Nihat Genç
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Demokrasiyi halk kurdu, liberaller parçaladı

Demokrasiyi halk kurdu, liberaller parçaladı

featured

Nihat Genç yazdı…

Ülkemizde ansiklopedilerde dahi kasıtla Osmanlı son dönemi islamcılığıyla 60 sonrası peydah olan İslamcılık karıştırılır ve klasik liberalizmle 80 sonrası peydah olan neo-liberalizm karıştırılır ve Gökalap ve Atatürk milliyetçiliğiyle 30’lu yılların sonunda peydah olan ırkçılık-milliyetçilik karıştırılır, ve bu karışıklık kafaları karmakarışık hale getirir ve birilerinin işine yarar!

Ana akımlara sonradan eklemlenen ve tarih içinde bambaşka türe dönüşen bu liberalizm ve milliyetçilik ve islamcılık türleri emperyalizmin hediyesidir!

Mesela 1980’li yıllarda ülkemizi yaka paça teslim alan, Gülay Göktürk, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar, Ertuğrul Özkök, Murat Belge, Nazlı Ilıcak, TESEV, Nokta Dergisi, Cüneyt Ülsever, Mehmet Altan, Şerif Mardin, Engin Ardıç, Can Parker, Etyen Mahçupyan, Taha Akyol, Cem Boyner, vb. gibi isimler tam anlamıyla 80 sonrası neo-liberalimizmin emrine amade çalışmışlardır, BOP’un ve islamcılığın ve FETÖ’nün ve sömürgeci şirketlerin önünü açmışlardır!

Devlet ve Cumhuriyet düşmanlığı, devleti satmak, bütün kooperatiflerin işini bitirmek, bütün kamu teşebbüslerini satmak, milli iradeyi ve halkı devreden çıkartmak, etnik ve mezhebi çatışmaları başlatmak, Amerika’nın Irak işgalini ‘özgürlük’ geliyor diye alkışlamak, Türkiye’yi Kuzey Irak’a sokmak, Özal’ın işini kolaylaştırmak, Suud sermayesinin ve faizsiz bankacılığın ülkede kökleşip islamcı örgütleri beslemesinin önünü açmak, Tehçir konusunda Ermenilerden özür dilemek, bir CIA yapımı FETÖ’yü desteklemek, bir ABD yapımı PKK’nın önünü açmak, milli egemenliğini tam anlamıyla AB’ye ve Amerika’ya bağlamak, vb. ve bunları ülkeye barış özgürlük demokrasi geliyor diye kırk uzun yıl, evet, kırk uzun yıl ekranlarda maaşlanıp milletin beynini yıkamak!

Her biri düşünce peygamberleri havasında ekranlara çıktılar, her biri korundular, ana medyada alayla valayla öne çıkartıldılar, her biri ülkenin her üniversitesinde kırk uzun yıl konferanslar verdiler ve her biri yetmez ama evet anayasasını destekleyip ordunun ve yargının tarikatların eline geçmesinde başrollerde oynadılar!

Kamu malları satılırken şunları söylediler, devlet hantal, bürokrasi küflü ve beceriksiz, satalım, özelleşsin ve daha rantabl olsunlar, dedikleri çıkmadı, satılan fabrikaları satın alanlar fabrikaları kapattı ve arsalarına oturdu ya da benzer yağma talan hikayeleri yaşandı ve yaşanan yağma ve talanlardan tek bir gün şikayetçi hiç olmadılar!

Okullarda siyah ve tek tip üniformalara dahi karşı çıktılar, andımızı dahi kaldırdılar ve okulların ve sağlığın paralı oluşunun kapısını açtılar!

Okullar ve sağlık önce paralı, sonra çok pahalı sonra fahiş fiyatlara uzandı ve orta sınıf soyulup yoksullukta çaresizlikte dibi buldu!

Başta CHP, milli partilerle dalga geçtiler CHP’yi parçalamaya ve tarihten silmeye başladılar, başardılar da!

