Nihat Genç yazdı…
BİR
Düşünün kuş uçmaz kervan geçmez denilen Allah’ın unuttuğu bir mağarada PKK’nın altı yıldır esirisiniz ve sonunda PKK başınıza mermi sıkarak sizi öldürüyor.
Hatırlayın Batılı ülkeler/koalisyon güçleri Irak’ı özgürleştirme operasyonu düzenlemiş ve milyonları öldürmüş Felluce, Telafer Kerkük’te soykırım yapmış, onlarca yıl süren iç savaşlarda devletin artık kontrol edemediği bölgelere her ikisi de Amerikan icadı PKK ve IŞİD yerleşmişti.
Türkiye’de her akşam ekranlara çıkan yüzlerce liberal aydın o yıllarda işte bu koalisyon güçlerinin yani Irak’ın özgürleştirilmesinden yanaydı.
Değişen çok şey yok, argoda Allah’ın .iktirettiği denilen bu izbe tepelerde can ve mal güvenliğimizi korumak için operasyon yapan Silahlı Kuvvetler’den, bilin bakalım kimler rahatsız, kimler ordumuza hain laflarla saldırıyor, Halk TV’de her öğle vakti yayınlanan Medya Mahallesi programında el bebek gül bebek ağırlanan HDP’li vekil Hüda Kaya!
Yani Halk TV yorumcularıyla programcılarıyla daha nicesini CHP’ye oy veren Atatürkçü kitlelere ‘şirin’ göstermeye çalışıyor!
İKİ
PKK’yı koruyan o meşhur ihanet bildirisini yayınlayıp işten kovulanlar ve adlarına KHK’lı denilen akademisyenlere karınlarını doyurmak sebeplendirmek için para karşılığı siyasi sosyolojik rapor yazdırılıyor, yazdırılsın, ancak paraları otuz ayrı belediyeden düzenli alınıyor ve alan şahıs da birazını KHK’lılara çoğunu kendine mi ne ayırıyor, işte kavga burada çıkıyor, çünkü kendine Moda’dan ev almış, kimsecikler de oturup bu acayip işlerin hangi parti olduğunu vekilin kim olduğunu doğru mudur dedikodu mudur oturup yazamıyor, sonra herkes ‘en güvenilir gazeteci’ işte bu suskunlukla oluveriyor!
ÜÇ
İslamcı iktidarın düşüne düşüne biz bu ülkeye başka nasıl ihanet ederiz diyen adamları mı var, şimdi de 1921 Anayasası diye bir şey bulmuşlar, bizim bildiğimiz ve onurumuz baştacımız olan 1924 Anayasası, peki 1921 Anayasası nedir, neden ağızlarına 1921’i dolamışlar. Ülkenin dirliğini huzurunu kaçıracak kutuplaştıracak hatta sokakları karıştıracak bir pislik mutlaka bulmuşlardır. Ülkenin onca derdi varken Atatürk’e Cumhuriyet’e Anayasa’ya (sanki kalmış gibi) hala saldırmadan rahat edebilirler mi?
DÖRT
Karar Gazetesi’nin bir çok yazarı FETÖ’nün bıraktığı yerde ve izden yayın hayatına devam ediyor. Ahmet Taşgetiren’in hapisteki FETÖ’cüleri-teröristleri müslüman mazlum gösteren ‘onlar içerde namaz kılıyor’ cümlelerini unutmam mümkün mü, hala mahkememiz devam ediyor.
Bugünlerde de Taha Akyol’u bir özgür üniversite özgür bilim sevdası bastı ki sormayın, sayın Akyol, İskilip Atıf Hoca’yı YÖK Başkanı yapıverseydik bilimsel makale yayınında kesin dünya birincisiydik, zaten çok sevdiğiniz Fetö döneminde üniversitelerimiz sadece dünyada değil ahirette de Jüpiter’de de paralel evrende de ‘bilimsel makalede’ galaksiler birincisiydi, ülkemiz ve bizler bilimde özgürlükte hoşgörüde insanlığın ötesine geçtiğimiz o dönemleri pek tabii özlüyor, sen de haklısın.
Allah özletmesin tez elden kavuştursun, tüm Karar Gazetesi Fetö’nün bıraktığı yerden ve izden özgürlük içinde yayın hayatlarına devam ederler, inşallah.
Taha Akyol bey, kendinizi fazla da hırpalayıp heder etmeyin, bir kaç gün de ‘bilimsel makale’ yazmayalım canım, bakın, mübarek üç aylara giriverdik, önümüz Ramazan, bugünlerde Mustafa Armağan ve Engin Ardıç yazılarıyla idare ediverin canım.
BEŞ
Cumhuriyet yazarı Örsan Öymen, İnce’nin istifasına pek bozulmuş ve galiba kafası da pek karışmış olmalı. Şu cümleleri bugün kaleme almış: ‘CHP’de FETÖ’cüler ve Soroscular mı varmış, varsa İnce neden bunların adlarını vermiyor?’
Mehmet Ali Çelebi ve arkadaşları FETÖ ve Sorosçu ve PKK’lı iltisakları işaret edip partiden ayrılınca Ertuğrul Özkök dalgasını geçerek Çelebi için ‘savaşın bittiğini bilmeyen Japon askeri’ benzetmesi yapmıştı?
Oysa Örsan Öymen gerçek bir felsefe hocasıdır, şimdi soralım, dünyadan habersiz Japon askeri kim, bin defa değil milyon defa yazılmış çizilmiş anlatılmış artık kamunun bilgisinde, Örsan Öymen bey, Muharrem İnce malumunuz bugünlerde çok meşgul sizler bir zahmet Google’a giriverip bir bakın.
Örsan bey, sizi tanıyorum harbiden tertemiz çok düzgün bir adamsınız, Google’a girip öğrendiğinizde sonuçlar şayet kötüyse yani gerçekten CHP’de FETÖ’cü danışmanlar gladyolar gerçek ise yani sonuç aleyhinize ise hakkaniyet ve dürüstlüğünüz gereği bu öğrenmekte çok geç kaldığınız gerçekleri de sütununuzda yazar mısınız? Yazabilir misiniz?
