Gencecik ve temiz görünümlü bir genç çocuk nasıl bir iklim/atmosfer içinde yaşıyor olmalı ki Atatürk’ün posterine porno şov süslemeli ve meydan okurcasına ve alay edercesine hakaret edebiliyor!
Çocuğa yazık, gençtir, büyür, okur, öğrenir ve bu vahşi ideolojik tuzağa nasıl çekildiğini-hesabını-hayıflanmasını kendince yapabilir, mi acaba, o ‘kriminal atmosferden’ tek başına kurtulabilmesi mümkün mü?
Hangi birini gözaltına alacaksın milyonlarca tarikat mekteplerinde ya da kafaları seksen yıldır yıkanan bu ülkenin özbeöz çocukları, işte Fetöcüler, bu ülkenin köylerinde kasabalarında üstelik en yoksul kesimin çocukları olarak ele geçirildi ve hepsi istisnasız CIA ajanı vatan haini olarak özenle yetiştirildi!
Süleymancılar, Menzilciler, İsmailağa, İskenderpaşa, Fetöcüsü, nicesi, seksen uzun yıldır Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı olarak beyinleri yıkandı!
Bu çocuklar bizim çocuklarımız, devlet, bu çocuklara okul burs yurt veremedi ve birileri bu çocukları 9-10-11-12-13-14-15 gibi en hassas yaşlarda eline geçiverdi ve akılları ve kişilikleri ve ruhları ve insanlıkları ve varlıkları ve kimlikleriyle oynayıp ‘zehirlediler!’!
Çocuklarımızı zehirleyen sadece tarikatlar ve İslamcı ideoloji değil bu tayfaya oy için popülist siyaset için kapılarını açan sağcı partiler. Bu yapıları yine popülist dini ve milli hamasetle kucakladılar arka çıktılar beslediler. Ve, gün geldi, besledikleri tarikatların boyu posu derinliği kitlesi partilerinin boyunu geçti, ve gün geldi, tarikatların koruyucusu bu partiler bu tarikatlar tarafından içerden teslim alındı ve paramparça edildi, yıkıldı tarihten silindi!
Adalet Partisi ve sonra Doğru Yol Partisi’nin başına gelenleri şimdi CHP yaşıyor, Fetö Doğru Yol Partisi’ne önce sızdı sonra ele geçirdi ve sonra lime lime paramparça ediverdi ve tarihimizin en büyük en köklü merkez sağ partisi nihayetinde tarihten siliniverdi!
Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı son doksan senede Ticanilerle başladı, Büyük Doğu Dergisi’yle ideolojik zemin buldu ve Türkiye istihbaratı Nato ve Mossad’ın eline geçince gizli tarikatlar çığ gibi büyümeye başladı!
1950’li yıllarda adlarına Ticani denilen bir tuhaf tarikat müridleri yurdun birçok bölgesinde Atatürk heykellerine saldırılar başladı! ‘Putları yıkıyoruz’ sonra Necip Fazıl Kısakürek’in ideolojisi ve kitabının adı oluverdi!
Ticanilik de hala sırrını koruyor, Çubuk’un köyündeki bu adamlar Kuzey Afrika’dan gelmiş bu tarikatla ne işleri olur? Ki işgalci Fransızlara karşı tek lafları yok aksine emperyalistlerle iyi geçinmişler!
Putları yıkıyoruz diyen Ticaniler birden şöhret oldular, Necip Fazıllar’ın açtığı yolda kahraman oldular, Atatürk heykelleri yıkıldıkça işte Necip Fazıl tarihe geçen o mısrasını yazıverdi: ‘Surda bir gedik açtık mübarek mi mübarek!’
Sur’da deliği Necip Fazıl Kısakürek açmadı, Sur’da gediği önce İngilizler sonra Mossad ve Amerikalılar açtı!
Aslında ‘sur’da gedik ilk önce İran’da açıldı! Petrolü millileştiren İran Başbakan’ı Musaddık İngilizler’in İslamcılar’a gaz verip sokaklara dökmesiyle devrildi ve İran o gün bugün kendine gelemedi!