Milli iradeyi ve halkı ortadan kaldırmak için her türlü örgüt, kooperatif ve kollektif girişimleri kasıtla marjinilaze ettiler ve dışladılar ve yok saydılar ve beş-on büyük holdingin ülke servetlerini ele geçirmesine kasıtla seyirci kaldılar!

Bunları da hatırlayan kalmadı, kırk uzun yıl, Hürriyet ve Sabah gibi ana akım medyanın ön sayfasında patronlarının hukuksuz ihaleleri ve bankalar alması ve soygunları ve hırsızlıklarını tek satır, evet, tek satır yazmadı ve sendikal haklar ve tazminatlar ve işten atılanlara dair aynı gazetelerin ön sayfaları kırk uzun yıl tek bir haber yapmadı!

Halk ve örgütleri ve partileri dışlanırken ortaya attıkları ‘sivil toplum’ kavramıyla kastettikleri FETÖ gibi cemaat yapılar, mesela ‘sivil’ dediler ve holding destekli çevreci ve kültür ve sanat ve yardım kuruluşlarını ‘sivil’ kabul ettiler!

Filmin sonunda eşitsizliklere ve haksızlıklara karşı mücadele edecek örgüt parti irade ortada kalmadı!

Holdingler ve İslamcılar ve tarikatlar ülkenin bütün siyasi ve ekonomik zenginliklerine gelip oturdu!

1980’lerde, dünyada Neo-conlarla yeni bir neo-liberal ve yeni dünya düzeni şekilleniyordu, Reegan ve Thatcher’in peşinden Özal da aynı emperyalist proje ve dolayımıyla aynı uluslararası siyonist şirketlerle güya yatırım ve sıcak para ve bayilik ve acentilik başlığında derin ilişkilere girdiler ve ülke peşkeş çekildi!

Ve ilk işleri üniter devlete meydan okudular!

Ve Dünya Bankası ve IMF talimatlarıyla Fiskobirlik, Çukurova holding, Marmara Birlik, Tariş, Çaykur vb. gibi kooperatifler küçültülüp yerlerine dışa bağımlı holdingleri yerleştirdiler! (Oysa holdinglerin başında bir patron vardır ancak kooperatifler geliri binlerce üyesiyle bölüşür ve kooperatif ruhu halkı güçlendirip demokratik kurumlara sahip çıkmasını güçlendirir!)

Halk insiyatif almadan demokrasi olamaz, bir siyaset bilimi gerçeğidir, kasıtla kitleleri kandırdılar!

Halk, ortak sorunları ortaklaşa çözebilme (Meclis) iradesidir, işte, halk iradesi gitti yerine sömürgeci şirketler ve taşeronları oturdu!

Cumhuriyet’in hukuk önünde herkes eşittir ve sosyal devlet gibi kazanımları yani eşitsizlik ve sosyal dayanışma kağıtta kaldı!

Çok eskiden mülkü serveti olmayan insanlar oy dahi kullanamıyordu, bir iki yüzyıl heba oldu ve şimdi değişen bir şey yok, halk oy kullansa dahi siyasete katılamıyor siyasete uzanamıyor, siyasete hiç ama hiç müdahale edemez hale getirildi!

Mesela ülkemizde cumhuriyetçi ve vatansever aidiyeti sayısal olarak çok baskın ancak işte bu neo-liberal ekip hileyle iktidarı küçük bir azınlığın emrine verdi ve çoğunluğu boğup öldürdü, ülkemize atılacak bir nükleer bombadan daha feci etnik sayım dahi (TESEV) yaptırttılar!

Kamu yararı, iptal edildi ve bir küçük azınlık kamuyu ele geçirdi!

Holding patronları devleti ele geçirdi ve holdinglere sınır koyabilecek dur artık diyebilecek hatta devlet holdinglerden vergi dahi alamayacak hale getirildi!