ALTI
Kanal İstanbul, Milli Uçak, Milli tank, milli otomobil ve Karadeniz’de petrol, derken, uzaya ilk adımı atıverdik, Tayyip Bey milli uzay programını açıklayıverdi.
Ben mi yanlış duydum ve anladım, Tayyip bey, Elon Musk’a telefon eder, yahu, uzaya uyduları gönderdiğin gibi bizi ay yüzeyine indirmek kaça mal olur, -şu kadar dolara mal olur, -oh ne ala, pekala taşeronla bu işi götürebiliriz, o halde uzay ajansını kurabiliriz.
Bunca zaman bilimi ben mi yanlış okudum, uzaya roket fırlatarak roketi ateşlemeyi teknolojisini yerden kumanda merkezinde elektronik bağlantılarını hatalar yanlışlar eksikler göre göre öğrene öğrene geliştire-geliştire bir uzay projeniz olabilir.
Yoksa ‘baba bizi Ay’a kaç’a indirirsin’ diyerek hiç değil.
Bu satırlarda yanlış eksik anladığım bir şey varsa lütfen doğrusunu yazıp bana da öğretiniz!
Bir de işin reklamı popülizmi için astronot karşılığı Türkçe isim aramalar falan, yardımcı olayım, bakın, Elon Musk sizi Ay’a bırakır dünyaya döner sonra da şirketi iflas eder.
Bak valla ayda kalırsınız karışmam.
Sonra Ay’da kaldık diye bir de kendinizi ‘şehid’ ilan etmeyin.
Ay ve şehidin şe’si, ay-şe ismi, bence de astronot karşılığı Ayşe koyalım. Olmadı, Boğaziçi’ne atadığınız kayyımın adı neydi, Melih Bulu… Kayyım rektörü gençlere sevdirmek için de Bulu (buluştan) soyadıyla, rektörün adını pekala Aybulu yapabiliriz, türküsü bile var, Keloğlan söylüyordu: Uyan Güzel, Aç Gözünü, Benim ay kızım sultanım!
Evet, Keloğlan türküsünde bir türlü uyanmayan ‘Aykız’…
YEDİ
Milyonlarca kafe bar restoranın kapalı ve onmilyonlarca işsiz ve beş parasız gencin olduğu bir ülkede önce çok aciliyet isteyen bu acımasız gerçekler için bir şeyler yapabilmeliyiz.
Bu kadar gence ve esnafa söyleyebilecek bir şeyimiz olmalı.
Mesela benim öteden beri görüşüm seferber olabilmeliyiz.
Devlet, halk, herkes teyakkuza geçmeli.
Mesela Odalar Birliği’nin elinde on milyar dolar kadar para bugünlerde kullanılmayacaksa ne zaman kullanılacak?
Aynı şekilde, kasada kilerde zulada sigortada falan filan kurumların elinde ne var ne yok aç ve ihtiyaç isteyen kitleler için kullanma seferber etme zamanı değil mi?
Elimizde avucumuzda ne varsa işte bu kara günler için harcama zamanı değil mi?
Toplumlar böyle kara günlerde birbirlerine sarılarak büyür ve kaynaşırlar!
Milliyetçilik de müslümanlık da işte böyle olur!
Evet, ama, biz böyle konuşunca da, ‘vallahi beş kuruş yok’ diyorsunuz ve karşılık olarak milli uzay ajansı kurdum, bana inanmıyor iktidarımızla niye dalga geçiyorsunuz, diyorsunuz.
Dalga geçmiyoruz, halkla dalga geçer gibi ayranım yok içmeye tahtırevanla gider … halini tasvire gücümüz yetmiyor!
SEKİZ
İlk gençlik yıllarımdan beri, Çin’in işgal ettiği Doğu Türkistan milli davamızdır, der, Uygur Türkleri için ağlar sızlar yanar tutuşur dergiler çıkartır meydanlarda yürürüz. Ancak zaman içinde sizler de Amerikan köpeği İslamcıların Amerikan gladyosu ağzıyla Uygur Türkleri’ne yapılan işkenceleri başka amaçlarla dillerine doladığına çokca şahit olmuşsunuzdur. Öyle ki ne zaman Uygur Türkleri’ne ağlayıversek bu malum Amerikan tezgahının bir parçası olmamak için gladyo dilinden uzakta yazmaya çizmeye çalışırız. Yani Uygur Türkleri’nin acısı işkencesi bizim acımız işkencemiz ancak bu siyaseti ülkemizde kullanan Amerikan ajanlarını da partilerini de grupları da toplulukları da çok iyi biliriz.
Mesela sizin de dikkatinizi çeksin, Meral Akşener’in derdi Uygur Türkleri hiç değil, Uygur Türkleri’ne yapılan zulümleri dillendirmede asıl derdi, Amerika’ya, bakın Çin’e karşı yanınızdayım, bakın bu iktidar sizinle müttefik olamaz ben olurum, mesajı veriyor.
Mesela Davutoğlu’nun Karar Gazetesi dikkatinizi çeksin, her gün Uygur Türkleri haberi yapıyor, bence de bu haberler çok önemli.
Ve hatırlayalım, insan sormak istiyor, sayın Davutoğlu, Kerkük’ü hem Barzani hem IŞİD defalarca çevirdi işgal etti talan etti ve biz burada yılları saydık, yılları…
İslamcı iktidarımız tam on yıl Kerkük adından bahsetmedi.
Bölgedeki etnik grupları Ezidisine Süryanisine kadar haritalar gösterip zikretti ama Kerkük Türkünün lafını ağızlarına hiç almadılar. Şaka değil on yıl bu millet seslendi size, neden Kerkük’ün adını ağzınıza almıyorsunuz, diye..
Davutoğlu’na karşı çok sert yazılar yazdık, gizli bir anlaşma ya da topluca yemin etmişler gibi Kerkük ve Kerkük Türkünü ağızlarına hiç almadılar, kendimizi yiyip bitirdik.
Çünkü o günlerde Amerika politikaları Felluce’ye Telafer’e ve Kerkük’e saldırıyor oralardaki nüfusla tapularla kütüklerle soykırımlar yaparak ciddi şekilde haritayla oynuyordu sonuç IŞİD ve PKK’ya yarasın diye.