Sur’da gediği ilk açan Yahudi kökenli ünlü tarihçi Bernard Lewis’tir, ilk tarih çalışması Haşhaşiler üzerinedir! Gizli Haşhaşi yapısının Selçuklu sarayına gizlice sızıp tarihin en sansasyonel suikastlerini nasıl düzenlediğini biliyordu ve bu akılları İngiliz ve Amerikan istihbaratına 1950’li yıllarda kapı açtı!
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngilizler Orta-Doğu’ya kuklaları krallıklar atamıştı ve ancak 1950’den sonra biraz Kemalizm özentisiyle şekillenen milli-sosyalist Baasçılar Arap dünyasında krallıkları yıkmaya başladı ve Orta-Doğu’da bir büyük çatışma alanı ortaya çıktı: Zengin Arap petrol şeyhleri ve krallıkları ve karşılarında millici sosyalist Baasçılar!
Baas Partisi Arap birliğini temsil ediyordu ve amansız düşmanları İngilizler’in fonladığı gizli tarikatlardı!
Baas’ın efsane lideri Cemal Nasır’dı ve bir dizi İsrail savaşından sonra tarikatçılar-islamcılar-müslüman kardeşler ve türevleri (hepsi aynı) önce Cemal Nasır’ı bitirdi, sonra, aynı İslamcılar, Orta-Doğu topraklarının gelmiş geçmiş en büyük sol hareketi El Fetih’in sonunu getirdi!
Cezayir’den Pakistan’a kadar İslam topraklarında tarikatlar/İslamcılar Mossad ve önce İngiliz sonra Amerikan eliyle beslendi ve büyütüldü, mesela Filistin’de Arafat öldürülüp yerine Hamas getirildi!
Hedef şuydu, Türkiye’de Cumhuriyet ve Mustafa Kemal, İran’da Musaddık ve Orta-doğu’da Baas liderleri ve başta Cemal Nasır’ın yani millici laik modern anti-emperyalist bütün yapılar yıkılacaktı!
Gözlerimizin önünde biz hayattayken yıktılar işte!
Ve sonra bütün dünya bir olup Orta-Doğu’ya seyredilmiş atom bombaları attılar!
İslamcı yazarları, adlarına yakın tarih içinde muhafazakar sağcı mukaddesatçı vs denilen yazarları çok iyi tanıyorum, içlerinde bugüne kadar Cumhuriyet’i tanıyan Cumhuriyet’in ne olduğunu bilen-anlayan-yazan tek kişi, Taha Akyol’undan Yusuf Kaplan’ına kadar hiç şahit olmadım, istisnasız hepsi bu büyük tuzağın meyveleri ve fişfişçileri ve zemin hazırlayıcılarıdır!
Doksan uzun yılda olup biteni tek bir tarihsel sosyolojik çizgide anlatabilmek mümkün değil, çünkü girdabın içinde girdap. Siz tek bir girdabı görüyorsunuz ancak o girdabın içinde daha derinlerde bükülen dönüşen şekil ve mahiyet değiştiren yüzlerce yapı ve olay var, kısaca? Ve bir bütün olarak girdabın nerede nasıl başladığını ve nasıl sonuçlandığı ve oyuncularını ve ajanlarını kafanızda toplamak mümkün değil!
Mesela 1960’lı yıllara kadar Türk Dış Politikası Araplar’a düşman hiç değildi, 60’lı yıllarda çok uzun süre yayınlanan istihbaratımızın çıkarttığı Orta-Doğu dergisi vardı, ne olduysa, 1960’lı yılların ortasından sonra Türkiye’de Arap düşmanlığı devreye sokuldu, bunun kökeni Mossad’dır!
Arafat ve Cemal Nasır ve Baas’ın en büyük düşmanı Mossad; yeni büyümekte olan İslamcı yapılar ve tarikatların hamisi-besleyicisi!
Petrol zengini eski krallar da Mossad’la birlikte Baas’a karşı ittifak halinde! Yeşil Kuşak Projesi’nin doğuşu buradadır! Amerika cihadcı tarikat ve mücahitleri kullanmaya başlaması! Önce anti-komünist lafızla ancak gerçekte anti-emperyalist milli yapıları yıkmak için!