Ve hep bir rüya ve iyimserlik pompaladılar, federasyon gelirse ülkeye barış gelecek, ülke, AB’ye girerse paraya ve refaha kavuşacak, Ermenilerden özür dilersek dış politikamız rahatlayacak ve mezhep ve tarikatların önü açılırsa ülkeye özgürlükler gelecek!

Ekranların gücüyle halkımızı akıllarınca ‘daha iyi bir yaşam’ rüyasına sokarak gafil avladılar!

Finanslaşma ve küreselleşme ve kemer sıkma ve sıcak paranın kulu kölesi oldular!

Harfiyen böyle oldu, devlet halkın değil holding çıkarlarının emrine girdi!

Oysa kendini sahipsiz ve itilmiş ve korumasız hisseden halk demokrasiye ve ülkesine ve siyasetlerine asla güvenmez!

Finansal kapitalizm kiraladığı bu satılmış liberallerle halkın demokrasisini gasbettiler!

Artık hukukun üstünlüğü yok!

Artık halk dediğin sadece ‘tüketici’ ve artık tüketecek kadar da hali parası kalmadı!

Tarım toplumundaki toprak ağaları asilzadeleri bugünün holdingleri oluverdi, yani ‘dokunulmazlıklar’ ve ‘imtiyazlar’ geri geldi yani milyonların kanı canı bedeniyle inşa ettiği bedel ödediği tarihlerin en mucizevi siyaseti: Cumhuriyet yıkıldı!

İçimizde hiç kimsenin hükümeti etkileme gücü kalmadı, içimizde hiç kimsenin iktidar elitlerini eleştirme şansı kalmadı, paranın gücü halkın gücünün yerini aldı!

Finansın yani sıcak paranın gücü devleti esir aldı ve halkı ve partileri kasıp kavurdu ve madenlerinden meclisine kadar kendine bağımlı hale getirdi!

Hak mı dediniz, sadece feminizm ve gay hakları öne çıkartıldı ve asıl insanca yaşama hakları olan sigortalar, tazminatlar, maaşlar, tek satır yazıp çizmediler ve hatta dalga geçip alay ettiler ve eridi gitti!

Öyle eridiler ki, emekli maaşları asgari ücretin altında!

Milli kaynaklar, milli projelere değil borsa ve piyasa ve sıcak paraya teslim edildi!

Geleneksel sol ve sosyal demokrasi ve partileri gözden düşürüldü ve çürütüldü ve marjinalize edildi, sizden Kuzey Kore’de ve Şili’de bile kalmadı diye dalgalarını geçerek!

Ortak kurduğumuz milli egemenliğimiz ve kurucu kahramanlarıyla Cumhuriyet, diktatörlükle suçlandı!

İnsanların maaş ve sigorta ve tazminat gibi hakları elinden alındı ve yerine dilenci sadaka gibi sosyal yardımlar ikame edildi!

Popülist ve hamasi siyasetçileri öne çıkartılıp demokrasi iradesiz güçsüz kukla siyasilerin insafına terk edildi!

Halkın muhalif yani karşı bir güç haline gelebilme ihtimaline dahi savaş açtılar ve kim iktidarı eleştiriyorsa teröristlikle anarşistlikle suçlandı ve marjinalize edildi!

Filmin sonunda Cumhuriyet milli egemenliğini, milli egemenlik cumhuriyeti ve Cumhuriyet demokrasisini koruyamaz hale getirildi!

Çünkü ortada halk kalmadı!

Oysa Cumhuriyetin bütün kurumlarında ve anayasasında, Fransız İhtilali’nin şekillediği özgürlük-kardeşlik-dayanışması vardı ve ama bu insanlık idealleri önce kurumların sonra halkın elinden alındı! Koskoca tarihin binlerce isyan ve ihtilalinden süzülüp gelen insanlık kazanımları yok edildi!

Sonunda içinde halk olmayan bir diktatörlük kuruldu!

