Bir
Karayalçın İnce’yi ikna için arabuluculuk yapmış ve bu kritik dönemde partiyi bölme, demiş.
İyi de bu Karayalçın değil mi CHP varken SHP’yi kuran!
Ve Ankara’da Gökçek’e 5 dönem başkanlık saltanatı bağışlayan.
İki
Ekranlara çıkan CHP’li yorumcular çok şikayetçi, bu kadar sorun dururken ‘neden AKP değil de ekonomi değil de CHP’yi tartışıyorsunuz?’.
İyi de CHP’yi orada tartışan sizsiniz. CHP’yi tartışmak için ekrana sizi çıkartıyorlar!
Ve bu cümleleri de o yandaş ekrandan dile getiriyorsunuz, ‘neden CHP?’ tartışılıyor diye.
Çıkmayın, tartışmayın.
Sizi çıkartıp sizin üzerinizden hep CHP’yi tartıştıklarına göre siz de bir ‘cevher’ bulmuş olmalılar!
Kendinize sorun, bende nasıl bir mallık var ki CHP’yi hep bana tartıştırıyorlar?
Üç
Ayşenur Arslan Halk TV’nin medya mahallesi programcısı, yıllardır tek işi HDP’lileri ekrana çıkartıp CHP’li kitlelere onları alıştırmak kaynaştırmak ve sonra CHP’ye ‘özerklik’ projesine yamamak, ki, başardılar, bu yüzden adı, CHP’nin başına matematik hesaplarla HDP’yi ördüğü için, Ören Bayan.
Twitter’in çok meşhur Fuat Avni gibi Fetöcü hesapları var, çoluk çocuk herkes bilir, bunlardan biri de Suna Varol. Ayşenur Arslan bu mahallenin içinde ama bu hesabı bilmiyor ve Suna Varol’u kendi hesabından linkliyor.
Fetöcü bu hesabı biliyor mu bilmiyor mu, yetmiş yaşına gelmiş binlerce TV programı yapmış ve en meşhur fetöcü hesapları dahi bilmiyor olabilir mi?
İşte bunu kahir ömrümde hiç anlamış değilim, AKP’ye vuran PKK olsun Fetö olsun, kim vuruyorsa ona sarılmak.
Neden kendi evlerine güvenemiyorlar neden kendi evlerinin kapısı önünde oynamayı beceremiyorlar, neden hainlerin oyununa alet oluyorlar!
Ve bu solucanlar güya muhalif!
Dört
Devlet Bahçeli İyi Parti’ye çağrıda bulundu sonra Tayyip Erdoğan da bu çağırıya sıcak baktı.
Ancak gelin görün ki İyi Parti cephesinden ses yok.
İnsan evet ya da hayır, der.
Niye uzatıyorsunuz, neyi uzatıyorsunuz?
Kalkın cevap verin!
Değil?
HDP’lilerin meclis kürsüsünden ‘bizim sayemizde burada oturuyorsunuz?’ ithamına henüz cevap verememiş İyi Parti’nin böyle ballı börekli tekliflere hemen hayır diyememesi CHP’yi de kıllandırıyor.
15 Temmuz’u tezgahlayan Nato’dan ve Enver Altaylı’nın şaibeli yeğeni Buğra Kavuncu’dan vaz geçemeyen İyi Parti’nin meşrebini de tıynetini de hangi hesaplar içinde olduğunu bilmeyen mi var!
Ben olsam, evet ya da hayır, hiç uzatmam, öyle artist-artist milliyiz milliyetçiyiz cartuz curtuz ayaklarını bırakın. Açılacak çok dosyanız rezil edilecek çok yüzünüz var. Burada nöbetteyiz!
Beş
CHP adını Amonyum Nitrat Partisi olarak değiştirdi, Amonyum: Oğuz Kaan Salıcı, Gamze İlgezdi, Seyit Torun vs. sürüsüyle depolanmış. Nitrat ise dostları: Abdullah Gül, Davutoğulları, Demirtaş, Babacanlar, çuval çuval istif edilmiş.
Amonyum Nitrat kimya bileşimleri projede yanyana gelince sorun yok öylece yan yana durabiliyorlar, ama, yanlarına bir Atatürkçü Kemalist gelince bütün depo ‘infilak’ ediyor’.
CHP’de Yalova vekili Özcan Özel, Karabük vekili Hüseyin Avni Aksoy ve Mehmet Ali Çelebi CHP’nin özerklik sözüne karşı bayrak açtı ve ‘toprak bütünlüğümüzden’ yana and içer gibi manifesto metni yayınladılar.
Gelin görün ki bu üç vekilin isyanı tek bir haber sitesinde haber olmadı.
Neyi saklıyorsunuz, ne kadar saklayabilirsiniz ve neden bu isyandan tek laf edemiyorsunuz!
Çünkü ‘infilak’ etmekten korkuyorlar.
Fetö’ye PKK’ya ve özerklik projelerine karşı erkekçe harbiden cephelerde savaşacak intikam alacak cesareti olmayanlar zamanlarını entrikalarla ve birbirlerini boğazlayarak geçirirler.
Toprak bütünlüğünü siyasetin kumar masasına pey diye sürenlerin sessizliğidir, bu.
Altı
Ayasofya kürsüsünden İstanbul’u İngiliz işgalinden kurtaran Atatürk’e karşı lanet okuyan Diyanet Başkanı Erbaş, halkın tepkisi üzerine, ilk açıklamayı Ahmet Hakan’a yaptı.
Ahmet Hakan kimdir, kim itibar eder Ahmet Hakan’a, insan içine çıkacak yüzünüz yok mu, çıkın ekrana tek tek kendiniz açıklayın ya da özür dileyin.
Ahmet Hakan’a çıkışı kısır etkisiz kalınca bu sefer Sabah Gazetesi’ne demeç verdi, yine, laf çeviriyor, yine yanlış anlaşıldım, diyor.
Be rezil, o halde, yanlış anlaşılmayacak ifadeler kullan.
Mesleğim edebiyat, birinci sınıf uzmanım, işim ifade, anlam, vs. üzerine.
Öyle Fetöcü ağızlarıyla oydu buydu şuydu’yu bırak, özü sözü bir adam gibi, özür dile!
Atatürk işgalden neyi kurtardıysa neyi inşa ettiyse hem üstüne çöküp yemiş yutmuş nüfuzuna tapunuza geçirmişsiniz hem de bu milli vatanı ve servetleri inşa edenlere nankörce küfrediyorsunuz.
Ve biz de sizi affedeceğiz, hiç uzatma, özür dile.
O lanet laf sümüğü balgamı irinli kanıyla suratına üstüne yapıştı, gün geçtikçe bu laf bedenine derine dövme gibi yerleşecek, kazıyarak çıkartmak elinde, hiç uzatma, bizi de kendi müridlerin gibi aptal yerine koyma!
Yedi
Yeri gelmişken, henüz ‘lanet’ lafı edilmeden, saf saf Ayasofya’nın açılışını izliyorduk, dedim ki, zemine tek tip halı olmasın. Bin ayrı Türk ve müslüman şehirden bin ayrı en harika örnekleriyle halılar getirip serelim. Ve dünyanın en büyük halı sergisi gibi Ayasofya’nın zemininde kullanalım. Yüksek bir sanat zevki katar, ziyaretçi sayısı çoğalır, bir düşünün rengarenk bin çeşit halı.
Sonra düşündüm, yahu Ayasofya’nın dış cephe boyası neydi?
Bir Bizans Sarısı vardı, ne oldu? Bizans Sarısı, altın ve bakır rengi arası bir şey, Eylül Ekim aylarında ikindi sonrası camlarda ve ağaçlarda yansıyan hafif karartılı sarıdır, halen seramikte kullanılır ve bu Bizans Sarısı Ayasofya içindeki fresklerde de görülür.
Bir dönem erguvan bir dönem gülkurusu da olabilir denmiştir, ancak, demir cevherinden el edilen ve İstanbul ve Anadolu’da bir çok yapıda halen kullanılan aşı boyası da olabilir mi?
Tartışılır, ama bu sıvası dökülmüş boyası solmuş bu haliyle hiç olmaz.
Madem ele güne açtınız, bari, hiç uzatmayın, şu dış mekanı boyayıverin!
Işıl ışıl bir Bizans sarısı, yakışır.
Sekiz
Büyük milli sorun!
Takı takmak bir gelenek, hem düğüne davetlisin hem de halin vaktin yerindeyse takı takmayacaksın, olacak şey değil.
Eee, çeyrek altın da 800 lira.
Ağustos’un sonuna doğru tam dört tane düğün daveti aldım.
Diyorum ki, düğüne gelip sadece ‘dua’ etsem olmaz mı?
Ya da ‘şiir okusam’.
İnsan olmanın sosyalitesine yetişemeyen yoksulluk ve onurumuz için, bu yara ne kadar derin!
Şakası bile insanı rezil rüsvay ediyor!
O düğüne gelip düğün yemeğini yemek insanın boğazına ne kadar acı geliyor?
Gitmesen ne kadar ayıp!
Yoksulluk insan içine çıkacak yüz bırakmıyor!
O düğüne gelip sessiz bir uzaklıkta oturmak insanın ne kadar ağrına gidiyor?
Oysa evlenen o genç çocukların çoğu hani derler ya elimize doğdu, doğumlarına sevindik çocukluk günlerinde oynadık, ama işte o çok yakın arkadaşlarımızın o dünya güzeli çocuklarının en mutlu günlerini bizlere ‘zehir’ ettiren hesap-kitap para yetişir mi-yetişmez mi, işte hayat!
Ben itirafçı deşifreci edebiyat sanatıyla kişiliğimi oluşturdum ama yine de bu satırları yazabilmek çok zor, bir şekilde şakaya yüzsüzlüğe vurup ya da bir pundunu bulup işte bu satırlarda mırın kırın etmek dahi ne kadar nezaket dışı, insanı ne kadar utandırıyor. Ama, konuşamayan-anlatamayan-içini dökemeyen sizlerin acısı benden de büyük. Mehmet Akif’ten biri para isteyince, kesesini açmış ve boynu bükük mühründen başka bir şey bulamayınca… O kesedeki mührün boynu bükük hali, o an’dan nasıl utandığını anlatan mısralar, yüz yıl geçti, hala aynı, insanı yerin dibine sokan bu mahcubiyeti hala bitirememişsek niye insan diye yazıyor insan adına konuşuyoruz! ‘Ya hamiyyetsiz olaydım ya param olsa idi’ M. Akif.
Dokuz
Düğünümüz bu.
Ya bir önceki ramazan bayramımız?
İlahi ömrümde en ağrıma giden şey, geçen bayram yaşadık.
Tüm ülke karantinadan çıkamıyor, kimse mezarlıklara gidemiyor, belki de tarihlerde ilk defa insanlar bayram günü anne-babalarının mezarlarına gidemediler.
Ama, o ne?
Seksen milyon içinde sadece Tayyip Erdoğan, o karantina günü kalktı ve annesinin mezarını ziyaret etti. Lafım yok, tabii ki etmeli, hayırlı evlatmış.
Ama Tayyip Bey’e nasıl imrendim.
Ve ama çok ağrıma gitti, ya bizim annemiz, ya seksen milyon insanın çocukları babaları dedeleri yakınları?
Böyle anlarda insanın gücü tükeniyor!
Bir senin mi annen var!
Annemizin mezarına gidememeye değil eşitsizliğe zehir gibi ağlıyor insan.
Mesele mezarına dökeceğimiz bir şişe su, başında okuyacağımız bir fatiha ve başına koyacağımız iki karanfil hiç değil.
Mesele?
Tek bir ‘anne’ dışında mezarında yatan bütün annelerin yok sayılması!
Ne olurdu sanki, bütün dünyalılar bütün ülke gibi sen de gitmesen ya da kameralarla bizlere göstermesen.
Biz de kendimizi bu kadar yalnız itilmiş hissetmesek!
Tayyip Erdoğan’ın seksen milyondan kimsenin yaşayamadığı bayram günü anne ziyaretini görünce kendini çok karanlık bir zindanda ağlarken bulan, bu ülkede bir tek ben miyim?
Ne diyelim?
İşte bu yüzden, bir daha, yasakların sansürlerin ve hakların herkese eşit dağıldığı, herkesin hukuk karşısında eşit olduğu, Yaşasın Cumhuriyet!
Karayalçın’ı Ankara’lılara soracaksin. Bunun kadar lüzumsuzu daha gelmemiştir. Bak kaç yıl geçti sesini duyan yok bir “olasılık” çıkınca hemen orada. Bu kendi çıkarı için dünyayı satar kafası şu an milletin bıkkınlık duyduğu kafadır.
Hamiyyet (Luagat’tan): Dîni, milleti himâye etmekte, korumakta, şerefini savunmakta tenbellik etmeyip, bütün kuvveti ile gayret etmektir. (Hamiyyetsizlik de tam tersi)
Viçdan Türkiye
vay be Nihat abi,sen bunları yaşamasaydın yazamazdın.
Bayram günü anne ziyaretini görünce kendini çok karanlık bir zindanda ağlarken bulan yalnız siz değilsiniz. Dedemi ziyarete gidemeyen annem çok içerledi o görüntülere. Yazınızı kendisine okuyacağım, belki biraz daha iyi hisseder kendisini bu paylaşımla.
Yazı hem akılcı hem duygusal.
Nihat bey, düşüncenizi çok iyi ifade ediyorsunuz.
Yazılarınız zevkle okunuyor.
Ates etmissin Nihat abi tesekkurler. Hem nalina hem mihina…
Madde Dokuz, işin özü özeti. Detaylarını tam hatırlayamadığım bir hikaye anlatmıştı bir arkadaşım. Hz. Ömer’in oğlu devesini bir çobana emanet etmiş. Zaman geçmiş, develer geri gelmiş. Bakmış Hz. Ömer; oğlunun devesi diğer develerden daha semiz, daha çok gelişmiş. Çağırmış çobanı, nedenini sormuş. Çoban da bu deveyi farklı bir otlakta otlattığını, bu otlağın diğerlerine göre daha iyi olduğunu söylemiş. Hz. Ömer de çobana “sen bu deveye Halife Ömer’in oğlunun devesi olduğu için mi iltimas geçtin” demiş ve deveyi geri vermiş.
“Nöbetteyiz!” Çok tuttum. Saygılar.
Siz hep varolun ,yazin biz okuyalim .Tum yazilariniz duygularimizi bu kadar mi guzel ifade eder muthissiniz tesekkurler.
Mükemmel yazılar, tüm yazılarınız harika.Bu kadar güzel anlatımlar, içten sohbetler yalnız burada, sadece Nihat Genç’te !
Sevgili Nihat bey, senin duygu ve düşüncelerini ilgiyle okuyorum ve iyi ki bu aziz ülkemde sen varsın. Ama az sayıdasın. Allah senin gibi düşünenleri bu ülkede çoğaltsın. Bütün muhalefet partileri bir araya gelse senin kadar hakikatın doğruların ve güzelin yanında yer almıyor. Sevgiler
Nihat abi yıllardır seni ve yazılarını zevkle takip ediyorum .Güncel olaylara Türk medyasında rastlanmayan derinlikteki yorumlarınız ufkumuzu açıyor teşekkürler abi
Madde Dokuz işin özü ve özeti. Devlet büyüklerimiz farklı vesilelerle Hz Ömer kıssaları anlatır. Hz Ömer’in hiçbir ayrıcalık ve iltimasa tahammül edemediği ile ilgili bir kıssa. Hz Ömer’in oğlu Abdullah, bir deve satın alır. Deveyi devletin develerini güden çobana verir. Devletin otlaklarında deve yer, içer, iyice semirir. Bir gün Abdullah satılması için pazara götürür. Hz Ömer deveyi pazarda görür, kimin olduğunu sorar. “Oğlunun” derler. Canı sıkılır. Oğlunu çağırır deveye nasıl sahip olduğunu ve nasıl böyle semirdiğini sorar. Oğlu, olanları anlatır. Bunun üzerine Ömer: “Vay, ne güzel. Hem halife oğlu olasın, hem böyle iş edesin. Deveni devlet çobanı otlatsın, devlet otlaklarında otlatılsın, satınca da kârı senin olsun. Olmaz böyle şey. Git deveyi sat. Deveyi aldığın tutarı sen al, gerisini götür, devlet hazinesine teslim et, der.
Iyi partinin ismi kayi boyunun damgasindan geliyor..Bir hatirlayalim simdi, kimler yillarca bu tip isimleri kendilerine kalkan olarak kullanmisti…Bildiniz, evet feto..Ergenekonla basladilar, ATATURK ile devam ettiler, yurtta sulh konseyi vs…sonra kayi boyundan ciktilar..Kendilerine CB tarafindan safa gelin cagrisi ise akillara zarar..Bunlar safa gelirse bahceli ne olacak peki? Partiden kovulma sebepleri baska turlu bir F darbesi ile partiyi ele gecirmek degilmiymis yani?
Bir diger husus ise fetonun gazabina ugrayan ilhan cihaner chp milletvekili oldu..M.Ali celebi ve dursun cicek le beraber..Pekiyi chp feto ile isbirligi ve ittifak halinde iken bir suru delil ortaya dokulmusken bu saygideger milletvekilleri yillardir neredeydi? Ilhan cihaner afrindeki ypg lileri savunarak kendini acik etti zaten..Simdi kalkip M.ali celebi nin toprak butunlugunden bahsetmesi tribunlere karanfil mi? Dostlar alisveriste mi gorsun? Iki atasozu var..Ates olsa curmu kadar yer yakar..Sarimsagi gelin etmisler, kirk gun kokusu cikmamis..Oyun icinde oyun…Boyle bir devirde kimseyi laf olsun diye, gel biz seni cok sevdik diye mv listesine koymazlar…Zamaninda istifasini koyamayan elestirdikleri genkur baskanlarindan ne farki var simdi bunlarin? Ancak kendilerini kurtarirlar..Aci ama………gercek…Sozlere degil icraata bakilir..Yoksa herkes guzel konusuyor…
Yazin su gibi nihat abi, akti gitti..Ellerine saglik.
Sn. Nihat Genç, yalnız değilsiniz, sizin gibi pek çok insan ayrımcılığa ve haksızlığa baş kaldırıyor, mezar ziyareti yorumunuza katılıyorum, rab bana hep bana tarikatı üyesi insanlar (başka bir kelime kullanmak isterdim ama neyse) tarafından yönetiliyoruz, bizi dikkate alan yokki ölülerimizi saysınlar, yazık, güzel bir bakış açısı yakalamışsınız, eee sıkı edebiyatçının gözünden hiç bir şey kaçmaz, annenizin mekanı cennet, yattığı yer nurla dolsun, sevgiler
Laik cumhuriyeti, demokrasiyi “Satan Parti”‘nin kıç yalayıcısı… Laik cumhuriyeti bilfiil yıkıp adım adım İslami cumhuriyet inşa eden muktedirlere gıkını çıkaramayıp, -kendisinin aksine- muktedirlerin karşısına dikilmeye cesaret edenlere hakaretler yağdıran korkak küfürbaz… Engin Ardıç’ın “ulusalcı” versiyonu…. Şu İslamofaşizm badiresini atlatıp laik demokratik cumhuriyeti yükselttiğimizde suratına tükürülecekler listesindeki yeri “Satan Başı”ndan hemen sonra gelen çanak yalayıcı.
Biz Tanrımıza sonsuz nedenle şükrederiz; ancak şu iki neden iki sonsuz nedendir:
Birincisi insanlığa, iki dünyasında da sonsuz nur olan İslam dinini,” iyiler güzeli Yüce Peygamberiyle” öğrettiği için ve onun ümmeti olmayı bahşettiği için;
İkincisi; bize, birinci nedeni, her iki cihanda da sonsuz nur olan İslam dinini en yüksek şerefle, huzurla, imanla, güzel amelle, şükranla, maneviyatla, ahlakla, namuslulukla, kadirşinaslıkla yaşayabildiğimiz, Ayasofya da ve tüm İslam da ezanların susmadığı, namazların saf imanla kılındığı, oruçların yüksek şuur ve iştahla tutulduğu, paylaşımcılıkla, yardımlaşmanın yarış bilincinde yaşandığı, değerbilirlikle, yurttaşların birlik beraberlik şuuru içinde bayındırlıkla, muassırlıkla, çalışkanlıkla, irfanla, güvenle, özveri ile, herkesin eşit eğitim aldığı, herkesin eşit sağlık hizmeti aldığı, herkesin eşit cumhuriyet yurttaşı olduğu, kadının toplumun/insanın en az diğer yarısı olduğunun çok yüksek bilinçle kavrandığı, irfanı, fikri ve vicdanı hür milyonlarca yeni nesillerin yetiştiği çağdaş bir toplum;
ayrıca, ülkesinin/milletinin kanunlarının özgürce yapıldığı, Kurtuluş Savaşı vermiş tek Meclis olmak gibi en yüksek şereflerin sahibi, Gazi Meclisi ile, ülkesinin/milletinin adalet tecelligahlarının özgürce adalet dağıttığı çağdaş yargı birliği ile, Ülkesinin/Milletinin özgürce seçtiği yöneticiler eliyle özgürce ve demokrasi içinde yönetildiği çağdaş hükümet sistemi ile; hülasa her cephesi ve çehresi ile tam tekamül etmiş tam bağımsız, çağdaş güzel ve harika vatanımızı ve onun ilelebet payidar kalacak Yüce Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türk Milletine, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ile kurdurduğu için, şükrederiz.
Sonsuz iyiliklere erin.
ATATÜRK bir Bağımsızlık Tohumdur,
En iyi yeşerdiği yer
“medeniyetin tek dişi kalmış canavara” dönüştüğü coğrafyalardır,
Tanrının iradesi ile
ATATÜRK bir tohumdur. Atatürk tohumu nerede olsa filizlenir. Atatürk tohumunun ürünü; “benim karakterim tam bağımsızlıktır”; Atatürk tohumunun ürünü; “hayatta en hakiki mürşit ilimdir fendir”; Atatürk tohumunun ürünü: “yurtta sulh cihanda sulhtur”. Elbette daha pek çoktur. Bu kutsal tohumun ürünleri sonsuzdur, düşünene akledene. Bu paslanmaz üç çelik fikir üzerine oturtunuz düşünce örgünüzü/düşünce ağınızı ve buradan feyz alarak sürekli üç boyutlu çoğaltınız tekâmül ettiriniz bereketlendiriniz düşüncelerinizi.
Atatürk tohumunun yetişemeyeceği iklim, coğrafya, deniz/su, toprak, zihin, düşün uzayı yoktur. Her tür zeminde kolaylıkla filizlenir/fikirlenir. Aslında bu üç paslanmaz çelik fikir tabiatın, enerjinin ve tanrının insana öğrettiği matematik yasaların nazım biçimidir. Bu nedenle ATATÜRK tabiatı, enerjiyi, tanrıyı insanca en güzel ifade eden bir üstel, çok köklü matematik denklemdir.
Harika bir matematiktir.
Atatürk; ⎹1600’lü yıllar -1900 zaman aralığında, “limit tek dişi kalmış canavara gider iken” şiddetle eksi yönde sıfıra yani yok olmaya giden (Türklük/zaman) direncesinin (türevinin) eğrisini 1919-1923 arasında art yönlü yükselmeye çevirmiştir. Türklük/zaman direncesinin sıfıra yaklaşan değerini, çözüm kümesinde sıfırı yasak küme elemanı yaparak, sonsuz pozitife çevirmiştir. Bunu tek dişi kalmış canavara karşı sıfıra ulaşmadan sıfırdan geçmeden yapmıştır.
Bu manada Atatürk Türk milletinin kötü talihini iyi talihe bükmüş/çevirmiştir.
Şunu da ilave edelim ki, bu üç paslanmaz çelik fikir evrenseldir, enerjidir ve tanrısaldır. O zaman aralığında onu kim mayalar ise onda tecessüs eder.
Öyleyse Atatürk olmak Atatürk tohumu olmak evrenseldir. Her iklim her coğrafya her toprak bunu doğurabilir filizlendirebilir, ürün haline getirebilir.
“Tek dişi kalmış canavar” medeniyetler zemini Atatürk tohumunun filizlendiği, yeşerdiği ürün olduğu en iyi zemindir. Atatürkler bitmez.
Ne isa ne musa ya yaranamamis adama mi soyluyorsun sen bunlari? Dogrulari soyledigi icin heryerden bir sekilde kovulmus adama mi saydiriyorsun? Bir kucuk altin alip sevdiklerine takamayan adama mi catiyorsun? Bir de uzerine canak yalayici diyorsun? Yuh olsun sana…satan neymis ornegini gosterdin bize..
NİHAT BEY KALEMİNİZE SAĞLIK.
Nihat bey masallahiniz var,CHP ye verdiniz veristirdiniz.Dostlar alisveriste gorsun misali Reyisi de mezar ziyareti dolaysi ile elestirdiniz tebrikler buyuk cesaret Reyisi elestirmek.Ahmet Hakana laf etmeyin bari. Halbuki sizden cok sey ogrenmistik.Geldigimiz durum nekadar uzucu yazik .
Meşrebini belli etmişsin Ali..ne diyelim: müstahakını bulasın, oturdugun kucaktan kalkmayasın..