Nihat Genç yazdı…
Tayyip Erdoğan’ın gazetecilerle uçakta çektirmeyi gelenek haline getirdiği fotoğraf artık İslamcı siyasetin bir ikonu haline geldi!
Şüpheniz olmasın Tayyip’ten sonra da aynı lider merkezli fotoğraflar çekilmeye devam edecektir, nereden mi biliyorum, anlatayım!
Bu yüzden ‘ikonografi’ üzerine çalışalım!
Ve, Anadolu’nun yüzlerce üniversitesinde yetersiz eğitim almak zorunda kalan milyonlar içinden hiç değilse üç-beş arkadaşımızın zihnini açacak anahtar kelimeler bulabilmek için bu sütunlarda ısrarla yazmayı sürdürmek zorundayız!
Ekrem Akurgal, Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük sanat tarihçisi, eşi benzeri yoktur!
‘Doğu ve Batı, Mezopotamya, Yunan Sanatının Kaynağı’ adlı kitabı dünya müzelerine dağılmış Fenike, Assur ve Babil ve Hitit ve Yunan vb. bu toprakların en eski eserlerini inceliyor!
Ne mi yapıyor, kayalardaki taşlardaki kabartmalardaki heykellerdeki çizimlerin gelişim serüvenlerini anlatıyor, şöyle, saç şekilleri nasıl gelişti, kolları ve bacakları ve sandaletleri ve aslanları ve askerleri ve savaş arabaları ve gözleri ve tunikleri ve cübbeleri vs. çizimleri zaman içinde nasıl gelişti ve nereye kadar gelip duruverdi-donuverdi!
Heyecanlı bir sanattır, eşyaların köklerine dair ve o günkü insanların hayata bakışları hakkında bilgi verir, mesela o ünlü Persopolis antik kentinde bugün bir doğu geleneği şalvar giyen adamı kabartmada görünce, keyfim yerine geldi!
Assur, Suriye isminin kökeni, kitap, milattan önce, binli yıllarda kabartmaları, heykelleri, kaya mezarlarını inceliyor ve doğu ve batı kültürlerinin nasıl ve nerelerden etkilendiğini sonucuna dair fikirler ileri sürüyor!
Aslanlar ve kadınlar ve askerler ve krallar ve altın ve bronz heykelcikler, yani doğu topraklarının eşsiz hazineleri!
Kükreyen, sert pozlar veren öfkeli aslanlar, ve bu duyguları ifade edebilecek tasvir yetenekleri size çok şey anlatır!
Ve mesela saç şekilleri nasıl gelişti, ki, henüz Tevrat’ın olmadığı bir dönemde Asur, Babil kaya mezarlarında bugünkü ortadoks yahudilerin kulağın yanından sarkan bukleli saçların aynısını bulmak!
Ve aslanları bugünün bir fotoğraf gerçekçiliğinde yani ustalığında görebiliyorsunuz ve neden bu coğrafya aslanlarla dolu?
Dünya müzelerine dağılmış yüzlerce kabartmanın her bir çizgisini ifadesini duygusunu anlattıktan sonra Fenike ve Babil ve Asur ve Hitit uygarlığının Yunan medeniyetine katkısı yani geçişini ortaya koyuyor!
Ekrem Akurgal’ın tezi, yakın doğu (Fenike, Assur, Babil, Hitit) sanatının Yunan’ı derinden etkilediğini söylüyor!
Ancak Batı medeniyetinin kökeni olan Yunan sanatının yakın doğudan bu gelişimi alıp başka bir aşama-merhaleye geçtiğini anlatıyor!
Ve doğu sanatlarının Yunan’ın aştığı merhaleyi neden yakalayamadığı sorusunu sanat tarihi objeleriyle masaya yatırıyor!
Soru şu, perspektif (derinlik, çok boyutluluk) yakın doğuda neden gelişmedi? Ve ne oldu da ‘perspektif’ Yunan’da başladı!
Perspektifi keşfedememiş yakın doğu sanatlarını ise ‘kavramsal sanatla’ açıklar, yani biçime odaklı ve idealleştirme! Buna stilize etmek de diyebilirsiniz, hani şu ebru sanatındaki laleler tıpa tıp gerçeği değil stilize edilmesi gibi!
Kavramsal sanat gerçekçi değildir ve sadece cepheden görür bu en basit en ideal tasvirdir! ‘İdeal’ kelimesi gerçeğin yerini alır!
Yani Assurlu heykeltraşlar gözlerinin gördüğünü değil, zihinlerinin önemli bulduğunu sever ve çizer!
Vücudun baş ve göğsü cepheden, bacaklar profilden gösterilir!
Yani ‘idealize’ edilmiş bir sanat!
Yani sanatçı gördüğünü değil zihnindeki çiziyor!
Mesela kralı, gururlu, ağırbaşlı, devletin gücünü temsil eden asil ve üstün gösterir çünkü bu ideal tasvir komşularını ve düşmanlarını korkutmaya yöneliktir!
Ve kralı ‘gerçekçi’ çizmeyişleri yetenekleri olmadığı için değil çünkü aynı heykeltraşlar yabancıları-düşmanları vahşi ve sert yani gerçekçi tasvir edebilecek güçtedir!
Bunu şöyle açıklar, güçlü merkezi kontrol ve sanatın saraya bağımlı olması yaratıcılığı geciktirir hatta dondurur!