Haçlı Savaşları’nın işbirlikçisi sayın Davutoğlu hayrola birden Uygur Türkü sevdanız, hayırdır, artık ağzınıza Türk vb. kavim ve boyların isimlerini alma politikası ve talimatı, kimden?
DOKUZ
Geçen hafta Numan Kurtulmuş, “bu anayasanın içinde jakobenizm var” deyince, aklıma geliverdi, Cumhuriyet’i ve Türk Ordusu’nu tasfiye edenlerin en sevdiği vahşi baltalı kavramlar!
Jakoben kavramı, tepeden inmeci aşırı sert anlamlarıyla siyasi polemik yazılarda kullanılır, ancak, siyaset felsefesi açısından, kazın ayağı öyle değil, birazdan açarız..
Mesela on yıllar boyu Taha Akyol Cumhuriyet’e ve Tek Parti’yi küçük düşürmek aşağılamak için ‘jakobenizm’i diline dolamıştır.
Hatta Jakobenizmi, Kemalizmi yıkmak için sağ ve sol liberaller vahşi bir balta niyetine kullanmışlardır.
Taha Akyol’un Fransız İhtilali ve jakobenleri okuduğundan şüpheliyim ya da Fransız İhtilali’ni bu ağabeyimiz hiç anlayamamış.
Yani hala vergileriyle İngiliz kraliçesinin donunun masraflarını karşılayan İngiliz Demokrasisi Taha Akyol için çok cici el bebek gül bebek demokrasidir, ancak Fransız İhtilali’nin kavramları ve kurumları, midesini bulandırır.
Mesela hala siyah-beyaz ayrımcılığını 2020 yılında dahi aşamamış Amerikan demokrasisi bu ağabeyler için yine yere göğe koyulmaz, ki, her eyaletin ayrı bir seçim kanunu var, bir seçimi dahi yapamayan Amerikan Demokrasinden bahsediyoruz.
İngiliz ve Amerikan demokrasisi cici, Fransız ihtilaliyle kazanılan demokratik değerler ve kurumlar, vahşi, insanlıkdışı, çünkü: tepeden inmeci jakoben!
Ülkemizde sağ ve sol liberaller İngiliz ve Amerikan demokrasisinde anlaşır ama sıra Fransız İhtilali’ne gelince kudurmuş gibi saldırıya geçerler. Kudurmaları bence de doğrudur, şimdi mesela, sarı yeleklilerin eylemlerine bakın bir de Cumhuriyetçiler’in Beyaz Saray baskınına. Baskın değil piknik gezi yapmışlar. Bir düşünün aynı Beyaz Saray sarı yeleklilerin eline geçseydi? Sağ-sol liberal ağabeylerin jakoben korkusu normaldir.
Ancak yazarımızın jakobenizm hakkındaki bilgisi de ancak takvim yapraklarında yazılı bir kaç kelimelik sloganik cümleler, yani jakobenizmi duymuş, şöyle: Jakobenizm terördür. Jakobenizm şiddettir. Jakobenizm tepeden inmeciliktir. Jakobenizm halka dayatmaktır. Jakobenizm zor kullanmaktır, bu ifadeleri de yeterince ürkütücü bulup Cumhuriyet ve tek parti ve Türk Ordusu yıkımında fazlasıyla kullanmıştır.
Şüpheniz olmasın ülkemizde jakobenizm diye kodladıkları Cumhuriyet ve Kemalizm ve Türk Silahlı Kuvvetleri’dir.
Hatta pek sevgili kanki arkadaşı Hasan Celal Güzel, Ergenekon operasyonları başlarken o günlerde ortaya atılan ‘Ergenekon Terör Örgütü’nün Taha Akyol’dan mülhem jakoben olduğunu söyledi. Yani Ergenekon Terör Örgütü, tepeden inmeci, halka zorla dayatan bir terör örgütü(?) olduğunu yazıp çizdiler.
Yani FETÖ’cü savcılar o kadar hayırlı iş yapıyordu ki çünkü ‘jakobenlerin’ kökünü kazıyorlardı?!
Velhasıl kardeşlerim, Fetö operasyonları başlamadan Cumhuriyet’in kuruluş yılları ve devrimlerini jakobenizmle şeytanlaştırıp suçlamak sağ-sol liberaller için çok modaydı.
İslamcılar ve sol-sağ liberaller Türk Devrimcilerine ‘jakoben’ demekten zevk alır dudaklarını büze büze ekranlarda ve çok şey bilirlermiş gibi bunların alayı jakoben derlerdi, hey gidi heyyy!
Kardeşlerim, Fransız, Rus, Türk, Çin, İran, vs. devrimleri içinde en hafifi en kansızı 1923’te Cumhuriyet’in kurulmasıyla Türkiye’de başlayan devrimlerdir.
Zaten Atatürk ve tek parti döneminin tek eleştirilecek yanı çok yumuşak davranıp karşı devrimcileri Fransa’da Rusya’da Çin’de ve İran’da olduğu gibi topluca hatta kitleler halinde ortadan kaldırmamış olmalarıdır.
Ki, Jakobenler onbinlerce aristokrat ve rahibin kellesini uçurdu, hatta yetmedi, devrim evlatlarını yemeye başladı ve Jirondenler gibi kendilerine çok yakın isimlerin dahi kellelerini uçurdular ve sonunda kendi kelleleri de aynı giyotinle uçuruldu.
Tek parti döneminde onbinlerce insanın kellesi mi uçuruldu?
Şiddet ve acımasızlık yönüyle Jakobenizmin Kemalizme neyi benziyordu? Be insafsızlar! İmamların alayı giyotine mi götürüldü? Osmanlı’dan kalan saray bürokratları ya da saraylılar topluca giyotine mi taşındı, hayır!
Sadece, İngiliz gibi vatan hainleriyle işbirliğine gidenler yargılandı ya da İstiklal Mahkemeleri tutanakları ortada, açın okuyun! Sanki Tek Parti dönemi Fransız İhtilali’nin terör döneminin aynısı tıpkısıymış gibi imgeler kavramlar yakıştırmalar mecazlar kullanmaktan hiç geri durmadılar.