Sonunda içinde kamu yararı ve sosyal devlet olmayan!

Sonunda devletin yaptırım gücü yani iradesi olmayan!

Sonunda yağma talanın tahakkümüne açık zavallı yaratıklar haline getirildik ve o büyük sömürge imparatorluğunun taşeronluğu, ülkemizde böyle kuruldu!

Sömürge imparatorluğunda ekonomi hiçbir zaman toparlanamayacak!

Hiçbir zaman ekonomi düze çıkamayacak!

Sömürge imparatorluğunda halk hiçbir zaman insani ihtiyaçlarını karşılamayacak!

Halkın hiçbir zaman onuru şerefi gururu ve varlığı ciddiye alınmayacak!

Ve sonsuz büyüme sadece holdinglerin servetlerini katlayacak, gezegenin tüm kaynakları tüketilinceye kadar!

An itibariyle bu süreci yaşıyoruz, halkın sosyal dayanışması baskıyla yasakla yok edildi, özgürlük sadece servet sahiplerine ve onların şebek gibi öne sürüp kullandığı ünlülere verildi!

Köyler kasabalar boşaltı ve hortlak haline getirildi ve uçsuz bucaksız arazilere holding şirketleri kondu!

Kardeşlerim, siz kitaplardan okuyorsunuz ancak bizler bu dönemin birebir şahidiyiz!

Hiçbir dönem emperyalistlerin bu köpeklerinin ekranlarına tenezzül etmedim, ödüllerine tenezzül etmedim, hiçbir dönem, zırnık geri adım atmadım, ve ‘halk’ ve ‘milli irade’ olmadan demokrasi olamaz, Cumhuriyet hiç olamaz diye feryat figan kırk uzun yıl bağıra çağıra ve yeri geldi galiz küfürlerle karşılarına geçtim!

Şimdi, sıra sizde!

Ve şimdi tüm dünya yavaş yavaş uyanıyor, halk olmadan demokrasi olmaz diye!

Halk olmadan Cumhuriyet savunulamaz, diye!

Cumhuriyet ve demokrasinin ortadan kaldırılmasının tarihi Fransız İhtilali’nden beri iki yüzyıllık bir süreçtir!

Ancak 1980’li yıllara kadar bunu hep demokrasinin aksaklıkları olarak gösterdiler!

Sonunda çözüm yine demokrasinin içinde var, deyip demokrasi rüyasıyla holdingleri perdelediler!

Ve ancak 1980’den sonra yeni dünya düzeniyle demokrasinin bütün kurumlarını, meclisi ve partileri artık doğrudan doğruya holdinglerin emrine girdiğini çok geç ama dünyalılar gördü!

Şimdi insanlık panik halinde halk iradesini ve eşit ve kardeş kurumları ve kazanımlarını arıyor ve sömürgecilere sınır koyacak, dur diyecek bir milli devlet iradesi arıyor!

Peki, bu karşı satırları diz çökmeden eğilmeden kırk uzun yıldır yazacak gücü nereden buldum, anlatayım, ki, siz de bir karşılaştırma imkanı bulun, şöyle, 1977-1984 arasında Milliyet Gazetesi teknik servisinde çalışıyordum ve aldığım maaş (o dönemde memur maaşları bugünle kıyas edilemeyecek kadar yüksek olduğu halde) memur maaşının üç katıydı ve sendikamız vardı ve aldığım o maaşları kitaplara yatırdım ve henüz 27 yaşımda evime iki bin kitap taşıyabildim!

Şimdi aynı yerde çalışan birinin bu birikimi yapabilmesi imkansız, maaşlarda kaybettiğimiz şey aslında hayata sert ve anlamlı sorular soracak bir kültür ve birikimin olup olmamasıyla, yani gelirin gücüyle ilgilidir!

O kitapları satın alacak gücü dalga geçilen aşağılanan o eski ve çok yoksul Türkiye’nin maaşıyla kazandım!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!