Nihat Genç
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Gel vatandaş gel, ılımlı İslam’a gel!

Gel vatandaş gel, ılımlı İslam’a gel!

featured

90’lı yıların sonu 2000’li yılların başı liberaller İslamcılar ve batılı dostları(?) bir Ilımlı İslam tutturdular ki sormayın… Dünyanın en havalı dış politika yazarlarından Amerikan başkanlarına ve cemaat ve tarikat liderlerine ve CIA orta-doğu şeflerine ve Fetösüne ve  her akşamın ekran tartışmalarına kadar önce yıllarca başımızın etini yediler sonra Orta-Doğu coğrafyasını delik deşik bölük pörçük paramparça edip milyonlarca Müslümanın ölümüne on milyonlarcasının göçüne sebep oldular!

Önce Mısır’da ne oldu, Mısır rejiminin baş düşmanı Müslüman Kardeşler batı basınında liberal ve insanlık değerlerinin savunucusu şirin gösterilmeye çalışıldı, öyle ki yazıları ve bildirileri Amerika’daki Yahudi gazetelerinde yayınlanıyordu (The Forward). Ve Avrupa’nın en ünlü liberal solcu gazetesi The Guardıan ılımlı İslamcılara kapı açarken mesela Fetö operasyonlarında Türk ordusu için ‘faşist, ırkçı’ makaleleri neşrediyordu!

Sadece Suriye savaşı başlarken Davutoğlu ve İslamcılar ve Müslüman Kardeşler’in hem argümanlarına bakın hem de bu argümanlarını hangi batılı mahfiller manşete çekiyordu hatırlayın, zalim rejimler karşısında İslam içinden yeni bir demokrasi deneyimi… Mısır, Irak, Suriye ve Türkiye’de rejimler devrilirken ılımlı İslamcıların ‘ortak düşmanı’ Türk Devleti dahil baskıcı zorba gaddar rejimlerdi, Saddam, Hafız Esad, Cemal Nasır ve Arafat ve Türk Ordusu’nu aynı zalim rejimler kategorisinde eşitliyorlardı!

Aynı günlerde ılımlı İslamcıların asıl ortak düşmanı batılı emperyalistler hiç değil: ‘laiklerdi’!

Orta-doğu’da bugün birbiriyle anlaşamayan ve savaşan bütün devletler tarikatlar örgütler, İran, Hamas, Suudlar, Körfez’in petrol şeyhlikleri, AKP, İslami Cihad, Taliban, nicesinin tarih boyu hepsini bir araya nihayet ilk defa yanyana getiren ‘laiklik’ düşmanlığıydı!

Bu devletler ve dini gruplar tarihten bugüne ilk defa yan yana gelebildikleri tek düşman: Laiklik’tir! Bu devletler ve dini gruplar İngiliz ve İsrail düşmanlığında yani anti-emperyalizmde  dahi tek cephe tek parça görüntü hiçbir zaman veremediler ama konu laiklik olunca mezheplerine ve dinlerine ve krallıklarına ve aralarındaki ihtilaflarına hiç bakmadan tek beden olabildiler!

Hatırlayın, Arafat’ın ipini niye çektiler, Arafat Saddam’ı Kuveyt’i istilasını değil Amerika’ya karşı savaştığı için destekliyordu ve o günlerde Irak işgal edilirken İran ellerini ovuşturuyor ve Körfez ülkeleri Bağdat’a bomba yağarken göbek atıyordu ve Hamas ve diğer dini yapılar Amerika işgali karşısında sessizdi!

Peki Türkiye’de İslamcılar Irak bombalanırken ne yapıyordu, milyonların ölümüne sessiz kaldılar, ellerindeki tek TV Kanal 7 (henüz diğer kanallara çökmemişlerdi) Irak’ta öldürülen yüzbinlerce kız çocuğu görüntülerini hiç vermiyor sabah akşam başörtü, laik-şeriat tartışmasını hararetlendiriyordu!