Peki niçin Kemalizme Jakobenizmi yakıştırdılar?
Çünkü ‘yurttaşlık, ulusal meclis, ulusal egemenlik, halk egemenliği, anayasal haklar, herkes hukuk karşısında eşittir, her insanın doğadan-doğuşundan gelen hakları’ gibi bir çok şey, tüm dünyada olduğu gibi, cemaatleri tarikatları şeyhleri ve hatta soylu aristokratların yerini almak isteyen şirketleri ve dahi feodal toprak ağalarını rahatsız ediyordu?
Jakobenizm diye diye ulusal meclisi ve ordusunu yıkıp yerine FETÖ sonra da Saray’ı inşa eden bunlardır, yani yurttaşlık haklarını (tazminat, dilekçe, ifade özgürlüğü, likayakat, sınavlarda eşitlik vs.) hiçe sayıp yerine şirketleri ve cemaatleri ikame eden yine bunlardır.
Yeri gelmişken, Fransız İhtilali’nin ilk günleri mecliste, eski rejim yanlıları, herkesin seçme seçilme hakkına itiraz ederler, olmaz deyip yasadan çıkartırlar. Derler ki, ancak vergi verebilen ya da mülk sahibleri yani ‘aktif’ yurttaşların seçme seçilme hakkı olabilir ve mülksüz yoksulları ise işe yaramaz ‘pasif yurttaşlar’ kategorisine koydular.
Jakobenler, haklar herkes içindir, diye itiraz eder, “Meclis herkesin iradesidir. Parası mülkü olsun olmasın vergi veriyor vermiyor olsun herkes bu haklardan yararlanır” dediler. Ancak, ikiyüzyıl sonra, şirketlerin ve cemaatlerin yine torpille kayırıldığı sıradan insanların ise hiçe sayıldığı bugünleri gördük.
Bugünlerde bütün dünyayla birlikte neo-liberal bir anlayışın en temel insan haklarını kökünden dönüştürüp ortadan kaldırdığına şahit olmadık mı ve yaşadığımız dünyada sadece ‘şirketler’ mi var, insanlar kitleler ve halk ve mesela kooperatifler dahi neden yok ve hatta ‘şeyhler’ ve cemaatler kayırılırken örgütlü sivil ve sendikalardan neden kimse söz etmiyor.
ON
Arkalarına siyasi gelenek olarak Amerikan ve İngiliz demokrasisini aldıkları için Fransız İhtilali onlar için tarihin en büyük terör ayıplarından biriydi. Çünkü istediklerini yapıp ve cezasız kalsın istiyorlar. Çünkü insana ve insanlık haklarına tecavüz edip yine bir küçük tazminatla yırtarız diye düşünürler. Ve insanların doğuştan gelen haklarına holdinglerle ekranlarla saldırıp iftira atıp kumpaslar kurup yine mahkemede masum çıksınlar istiyor, yok öyle yağma, sayın sağ ve sol liberaller!
Yargılanacaksınız!
Ay ne ayıp, aristokratlar ve papazlar giyotinde kafaları kesilmiş, ay ne ayıp, koskoca mutlak krallığı ayaktakımı parçalamış, üfff üfff olacak şey mi?
Tarihin bu en büyük ‘devrim’ini hala anlayamamış bu cahil yazarların hala en büyük korkusu birgün Jakobenlerin geri dönecek olmasından öte şeyhin yerine yurttaşın, Abdülhamit’in saraylı torununun yerine yurttaşın, onbin dönüm arazisi olan ağanın yerine yurttaşın, tebaa kul ve mürid arayan şeyhlerin yerine hakkını arayan yurttaşın geçecek olması ağırlarına gidiyor.
Çünkü sağ ve sol liberaller tarihten gelenekten taşıdıkları ossuruk paye ve rütbe ve soyadları ve böbürlenme ve yalandan kahramanlık hikayeleriyle yaşarlar, dünün aşiretleri ve sülaleleri bugünün ‘şirketleri’ yerini çoktan almış yeni bir ‘imtiyazlı’ ve ‘dokunulmaz’ sınıf çoktan oluşturulmuştur, bence de Jakobenlerden korksunlar.
Çünkü Fransız İhtilali’nin jakobenleri aristokratların papazların kellelerini kesti, buna argoda “Allahını tanımadı” derler.
Ve Fransız İhtilali geleceğe soylu bir emanet bırakmıştır: Alt sınıflar korkusu. Soylusu papazı burjuvası her zaman bir gün şu işsiz sınıflar kellemizi alacak korkusuyla yaşarlar ve bu korku olmadan ‘siyaset’ inşa edilemez, çünkü şirketler papazlar imtiyazlılar yasaları kimseden korkmadan kendileri lehine düzenlerler.
Fransız İhtilali, binlerce yıl süren mutlak monarşiyi yani feodaliteyi yani dokunulmaz asilleri aristokrasiyi yani kiliseyi ortadan kaldırdı, işte bundan korkuyorlar.
Kısaca özetlersek, Avrupa aydınlanma denen bir çağ yaşamakta, Descartes, Voltaire, Russo ve Diderot vb. isimleri ve Amerikan bağımsızlık bildirgesi Fransız aydınlar üzerinde çok etkilidir.
Kral, borçları kapatamayınca, genel meclisi (ulusal meclisi-kongreyi) toplamak ister, ki yüzyıldır toplanmıyordu, işte bütün çağların en büyük ihtilali böyle başlar.
Toplanan genel mecliste üç büyük güç vardır, aristokratlar, kilise ve üçüncü tabaka dedikleri burjuva, yani soyluluk ve ruhani bağı olmayan servet sahipleri.
Bir anayasadan önce anayasaya sağlam bir zemin için insan ve yurttaş halkları bildirisi yayınlarlar.
(Oysa Fransız İhtilali’ne düşmanca saldıran bu yazarlar hala bu ‘haklarla’ seslerini duyurabiliyor kişiliklerini koruyabiliyorlar, Fetö’nün kazanımlarıyla değil.)
