Nihat Genç
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Deprem tüccarı ekranlar

Deprem tüccarı ekranlar

featured

Başta Habertürk dün hangi ekranı açsam, isim vermeden soyut genellemelerle yetkililer(?) binalar(?) suçlanıyor.

O dev binaları yapanların adlarını niye vermiyorsunuz?

O dev müteahhitleri niye teşhir etmiyorsunuz?

Ne güzel her dönemde haklı olmak!

Ne güzel her dönemde baskın çıkmak!

Çıkart üç tane bilim adamını ekrana ‘bakın biz sorumlu yayın yapıyoruz’ diye göz boya, eski Kayserili tüccar fıkrası gibi eşeği boya boya yine sat.

Kardeşlerim, bu sahtekarlara inanmayın, Kant’ın ünlü lafıdır: “Bilmeye öğrenmeye cüret edin.”

KIZILAY’DAKİ YOLSUZLUKLAR NEDEN HABER YAPILMIYOR?

İşte örnek, 1999 depremi olduğunda herkes nüfuzlu diye adını ağzına almıyordu, oysa rezaletin daniskası Kızılay’dı, çadır battaniye hak getire, Türk Milletinin paralarını söğüşlemiş siyasilere üleştirmiş Kızılay Başkanı Kemal Demir’i o günlerin tek muhalif yayın organı Leman’da kapak yaptık, ve Türkiye Kemal Demir ve yediği naneleri bizden öğrendi. Deprem sonrası ilk iş Kızılay’ın baştan aşağı yenilenmesi oldu.

Bugün, Kızılay ne yapıyor, Kızılay’ın yolsuzlukları üzerine kitaplar yazılıyor Kızılay avukatları mahkemelerde bas bas bağırıp belgeler sunuyor, o ekranlarda ses yok.  Kızılay’ın üstüne giden var mı? Deprem tüccarlığı yapan bu ekranlar Kızılay’a neden laf edemiyor, bu yolsuzlukları haber yapamıyor?

 w=(Büyük medyanın yazmadığı ya da yazamadığı, Türk Kızılayı Şubeler Hareketi tarafından şahsi olarak basılan Kızılay Kan Ağlıyor başlıklı kitapta yolsuzluklar anlatılıyor.)

Ki, bugünün Kızılay’ı 1999 yıllarındaki Kemal Demir’in rezalet günlerini dahi aratan yolsuzluklarla çalkalanıyor!

Bataklık, heyelanlı alana o gökdelenleri kim dikmiş, adını versene, yemiyor mu?

Ne iktidar yanlısı müteahhitleri ad vererek konuşabiliyorsun ne Kızılay’da olup bitenleri dosyaları mahkemelik olduğu halde anlatabiliyorsun, neden?

Çünkü iktidarın ve bu firmaların ‘reklamlarıyla’ ayaktasın!

EKRANDA ÇUBUK SALLIYORSUNUZ

Elinize geçirmişsiniz fay haritalarını gece yarılarına kadar elinde çubuk o fay bu fay göster, milleti uyutun.

Asıl fay hattı müteahhitlerdir, asıl fay hattı Kızılay’dır, asıl fay hattı buralardaki yolsuzlukları anlatamayan söylemeyen ekranlarınız yazarlarınızdır. Soylu sorumlu insanlar o çubuk’u o müteahhitlerin gözüne soka soka gösterir, fay haritalarına değil.

Bunu da geçtik, milletin korkudan geceyi sokakta geçirdiği günün gecesi dahi şovmen siyasetçileri parlatmaktan geri durmuyorsunuz, İmamoğlu’nu ekranda bir saat konuşturdunuz, İmamoğlu, “şu projem var şu fikrim var şu planım var” diyebildi mi?

Ya da şu gökdelenlere izin vermeyeceğim şu binaları yıkacağım şuralara yasak getireceğim diyebildi mi. Ey millet bir müteahhit başkan başka müteahhitlere karşı tabii ki diyemez!

Kardeşlerim, yolsuzlukları ihaleleri üç kağıtçıları iltiması torpili açık açık adlarını vererek konuşamıyorlar, tek verdikleri adres fay haritaları.

