Nihat Genç
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Çitler ve çiftlikler

Çitler ve çiftlikler

featured

Nihat Genç yazdı…

İçlerinde hala çok sevdiklerim var, isim veremeyeceğim.

Gençlik yıllarında kendi imkanlarımızla ve sadece satış geliri ve aboneyle dergiler çıkarıyorduk. Ağzımıza geleni söylüyorduk ama açtık. Paso her akşam yoğurtlu makarna yiyorduk. Döner-ekmek yemek dahi festival şenlik gibi bir şeydi. Arkadaşlarla dergide yatıp kalkıyorduk. Birbirimize öyle bağlıydık ki şakalar gırgır şamata sevinçten birbirimizi uyutmazdık. Kağıt bobinlerini yuvarlıyor matbaaların kapısına kamyonları çekiyor, sonra, balya balya dergileri kucaklayıp terminale koşup otobüslere veriyor şehir şehir gönderiyorduk. Ve siyasi ortam birden alevlendi, tutuklananlar kaçanlar parasızlık.. Çok sonra bir patron geldi. Burası ofis dedi, bunlar da koltuklarınız. Döner koltukları var buzdolabı var kahve makinesi var, bolluğa bakın, şaşkınız. Patron-matron bu iş gitmez, dedim, o romantik arkadaşlarım zorla beni başına koydular. Daha koltuğa bismillah oturduğum ilk gün. Gözlüklü eski ve meşhur ve çok deneyimli bizde işe başlamış ama son yıllarda üstünde şaibeler dönen bir gazeteci geldi. Kültür bilgi tecrübe adam bir allame, adı İlhan Bardakçı, şöyle bir kaç dakika hoşbeş, İlhan bey, bana dedi ki, -patronun çalıştığı bankaların şirketlerin bana isimlerini verebilir misiniz? Zınk diye kaldım. Valla bilmiyorum dedim. Meğer yazılarında bilmeden şu bankaya bu şirkete dokundurtmamak için tedbir için istiyormuş. Arkadaşlara ona buna dokunma bu iş gitmez, bana eyvallah dedim. Yahu daha bir şey yok, bir işe başla, bir şey çıkarsa? Gazetenin köşe yazarlarını oturttum haber sitesi masalar daktilolar telefonlar maaşlar derken patron bir doktora tezini bana gönderdi. Eşim, olur, dedi, her gün köşesinde bu doktora tezinden bir sayfa yayınlanacak.. Orada bıraktım. Yıllar sonra arkadaşlar kendine başka bir patron buldu, sonra başka bir patron.. Siyasette önleri açıldı müsteşarlıklara kadar onlarca bakanlıkta üst düzey görevlerde bulundular. Otuz beş yıl sonra bir iftar yemeğine eski günleri anmak için beni de davet ettiler. Hepsi iktidarın bürokratları olmuştu. Eski günleri yad ettik, gülüştük, şakalaştık. Ve ben hala eleştirel ve dışarda ve bağımsız kendimce yazıp çiziyordum. Ya Nihat ağbi, sen niye böyle çıktın’a geldi laf. İş işten geçmiş bir ömür yaşanmış bir daha arkadaşları niye üzeyim, baksanıza onlardan olmamak bile suç arıza oluvermiş. Arkadaşlara, yahu hatıradınız mı, biz gençken, bu ülkede bağımsızlık adına söyleyecek bir lafımız vardı, holdinglere patronlara iktidara hatta liderlerimize dahi karşıydık.. Sonra yine kucaklaştık ayrıldık. Bu kadar.

Çok sert büyük bir muhalif dergide başladım, okuyucularımız nerdeyse ortaokul çocukları. Ağzımıza geleni söylüyoruz. Öyle sert eleştiriler ki insanlar korkudan selam veremiyor. Yazar çizer arkadaşlarla çocuklar gibi şendik. Dünyanın en güzel çocuklarıydık. Eğlence, gırgır mavra. Arkadaşlık ve yazarlık ne güzel şeymiş. İnanılmaz havamız var. Şöhretimiz dillere destan. Açılan davalara bile oynaya zıplaya gidip geliyoruz. Derken siyasi ortam çok karıştı. Uyuşturucu zengini etnik milliyetçiler peydah oldu. Hepimizi ‘bütün’ yapan şeyler parçalanmaya başlandı. Kürt şair İslamcı şair deniyor mesela.. Etnik konuşmayanı adam yerine koymuyorlar. Çok geçmedi küslükler başladı kısmen ayrıldık çokca dağıldık. Çok sonra patronlar geldi. Öyle yüksek maaşlar veriyor ki aklımızı aldılar, plazalar altına arabalar. Kabul etmedik ama imkansızlık ve yalnızlığa uzun süre dayanamadık. Dergi yine çıkıyordu ama o eski günlerin yüksek enerjisini bulmak yani o hava ‘büyü’ kaybolmuştu. Mizah denilen şey ‘etnik’ konuşur mu? Artık ne yazıp çizsen şunu mu ima ediyorsun buna mı karşısın duvarına çarpıyor. Ayrıldım. Çok sonra başka arkadaşların başka yerlerde büyük imkanları oldu. Patronlar çit’i çekmiş, liberaller Türkiye’yi nereye sürüklüyorsa, liberal tezgahla aynı kafa içindeler. Aynı etnik kısır döngü içinde dön baba döndüler, sonuç, kimin peşine takıldıklarını bilmeden malikanenin çitleri içinde yemeği hazır her biri sahibinin köpeklerine dönüştüler. O patrondan bu patrona sürüklenip durdular. Artık selamım sabahım da kalmadı. Bakıyorum bazen yazıp çizdiklerine dün küfrettikleri adamlara şimdi tapıyorlar! Dün ağlaya zırlaya hırsla saldırdıkları adamlarla şimdi instagramda fotoğraf yayınlıyorlar. Dün ana avrat düz gittikleri siyasilerin uzantılarıyla şimdi kanki olmuşlar! O eski arkadaşlarla bazen yan yana geldiğimiz oluyor. Pundunu buldukça yüzüme karşı ‘Nihat arkadaşlar senin için fazla ileri gidiyor, Nihat’a yakışmıyor’ da diyebiliyorlar. Birbirimizi fazla da üzmemek için üstünde fazla da durmuyorum. O eski romantik günlerin anısına bir kaç arkadaşı yad ediyoruz, bir kaç anı fıkra, hadi eyvallah! Konuşacak bir şeyim kalmamış, arkadaşlar, kendilerine çekilmiş çit’in içinden konuşuyor. Çit’in rahatlığın konforundan çok mutlular. Benim önüm açık dağlar tepeler yaylalar ovalar, istediğim kadar geniş ve eyvallahsız konuşuyorum, hala. Ama deha düzeyinde yüksek sanatçı arkadaşların üç kuruşluk siyasilerin peşinden koşmasını anlamam mümkün değil, galiba hikaye aynı hikaye, karnı doyurulan kurt’un boynundaki tasma izi..

Birçok yeri iş’i atlıyorum, başka hikaye konusu olur, derken, Fetö operasyonları Türk Ordusunu tasfiye ediyor, yazacak konuşacak yer yok. Susturulan satılan gazeteler konuşacak tek yer yok. Binlerce insan tutuklanmış. Hrant’ı öldürüp vatanseverlerin üstüne atmışlar. Bağıracak haykıracak karşı koyacak yer arıyoruz. Derken imkansızlar içinde bir kanala geldim. İçecek çay dahi bulamıyorsun, kanala programa gidecek dolmuş paran dahi yok. Dibi bulmuşuz. Hiç değilse içerde yatanlara mesaj haber umut olur diye dolu dizgin çok ateşli programlar yapıyoruz. Program saati iftar saatiyle çakışıyor. Ve reklam alamayan kanal iftar saati fare zehiri reklamı almış, öyle üç beş saniye ve fareler de tarla faresi hiç değil. Koca koca fareler ben konuşmaya başladığım iftar saatinde tam on dakika aralıksız ekranda. Farelerin her biri ekrandan büyük ekrana sığmıyorlar. Ve düşün iftar vakti. Ekranda bitmek bilmeyen farelere bakıyorum, yahu kim seyreder ki bu programı, acıklı zavallı yoksul imkansız halimize bakıp bakıp diş geçiriyorum. Bu kadar imkansızlık da çok fazla. İftar saatinde ekrandaki o fareleri ömür boyu unutmam mümkün değil. Ama kanalda gönüllü tertemiz çocuklarla çalışıyorduk. Gaz bombaları atılıyor biz kaçmıyorduk aksine inadına inadına bileniyorduk. Aklımızca gücümüzce cumhuriyet ve vatan savaşı veriyorduk. Fakru zaruret içinde inanılmaz destansı bir mücadele? Aç susuz parasız yüzlerce program… Derken siyasi ortam değişti. Fetöcüler hapsi boyladı. Lider patron kendini gösterdi, mesela Osmanlı Ocakları’nı destekliyor olacak şey değil, mesela Türk Ordusu İslam ordusu olmuş Araplarla poz veriyor alkışlanıyor, mesela, AKP’li zenginlerle aynı masada türküler söyleniyor. Arkamıza bakmadan kaçtık. Çok sonra şimdi bakıyorum ekranları pırıl pırıl. Ciddi ciddi büyük TV’ler gibi imkanlarla programlar yapılıyor. Sular akıyor çaylar demleniyor hatta artık makyaj odası dahi var. Ama patron çit’i çekmiş. Taliban’ı dahi Atatürk’e benzetecek densizliklere hiç ses çıkartan yok. Cumhuriyet kadını dediklerimiz dahi Taliban’a sahip çıkıyor, olacak şey değil, tam anlamıyla kafayı kırmışlar. Çit’i çekenler kim? Çit’in içinde başka bir dünya başka bir hiyerarşik düzen var! Çit’in içi tımarhane! Bizim hala çit’imiz mitimiz yok. Açız ve zor yaşıyoruz belki ama önümüz dağlar ovalar yaylalar apaçık, istediğimizi söylüyor istediğimize hala bodoslama dalıyoruz! O eski günlerdeki genç romantik arkadaşlarla selamımız sabahımız dahi kalmamış, kalsa ne olacak, onlar bize ‘satılmış’ biz onlara ‘satılmış’ diyeceğiz. Arsa ve arazilerde görürsünüz birden ‘çit’ çekilmeye başlanmışsa orayı bir şirket veya bir patron satın almış, artık o mıntıka içinde patronun liderin ağzına huyuna suyuna göre konuşacaksın, demektir. Patron da delirdiyse gerisini düşünün artık? Hayatımın hiç bir döneminde çit’lerin içinde bir hayatım olmadı, çit’lerin içinden kontrollü havaya suya uyumlu bir adam hiç olamadım. Nerede bir ‘çit’ görürsem topuklayıp kaçtım!

Öyle böyle bir savaş değil, aralıksız 8/9 sene sürdü ve halimiz mecalimiz kalmadı. Fetö’ye karşı bir internet sitesinde dolu dizgin mevzilendik. Ülkede konuşacak yazacak yer kalmadı her yer ele geçirildi her yer satıldı. Gece gündüz dur durak bilmeden coşkuyla yazıyor çiziyoruz. Fetö operasyanlarına karşı mağdur avukatlarının yazılarıyla da en çok okunan site olduk. Çalışma arkadaşlarım genç gazeteciler dünya güzeli çocuklar. Nasıl güzel çalışkan çocuklar anlatılmaz. Elde yok ayakta yok. Tutuklamalar gırla. Hukuk yok para yok sahip çıkan yok, yahu bu iddiaların hepsi iftira diyen yok, yahu ne içip yiyorsunuz soran yok. Böyle bir mücadele tarihlerde görülmemiş. Kimsenin .ötü yemiyor oysa biz elimize gelen dosyayı kimsenin gözünün yaşına bakmadan çatır çatır yayınlıyoruz. Kurumların savcıların Fetö’nün iktidarın şaibeleri yolsuzlukları konusunda akan bilgileri anında manşetten veriyoruz. Her gün on binlerce okuyucu cesaretimize hayranlıklarını dile getiriyor. Kenarda konuşamayan sessize geçmiş ne kadar eski siyasi var hepsi bizlere kahramansınız mektupları yazıyor. Ağzımıza geleni söylüyoruz. Hiç kimseden korkumuz yok. Fetö operasyonlarına karşı muhteşem bir meydan okuma. Gazeteciliği sitemizde öğrenen genç gazeteciler beş-altı yılda olağanüstü bilgi ve donanım ve tecrübe sahibi oldu. Uluslararası medyadan en köşede kalmış cemaatlere kadar inciğine cinciğine gözlerimiz her yerde. Türkiye bizi konuşuyor! Evet tutuklanıyoruz evet açız evet kimsemiz yok ama bizi durdurmak da mümkün değil. Böyle bir mücadele muhteşem bir romanı ve muhteşem bir belgeseli hak ediyor, inşallah bir gün hepsi olur! Ve gün geldi siyasette ortam-ortalık değişti. Birden yazıp çizdiğim yere ‘çitler’ çekilmeye başlandı. Dün küfrettiğimiz holding yazarlarıyla kankilikler başladı. Dün sert şekilde dalga geçip eleştirdiğimiz tarikat mekteplerinde büyümüş sağcı müteahhit politikacılar birden ‘adamımız’ ‘adayımız’ oluvermeye başladı. Tuhaf dertsiz tasasız torpilli isimler yazmaya başladı. Gardolap Atatürkçüler’i hortladı ve site üzerinde baskı kurdular ve istediklerini yazdırmaya söyletmeye başladılar. Garip mi garip holding ilişkileri, yayıncı ilişkileri… Hala hayranlık duyduğum genç gazeteci arkadaşlar da fazla dayanamadı ayrıldı. Ama nereye? Gittikleri yerlere de ‘çitler’ çekiliydi. Mesela bana Buğra Kavuncu hakkında bilgileri veren bu arkadaşlardı, İyi Parti içindeki Nato yapılanmasını çok iyi biliyorlar hatta bana da delil tanık belgelerle tane tane öğretiyorlardı. Buğra Kavuncu’nun şaibeli zenginliği mesela? Arkasındaki karanlık yapılar mesela? En iyi bilen bu arkadaşlarımızdı. Mesela, son günlerde Halk TV önünde Buğra Kavuncu’ya tokat atılınca… Buğra Kavuncu Halk TV ekranlarına çıktı, olacak şey değil dünyanın en masum insanı gibi konuşturuluyor. Karşısında oturan gazeteci arkadaş şimdi kesin Buğra Kavuncu’nun ağzının payını verir, diye bekliyorum. İnanıyorum verir, verecek, hala bekliyorum verir, verecek. Kesin verir, verecek. Mutlaka verir, verecek. Çünkü bu karanlık şebekeyi çok iyi tanıyoruz. Ama değil, şok şok, soğuk terler döküyorum. O eski arkadaşların o eski cesaretleri o eski günlerde mi kalmış? Halk TV Buğra Kavuncu’ya resmen çanak tutuyor! Ekran başında Nihat Genç bir daha deliye dönüyor. Neler oluyor bu dünyada? Mesela Tele 1’de Merdan Yanardağ. Fetö ve gladyö ve liberal zulmünü yaşamış çok iyi bilen bir yazar, gel gör ki, ekranında Uğur Poyraz denen İyi Partili’yi yıkayıp yağlayıp paklıyor, olacak şey değil, nereye düştük?

Arkadaşlarım aynı arkadaşlar aynı kafa aynı cesaret aynı heyecan aynı tecrübe ama çit çekilmiş mekanlarda konuşmaya başlayınca hayat başka bir şey oluyor! Belki karnımız doyuyor belki stüdyanın ses düzeni çok iyi belki kameraları son model ama çit çekilmiş bu yerlerde artık eskisi gibi bodoslama Allah ne verdiyse konuşabilen kimse neden kalmıyor!

Çit çekilmiş yerlerin siyaseti bellidir, konuşulacak konuları bellidir, oralarda konuşturuluyorsan o siyasetin yolunda izinde konuşacaksın, bu ülkede başka da yaşama şansın yok!

Önce sevmediğin manipüle siyaset konusunda konuşmaz susarsın beklersin ama sonra yavaş yavaş o manipüle-yönlendirilmiş siyasete uyum sağlarsın!

Ve manipüle siyaset zamanla bedenin kişiliğin ismin üstünde egemenliğini kurar, yani, o şaibeli rezil liberaller artık o meşhur gazeteci de bizden derler ki, Buğra Kavuncu kendi lehine propaganda yapılan bu mekanı kendinden görüyordur.

Oysa benim tanıdığım genç gazeteci arkadaşlar bu şaibeli isimlere nefes aldırmazdı, yerinden kımıldatmaz, peş peşe soru cevap şaşkına döndürürlerdi!

Arkadaşlar, çitler çiftlikler çok uzun bir hikayedir!

Çit’in içiyle dışı arasındaki mesafe çok uzundur!

Çit’in içinde mi dışında mı kararı insan karakteriyle ve onuruyla ilgili çok sert bir dönemeçtir!

Yani o çitler bizim gibi domuzlar ya da sokak köpekleri çakallar girmesin diye çekilmiştir, stüdyodaki tavuklara kış kış demesinler diye çekilmiştir!

O çitlerin ve çiftliklerin sahipleri vardır, onlara karşı eleştirel konuşmanız mümkün değildir!

Dünkü gün ve dün Buğra Kavuncu’yu Halk TV’de görünce…

Bütün bilgi ve tecrübemle söylüyorum, çiftliğin ve çitlerin SAHİBİ gibi konuşuyordu!

Ve çiftliğin ve çit’lerin sahibi gibi AĞIRLANIYORDU!

İşte bu sütunlarda ve tweette ve youtube kanalımda onlarca kez yana yakıla feryat figan bu şaibeli tezgah yapıları anlatıp duruyorum.

Peki çitleri kim çekiyor, ve çitleri neden çekiyorlar?

Adamın birinin dişini ağrıyormuş ama dişinin ağrıdığını bilmiyor başım ağrıyor diye psikiyatriye gidiyor.

Psikiyatri depresyon ilaçları yazıyor. Tabii adam diş ağrısından gece uyuyamıyor ama depresyon haplarına yükleniyor. Tabii öbür gece de uyuyamıyor.

Adam baş ağrısı geçmeyince başka bir psikiyatriye gidiyor. O da dünya çapında bir doktormuş, adama, bir sürü yeni depresyon hapları ilaçları veriyor. Adam yine uyuyamıyor, iyice çöküyor, bunalıyor, parası tükeniyor, umudu tükeniyor.. Ve doktorlarını başka doktorlara bunlar hiç bir işe yaramıyor, yıllardır gidiyorum başımın ağrısı bir türlü geçmedi diye şikayet ediyor. Doktorlar diğer doktor arkadaşlarını koruyor, diyorlar ki, o doktor arkadaş dünya çapında bir doktordur, biz dahi hastalarımızı bilmediklerimizi o doktorlara sorarız, sakın doktorun hakkında ileri geri konuşma, sana deli derler!

Adam kendisine deli denmesin diye, doktordan doktora koşmaya devam eder, uykusuzluk bitmişlik. Şöyle karşıdan halini gören evet sen gerçekten depresyondasın, der… Ve yapacak bir şey de yok.. Haplar haplar haplar. Doktorlar doktorlar doktorlar. Yıllarca sürer.

Birgün adamın canı simit çeker, simite bir diş atar, bakar ki, yirmilik dişi zonkluyor, hemen en yakındaki dişçiye koşar, dişçi ağzını açar, beş dakikada dişi çeker.

Ve adam yıllarca çektiği ağrıdan bunalımdan uykusuzluktan çaresizlikten dişin çekilmesiyle kurtulur!

Çit’i çekenler, size ‘dişiniz’ ağrıyor, demez, çit’i çekenler size ebediyyen ‘bunalım’ teşhisi koyar!

Ve size ömür boyu kendi uydurdukları sanal şaibeli içeriği bilinmez ilaçları dayarlar.

Ve sizi ters manyel tezgah kendi hedeflerine odaklanmış konuşmalarla siyasi manipülerle dermansız çaresiz ve derin endişe ve panik halinde tutarlar.

Çit’in dışında kalanlar ise, sorunu biliyor, çok basit, çek şu dişi, kurtul, derler!

Ama ağrının diş ağrısı ve çekilmesi gerektiğini çit’i çekenler size söylemez!

Fetö’den AKP’den ve İyi Parti’den ve CHP’den şu şaibeli arkası karanlık adamları bir çekin, kurtulun, kardeşim!

O çürük dişleri çekecek cesarette gazeteciniz yazarınız ve siyasetçiniz yok ve kalkmışlar bize ve millete hep ‘bunalım’ yazıyorlar ve bunalım’a karşı da tek kurtuluş çaresi kendi uydurdukları adaylar partiler!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

12 Yorum

  1. Tüm bu yaşananlara rağmen çitlerin dışında kalabilmek çok büyük erdem, bunu takdirler karşılıyorum…ancak her insanın hala temiz kalmış bir yanı vardır, bunları da düşünerek çitin içerisini tercih eden veyahut hasbel kadar hayatın şartları tarafından oraya itimiş kişileri de kazanmalıyız…vatan ve Cumhuriyet aşkı bunu gerektirir….doğru bildiklerimizi her seferinde haykıralım…Karacaoğlan’ın Torosları’ndan doğup tekrar taşarcasına, Yunus’un şefkati – Ataürk’ün vatan aşkıyla….hep beraber—yeniden!

  2. 24 Ağustos 2021, 15:40

    Al benden de o kadar Nihat abi.Muhalifim diyen kanallarda Erdoğan Musa Peygamberinden soyundan diyen Akif Beki’ler -mi kumpas davalarında muhaliflerin sözlerini kesen Cnn Türk artığı Şirin Payzın’lar mı kim ararsan var.Oldu olacak Ahmet Hakan ile Veyis Ateş’e de bir program versinler de tam olsun.

  3. Okuyucuların ve Nihat Genç’in affına sığınarak, haddim olmayarak, kısa bir hikaye yazalım :

    Eski zamanlarda kızın birini kasabın oğlu ile evlendirmişler. Kasabın işi iyi, hayvan kesiliyor, evin alt katındaki avluya getiriliyor, parçalanıyor sonra da dükkânda satılıyor. Yeni gelin evlendiğinin ertesi günü kaynanasına “Anam bu evde et kokusu çok, müsaade edersen ben evi dipten köşeye temizleyeceğim” demiş. Kayınvalide gülümsemiş “Tabii kızım istediğini yap”. Gelin evi iyice silmiş süpürmüş, paklamış, mutlu mesut yatmış. Ertesi günü gelin bakmış ki evde yine koku var. “Anam bu koku hâlâ var, ben yine bugün temizlik yapacağım” demiş. Kaynanası yine gülümseyerek “Ne demek ev senin kızım” yanıtını vermiş. Bu olay 40 gün devam etmiş, yukarda temizlik yapılırken aşağıda da her gün hayvan parçalanıyor, dükkâna gidiyor ve satılıyormuş. 41. gün evin içini dolaşıp koklayan gelin hanım kaynanasının yanına gidip “Bak gördün mü ana, çok uğraştım ama evin içinde hiç koku kalmadı” demiş. Kayınvalidesi gülümseyerek ” Ah benim becerikli kızım, burnu hassas kızım, evdeki kokuya senin burnun alıştı, artık duymuyorsun da o yüzden”. Nereden aklıma geldi bilmiyorum, bu yazının altına bir not da ben düşeyim istedim. Kalemine sağlık Nihat Genç.

  4. 24 Ağustos 2021, 14:36

    Çarpık toplumun uyumsuzlarıyız biz….,

  5. Binlerce düşmanın üstüne doğru elinde sadece kılıcı ile koşan kahramansın benim için.Var ol.

  6. Nihat abiyi bir siyasi partinin lideri olarak hayal ediyorum. Yüzümde gülümsemelerle. Ne ki bu ülkede siyaset para demek para. Paran yoksa hareket edemezsin, kendini anlatamazsın, sokağa bile çıkamazsın. O çok gaz veren kitleler iş para vermeye gelince köçek gibi kıvırmaya başlar. Oysa ne güzel olurdu. Nihat abi tepeden başlayarak koca bir millete nasıl onurlu yaşanır, doğaya, sanata, vatana nasıl sahip çıkılır anlatır tüm soylu duyguları ilmik ilmik örerdi. Onunla ölüme gitmek bile zevk olurdu. Ah anasını sevdiğimin dünyası ah. Ah kahpe felek ah. Nihat gençleri hareketsiz bırakan düzeninizi…

  7. 24 Ağustos 2021, 12:31

    Bizimde kendi çapımızda mücadelemiz var sosyal hayatta, çevremizde olan haksızlığa -adaletsizliğe karşı ancak senin çeyreğin kadar olabilsek keşke . Ne kadar geri planda bıraktıklarını sanıyorlarsa da SEN haksızlığa-adaletsizliğe karşı yıllardır verdiğin bu savaşın BAŞKUMANDANISIN abi . Kendi adıma sana saygım-sevgim çok büyük .

  8. Nihat abi, sen çitin dışında olduğun için ben bu sayfaya gelip senin yazılarını okuyorum.
    Bizlere sunduğun düşünceler, yazılar için Teşekkürler, Saygılar..

  9. Ben gençken okul arkadaşlarım idareyi protesto etmek vb için yerde çember yapıp oturup isyankar bir şekilde Murathan Mungan’ın şiiri Yenitürkü’nün şarkısı Çember’i söylerlerdi. O zaman onlara hiç katılmazdım. Bugün ne trajiktir ki neredeyse hepsinin hem kendisi hem kafası o çemberin içinde. Beni de aforoz ettiler zaten sonra. Sen doğrudan şaşma!

  10. Bir at düşünün doğada.hemcinsleriyle dilediğince özgür.nalsız,koşumsuz istediği yere giden.belki zaman zaman su bulamaz belkide yeterince beslenemez ama bağımsız ve dahi hür.bir de yük atı düşünün. nallanmış tımarlanmış sıcaktan soğuktan koruyan bir ahır.iyi saman arpa yemler… ama koşum takımlarını geçirdinmi üzerine birde arabanın oklarına bağladınmı artık yük atıdır.bedelini öder verilen nimetlerin.arkasında onca yük sırtında koşum takımları sahibini komutuna amade.kaçsa kaçamaz.ancak kendiyle beraber arabayı devirir veya çatlar.kazanç ve bedel.tercih meselesi.herkes tercihlerinin bedelini öder,öderkende birilerinede bedel ödetir.

  11. Ahmed Mesud kadar olamayacak mıyız? Adam açtı Penşir’de bayrağı. Veryansın kadrosu bir parti kursun diş, baş ağrısından kurtulalım.

  12. 24 Ağustos 2021, 08:43

    Güzel özet. Şimdi sırada o ilaçları çöpe atmak var.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!