Robespierre, Marat, Mirbau (Jakoben görünümlüydü ama krala da oynadığı sonra ortaya çıktı), Danton (daha halkçıydı ve Jakobenlerden ayrıldı), Saint-Just (en ateşli Roberpiyerci), Joseph Fouche (sonra, her devrin adamı oluverdi) ülke genelinde yüzlerce kulüp (o zamanlar parti yoktu) yani dörtyüzbin üyesi olan Jakobenler ihtilalin ilk yıllarında en popüler isimlerdi.
Bütün dünyayı değiştirdiler, arızi bir çok şeyi de hatırlatmak lazım, Fransız İhtilali’nde en ateşli isyancılar kadınlar olduğu halde seçme-seçilme hakkı alamadılar ancak erkek-kız mirasında eşitlendiler, mesela yurttaş özgürlüğünden sömürgeler yararlanamadı ancak Fransa’ya ayak basınca özgür yurttaş sayıldı.
Ve Fransız İhtilali on yıl sürdü.
Karşı devrim korkusu baş gösterdi ve bir zaman sonra Jakobenler önüne geleni giyotine yollamaya başladı. Ve unutmayın, terör dönemini ortaya çıkartan karşı devrim korkusudur.
Yani Fransız İhtilali’yle kurulan Cumhuriyet on yıl yaşadı ve Paris’teki bitmeyen karışıklıklarda asayişi sağlayan Napolyon sonunda kendini İmparator olarak tescil ettirdi.
Cumhuriyet on yıl yaşadı ancak bu on yılın hakları ve kurumları bütün insanlık için yepyeni bir dünya başlattı.
Bugün, seçme-seçilme, eşitlik, yurttaşlık, meclis, halk egemenliği, ulusal egemenlik, halk iradesinin temsili, gibi, siyaset biliminin en temel kavramları işte bu süreçte denendi ve insanlık tarafından öğrenilip hayata geçirildi, insanlık işte o zaman feodalite ve yobazlık ve tutuculuk ve torpil ve imtiyazlardan kurtulup sahiden ‘uzay’a fırladı, dünya yerinden oynadı.
Dünyayı değiştiren bu insanlar o beğenmediğiniz Jakobenlerdir!
‘İnsanın doğal devredilmez kutsal hakları’ olduğunu metinlere savaşarak kellelerini koyarak yazdılar, FETÖ’nün boklu donuyla değil.
Mutlak monarşiyi yıkarlar, Bastil’i basar, Kurucu Meclis’i toplar ve siyaset biliminin bir çok temel kavramını tartışır ve anayasaya yazarlar.
Mesela, bugün hergün konuştuğunuz halk iradesi, halk egemenliği, ulusal egemenlik, nedir, nasıl uygulanmalı, halk nasıl temsil edilmeli ve ‘yurttaşlık’ hakları, dilekçe vermesi, ifade özgürlüğü, seçme seçilme hakları ve herkesin hukuk karşısında eşitliğini tartışırlar ve hala tartışılır.
İşte tarihte yurttaşlığı seçimi meclisi halk iradesi ve egemenliğini HAYATA GEÇİREN o düşmanı olduğunuz o hala korkudan donunuza .ıçtığınız Jakobenlerdir.
Bugün tüm insanlığın kullandığı ‘ifade özgürlüğü ve basın hakları’nın yasalara geçmesini sağlayan yine Jakobenler ve başta Robespiyer’dir.
Basın, iftira atıyor, sınırlayalım diyenlere karşı da Robespiyer’in karşı konuşmaları ve yasa metni ortadadır.
Fransız İhtilali’nin Jakobenleri olmasaydı, bugün dünyalılar ulusal meclisi, halkın temsilini, ulusal iradeyi, kralın bireyle eşitlenmesini, hukuk karşısında herkesin eşitliğini, seçme ve seçilmeyi, imtiyaz ve dokunulmazlıkların yasaklanmasını, vergi ve hakların herkese eşitliğini vs. bilmeyecek tanımayacaktı.
Ve sizlerin de bağımsız onurlu erdem sahibi yazar kimlik ve kişilikleriniz olmayacak, onun kahyası bunun müridi şunun tebaası olacaktınız, ki, hepiniz sonunda Fetullah’ın donundan çıkarak, neyin özlemini taşıdığınızı ortaya koydunuz.
ONBİR
Jakobenlerle dünyamızda başka şeyler de olur ve köylü çocukları tarihte ilk defa askeri rütbeler ve zenginlik kazanabilme sevinciyle güle oynaya Avrupa’nın fethine kalkışır, Fransız İhtilali kazanımı hakları bütün ülkelere taşırlar.
Napolyon ordularının başarısı için hangi savaş taktiklerini kullandı diye araştıranların sonunda bulduğu, kendi güveni gelen, kendini herkesle eşit gören, kendi rütbesi ve serveti de olabilme hayali olan Fransız askerinin yorulmak bilmez neşesini bulurlar.
Ve bir Çankırılı bir Keçiörenli çocuğun dört yıl süreyle Genelkurmay Başkanı olabilmesi bu yüzden yalılarında ağababaların şeyhlik koltuğunda holdinglerinde onbinlerce yıldır oturanlara bu yüzden çok batar ve ağırlarına gider ve o sıradan bir Anadolu ailesinden gelen o çocuğa alayınız Jakoben baltalarıyla saldırırsınız, saldırdınız, işte yazılarınız!
Oysa sıradan insanların rütbe alması yükselmesi kendi becerileriyle büyük işler yapması hepsi ‘insan olma’ neşesidir.
Bir yüzyıl sonra sosyalistler de sınıfları ortadan kaldırıp aynı ‘neşeyi’ bulurlar.
İşte Cumhuriyet kazanımları ve tarihi ortada kendini ‘kral’la eşit gören saray ve tarikat şeyh tanımayan kendine bu dünyadaki bütün kazanımları liyakat ve becerisiyle hak gören yurttaş olmanın sevincidir.
Jakobenlere saldıranlar istiyorlar ki şeyhler tekrar gelsin, istiyorlar ki eski padişahların sarayların torunları gelsin ve papazlar kutsanıp tekrar en üst rütbeleri ve makamları alıversinler, hayır, tarih hala o büyük korkuyu gün geçtikçe büyütüyor!
Jakobenler kapıda, eli kulağında..
