldular… Toplum o kurbanları adeta arenada aslanlar tarafından parçalananları seyreder gibi seyretti. Hala bugün maalesef Barış için kaygılananlardan çok daha fazla sevinen varmış gibi bir intiba var ortamda…

  20. 4 Mart 2020, 09:47

    Vatan partisi ve Erdoğan ile ittifaka dair sağlam bir eleştiri olmuş. Ya da en azından ben öyle yorumladım.

  21. 4 Mart 2020, 09:16

    abi üzdün beni, sizin gününüz gelince napacaksınız,
    bütün mit çalışanlarının isimlerini gazeteye ilan mı vereceksiniz,

  22. Hasretle bekliyoruz abim..

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!