Fay haritalarının ne suçu var iki de bir sanık suçlu sandalyesine onları oturtuyor konuşturuyorsun!

Korkularına sebep ‘tek adam’ yönetimi, el birliğiyle başımıza ördükleri iktidardan ve nemalanmış adamlarından it gibi korkuyorlar ve bu vahşi sistemin ortağı oldukları için ekranda bütün suçu fay haritaları ve fay kırıkları çatlaklarının üstüne atıyorlar.

Ey ekranlara yayıla yayıla oturmuş bilim adamları, suçlu fay kırıkları mı, şu müteahhitlerin adlarını niye genelliyorsunuz niye suçluyu adıyla sanıyla binasıyla mahallesiyle söyleyemiyorsun? Çünkü boyunuz yetmiyor!

Kardeşlerim, Kuzey Kore ve Güney Kore aynı ırk aynı kültür aynı tarih, ancak seksen yıl önce ikiye bölünmüş, şimdi, Kuzey Koreliler’in boylarını ölçüyorlar, Güney Koreliler üç santim beş santim hatta sekiz santim Kuzey Koreliler’den ‘uzun’ boylu çıkıyor.

Kuzey Kore’nin boyu sadece füze fırlatırken büyük görünüyor!

Füzeler savunma silahları gelirken Tayyip Erdoğan’ın boyunun çok büyük görünmesi gibi.

Bu yönetim farkıdır, NASA’nın uzay fotoğraflarında Güney Kore ışıklar içinde Kuzey Kore ise karanlıkta hiç görülmüyor.

Dominik ve Haiti aynı ada ülkesi, açın google’a girin, bir taraf çöl harap perişan dünyanın en yoksul en anarşik ülkesi.

Diğer taraf çok gelişmiş. Ve yoksulluğun plansızlığın faturası 2010 depreminde Haiti üçyüz bin ölü verdi, aynı adayı paylaşan Dominik’in kılına zarar gelmedi.

Neden, depreme karşı uygarlığın geliştirdiği en etkili yöntem çelik ve beton yapılardır, işte Japonya kendini çelik ve beton yapılarla koruyor,  düşünün ülkemizde her çelik ve beton yapı plansızlıktan başımıza yıkılacak bela olmuş.

Kardeşlerim, siyaseten bir Orta Çağ ülkesinde yaşadığınızı unutmayın, ekrana üç tane bilim adamı çıkarınca durum değişmiyor, işte Orta Çağ’da yaşadığını en iyi bilen yazarımız Nazlı Ilıcak.

Şu an kodeste. Düne kadar her gece ekranlara çıkmak için şeyhin sümüğünü yalıyordu, şimdi müebbet hapis aldı, bu sefer kral’dan merhamet dileniyor, af için mektup yazıyor. Şeyhi kralı, ayarı tutturamadı, arada kaldı!

Zaten Habertürk Fetö yıllarında Fetö’nün cadılarıyla ünlü salmış bir ekran, ki on uzun yıl her gece Nazlı Ilıcak’ı ekranlarında baş köşede oturttu.

Orta Çağda engizisyon Kral’ı öldürmek için büyü yaptığı söylenen bir cadıyı mahkemede konuşturur(?), hiçbir suçu olmayan masum kadın, evde saat yönünün tersine dans ettiğini itiraf eder, ki o çağlarda saat yönünün tersine dans etmek büyük günah şeytanlıktır.

Bu durum Habertürk ekranlarında da değişmedi, cadılardan saat yönünün tersine dans edenler kodesi boyladı, anında kıvırıp dönüp, saat yönüne dans edenler kurtuldu.

Allah korusun, beklenen deprem olursa ne olur, anlatayım, tıpkı hain ihtilal gecesi sonrası bir kaç gün olduğu gibi ‘cadı’ avına başlarlar, tıpkı, 1999 depreminde cadı avına başlayıp depremin bütün suçunu bir kaç müteahhide yıktıkları gibi.

DEPREMİN SUÇU KİME ATILACAK

Kardeşlerim, korku anlarında içinde bulunduğunuz korku atmosferine kilitlenirsiniz, ve korku tüccarları kendilerini gizler sizi görünmeyen aslında olmayan cadıların vampirlerin peşine sürükler!