Yani yurttaş olarak eşitlenme bütün dünya insanlarına yepyeni bir RUH İKLİM SİYASET aşılar ve YENİ BİR ÇAĞ başlatır.
Korkuları budur, buradan dönüş yoktur, bugün kim nasıl anayasa yazarsa yazsın, halkın egemenliği herkesi eşitlikleri kullanmak zorundadır, vatan toprağı babalarının sarayı çiftliği ve arsası siz siyasiler ve yazarlar da onların bostan tarlası hiç değildir.
Anayasalar, şeyh cemaat kutsal demeden herkesi ‘yurttaş’ olarak eşitlemek zorunda.
Yani şeyhlere saraylılara dahi ‘herkes’ demek zorunda. Ve ‘ulusal meclis’i saraya çeviremezler.
Ve denetim organları sarayı kralı padişahı herkesi denetlemek zorunda.
Milli egemenlik yerine saray ve padişahın egemenliğini kimse koyamaz.
Koymayı dahi düşünemez. Ve anayasa kimseye ve kuruma imtiyaz dokunulmazlık veremez.
Yani Jakobenler ‘meclisi’ her şeyin üstüne kurmuşlardır.
Jakobenler için meclisin üstünde tek kurum basın hürriyetidir.
Bugün yeniden anayasa yazmak istiyorlarsa, bilin ki, Sayıştay denetimleri meclise getirilmediği için AKP bütçelerinin bir gün hukuk hesabını sorar korkusu yaşıyorlar.
Ya da, cemaatler ve okulları yasak olduğu halde Diyanet korumasını yasal bir çerçeveye bağlamak istiyorlar. Ya da, özerklik kapılarını açmak için ilk üç maddeyi değiştiremeyeceklerini bildikleri için yerel mahalli idarelerin başka türlü hileyle büyütülmesinin önünü açmak için olabilir. Ya da, meclis, yargıtay, danıştay vs. gibi kurumları tam anlamıyla saraya bağlamak için?!
Velhasıl, ulusal çıkarlara halk egemenliğine sığmayan bir kurnazlık peşinde oldukları kesindir!
Yani geneli değil sarayı,
Herkesi değil sarayı,
Yurttaşları değil cemaatleri ve şirketlerini,
Halkı değil ailesini ve yakınlarını, meclisi değil külliyeyi,
Bir şekilde en temel yurttaşlık ve insan haklarını çiğneyen ortadan kaldıran bir hile arayışında olduklarına imanım tamdır.
Çünkü biz tarihi Taha Akyol ve Numan Kurtulmuş gibi takvim yapraklarından öğrenmedik, etimizle kemiğimizle yüreğimizle yoksulluğumuzla altta kalanların trajedileriyle çaresizlerin haksızların itilmişlerin felaket hikayeleriyle göre göre iliklerimize kadar yaşaya yaşaya okuduk, tıpkı, Fransız İhtilali’nin Jakobenlerinin sesi yüreği karargah merkezi olacak ayaktakımı yoksul çocukları gibi.
1980’lerde dünyayı etkisi altına alan büyük bir enerji vardı, kötü bir enerji, küreselci politikalar emperyalizm neo-liberaller bu enerjiyi kitleler aleyhine, uluslar aleyhine, yurttaş aleyhine çok gaddarca kullandılar. Fransız İhtilali kazanımlarını yerle bir ettiler, yurttaşlık gitti şirketler geldi. Yurttaşlar gitti şeyhler cemaatler ve imtiyazlı müteahhitler ya da dokunulmaz saraylılar geldi. Ancak kabul edelim bu neo-liberal enerji bütün dünya gibi ülkemizi de uzun süre etkisi altına aldı ve paramparça yapıp bir harabe gibi ortada yapayalnız yönsüz istikametsiz amaçsız hafızasız bırakıverdi. .
Kardeşlerim, tarih okumak (neler oldu) başka, ‘tarihi okumak’ (neler olacak olabilir değişmeyen nedir gibi) başkadır. Her büyük çağın enerjisini ruhunu yakalamış öncü devrimciler vardır. Mesela Bolşevikler ve Jakobenler, kitlelerin ruhunu enerjisini yakalamışlar ve dünyayı değiştirmişlerdir.
İçinde yaşadığımız günlere bakın, şirketlere karşı kooperatifler yoksulluğa ve işsizliğe karşı kamucu politikalar ve şeyh müteahhit yandaş ayrımcı ve imtiyazlarına karşı herkesin eşit olduğu hukuk isteyen kitleler için de büyük bir enerji var…
Ve saray değil halkın kendi sesini yükselten meclis ve holding avukatlığı değil ülke çıkarları için basın hürriyetleri vs, herkesin dilinde özleminde idealinde, işte kitleler yeniden tarihin o büyük enerjisine yaklaşıyor!
Yani hakikaten harbiden yasasıyla hukukuyla meclisiyle insan onuru ve erdemiyle eşitlik rüzgarı kitleleri bütün insanlığı etkisine aldığı yepyeni bir çağa giriyoruz.
Bu sefer geniş kitleler jakobenler ve bolşevikler olmadan acımasız haksız eşitsizlikleri kendileri çok ağır maliyet ve trajedilerle yaşayarak kendileri test edip öğrendiler!
Jakobeni ve Bolşevik’i ya da Cumhuriyetçi’yi tanımasa bile bir şeyhten saraydan imtiyazdan hain örgütü cemaatlerden ülkeyi bölen emperyalist kuklaları terör örgütlerinden herkes ama herkes kendi insan tecrübesiyle iğreniyor, biliyor, bileniyor!
Kuşkunuz olmasın, yaklaşmaktadır dünyaya bir zindelik ve neşe!
Emekli bir öğretmen olarak size teşekkür ediyorum Nihat Genç.
Ah, keşke Sosyal Bilgiler dersinin tüm öğretmenleri bu yazıyı okusalar ve öğrencilerine okutsalar.
Tarihin en büyük kırılma noktasını aydınlatmakla kalmıyor, bizim en büyük kazancımız olan Cumhuriyeti de kimlerden nasıl korumamız gerektiğini açıklıyorsunuz. Sağ olun, var olun.