Mısır’da Ilımlı İslam projesi nasıl bitiverdi, Mursi seçimle başa geldi ve ikinci yılında anayasayı değiştirmeye kalktı, nasıl, yürütme ve yasamanın üstüne bir din adamları konseyi (ulema) koymak istediler ve Mısır’da sokaklar yeniden karıştı. Ki İsrail’de ortadoks Yahudi ittifakı hükümetin de yapmaya çalıştığı buydu. Ve ama en büyük başarılarını Türkiye’de gerçekleştirdiler, ulemayı, yasama ve yürütmenin üstüne koymak, meclisi dışlayan yeni saray rejimi ve yüksek yargının tarikat müridlerince bölüşülmesi… Ve menzil gibi tarikatların şeriat mahkemeleri kurup şimdi Diyanet önderliğinde hazırlanıp talebe yetiştirdikleri ileride hedef koydukları ulema-devlet düzeni!

Ilımlı İslam Irak’ın ve Suriye’nin parçalanması ve Türk Devleti’nin en temel kurumlarının boşaltılmasıyla yoluna devam ediyor! Tayyip Bey’in ılımlı islamı sayesinde ve günlerinde Libya ortadan kaldırıldı Suriye parçalandı Irak’ta Saddam devrildi ve Amerika İran yanlısı rejimin önünü açtı ve Afganistan’ı da Taliban’a bırakıp gittiler!

Hamas’ın-Müslüman Kardeşler’in ılımlı İslam projesiyle birden büyümesine sebep bu örgütlerin çok büyük sosyal yardım ağları oluşturup halka yakınlaşmasıdır, ki, bu sosyal yardımlar Körfez’in şeyh-krallıklarından geliyordu ‘laikliği’ ve milli devletleri yıkmak için! Ve Arafat’ın Oslo Barış andlaşmasını bahane eden Hamas halkı tavizsiz bir bildiri yayınlayıp yanına alıp El Fetih’in işini bitirdi, ki bu süreçte İsrail El Fetih gösterilerine izin vermezken Hamas’a izin veriyor Hamas’ın sesinin daha çok ve öne çıkmasına yardımcı oluyordu!

Biz bu Orta-Doğu’ya Özal’ın ‘bir koyup üç alacağız’ lafıyla girdik, üçün birini alırsın diye de geyiğe vuruldu ve Torumtay Paşa istifa etti ve Amerika Irak’ın kuzeyine yerleşti ve etnik bir federasyonun önü açıldı ve kuruldu ve devamını Davutoğlu Emevi Camii’nde namaz kılacağını söyleyerek getirdi!

Özal kimdi ve ağbisi Korkut Özal ve kardeşi Yusuf Bozkurt Özal?

Bizler 2000’li yıllardan sonra Fetö’ye ve kumpaslarına odaklanıp işin başlangıcını çoktan unuttuk!

70’li yılların sonlarında ve 80 ihtilali sonrası ‘İslamcılık’ ve ‘Suud sermayesi’ derken en çok konuştuğumuz kavram ‘Rabıta’ örgütü idi, Rabıta bir Suud fonu!

Başında Suud Kralı Faysal var ve İslamcı cenahta en çok adı geçen isim: Salih Özcan! Salih Özcan ismi İslamcılar için 80 sonrası bir efsaneydi, çünkü para yardımları şirket yardımları üniversite yardımları camii kurma yardımları ve İslamcı dernek ve vakıflara yardımların başını işte bu Salih Özcan çekiyordu!

Bir de Yaşar Tunagör diye Diyanet başkanı yardımcılığı yapmış Mit raporlarında Suudlar’a çalışıyor denilen bir adam, ki, sizi yormadan hızla gidelim, Özal 80 sonrası faizsiz bankacılık adıyla Suud bankaları açmaya başladı, Kıbrıs’ta Pakistan’da Türkiye’de… İşte bu bankalar iki büyük gelişimin önünü açtı, birincisi İslamcı sermayeyi fonladı ikincisi bu bankalar AKP iktidarının bankacılık sisteminde başı çeken bankacıları yetiştirdi, ki, bugün AKP iktidarının en tepesindeki bankacılar silme Faysal Bank tedrisatından çıkmadır!

Rabıta örgütünü ve ismini Uğur Mumcu’dan çokça duymuşsunuzdur ancak zaman zaman Sözcü TV’ye çıkan Behlül Özkan’ın tezleri daha açıklayıcıdır, Behlül Özkan şunu diyor: Şerif Mardin’in sosyolojik olarak bir merkez-çevre kavramsallaştırması vardır, ki, merkez tepeden inmeci, elit ya da bürokrasiyi izah eder ve çevre taşrayı yani İslamcı kitleleri! Mardin’in sosyolojik tezi şudur, ulaşım iletişim sosyal göçler derken çevre gelip merkezi ele geçirdi! Behlül Özkan bunun yalan çarpıtma olduğunu iddia ediyor ve 1950’li yıllardan itibaren İslamcılığın devlet tarafından tepeden devreye sokulduğunu söylüyor, şöyle!

Bugün Türkiye’nin ilk ve en büyük gökdeleni olan Ankara Kızılay’daki Gima binası ‘Kahramanlar Şirketi’nin eline geçti ve Gima binasındaki Atatürk’ün ‘hayatta en büyük mürşit ilimdir’ lafı kaldırıldı!

Soru şudur, yine Ankara’nın en büyük camiisi Kocatepe camiisini kim fonladıysa filmin sonunda Gima’nın bir İslamcı talebe örgütünün başkanının eline geçmesini onlar sağladı!

Milli Türk Talebe Birliği’ni islamcılaştıran kimlerdi, anti-komünist yapıları ve milli yapıları islamcılaştıran kimlerdi?

80’li yıllarda – Türkiye’de milli mahfillerin İslamcılaşmasında Suud fonlarının katkısı çok büyüktür, katkıdan öte başını İsrail ve Amerika’nın çektiği büyük bir Orta-Doğu projesidir!

Suudlar başta Arafat’ı ve milli liderleri ve laikliği en büyük düşmanı kabul eder! 80’li yıllardan sonra laik-şeriat tartışması sadece Türkiye’de değil Orta-Doğu’nun her ülkesinde kan gövdeyi götürürcesine açıldı.

Ve inancımızı yaşayamıyoruz, din elden gidiyor ve başörtüsü tartışmaları kırk uzun yıl, sonra, arkasına Ilımlı İslam projesini alarak önce Suud sermayesiyle İslamcı vakıf ve örgütlerin fonlanmasına ve sonra İslamcı sermayenin büyümesinin önünü açtı!

İşte bu projede İsrail ve Suudlar ve Amerika ve paraya sıkışan cunta hükümeti ve Özal’ın kardeşleri başı çekti!

İslamcı örgütlerin başta Fetö önce devlete sonra ordu hukuk ve istihbarata sızmaları, işte bu sızma ve yapılanma, devlet eliyle tepeden indirilmiş bir Batı projesidir!

Çünkü 1950’li yıllardan itibaren Türk istihbaratı Mossad ve CIA’nın elindedir, istihbarat şu demek, anti-komünist mahfilleri yapılandırmak, İslamcı yapıları oluşturmak ve bunların yaşaması için önce argümanlar (laik-şeriat gibi) (anti-komünizm gibi) (laikler dinsiz kafirdir komünisttir gibi) bulmak sonra bu ideolojik çevreyi besleyecek fonlar sermaye bulmak, sonra bu güdülmüş kitlelerin önünü açacak kumpas ve suikastlerle yardımcı olmak, ki, 90’lı yıllardan başlayarak Muammer Aksoylar Uğur Mumcular, Taner Kışlalılar neden öldürüldü?

Ve bu milli islami yapıların arkasındaki büyük istihbarat güçlerini anlamanız için söylüyorum, savcı Doğan Öz’ü kim niye öldürdü, Papa’yı kim niye ne alaka öldürdü, Abdi İpekçi’yi kim niye öldürttü, Uğur Mumcu’yu ve Hrant Dink’i ve Hablemitoğlu’nu kim niye öldürttü? Ve bugün Ankara’nın en büyük semtleri ve otelleri ve şirketlerinin ve medyasının ve hukuk kurumları ve sahibi filmin sonunda kimin eline geçti, İslamcı sermayenin İslamcı siyasilerin!

Yani filmin başında Fetö ve İslamcı tarikat ve cemaatler henüz görüntüde yokken Faysal Finans ve fonları aktarıldı ve sonra İslamcı Yeşil Kuşak teorisi oluşturuldu, neydi, milli devletleri milli liderleri yıkıp yerine İslami yapıları-örgütleri geçirmek, peki nasıl, ‘ılımla İslam’ projesiyle, yani, demokrasi ve insan haklarına saygılı bir İslamcı tezle! Yani çevreden-taşradan gelenlerin oylarıyla değil Türk Hükümetine sızmış karanlık sermayenin büyütmesi fonlaması istihbarat çalışmaları ve bankaları ve vakıfları ve medyayı yapılandırmasıyla!

Ve Cuma namazında tüm İslam ülkeleri içinde en zayıf en narin en mülayım en sessiz eylemler AKP iktidarı Türkiyesi’nde yaşandı. Oysa AKP iktidara gelmeden aynı İslamcı mahfiller Filistin ya da ümmet ve ya da Afganistan vb. çatışmaları sonrası Cuma namazlarından sonra öyle sert sloganlar atar ve galeyan halinde sokaklara fırlarlardı ki, hayırdır, niye sustunuz?

Çünkü cami önlerinde nümayiş yapanların arkasında artık İsrail ve Amerika yok!

Ve İslamcı hükümetimiz o günlerde gaddar, laik, faşist, ırkçı diye Türkiye Cumhuriyeti’ne rahatlıkla saldırabiliyordu ama şimdi o taşkın galeyanları göremiyoruz! Çünkü bu sefer karşılarında İsrail ve Amerika var!

İsrail ve Amerika o kolayca esir teslim alıp dize getirdikleri medya ve uluslararası güçlerle ve kumpaslarla köşeye sıkıştırdıkları o eski Türkiye’ye hiç benzemiyorlar!

Ellerindeki iktidardan ele geçirdikleri gayrimenkullerden de bankalardan da borsadan da ormanlar yaylalar sahillerden de Diyanetleri’nden de tarikatlarından da ihalelerinden oluverirler.

Bu yüzden, iktidarımız Filistin davasını ilk defa alçak sesle uhuletle ve suhuletle ehlen ve sehlen yumuşak bir dille çözmeye çalışıyor, neden, çünkü seksen yıldır onları iktidara taşıyan arkalayanlar ve servetler Allah korusun bir anda ellerinden çıkıverir!

Servetlerini ve Türkiye’de iktidarları kaybetmeleri onlar için Gazze’yi kaybetmekten çok daha büyük felaket olur!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

3 Yorum

  1. Naptın Nihat ağabeyim! “Komunist manifesto” gibi bir yazı bu. Ellerine sağlık.

  2. Yaziya bayildim, hele hele sonunu okurken anlatamam ne yasadigimi. Evet nerede bu Cuma namazi cikislari, nerede bu sokaklara cikmis islamci yesiller Filistin diye haykirip, kefenlerini ele almis, sozde savasa gitmek isteyen yobazlar, tarikatlar, Menzilciler, nurcular, v.s.?
    Sanki yerin dibine gomulmusler, giklari cikmiyor. Neden? Cok basit, Nihat Bey yazmius “Ellerindeki iktidardan ele geçirdikleri gayrimenkullerden de bankalardan da borsadan da ormanlar, yaylalar, sahillerden de Diyanetleri’nden de tarikatlarından da ihalelerinden oluverirler”.

  3. Sayın Nihat Genç, hafızam beni yanıltmıyorsa 2000-2002 tarihleri arasında bir gün Akşam gazetesindeki bir yazınızda liboş, 2’nci cumhuriyetçi sözde aydın ve gazetecilerin alayına kılıç çekip (kalem çekip) “kazmalar” tabiri ile rezil rüsva ettiğiniz günlerden beri bir tek yazınızı atlamadan bugüne gelmiş ve daha önce neden tanımadığıma hala yanarak bir sonraki yazınızı iple çekmekteyim. Ancak bazı yazılarınızda laik ve cumhuriyetçi, aydınlanmacı fikir ve söylemleriyle bildiğimiz tanıdığımız şahsiyetlere sille tokat girişiyorsunuz. Örneğin Prof. Dr. Emre Kongar, Yılmaz Özdil. Samimi fikrime gelince: bu yazınız türü bir soru olarak bir yarışmada karşıma çıksa şıklardan biri de Emre Kongar olsa o şıkkı söylerdim. Yanılıyor muyum ne dersiniz.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!