Örnekleri çoktur, 1960’lı yılların sonunda dünyada Drakula filmleri modaydı ve çok yaygındı. Hatırlayın geçenlerde ölen drakula rolünün büyük oyuncusu Christopher Lee’nin yüzünü, afişlerini.

İşte dünya bu Drakula vampir filmleriyle çalkalanırken, açın, o yılların Uzak Doğu’daki Afrika’daki Türkiye’deki yerel gazeteleri çok şaşırtıcı çok birbirinin tıpkısı bir sosyal olayla karşılaşacaksınız.

Ülkeler kültürler coğrafyalar çok farklı olsa da, neredeyse, bu ülkelerin her kasabasında bir ‘vampir’ yakalanıyor ve halk tarafından linç ediliyordu, Nijerya’da Hindistan’da ve Türkiye’de, eş zamanlı aynı mahallenin aynı linç girişimleri, size neyi hatırlatıyor? Dünyaya bakışınızı korku ikliminin (filmlerinin) kafanıza soktuğu ‘imgeler’le oluşturduğunuzu gösterir.

Hem Hindistan Pakistan Nijerya hem Türkiye’de mahalliler neden aynı kan emici  ‘vampirleri’ aramaya yakalamaya başladı!

Drakula filmlerinin estirdiği bu korku atmosferinin kitlelerin zihnindeki etkisi hepimize ders olsun.

Peki bütün bu ayrı iklim ve ülkelerde vampir diye yakalanan kimlerdir? Yakalanan vampirlerin de şaşırtıcı özellikleri de var, mahallenin daha önce tanımadığı mahalleye yeni gelmiş mahalleden şöyle bir geçen, yabancı başkası bir yüz.

Büyük ve derin bir korkuyla depremi beklerken kankaları iktidarın Kızılay’ını işbirlikçi ortakları müteahhitleri belediye başkanlarını yakalamaya teşhir etmeye cesaret edemeyeceklerine göre, depremin suçunu kime atacaklar?

Söyleyeyim, o mahalleden hiç geçmemiş o mahallede hiç bulunmamış  o mahalleliyle ortak zıkkımlaşmamış o mahalleyle vakıflaşmamış cemaatleşmemiş kim varsa?

Çıkartırlar cadılarını ekrana, depremin suçunu, hiç kuşkunuz olmasın, bugüne kadar olduğu gibi, vatanseverlerin üstüne ulusalcıların üstüne 28 Şubat’ın üstüne Atatürk’ün tek partisinin üstüne bir güzel afiyetle yıkar ekrandan üst baş tertemiz pırıl pırıl kalkarlar(!)

Çünkü maaşlarını vahşi kapitalizmin şirketleri ödüyor.

Şimdi laf açılsa neler söylerler neler, hür teşebbüs dokunulmaz, liberalizm özgürlüktür, korumacılık ülkeyi batırır, devlet aradan çekilsin, bırakın iş adamları istediklerini yapsın, küflü bürokrasi, hantal devlet eski komünist artığı kamucu devletle mi kalkınacağız, oh maşallah, kapitalizmin maaşlı köpeklerini susturamazsınız.

Vahşi kapitalizmi ve onun insan iklim doğa Allah din imar şehir uygarlık yiyen müteahhitlerine asla laf edemezler, çünkü ekranlarında her gece Allah din şehir hukuk insanlık yiyen bu köpeklere ortak sofralar kurup maaşlayan müteahhitlerdir.

Neden kimse sormuyor, İstanbul’da son 200 yılda bunca ağır deprem bu saraylara (!) hiç zarar veremedi.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

24 Yorum

  1. 27 Eylül 2019, 07:42

    Bildirim geldi mutlu oldum. Şimdi okuyacağım yazıyı seviliyorsun Nihat abi

  2. 27 Eylül 2019, 07:49

    Şehir medeniyeti bizden çok uzak.
    Bizi çadır paklar.

  3. Yapı Denetim Firmam var işleri müteahhitlerden almak için yarışıyoruz… taki 1.1.2019 a kadar 18 yıl doğru düzgün denetleme oldumu inşallah olmuştur…

  4. 27 Eylül 2019, 08:02

    Sayın Nihat Genç , iyi yazıyorsunuz güzel yazıyorsunuz da , bu yazdıklarınız bekara karı boşamak türünden bir yazı.. Sırf Ekrem İmamoğlu’nu eleştirmiş olmak için yazılmış bir yazı. Günümüz medyasının,hele de Habertürk gibi bir kanalın yayın politikasının ne olduğu taaa “Alo Fatih” döneminden beri orta yerde duruyor. Sizler de biliyorsunuz iktidar güdümündeki medyanın neler yapıp neler yapamayacağını. Son günler adı geçen medya kuruluşunda ara ara muhalefete yer vermesi nedense sizi rahatsız etmiş sanki..Madem o yayında sorumlu müteahhitlerin adı söylenmedi. Muhalif ve sorumlu yayıncı olarak sizlerden beklerdik o isimleri… Kaldı ki, deprem toplanma alanları ile ilgili yerlerin imara açılıp da hangi alanda hangi ismin sahibi olduğu AVM ler tek tek TELE 1 ekranlarında gördük. Sizden de aynı şekilde iddia ettiğiniz içini doldurmadığınız savlarınızı örneklemenizi beklerdik. Size yakışanı da bu olurdu. Kuru kuru kadını alayım tarzında bir muhalefet de olmamış olurdu. Saygılar

  5. O ekranlarda söylenmeyen isimleri bu yazıda bulurum diye okumaya devam ettim, Kızılay ve Kemal Demir adından başka hiç bir isim göremedim. Bu adamlar kimler ola ki diye diye yazıyı okumaya devam ederken yazının sonuna geldim.
    Şimdi siz diyorsunuz ya veryansın edecez, gerektiği yerde küfrümüzü de sakınmayacaz. Veryansıntv eğer bu isimleri yazmazsa benim için diğer yavşak yayın organları gibi yavşak bir yayın organı olarak kalacaktır.

  6. çok enfes bir yazı nihat abi. deprem için toplanan devasa miktar parayı çatır çutur yediler. beklenen depremin zararlarını da masum bir nesil ödeyecek ne yazık ki. bizim neslimizin yarısıda bu rezilliklere göz yumdu hatta alkışladı.ilerde bu zamanlara ait sağlam bir kitap yazarsın illa ki.

  7. Yavuz dikkatli oku Nihat Genç Kızılay’daki yolsuzlukların yazıldığı “Kızılay Kan Ağlıyor” başlıklı kitabı paylaşmış.
    Sadece bir isme değil kuruma ve yolsuzluk yapan herkese dokundurmuş

  8. Ertuğrul ben bu yazıyı okurken o Kızılay Kan ağlıyor kitap bilgisi yoktu. Sonradan eklenmiş. Yaptığımız eleştiriyi dikkate alıp bize cevap veren veryansıntv ekibine teşekkür ederim. Yavşamış medyadan çok daha farklı bir konumda olduklarını bir kez daha görmüş olduk. Hassasiyet için tekrar teşekkürler.

  9. Şu yobaz celalin resmini koymayın miğdem bulanıyor görünce.
    Yazı harika tıpkı bugün oynana tiyatro bana yıllar önce uğur dündarın organ mafyası muhabbetini anlattı. Sorular soruluyor adamlar yakalanıyor ama şu sorulmuyor
    Kardeşim bu organları sizden kim satın alıyor. Kim talep ediyor.
    Bu olayda bunun gibi, fay hattı var jeoloji var sözüm ona herşey var dinazorlar bile var ama binaları yapan kim birtek onlar yok

  10. 27 Eylül 2019, 11:44

    Hepimiz neyin ne olduğunu biliyoruz, fakat delil arıyoruz. Sanki delil bulduğumuzda, O arsaları gasp edenleri darağacında sallandıracak, cezalarını verecekler.
    Milyonlar yatırıp belediye meclisine sokulan, müteahhit yeğenleri, kuzenleri orada olmanın imkanlarını sonuna kadar kullanmaktalar.
    Toprak işleyenin, Su kullananın diyen Başbakanlarımızdan sonra bu yağmanın hızlandığını görmedik mi?
    Binlerce yıldır, buralara gelinceye kadar geçtiğimiz yerleri ne hale getirdiysek buraları da o hale getirdik.
    Bu azgın komisyoncu müteahhitlerin yüzüne insan niyetiyle bakamıyorum.
    Allem kallem edip kanunları kafalarına göre uyduruyorlar, Aynen Allah’ın dinini keyiflerine yaşantılarına uyduran insanlar gibi.
    Kimsenin kimseye söyleyecek bir lafı yok, düzelmek, düzgün insan olmak önce kendimizden başlayan bir düstur olmalı.

  11. Murat Şimşir beyefendi’nin yorumuna sonuna kadar katılıyorum. O gökdelenleri yapan iktidara yakın müteahhitler kimlere bağış adı altında rüşvet vermişler o isimleri de yazsaydınız sayın Nihat Genç, işte o zaman cesur yazı derdim. Muhalefete muhalefet edip iktidar yanlısı oldunuz ne iş anlamadık. Herkesten çok Erdoğancı oldunuz, siz de birşeyler mi istediniz de ne istediyseniz veriliyor? Neyin karşılığında imamoğlu’na düşmanlık edip Akp’ye asist yapıyorsunuz?

  12. 27 Eylül 2019, 12:22

    Bunlar çözüm değil Nihat bey,
    İktidarı, muhalefeti, yandaş basını vs. suçlamak çözüm değil…
    Madem doğruları konuşacağız, bırakalım bu “milleti her türlü ahlaksızlığın mağduru gören halk dalkavukluğunu”.
    Bu iş öyle iktidar, muhalefet, yandaş basın meselesi değil. Bu iş Türk milletinin tek tek her bir bireyinin nasibini aldığı toplumsal bir kokuşmuşluğun sonucu.
    – Onyedi yıldır AKP’nin her rüşvetini “başım gözüm üstüne” diyerek yan cebine koyan “sözde muhaliflere” sözünüz var mı?
    – On yedi yıldır geleceğini AKP’nin “içi boş beton ekonomisine” ipotek etmemiş kaç kişi var bu memlekette?
    – Parası olup da, paraya sıkışan AKP’nin “imar barışı” adı altında millete verdiği rüşveti alıp, çürük binasının üzerine bir kat daha çıkmamış kaç kişi var?
    – Bu milletin en fazla %1’i haricinde, AKP’yle tek problemi tayyibin suratı olmayan, AKP’nin ahlaksız düzenine de karşı kaç kişi var bu memlekette?
    Bunlar gibi onlarcasını sayabilirim. Sıkıyorsa bunları sorun…
    Madem doğruları konuşacağız, önce “halk dalkavukluğunu” bırakacak herkes.
    Bunu yapabilecek, “sırtında yumurta küfesi olmayan” sayılı insanlardan birisiniz. Haydi bırakın bakalım sıkıyorsa.
    Bakalım o zaman, “adamın dibisin, beş yaşından beri hayranınızım, onbeş yaşından beri yazılarınızı okuyorum, kahramanımsın..” diyen kaç kişi kalacak peşinizde…

  13. 27 Eylül 2019, 12:32

    Kentsel dönüşüm diye bir parmak bal çaldılar ağzımıza sonra gördük ki toki İstanbul da müteahhitlerle lüks konut yapıyor.
    Ve yıkılmaya yüz tutmuş onca mahalleler dururken rantçı inşaat firmaları bağdat caddesi civarında Türk lirasını dolar euro ya dönüştürüyor.
    Medyadan ,kokuşmuş siyasilerden ,millete umut olarak sunulan çakma maskeli zorro lardan umudumuzu keseli çok oldu.Allah yardımcımız olsun sahipsiz bir millet olduk malesef.

  14. Cyrano De Bergerac sen bu yorumu yazıyorsan Nihat Genç’i hiç ama hiç tanımıyorsun onu anlıyorum ben sadece. Biraz araştırmanı tavsiye ederim. Selamlar…

  15. 27 Eylül 2019, 13:48

    Aleyküm selâm Çağdaş.
    Benim yazdıklarımda, katıldığın ya da katılmadığın hususlarla ilgili iki kelime edemiyorsun ama, “Nihat Genç’i tanımıyorsun, araştır” diye ayar vermeyi kendine hak görüyorsun.. Bu mudur yani?
    Ben de burada sana yanıt olarak, aynen senin yaptığın gibi; “Yok sen yanılıyorsun, sen araştır” desem, Nihat Genç’in tırnaklarıyla kazıyarak ayakta tutmaya çalıştığı bu platformu okuyan insanların zekâlarına biraz haksızlık etmiş olmaz mıyız?