Yazınızın ilk kısmını okuyunca Hüda Kaya ne yazmış diye baktım Twitter’dan. Kaçırılanların bulunduğu yeri bombaladılar, ölümler o şekilde oldu demiş. Bu çok ciddi bir iddia. PKK infaz etti diye yazılıyor medyamızda. Yani operasyon yapılınca intikam diye infaz ettiler deniliyor. Hüda Kaya ise tersini söylüyor. ABD nasıl öldükleri belli değil gibisinden bir açıklama yapmış. PKK’nın bir açıklamasını duymadık. Tabii biz hükümetimize güvenmek zorundayız.
Kusura bakmayın Nihat Bey ama, ay konusunda ciddi yanlıştasınız.
1- Türkiye zaten uzun süredir kısmen gizli olarak balistik füze ve roket sistemleri üzerine çalışıyor. İki yıl önce Roketsan yörüngeye ilk roketi sessiz sedasız gönderdi. Aslında milli imkanlarla uzaya erişmiş olduk böylece. Bilmediğimiz daha başka gelişmeler de olmuş olabilir, çünkü açıklandığı takdirde bir çok temel altyapı ürün veya sistemine Batı tarafından ambargo geliyor. Örneğin sen, ben uzaya çıktım roketle dediğin anda roket yakıtı veya olmazsa olmaz bir bileşiğin satılması durduruluyor Batı tarafından.
2- Mühendislik açısından bakıldığında yörüngeye çıkmanın bir sonraki adımı, yörüngede ateşleme. Ki 2023’te yapılacak olan da bu. Dolayısıyla bir adım sonrasındaki aşamaya geçilecek. Bu aşama bizim kendi GPS sistemimiz gibi stratejik unsurlara ait tamamen milli dönüşümü gerçekleştirebilmemiz için olmazsa olmaz. Örneğin bugün savaş uçaklarında, gemilerde kullandığımız GPS sistemi Amerikan kaynaklı. Bunun doğuracağı tehlikeleri bir düşünmek yeterli.
3- Yine konunun uzmanı mühendislerin açıklamalarına göre fırlatma rampası öyle kafanızın estiği her yere parayı basıp kurabileceğiniz bir şey değil. Belirli coğrafya özellikleri, örneğin ekvatora yakınlık, iklim, enlem ve boylamsal konum vs gibi, etkili oluyor.
4- Uzay sadece popülizm konusu değil, uzay sanayi adı altında başlı başına bir üretim meselesidir. Yakın zamanda TUSAŞ’ın önemli sayıda mühendis (3000 diye hatırlıyorum, diğer kategorideki çalışanlarla beraber de olabilir) alacağını duyduk. Sadece bu alanda çalışacak mühendis, işçi vs. ile istihdam sağlaması değil, başka sanayi dallarına da olan arzı arttıracağından genel olarak ekonomiye pozitif katkı yapacağı aşikardır.
1. Muharrem İnce popülist, Mehmet Ali Çelebi idealist politikacılar. Mehmet Ali Çelebi keşke CHP içinde kalıp mücadele etseydi diyorum. CHP’de onun gibilerin olması Atatürkçüler için önemliydi. 2. Tüm muhalif partilerin FETÖ’yü karşılarına almamaya dikkat etmeleri, hatta FETÖ’ye yakın kişileri partilerinde çalıştırmaları üzerinde durulması gereken önemli bir konu. FETÖ’den korkuyorlar mı, yoksa iktidara gelmeleri için FETÖ’nün yardımının gerektiğini mi düşüyorlar. Bu iki konu üzerinde yazılmalı, konuşulmalı.
Bugün terörist öc*lan p*çinin yakalanma yıldönümü.Birkaç gün önce de onu kıskıvrak yakalayıp getiren Şanlı Türk Subaylarının terörist ilan edilme yıldönümüydü.Karayılanı yakalanıp bin parçaya böleceğiz diyen devlet, işe 20 yıldır krallar gibi besleyip baktığı öc*lan piçini parçalara ayırmakla başlayabilir.
ABD Uygurlara Türk demiyorki. Müslüman diyor. ABD’nin Çin sınırları içinden bir Türk devleti çıkarmak gibi bir hedefi yoktur. ABD, Çin ve Rusya’nın eskiden beri üzerinde anlaştıkları bir konu vardır, o da Çin’den Avrupa’ya uzanacak bir Türk birliğinin önünü kesmek. Bu yüzden tüm bölgede Araplaştırma, islamcılaştırma faaliyetleri yürütüldü. ABD Uygurları Çin’i köşeye sıkıştırmak için kullanıyor. Davutoğlu, Erdoğan, Babacan gibi tüm islamcılar Türk birliğine karşıdır. Çünkü hedefe giden yol ümmetçilikten geçer, ulus devleti yıkmaktan geçer. İslamcıların hayallerindeki ümmetçi yapı için Arap nüfus şarttı. Bu yüzden islamcı iktidar akın akın Arap getirdi. Şu an Türkiye’deki Türk nüfusun ‘u kadar Arap nüfus var ama bu Türkiye’deki hiç bir siyasi partinin programında düzeltilmesi gereken bir ihanet olarak yer almıyor.
şu ychdpkklılara halk çöplüğünü tele 1 fox oda takip edenlere Atatürkçü filan demeyin artık son iki gündür bunların ailemden kişilerde dahil tiksindim bunlar dünyanın gördüğü en alçak haysiyetsiz tipler.
Bir insanı bugünlerde kendime en çok bu kadar yakın hissedebilirdim. Yalnız değilsiniz “Etyemez İmamı”.
Bu yazıda en çok , “baba bizi Ay’a kaça indirirsin” ifadesini sevdim. Şaka değil, Erdoğan Elon Musk’a telefon edip aya adam götürmenin fiyatını öğrenmiş.
dersimli kemal chp’nin delege yapısını öyle bir ayarlamış ki ona karşı genel başkanlığı kazanmanın hiçbir yolunu bırakmamış. mehmet ali çelebi parti içinde çok mücadele etti ama chp şu haliyle küreselciler tarafından tamamiyle işgal edilmiş durumda. atatürkçüler muharrem incenin partisine kaymalı ve şimdiki chp lağvedildikten sonra parti geri alınmalıdır.