Sonunda ne Türkiye’de Cumhuriyet kaldı ne Orta-Doğu’da Baas ne Musaddık ne de Arafat kaldı, hepsini zaman içinde bitirdiler ve Orta-doğu topraklarında işbirliğine çok rahat girip sömürülerini daimi kılıp milli devletleri paramparça edebilmek için tarikatları ve İslamcıları ve etnik ve mezhebi yapıları kışkırtıp fonlayıp arkalayıp kullandılar!
Ancak Mossad ve Amerika’nın milli devletleri yıkabilmek için elindeki İslamcı yapılar-tarikatlar çok tembel hareketsiz pasif donmuş yapılardı! Ki, imdatlarına Rusya’nın Afganistan işgali girdi ve dünün miskin tarikatçıları Afganistan’da savaşan mücahitlere dönüştüler sonra çok kullanışlı gözü dönmüş İşidçilere dönüşüverdiler!
Geleneksel hareketsiz miskin atalet içindeki İslamcı yapılar savaşçı özellikler kazandıkça Mossad ve Amerika’nın eli tarihte olmadığı kadar güçlenmişti, işte Sur’da asıl delik, burada açıldı ve 1980’den itibaren bu yeni tür ‘savaşçı İslamcı modeli’ emperyalizmin doya doya döne döne seve seve kullandığı bir savaş makinesine dönüştürüldü!
Türkiye’de 12 Martlar, 12 Eylüller, 28 Şubat, Cezayir’de iç savaş, Mısır’da Müslüman Kardeşler’in iktidara gelişi ve El Fetih’in yerine Hamas’ın gelişi ve Fetö ve Menzil gibi tarikatların büyütülmesi ve hepsinin neo-liberalizmin gerçek savaş makinesi ‘liberallerle’ işbirliğine girmesi ve etnik ve mezhebi yapıları liberallerle birlikte fikir özgürlüğü adına kışkırtmaları!
Girdap içinde girdap dediğimiz burada başlıyor! Artık etnikçilik kaşınıyor, artık mezhepçilik kaşınıyor, artık başörtüsü laik uygulamalar dünyanın en faşist en diktatör uygulamaları olarak her yerde devreye sokuluyor.
Ve inanç ve tarikatlara sivil kurum muamelesi yapılıyor ve din ve inanç tartışmaları Pakistan’tan Cezayir’e milli devletleri ve direnişleri yıkmak için elli uzun yıl hararetli şekilde manşetlerden iç savaşlara seyir izliyor!
Girdap içinde girdap ve yok olan Musaddık, Arafat, Cumhuriyetimiz ve Baas ve bertaraf edilen anti-emperyalist ideoloji ve horlatılan iç savaşlar ve iç dengeleri hassaslaştıran laiklik-din savaşları! Düşünün Adnan Oktar Mossad’a karşı kitaplar yazıyor ve ama Ergenekon Sürecinde Mossad’la birlikte çalışıyor, tıpkı o meşhur ‘van (one) minüt’ gibi!
Her girdabın hikayesi ayrı ülkesi ayrı, ama kuş bakışı manzara, gözümüzün önünde Irak ve Suriye savaşları, milyonların ölümü ve on milyonların göçü ve vatansız kalışı ve ama petrol akışının güvenliği ve şimdi Mossadla petrol zengini Araplar’ın ittifakları!
Bu süreçte büyüyen iki şey oldu, en çok büyüyen, İsrail, ikinci büyüyen, uluslararası şirketler, an itibariyle ülkemiz dahil petrollerin ve madenlerin asıl sahipleri, üçüncü büyüyen tarikatçı kitleler, bu süreçte bertaraf olup yok olanlar anti-emperyalist milli cepheler devletler!
Ama önce girdabın ilk başladığı girdabın gözüne girelim, bu büyük safha safha coğrafya coğrafya yayılan girdabın başladığı yer: Kurtuluş Savaşımız!