  16. 27 Eylül 2019, 15:48

    Cyrano de bergerac halkın suçlanması aşağılanması hoşuna gidiyorsa bunu iyi yapan biri var, Yılmaz Özdil i takip edebilirsin.
    Halkımız tabi ki bir çok konuda yanlışlar yapmaktadır ancak medyası siyasileri şirketleri eğitim sistemi vs. yabancıların elinde olan bir halktan ne bekliyorsun.
    Nihat Genç mümkün olduğunca çok kişiye ulaşarak halkımızı doğru bilgilerle bilinçlendirmek istiyor bu konuda neyi yanlış gördün ve senin önerin tam olarak nedir açıklayabilirmisin?

  17. Eeee Nihat abi sende isim falan yazmamışsın. Müteahhitler ve şirketler çok genel.

  18. 27 Eylül 2019, 18:01

    Nihat Genç son iki yazıdır artık damar yolu açtı. Teşbihe, intaka, bilumum metaforları bıraktı, ringdeki boksörün son raundu gibi kroşe, aparkat, Allah ne verdiyse dalıyor. Bir peygamber cesaretiyle konuşan (yazan) bu adam, artık müteşabihleri bıraktı. Adam gibi adam. Yediğin hamsiler helal olsun. Tüm hücrelerimle, ölümüne yanındayım. Dediğin her şeyi her kelimesine kadar anlıyorum.

  19. 27 Eylül 2019, 18:49

    Veryansın sevdalısı, işte tam da senin bu yaptığın halk dalkavukluğuna karşıyım.
    Yani sana göre halkımız aslında;
    – Hırsızı sevmiyor,
    – Rüşvet yemiyor,
    – Daima gücün ve güçlünün yanında yer almıyor,
    – Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın demiyor,

    Ama, yine senin tezine göre; -Ancak öylesine aptal olmalı ki-, “yabancıların elindeki medyası, siyasileri, şirketleri ve eğitim sistemi” bir anda bu “zavallı halkı”, bütün bu yukarda saydığım olumsuzlukları kayıtsız şartsız bir itaatle yerine getiren bir zombi millet haline getiriyor öyle mi?
    O zaman kimse tayyibe falan kızmasın.. O da aslında çok helâl süt emmiş bir adam ama, kahrolası ortadoğu coğrafyasında, FETÖ’cüsü kandırıyor, BOP’çusu kandırıyor, Avrupa’lısı kandırıyor…

  20. 27 Eylül 2019, 23:49

    Cyrano de bergerec
    Halkı küçümseyerek hakaret ederek kimse bir yere varamaz sen nereye varılacağını biliyorsan bir zahmet açıkla bilelim.
    Atatürk milli mücadeleyi başlatırken arkasında bilinçli okumuş bir halk yoktu hatta bazı kesimler ingiliz ve saray propagandalarına kanıyorlardı.Osmanlı batmış fakirlikten cahillikten kırılan halk saraya gıkını çıkaramıyordu.
    İşte ulu önderimizin o umutsuz günlerde bu halka güveni tamdı uykudan uyandırdı,geçmişini hatırlattı ve milli mücadeleyi bu halk ile başarıya ulaştırdı.
    Veryansın tv ve veryansıntv.com un kuruluş amacı işte budur.Zehirlenen,uyutulan halkı uyandırmak.
    Eğer halkı küçümsemek yerine farklı bir yol istersen benim gibi yap yılmadan bildiğin doğruları anlat bir kişiyi bile ikna etsen kârdır.Allah korusun savaş söz konusu olsa ülkemiz işgale uğrasa kiminle yan yana savaşacağız bu ülke sizin yüzünüzden bu halde deyip yurt dışına mı kaçacağız?
    Nihat abimizin yedeklenmiş şeytanlar yazısını tekrar oku ve propaganda makinesinin etkisini bir daha düşün.(Bir ülkenin bir toplumun ahlakın idealizmin dürüstlüğün erdemin yıkımı işte burada başlar)bu bölüme dikkat!

  21. 28 Eylül 2019, 06:07

    Aslansın sen helal olsun sana, var ol.

  22. Siz afişe edin o zaman o müteahhitleri. Söyleyin işte daha ne zaman söyleyeceksiniz? Yada siz de susun ama boşuna da sızlanmayın.

  23. 28 Eylül 2019, 11:03

    Veryansın sevdalısı;
    Ah! halk dalkavukluğunun dayanılmaz câzibesi…
    Nasıl da konuşturuyor insanı doğru yanlış.
    Ben “gerçek olmayan” hangi şeyi söyleyerek halkı küçümsemiş aşağılamışım söyler misin?
    Ama tabii sen sırtını ucuz popülizme dayadığın zaman, söylediklerin doğruymuş, yanlışmış önemi yok, salla gitsin. Nasıl olsa arkanda seni alkışlayacak milyonlar var.
    Ama sizler bu toplumun sürüklendiği kokuşmuşluğu, ısrarla “cehâletin” ardına gizleyerek aslında onlara en büyük kötülüğü yapıyorsunuz.
    Halkı bilinçlendirmekten bahsediyorsun ama, öğrenmenin ve bilinçlenmenin temelinde her türlü tabu ve dogmalardan sıyrılmanın, ve herşeyden önce “kendinin nerede olduğunun farkına varmanın” yattığının farkında değilsin.
    Halkı bilinçlendirmek için, halka ayna tutmalısınız ki halk, başına gelen bunca rezillikte kendi payının ne kadar büyük olduğunun bütün çıplaklığıyla farkına varsın ve bunları düzeltmenin yollarını arasın. Eğitimin ve bilinçlenmenin başlangıç noktası budur.
    Ama siz, “sen böyle olduğun için başına bunlar geliyor” demek yerine, “halka inmek, halka yaranmak, halktan biri olmak” adı altında, halka bütün rezilliklerini, bütün bencilliklerini, bütün iki yüzlülüklerini “cehâlet gibi gösteren” bir sirk aynası tutuyorsunuz. Eh.. halk da zaten kokuşmuşluğun cahâletle perdelenmesine dünden razı, “ne yapayım ben cahilmişim” deyip oturuyor aşağı. Ne ahlâki yozlaşmanın cehâletle, ne de sizin bu yaptığınızın halkçılıkla ilgisi var.
    Bu kadar yazıdan sonra hâlâ benim ne yapılması gerektiğini anlatmaya çalıştığımı anlamadıysan sorunu kendinde ara.