OY HAVAR
Yangınlar,
Kahpe fakları,
Korku cığları
Ve irin selleri, aç yırtıcılar,
Suyu zehir bıçaklar ortasındasın.
Bir cana, bir başa kalmışsın vay vay!
Pusatsız, duldasız, üryan
Bir cana bir de başa
Seher vaktı leylım – leylım
Cellat nişangâhlar aynasındasın.
Oy sevmişem ben seni…
Üsküdardan bu yan lo kimin yurdu!
He canım…
Çicekdağı kıtlık, kıran,
Gül açmaz, çağla dökmez.
Vurur çakmaktaşı kayalarıyla
Küfrünü, Medetsiz, Munzur.
Şahmurat suyu kan akar
Ve ben şairim.
Namus işçisiyim yani
Yürek işçisi.
Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş,
Ne salkım bir bakış
Resmin çekeyim,
Ne kinsiz bir rüzgar
Mısra dökeyim.
Oy sevmişem ben seni…
Ve sen daha demincek,
Yıllar da geçse demincek,
Bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm,
Ömrümün sebebi, ustam, sevgilim,
Yaran derine gitmiş,
Fitil tutmaz, bilirim.
Ama hesap dağlarladır,
Umut dağlarla.
Düşün, uzay çağında bir ayağımız,
Ham çarık, kil çorapta olsa da biri
Düşün, olasılık, atom fiziği
Ve bizi biz eden amansız sevda,
Atıp bir kıyıya iki zamanı
Yarının çocukları, gülleri için,
Koymuş postasını,
Görmüş restini.
He canım,
Sen getir üstünü.
Uy havar!
Muhammed, İsa aşkına,
Yattığın ranza aşkına,
Deeey, dağları un eder Ferhadın gürzü!
Benim de boş yanım hançer yalımı
Ve zulamda kan – ter içinde, asi,
He desem, koparacak dizginlerini
Yediveren gül kardeşi bir arzu
Oy sevmişem ben seni…
Ahmed Arif
chpli mv utku çakırözler cezaevinde ahmet altanı da ziyaret etmiş. demokrasinin ayıbıdır ahmet altan çıkmalıdır demiş. ne düşünüyorsun?
Nihat babadan yine muhteşem bir yazı. taşı gediğine 10 maddede koyuvermiş. Örsan hocam bak benden sana bir tüyo. en başta kemal kılıçdaroğlu soros tarafından kurulan tesev’in kurucu üyesidir.
Harika, varolunuz..Saygi ,sevgi …
Esirlerin bombalama sonucu öldüğüne inanmıyorum, mantıklı değil. Ancak bu operasyonla sağ olarak kurtarılmaları çok düşük bir ihtimaldi. Bu yüzden bu operasyonda ısrar edilmiş olması çok garip.
Nihat hz üsameyi duymuş mudur.. Hz Muhammedin azadlı kölesi.. Bizzat nebi tarafından sonradan halife olanların da içinde bulunduğu orduya komutan yapılan.. Sonra ilk halife hz Ebu bekirin de yine onu komutan yaptığını..
O taptığı hayranı olduğu Fransa dan bir filozof… : ” bütün dünya liderleri kralları komutanları zaferlerinden sonra tahtlara saraylara geçtiler oturdular.. En kıymetli en âlî makamlara en âdî organları ile.. Kıçları ile oturdular..
Bakayım Muhammed ne yaptı!? ” diye araştırıyor ve çarpılıyor… Muhammed Mekke’nin fethinden sonra yine gitti hasıra oturdu.. Ve hanımlarına da bundan sonra hayatınız
ظهور الحصر
Hasır sırtı dedi.. Onlara hayat tarzı belirledi…
Önce kendisiyle çarpışıyor bu Fransız. Nihat kendisiyle hesaplaşmak nedir bilir mi!!?? Bizimkinin hayran olduğu Fransız Sonra Müslüman oluyor…nihatın Fransada heceleyerek bulduğunu zannettiğinin asıllarını asıl yerinde bularak…
Nihat bunlardan habersizdir.. Çünkü nasipsizdir…
O salavatlarını getirsin Bolşeviklere jakobenlere… Nihat bilir.. Kişi sevdiği ile beraberdir hadisi şerifini…
Uygur Turkleri’nin haklarini gozetebilmemiz icin Cin ile iliskilerimizi aksine kuvvetlendirmemiz gerekiyor. Gerek ticaret, gerek guvenlik, gerekse sosyolojik olarak Cin ile guclu oganik bag olusturmaliyiz. Ancak o zaman lafimizin bir tesiri olur, ve kardeslerimizin zulum gormesine mani olabiliriz.
Mustafa Kemal az kesmiştir
10 numara tespit
çine höykürüp amerikanın kıçını öpen çakma milliyetçi kripto fetöcü cia ajanı gladyonun gülü meral ve pentagon güdümlü şer partisi
Robespierre filozof değildir. Bir hukukçu, büyük bir halkç ve devrimcidir. Ve dindardır. Tüm hayatı halkı için mücadele ile geçmiş, malda mülkte asla gözü olmamıştır. O yüzden “bozulamaz, satın alınamaz” lakabı takılmıştır. Hiç bir yere geleyim kaygısı olmamış, sonunda kafası giyotinle kesilmiştir. Bence hakkında yazılanları okumalısınız.
Tadından yenmiyor Nihat abi.
Robespierre ” Krallara adil olmayı emreden Tanrının buyruğu halklara da köle olmayı yasaklar.” sözünü söyleyecek kadar büyük bir adamdır. Satın alınamaz diye lakap takılan bir hukukçudur. Tıpkı Gazi gibi.
Örsan Öymen’in samimi olduğuna da zerre kadar inanmıyorum. Yani adamın kurucu olduğu TESEV’de yüzlerce iş adamıyla acaba ne yapıyor diye merak da mı etmemiş? Bu kaset işi nereden çıktı da mı dememiş. Bıraksın Allah aşkına. Abi bizi aya kaça bırakırsın lafı müthiş. Çok güldüm.
Yine kitapları, türküleri, bayraklarıyla geldiler,
dalga dalga aydınlık oldular,
yürüdüler karanlığın üstüne.
Meydanları zaptettiler yine.
Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar.