Nihat Genç
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Hiç hayra alamet değil! İktidar medyası kayışı iyice koparttı

Hiç hayra alamet değil! İktidar medyası kayışı iyice koparttı

featured

BİR

CHP’li vekil Aytun Atıcı CHP genel başkanlığına adaylığını açıklarken bir kaç cümle laf ediyor ve cümle içinde şu ifadeleri de kullanıyor: ‘İktidara yürüyebilmek için sokak sokak örgütlenebilmeliyiz’. Ve konuşmasında CHP’nin ‘devrimcilik’ ilkesini de söylüyor.

Vay sen misin söyleyen, yandaş medya sabahlara kadar ‘Aytun Atıcı darbe yapmak istiyor’, vay Aytun Atıcı ‘sokaklarda kaos yaratmak istiyor’ diye özel tartışma programları dahi yapıldı, yahu kafayı mı yediniz.

Her partinin her sivil kurumun doğal hakkıdır bu, sokak sokak kapı kapı örgütlenir, geçmişte Milli Görüş ve AKP de kurulurken ‘kapı kapı’ örgütlenmedi mi?

Ve parti ve sivil kurumların kapı kapı örgütlenmesi anayasal haktır.

Bu kadar normal bu kadar hak olan bir şeye karşı ortalığı tozu dumana katacak, vay ‘darbe’ vay ‘sokakları karıştıracak’ diye panik ataklara kalkmanın alemi nedir?

Siz iyice sıyırmışsınız, siz delirdiniz mi?

Yani hiç bir parti ve sivil kurum sokak sokak örgütlenmesin mi?

Kapı kapı gezmesin meydan meydan toplantılar yapmasın mı?

Ya delirmişsiniz ya kıyısında, yasadan haktan hukuktan anayasadan insanlıktan çoktan çıkmışsınız!

İKİ

Ve Aytun Atıcı’nın CHP’nin kurucu ilkesi ‘devrimcilik’i hatırlatması da iktidar medyasını çıldırttı. Bu ‘devrimcilik’ hatırlatmasını da yine ‘darbeciliğe’ sabaha kadar ekranlarda yorumladılar, bu ne manyaklık kardeşim, biz nasıl bir ülkeye dönüştük?

Mesela tevhidi tedrisat parçalanmış cemaati tarikatı kendine ayrı bir eğitim düzeni kurmuş ve özelleştirilmiş, tabii ki eğitim tek elden, devrim yasasıyla yönetilecek, bundan niye rahatsız oluyorsunuz.

Mesela suyu ve dereyi ve sahilleri ve okulları ve yaylaları ve ormanları ve vadileri şirketlerin özel mülkiyeti haline dönüştürmüşsünüz, tabii ki ‘devrimci’ ilkemizle buraları imtiyazlı şirketlerden alıp yeniden ‘kamunun’ yani ‘halkın’ eline vereceğiz.

Bağımsız egemen Cumhuriyet’in kurucu herkesin hukuk karşısında eşitliği ilkelerini savunmak siyasetini yapmak ne zamandan beri ‘darbecilik’ oldu, iktidar medyası, hop, aloo, iyice kafayı sıyırmışsınız.

ÜÇ

Dün ODA TV ’80 Baro yürüyüyor’ diye bir haber yapıyor, vay efendim, 80 baro değilmiş, niye ‘yalan, kaos’ haber yapıyorsunuz diye saldırıyorlar, yahu, haber ‘Barolar yürüyor’ anlamında söylendiği çok açık. Bu ’80’ kelimesi de haberde geçti diye vay ortalığı karıştırıyorlar vay sokakları kaosa sokuyorlar diye kayışları kopartmış yayınlar yapıyorlar, yahu kardeşim manyak mısınız, Barolar yürümüyor mu? Haberi yapılmasın mı?

DÖRT

Dün Eskişehir Yolu’nda polis tarafından Baro başkanlarının durdurulduğu sıralarda Ankara’da yılın en büyük şimşek gök gürültüsü ve bir saati geçen seller sular sağanak yağmurlar yağdı. Baro başkanları yolun ortasında mahsur kaldı. Etraftakiler ve Ankara Belediyesi su ve çorba ve çay gönderdi, yasaklandı. Tuvalet ihtiyaçlarını giderecek yer yoktu, Ankara Belediyesi seyyar tuvalet gönderdi, polis yine engel oldu.

Yahu yürüyen Baro başkanları tutuklu da olsa mahkum da olsa ‘su’ verilir tuvalet ihtiyacı karşılanır, su yok hela yok, bu nedir yahu, nereye düştük biz?

AKP de bir parti, AKP de yasalara karşı sorumlu, AKP de anayasaya karşı sorumlu!

AKP kime bağlı? Bayrağa ve anayasaya mı?

AKP’yi ve bu delilik patlatmalarıyla ülkeyi nereye sürüklüyorsunuz?

Ey AKP’liler!

Martin Luther King, ayrımcılığa karşı sivil yurttaşlık haklarının efsanevi siyah lideriydi.

Öldürülmeden önce yaptığı son yürüyüşün son konuşmasında şu cümleleri söylemişti: ‘Ben bu akşam kimseden korkmuyorum’.

BEŞ

İktidar olur olmaz 10 uzun yıl FETÖ’yü iktidara taşıyanlar 15 Temmuz 2016’da FETÖ’yü vatan haini 15 Temmuz’u da İkinci Kurtuluş Savaşı ilan etti, ne güzel?

Öyle ki FETÖ’nün içeri tıktığı binlerce yazar ve subayın FETÖ’ye karşı verdiği mücadeleyi dahi küçümsediler, yok saydılar ve FETÖ’ye karşı asıl mücadeleyi veren bizleriz diye kasım kasım kendilerini kahraman ilan ettiler, yani allem gullem bu sefer bizleri FETÖ’cü, kendilerini kahraman Fetösavar kahramanlar olarak ilan ettiler.

Daha dün Genelkurmay İstihbarat Başkanı emir subayı FETÖ’cü çıktı, bir kaç gün önce de Ege Ordu Komutanı’nın yaveri FETÖ’cü çıkmıştı. Yer yerinden oynaması lazım. Hayır, bu kahraman Fetösavar yüzlerce yandaş yazardan ses çıkmadı.

Devletin en hassas kurumunda yine FETÖ’cü cirit atıyor, niye sesiniz çıkmıyor, hayrola FETÖ’ye karşı kahraman kesilenler!

Olay üzerinden bir kaç gün geçsin siz yine lafı döndürüp dolaştırıp FETÖ’cüleri değil tıpkı kanıtsız delilsiz uydurma iftira FETÖ operasyonlarının saçma sapan mantığıyla iddialar düzer bizi yine içeri tıkarsınız.

ALTI

Sevgili yandaşlar, kendinize gelin.

Bu yasalara aykırı, anayasaya aykırı, demokrasiye aykırı, insanlığa aykırı, mantığa aykırı karşı çıkış ve yasaklarınızla yepyeni bir VAHŞİ ZİHNİYET inşa ediyorsunuz!

Bazı şeyleri hatırlatmamız şart oldu.

Sinema tarihinin gelmiş geçmiş en büyük belgesellerden biri Oscar da almış The Act of Killing (Öldürme Eylemi) adlı belgeseldir.

1967’de Endonezya’da başkan olan Suhorta’nın namı 70’li yıllar boyunca tüm dünya gazetelerinde manşetlerdeydi.

1965 yılında sendikalar ve sivil kurumlarında çoğunluk olan solcular için ‘darbe yapacaklardı’ söylentisi yayar ve Endonezya’da çoğunluğu Çinli azınlıklar bir milyon yakın insan sokaklarda kıtır kıtır kesilerek öldürülür.

Bu büyük kıyım yüzyılımızın en büyük kanlı sokak eylemleridir.

Belgesel şunu anlatır, aradan geçmiş elli sene, Endonezya’da hala sokaklarda yüzbinleri tek tek öldüren katiller, devlet ve medya ve partiler tarafından ve halk tarafından ‘kahramanlar’ olarak kabul görüyor.

Bunu da geçtik, belgeselde hikayesi anlatılan paramiliter grup liderleri, milyonlarca insanın boğazını çelik iplerle sıkıp nasıl öldürdüklerini hala bugün iftihar ederek anlatıyor.

Yetmiyor, sorgusuz sualsiz ve işkenceyle öldürdükleri insanları, aradan elli yıl geçtikten sonra bugün dahi aynı vahşilikle saniye saniye iftihar ederek anlatmalarından anlıyorsunuz ki, bu vahşet Endonezya’da ‘hakim’ zihniyet.

Belgesel şunu söylüyor, vahşi işkencelerle binlerce kişiyi öldürdüğünü söyleyenler hem sokaklarda elini kolunu sallayarak geziyor hem de insanları kıtır kıtır kestiklerini ballayarak yağlayarak üstelik ekranlarda, üstelik sinemasını çekerek nasıl anlatabiliyorlar? Neden mahkeme edilmiyorlar, neden toplum ve devlet tarafından soruşturulmuyor kınanmıyor, aksine, hala medya ve iktidar tarafından ‘besleniyor’.

Evet, milyonlarca insanı sokakta katleden kendilerine gangsterler diyen ve gangsterliği de ‘hür insanlar’ olarak yorumlayan hakim medyası, Budisti, Hindlisi, Müslüman örgütü, herkes bu vahşete ortak ve elli yıl hepsi bu büyük ‘suç’un ortakları ve bugün hepsi yine bu katilleri alkışlıyor.

Yani aradan geçen koca elli sene bir toplum bütün zamanını suçluları, katilleri, işkencecileri kahraman ilan etmekle geçirmiş, kimse soruşturmamış, hesap sormamış ve ortaya bugün Endonezya’da devletin ve halkın ve kamunun bölüştüğü ortak bir ‘delilik’ hali çıkmış. Biz de sokak cinnetleri yaşayıp çok ağır tecrübelerden geçmedik mi? Sokakta yürüyüp hakkını arayanı hala ‘vatan haini’ ilan etmek kime hizmet ediyor? Sıradan insanların hangi vahşi dürtülerini kışkırtıyor?

Öldürme Eylemi belgeseli yeni çekildi bir kaç yıl önce, bu belgeseli bugün izlediğinizde ürperirsiniz. Bir kaç hafta kendinize gelemez, ülkece ve insan olarak demokratik sorumlulukların aciliyeti konusunda bir şeyler yapmalıyız dersiniz.

Bu saçma sapan, delirmiş öfkelerinizle sizi izleyen sıradan insanlara ortak bir düşman imgesi yaratmak manyaklığın son sayfasıdır. Bu denli büyük kitlesel vahşetin bugün dahi kamu, partiler ve halk tarafından ‘onay’ görmemesi için aksine hepimiz ‘çırpınmalıyız’ ve ‘düşmanlaştıran’ öfke ve hücum ve kışkırtmalardan hepimiz uzak durmalıyız.

Belgeselde yaşayan katiller bugün dahi nasıl öldürdüklerini saniye saniye zevk alarak anlatıyor ki, pandemi günlerinde eve kapanan sağcı, solcu insanlar Facebook sayfalarında elli yıl önce bu topraklarda karşı görüştekileri tek tek nasıl öldürdüğünü vecd içinde kendinden geçmiş şekilde rahatlıkla anlattıklarını da bu gözlerle duyup gördük, işte böyle böyle insanlık adına hiç bir umudunuz kalmıyor.

Şehir ve siyaset herkesin hepimizin bölüştüğü bir yerdir, siyaseti akıldışı komik yasaklarla ‘karanlık’ bir zihniyetin komuta merkezi haline getiremezsiniz. Ekranları ‘hücum saldırın çocuklar’ komutlarıyla kullanamazsınız.

Ekran hakimiyetinizle ve bu saçma sapan iddialarla toplum içinde hala yaşayan bu cahil cühelayla hiçbirimizin tahmin edemeyeceği ‘vahşi bir zihniyet’ inşa edersiniz ve yabancı odakların da yükü hafifler, sadece fitili ateşlemek biraz daha benzin dökerek kendinizi ve ülkemizi ve hepimizi mahvına sebep olursunuz.

Yani her şeyi kendine hak gören bu zihniyetten vazgeçin.

Düşmanlaştırmaktan hücum komutlarınızdan vazgeçin.

Bugün gücü elinde tutan ekran ve devlet güçlerinin olmayacak her şeyi hak görmesi bulaşıcıdır. Yarın da kitleler bu hakkı kendinde görür.

Delirmeyin, kitlelere, başka fikirler de olabileceğini, insanların pekala haklarını sokaklarda da arayabileceğini, siyaseten fikirlerini sevmediğimiz insanlarla aynı toplumda, aynı kaldırımlarda yaşadığımızı öğretmek, anlatmak, inandırmak hepimizin demokrasiye karşı en büyük sorumluluğudur, aklınızı başınıza alın.

Belgesel, Endonezya’da büyük kitlelerin bölüştüğü bu vahşi ruh haliyle medyasında siyasetinde insana benzer kimsenin kalmadığını gösteriyor!

Amansız medya imkanları ve maaşlarınızla yine partinizi yine iktidarınızı yine reisinizi destekleyin ama filmin sonunda, insana benzer bir yanımız kalsın.

Kendiniz gibi herkesi delirtirseniz bundan ülkemiz ve hepimiz zarar görürüz.

Bu akıldışı suçlamalarınızı ekranlarınızdan izlerken hissiz, duygusuz suratlarınızın nasıl bir zulme yol açtığının hala farkında dahi olmayışınız, deliliğiniz hakkında yeterince fikir veriyor ve aklımıza yüzyılımızın bu en büyük utancından bugün dahi hiç utanmayanların belgeseli geliyor.

Reise rica edin de hiç değilse yılda tek bir gün sizi bu milli görevinizden azat etsin de sizler de bizler de tek bir gün huzur görelim.

Eski Yeşilçam sineması gibi, hangi film çekilse aynı hissiz duygusuz suratlarınız!

Konu, Suriye çatışması ya da CHP eleştirisi ya da kadın hakları savunusu ya da kripto FETÖ’cü tartışması, konu ne olursa olsun beton dökülmüş yüz ifadeleriniz neden hiç değişmiyor!

Ekrana çıka çıka çizgi filmlerin anime kahramanlarına dönüşmüşsünüz, bu artık ‘digital’ bir teknik, olaylar hikayeler değişse de replikleriniz aynı suçlamalarınız aynı.

Kendi hayatınız kendi siyasetinizden de ders çıkartın, daha düne kadar onlarca yıl aynı ekranlarda pazarcı-satıcı ağzıyla din,ahlak propagandası yapıyordunuz, pazarcı ağzıyla pazarladığınız dinin, ahlakın halini millet olarak gördük!

Dinimiz inancımız diye övdüğünüz toplandığınız cemaatler şeytan ocağına dönüverdi, bir dünya gördü.

Şimdi de kalkmış sivil kurumlara karışamazsınız bizi bölemezsiniz diyen toplumun en eğitimli, kültürlü, hassas kesimlerini bismillah daha sokakta bir adım yürümeden akıl almaz iftiralarla darbe yapacaklarmış, sokakları kaosa sürükleyeceklermiş suçlamaları, bu delilik haliniz HİÇ DE HAYRA ALAMET DEĞİL.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

9 Yorum

  1. Ay sen çok normalsin de bilmem ne medyası kafayı sıyırdı demi

  2. Abi yazıyı okuyunca senin akplilere karşı anlayışsız olduğunu anladım. Ben yazının tespitleri ışığında daha anlayışlı bir açıdan bakınca doğru teşhisin post travmatik nevroz olduğunu gördüm. Bir çok diğeri yanı sıra en belirgin semptomları duygusuzluk, saldırganlık, nöbetler ve özellikle amnezi sayılabilir. Mesela geçmişte davulu birlikte çaldıkları fetö unsurlarını katiyen hatırlamamalarını hiç kimse anlamıyor değil mi? İşte sebebi bu. Tedavisi nasıl olur, bilemiyorum ama bu nevroz 15 Temmuz öncesini ve sonrasını yaşamış, bir de bizim gibi Amerikan filimleri ile muaşaka yaşayan herkeste az ya da çok var.
    “Bize yalnız oğulları asılmış bir kadının
    Memeleri ve boynu itimat telkin eder”

  3. 23 Haziran 2020, 09:20

    Amerikan destekli yandaş medyanın iç savaş hazırlıkları.
    Bu kadar net. Feto ile aynı zihniyet. Suçla ve sonra kendin yap taktiği

  4. Hangi uckagitciyi gordun tv de bilmiyoruz ama o gordugun uckagitcilardan tum muhalif ve iktidar medyasinda suruyle var….Medya bu medya, hani memlekette yillardan beri hukumetler kuran, hukumetler yikan medya…Anliyorsun degil mi abi? Hatta hepsi kacak kocek villalarda oturuyor durustluk edebiyati fakirlik edebiyati yaparken koselerinden..Bunlardan birini aksam tv de gordun diye nasil da sasirmissin oyle? .Bunlardan birini gordun diye” kahrolsun devlet, ne isimiz var afrinde, ne isimiz suriyede, ne isimiz var akdenizde ne isimiz var libyada “ dememizi mi bekliyorsun? Ya da feto mucadelesi sulanmistir, o yuzden hepsini muyesserle birlikte salalim gitsin, esas fetocu CB, ve MSB dir mi dememizi bekliyorsun? Muhalefetin fetoyle organize ettigi geziyi destekleyip kahrolsun tayyip deyip gezici mi olmamizi bekliyorsun? Koskoca 8 yildir devletin feto ile mucadelesinde devletin yaninda olmak yerine fetoyle her alanda isbirligi yapan muhalefetin agziyla konusan sevgili nihat genc, ne istiyorsun bizden, daha acik yazar misin? Ne kadar hatasi olsa da ulusalci olan Deniz baykalin feto eliyle indirilmesinden sonra zerre kadar birsey anlayamadin mi hala? Tam 10 yildir sende mi ayilamadin hala? Yoksa daglarda tek basina mi dolasiyorsun 10 yildir? Sana gore bunlari yazdik diye biz de mi satilik maasli yandas olduk simdi? Ihaleler mi koparttik devletten? Yattiginiz yerden ne guzel de devlet yonetiyorsunuz oyle..Bravo vallahi.

  5. 20 yıl iktidar olunca, haliyle, insan doğuştan hakkı gibi görmeye başlıyor olayı. Dünyanın hangi demokratik ülkesinde var bizdeki manzaralar. Bu sadece seviyesis argumanlar ile karşı tarafı sönükleştirme çabası değil, ne bilim akrabanın yönetimde olması misal, “iki bakanlık bir akraba, ne bu abicim birleştirin gitsin” hangi ciddi ülkede var bunlar?
    Malesef bunun asıl sorunlusu toplum. Millet az buçuk eğitimli olsa yemez o ekranda söylenenleri ama malesef yalayıp yutuyor, sormuyor, soruşturmuyor, işin içine az buçuk Allah kitap eklendiyse hele, tam tersine gaza gelip naralar atıyor. Hani var ya Zübük filminde Camiye para toplama sahnesi “Sen ağzınla söyledin evde de okunur ama namaz kılınmaz” a dönüyor laf. Zübük’ün numarası yine işe yarıyor, yani ekranlarda sıkılan o palavralar işini gayet güzel görüyor, maliyeti vahşileşmek mi dediniz? Kim takar tekerleri dönsün de bugün, onu düşünecek derinlik, millet sevgisi onlarda olsa zaten orada oturmazlar…
    Okuyucu kardeşim, Nihat abimizi seviyoruz ve onu bu haliyle seviyoruz. Milleti için, haksızlık hukuksuzluk için delirmiş haliyle çünkü o da yapmasa kimsenin s.kinde olmayacak. Senin delilerse üç kuruşluk çıkarı için, aman tezgahımız bozulmasın, inekler uyanmasın diye deli oluyor. O çakallarla bu adamı bir tutman açıkçası beni üzdü.

  6. Aşağıda yazdığım yorum yalaka bakış açısını yansıtan bir hicivdir. Dikkate alanlar olmuş. Almayın arkadaşlar.

  7. Abicim birşeyi kaçırıyoruz bukadar avukat yasal haklarını kullanıp mahkemelerle bu işin çözülemeyeceğini anlayıp mı sokağa indi? Eğer öyleyse vay halimize ,onlar yasaları bilirken o haldeyse …vatandaşa allah rahmet etsin.

  8. 23 Haziran 2020, 17:20

    Bu yazıyı CHP ve CHP’liler okumalı; hem sindire sindire okumalılar.
    Yurtseverliğimizi bilgiyle, bilinçle beslemek zorundayız. Gerçekleri kem küm etmeden dile getiren bu yazıyı bir kez daha okuyacağım.

  9. Biz ne barislari taniriz, ne muyesser hanimi..Sadece ayyildizli bayraginin altinda golgelendigimiz vatani ve devleti taniriz..Hicbir siyasi gorus hicbir zumre veya kisi bundan daha degerli olamaz..Muhalefet yapiyorum diye de bunlara zarar vermeye kalkamaz, saldirida bulunamaz..
    Ancak biraz once baris terkoglunun savunmasini okudum..Her kelimesine imza atarim..Muthis bir savunma ve cok zeki cesur bir gazeteci oldugu belli..Ve de vatansever..Bu durumda sanki birileri bir tezgah kurup bunlari oyuna getirmis, ayni tezgahin parcalari baska bir yerden harekete gecerek iddianameler hazirlanmis..ortalik bulanmis…Milletin kafasini karistirmislar..Bence Yuzde yuze yakin ihtimalle sucsuz bulunup serbest kalacaktir..Insallah serbest kalir…Ancak bu tezgahin cok derinlerinde yuzde yuz F harfi ile karsilasilacaktir..
    Cikardigim sonuc ise, mitin daha da mitlesmesi gerekir, bilakis memnuniyet duyariz,gurur duyariz.Ilk hatalari sanki kendileri yapmis gorunuyor… Feto mucadelesi cok daha kapsamli ve hizli hale getirilerek, bu tip gereksiz gorunen davalarla da vakit kaybedilmemelidir..Her zaman oldugu gibi yine hicbirseyi ezbere desteklememeye devam ediyoruz…Tum turkiye F tipinden acilen arindirilmalidir.yok cayciymis yok rutbesi dusukmus bakilmamalidir..Caycilik dahi ciddi bir meslektir ve baskasinin hakkini calarak caycilik dahi yapamaz hic kimse. Hele devlette guzel bir kazanc kapisidir..Hepsi casus oldugu icin acinacak bir durum yoktur ortada..Soyledikleri ve birbirlerine camur attiklari gibi F tek bir yerde degil, her tarafta her kesimde her goruste kol gezdigi ayan beyan ortadadir..Gercekten mucadele etmeye calisan insanlarimiz cok yalnizdir..Geregi yuce devletimizindir..

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!