  24. 29 Eylül 2019, 15:43

    Cyrano kardeşim. Son derece haklısın bir yönüyle. Halkın cehaleti ve açgözlülüğü ile işimiz zor. Bu bizim halkımıza özgü bir durum değil. Mesele AKP ile ya da daha önceki sağcı iktidarlar ile de ilgili değil. Kökünün çok daha eskiye dayandığı bir gerçek. Herkes içinde bulunduğu, yetiştiği koşullar tarafından yoğuruluyor. Hepimizin iyi bildiği bir Almancı tiplemesi örneği vardır. Almanya’da trafik kurallarına tıpış tıpış uyan Almancı kardeşimiz ülkeye geri döndüğü andan itibaren tüm kurallar çiğnemekte en ufak bir sakınca görmez. Ne yaparsın bu toplum böyle yoğurulmuş. Kapitalizm başkalarına ait ama onun ahlakını alamamışız maalesef. Türk toplumu böyle de o çok imrendiğimiz Batı toplumları sütten çıkmış ak kaşık mı? Konunun ayrıntısına girmeyeceğim. Sonuçta yorum yapıyoruz alt tarafı. Seni yaya geçidinde gördüğünde sen tedirgin olma diye aracını 10 metre geride durduran Amerikalı, kendi devletinin tüm dünyaya saldığı dehşet ve yaptığı sömürü üzerinden o hayat tarzını sürdürmeyi umursamaz örneğin. Ya da toplum içerisinde “oh be iyi ki Türkiye’de yaşıyorum” diyebileceğin sayısız olay yaşarsın, Anadolu’da şöyle bir gezmeye başladığında. Elbette “lanet olsun” diyeceğin de yüzlerce örnek bulunur.
    Nihat Genç’in eski hikayelerini bilmem hiç okudun mu? Pek de okumuş izlenimi vermiyorsun açıkçası, okumuş olsaydın bu halk davukluğu eleştirinde birazcık insaflı olurdun. Beni en çok etkileyenlerden biri Nihat Genç’in hastanede çalıştığı dönemde yaşamış olduğu son derece traji-komik olaylardır. Orada bu ülke insanının en ağır eleştirilerinden birini okuyabilirsin örneğin. Yıllardır yaptığı muhalefet ile de zaten bu iktidarı ve muhalefeti hiç acımadan eleştirdi. Öyle halka da sen aslansın kaplansın diye bir ifadesi olmamıştır. Dese bile bu halk dalkavukluğu değil, halk dalkavukluğu halkı eleştirmenin tersi değildir. Sonuçta bu unsurları oluşturan halkın bizzat kendisi değil midir? Halka yaranarak, şirin görünerek bu durumdan siyasi çıkar sağlamanın adı halk dalkavukluğudur. Aksini biliyorsan söyle ama ben Nihat Genç’in böyle bir şey yaptığına hiç şahit olmadım. Ekrem İmamoğlu fırtınasının estiği bir ortamda İstanbul Halkı’nın yarısını karşısına alarak Ekrem İmamoğlu’nu hiç çekinmeden eleştiriyor olması da bunun en güzel örneklerinden biridir mesela, her ne kadar bir çok eleştirisine katılmasam da. Nihat Genç özetle ben bu halka güveniyorum diyor. İkisini karşılaştırmak gibi olmasın ama zamanında Atatürk Türk Milleti zeki ve çalışkandır demiştir. Bence ikisi de doğru değildi ama ne yapacaktı? Halk davukluğu mudur bu? Bilakis halkın karşı çıkma eğiliminde olduğu bir sürü devrimi yapan da Atatürk’tü ki bu halk dalkavukluğunun tam tersi yönde bir icraattı. Nihat Genç yazdıklarında bir çok kez kendi üzerime alındığım, ders çıkardığım eleştiriler olmuştur, ki sonuçta onun yazdıklarını Leman’dan bu yana okuyanlardan biriyim. O eleştiri bir yerde bana yapılmıştı. Sonuçta Nihat Genç kendini okumayan o büyük kitleye de durup duruken yağ çekecek değil. O sadece uygun koşullar oluştuğu takdirde tıpkı Almanya’da trafik kurallarına uyan Almancı vatandaşımız gibi, bizim ülkemizde de insanların trafik kurallarına uyacağına inanıyor. İşin doğrusu buna hepimiz inanmalıyız ve bu konuda gücümüz yettiğince etrafımıza ışık saçmalıyız.Kötülük ve iyilik bulaşıcıdır. Bu ülkeden birilerinin erdemli olmaya başlaması ve bu tavrının bıkıp usanmadan sürdürmesi, halkımızın cehalet ve açgözlülükten kaynaklanan çürümüşlüğünü öfkeye kapılmadan sabırla değiştirmemiz mümkün. Sakın yanlış anlaşılmasın, içi boş naif bir “sevgi kelebeği” olalım tarzı bir şey değil söylediğim. Tüm bunları sadece örgütlü siyasetle pratiğe dönüştürmek mümkün. Ama halkın kendisine öfkelenmeden, kurumları ve sistemin kendisini ve bunun ön planda olan temsilcilerini de bizzat eleştirerek tabii ki, konuya istinaden eklemek gerekirse diye. Bu ülke için canını çekinmeden veren 57. Alay ruhudur, Nihat Genç tarafından anlatılan. 57. Alay sen ben hepimiziz bir yönüyle ve hatta AKP’den nemalanmakta sorun görmeyen o bahsettiğin insandır. Zamanı ve yeri gelince bu ülke insanının neler yapabileceğini tahayyül bile edemeyiz. O koşullar oluşsun yeter ki, görev bize düşüyor. Biraz dağıttım kusura bakma. Sevgiyle

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!