Kuvayı milliyenin düşmanı padişahtır, Dürrizadedir, Molla Saittir, Ali Kemallerdir, İslamcılardır, ve Mustafa Sabri’dir… Cumhuriyet’e düşmanlıkları ‘din elden gidiyor’dur, Cumhuriyet kadınların başını açıyor, hilafeti kaldırıp bizi başsız bırakıyor ve Cumhuriyetçiler içki içiyor, Bolşeviklerle iyi geçiniyor, hatta kuvacılar kumarcı içkici hatta kuvacıların kadınları sokağa çıkıyor ve hatta peygamberimize karşı çıkıp dört evliliği kaldırıyorlar, ve kuvacılar kafir ve kuvacılar dönme, ve bu yaygaranın sahipleri, tarikatları kapanan şeyhler hocalar!
Mustafa Sabri’nin adamı Abdülhakim Arvasi Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihteki en büyük düşmanı vatan haini Mustafa Sabri’nin yolundan gitti ve Adülhakim Arvasi Necip Fazıl Kısakürek’i yetiştirdi ve Atatürk’ü putçu, deccal, Selanik dönmesi, annesi belirsiz, batılılarla gizli anlaşmalar yapmış, vb. bin ayrı şekilde suçlayıp kendilerine taraftar ve kitle buldular! Ve bu taraftar ve kitleler önce Demokrat Parti’yle sonra sağ partilerle kendilerine sığınacakları gizlenecekleri büyüyecekleri devlet imkanlarına kavuştular!
Artık Cumhuriyet ve Atatürk’e hakaretlerin arkasında milyonlarca tarikat ve dinci ve İslamcı yapılar vardır, devlet tarafından kayırılan beslenen şirketlerinin sayıları yüzbinlercedir, yasa dışı okullarda okutulan minicik çocukların sayısı milyonlarcadır, arkalarında saray var, bakanlıklar var, yüzlerce gazete ve TV var!
Ve Necip Fazıl, hayatı boyunca İslam’da heykel yoktur deyip heykele karşı yazılar yazdı ve ama bugün İslamcı iktidar Trabzon sahiline Necip Fazıl’ın heykelini dikiverdi! Girdap içinde girdapların hangisini söyleyelim mesela MHP’yi ırkçılıkla suçluyorlardı, büyük tehlike geçtiğine göre, şimdi canciğer kankileri oluverdi. Zaten Abdühakim Arvasi MHP’nin özel evliyasıdır ve MHP’de Necip Fazıl’ı sevmeyen tek kişi yoktur! Zaten Fetöcüler ve Menzilciler iktidara hazırlanırken kendilerini milli gösterebilmek için milliyetçi hareket ve türevleri yapılarda yuvalandı ve tohumlandı ve önce Mossad ve Cıa milliyetçi milli başlığındaki yapıları kucağındaki tarikatların önünü açmak için ajanlıkta kullandı!
Ancak Cumhuriyet’e düşman bu nesilleri asıl hazırlayan Demokrat Parti’yle başlayan Adalet Partisi’yle devam eden büyük sağ merkez yapılardır. Köyden şehire, tarihinin en büyük sosyal göçlerini yaşayan büyük şehirlerde öğrencileri yurtsuz burssuz bırakarak sosyal devleti aşındırarak ve elde ne varsa özelleştirip satarak tarikatlara beslenmeleri için çok büyük imkanlar ve kapılar açtılar! Bu partiler birazcık sosyal devletçi olsaydı bu kadar büyük kitleleri tarikatlara ve ajan yapılara kaptırmazlardı!
Fetöcüler ağrınıza gidecek ama gerçek bu toprakların çocuklarıdır, sormak lazım, ajanların sayısı on değil on beş hiç değil, bizim köy ve kasabalarımızdan yüzbinlerce çocuğu nasıl devşirip ajan yaptılar, tıpkı, PKK gibi. O da çaresiz yoksul doğulu çocukları kaçırıp devlet ve memleket düşmanı haline getiriverdi. Ve sağcı yapılar hepsini görmezden geldi ve şimdi aynı ‘sağcı’lığa göz yumup kapısını ajanlara ve devlet ve memleket düşmanlarına açıveren CHP, aynı büyük oyunun son parçası oluverdi!
Atatürk’e hakaret eden o çocuğun dünyası, arizi marjinal bir yer değil, o çocuk, devleti meclisi holdingleri medyayı ve hazineleri ve yargıyı ele geçirmiş yekpare bir atmosferin bir parçası!
Cumhuriyet’i kökünden yıkan bu doksan yıllık projenin içinde doğup büyüdünüz ve bu süreçte din, mezhep, inanç, laiklik, etnik, onbinlerce tartışmaya şahit oldunuz ve ama, bu işsizlik, ekonomi, tazminatlar, özelleştirmeler, bölüşüm, gelir adaletsizliği, dengesizliği, haksız servetler, banka ve ihale soygunları, bu süreç içinde İslamcılar ve liberaller tarafından kasıtla ‘gündem’e taşınmamıştır!
Türkiye sosyal olarak güçlü olsaydı bu büyük işgale maruz kalmayacaktı, kasıtla, devletin kamu şirketlerini çözdüler sattılar ve kasıtla holdingleri ve tarikatları ve mafyayı tek güç haline getirdiler ve sonunda suçu da ‘katil devlet’ deyip Cumhuriyet’in üzerine yıktılar!
Bu ‘girdabın’ sadece bir yüzü, yüzyılın başında, Orta-Doğu’da Kerkük ve Basra ve Çin’de Sincan ve Rusya’nın Sibirya zenginlikleri Türkler’in elindeydi, bugün dünyanın en zengin ülkeleri Amerika, Çin, İngiltere ve Rusya bu büyük coğrafyaları Türkler’in elinden alıp bugünkü imparatorluklarını kurdular!
Biz de avcumuzu yalıyor hala Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığıyla dar alanda birbirimizi iç savaş tezgahları ve oyunlarıyla kırıyoruz!
Anahtar cümle “Türkiye istihbaratı NATO ve MOSSAD ın eline geçince ” . Peki ordu nasıl teslim oldu bu kadar kolay ? Ordu gidince ülke gider bu kadar açık.
Umarım dün size yazdıklarımla ilgili bir makale yazarsınız. Çok merak ediyorum.
Biz de 17 yaşında olduk, hiç kimse bizi gaza getiremedi.
Katılıyorum. Kimse kimseye zorla bir şey yaptıramaz. Yaptırsa bile bir süre sonra her şey açığa çıkar. Her şey bile isteye, özümsenerek yapılan kepazeliklerdir. 100 yıl önce de öyleydi bugün de öyle.
Bunalıyorum, çok üzülüyorum! Akıl ve mantık dışı manyak davranışlar içinde yaşadığımız toplum, çarpık kentler, spor ve sanattan uzak yaşayan insanlar, kitap ve şiir ve müzikten uzak kalmak, toplumun halk müziği ve türkülerinden, toprak ve üretim ve kendini güzel açıklayabilmek vasıfları körelmiş, zavallı be sadece paraya tapan dinci gençler… Tanrı Atatürk’e ihanet edenlerin üzerin pislik yağdırır.
Eski zamanlarda liselerde okutulan “inkılap dersi” nin harika ve eksiksiz bir özeti.
Tarih ancak bu kadar güzel anlatılabilir.
1960’lardaki İsrail ve Türkiye ilişkilerini anlatmak için bu sağcı hükümetler tarafından idam edilen solcu gençlerimizin Filistin’de neler yaptıklarını da ayrıca bir yazabilirseniz; 1960’tan sonraki dış politikamızın nasıl evrildiğini yeni nesiller çok daha iyi anlayabilirler.
Atatürk’ün her alanda yaptığı devrimleri olduğu gibi uygulamaya devam etseydik
bugün bir Almanya, İngiltere, vb.devletlerden daha ileri seviyede olurduk. diye düşünüyorum.
Nasıl bir kafa kendi vatanını yıkmak için uğraşır?! Anlamam mümkün değil…
Geçenlerde foçada izmirin kurtuluşunu balık ekmek ile kutladık ya. Daha ne olsun.
Müthiş. Teşekkür ederiz!
Nihat GENÇ açı gerçekleri yazıyorsun.Lidersin, yanındayız.
Bu muhteşem yazı, panoramanın, manzara-i umumiye denilen tablonun, tarihin serencamının kısa bir özetidir. Tarihin en büyük meselesini bu kadar kısa yazabilmek deha gerektirir. Hayretle okudum, ellerinize sağlık sayın Genç!