Yani gerçekçi çizebilecek yetenekleri olduğu halde kralı gerçekçi değil zihinlerindeki ideal karaktere uygun çizerler!
Kabartma ve heykel sanatı o yıllarda da etkili propaganda aracı ve kraliyet ailesi ve rahip sınıfının bir ayrıcalığıydı!
Gelelim Yunan’a, Yunan sanatı ise zengin gelişimini şehir-devlet sisteminin demokratik yapısına borçludur, der!
Şehir devletleri ve vatandaşları arasında yoğun ticari ve sanatsal rekabet yaratıcı sanatları teşvik etmiştir!
Mesela yakın doğuda pazarda satılmak üzere üretilen sanat objeleri vardı ancak bunlar çömlekçilik gibi küçük sanat eserleriydi ve yakın doğuda anıtsal eserler devletin tekelindeydi!
Yakın doğu kabartmalarında dikilitaşlarında mesela kralı aslan avlarken görürüz ve aslan üzerinde oklar ve kralın askeri seferlerini görürüz ve şaşılacak güzellikte çok başarılı gerçekçi aslan tasvirleri!
Sadece sanat tarihçilerinin ilgilendiği bu kitapların arka planında eşyaya ve siyasete bakışımızda tarih boyu değişmeyen sadece giysilerimiz değil hiç değişmeyen siyasi geleneklerimiz var!
İşte ‘kralı’ merkeze oturtmak ve kralı haşmetli göstermek ve kralı ve rahipleri öne çıkartmak ve diğer asker ve halkı ise daha basit çizgilerle stilize ederek ifade etmek bu kavramsal ve idealize sanatın felsefesi!
Düşünün, bu kaya kabartmaları ve dikilitaşlar üzerinden tam üç bin yıl geçti ve yakın doğu topraklarında ‘kralı’ ve ‘sarayları’ merkeze yerleştirme hiç değişmedi!
O halde sanat tarihi ve felsefesi siyasetimizi anlamak için bize çok derin şeyler söylüyor!
Bizler de aslında ‘gerçekçi’ ve perspektifi-derinliği-boyutları olan resimler ve siyasetler yapabilirdik ancak kralı öne çıkartmak için sen-ben hepimiz yaratıcı yeteneklerimizi körleştirdik çünkü hepimiz krala ve merkeze odaklıyız!
Saddamların, Kaddafilerin, Esadların ve padişahların ve Tayyiplerin sarayları aslında bu topraklarda Babil’den Hitit’ten beri merkezi önemini hiç kaybetmedi ve üstüne…
İşte alışık olduğunuz bir resim, artık bugünkü islamcı siyasetimizin bir ikonu haline gelmiş, Tayyip Erdoğan uçakta gazetecileri etrafına alıp fotoğraf vermesi!
Şaşılacak şey, gidin müzelerinize ve görün, işte bu fotoğrafın bu topraklarda üç bin yıldır değişmemesi, ortada kral ve yanında dizili rahipler!
Asur ve Hitit ve Babil kabartmalarında da kral merkezde ve cepheden ve askerleri yandan görünür ve halk ve diğerleri hiç görünmez ya da çizimleri önemsenmez!
Bu topraklarda sarayın ve kralın henüz dinler ortaya çıkmadığı yüzyıllarda bile merkezi konumunu üç bin yıldır hiç kaybetmemesi siyasetimizin derin sorusudur!
Ve dünkü kabartmalarda olduğu gibi bugünkü Tayyip fotoğraflarında da derinliğin ve boyutun yani perspektifin hiç olmaması!
Yani, kralımız, hala, aslanları avlamış ve avladığı aslanları heykeltraşlarına yontturarak halkın ve düşmanın gözünü korkutuyor ve krallığının ihtişamını çizmesi yazması için heykeltraşlarıyla ve rahipleriyle poz veriyor!
Kralı merkeze koyan Babil de Asur da Hitit de Sasani de Osmanlı da yıkıldı ve ama kralı merkeze koyan siyasetimiz neden üç bin yıldır hiç değişmedi!
Peki niye yıkıldı, belki de kralımız düşmanla gizli bir anlaşma yapmıştır, belki de kralımızın çok açıkları vardı ve düşmanın elinde esir ve rehineydi ve belki de kralımız çok borçlanmış ve düşmana artık verecek bir şeyi kalmamıştı, bilmiyoruz ya da biliyoruz, ama?
Gerçekçi bir resim çizemiyoruz ve zihnimizdeki ‘kral’ imgesinden üç bin yıldır vazgeçemiyoruz!
Çizilen fotoğrafta perkspektif yani derinlik ve boyut olmayınca halk ve askerler ve ekonomi ve hazine ne alemde bilemiyoruz!
Biliyoruz ama ne kadarını söyleyebiliyoruz, tek boyutlu ve cepheden bu kral resmi bize derin bir bilgi vermiyor!
Çünkü kralımızın aslanları çok öfkeli hatta kudurmuş gibi saldırıyorlar!
Kralın askeri seferlerini görüyoruz kralın ihtişamını görüyoruz ama el altından gizli anlaşmaları göremiyoruz!
Aslanların öfkesini görüyoruz kralın etrafındaki mutlu yüz ifadeleriyle krala hizmet eden rahipleri açık seçik görüyoruz!
Ama aç kalan acı çeken halkı ve düşmanın sarayın içine kafasına nasıl girdiğini hiç görmüyoruz!
Ekrem Akurgal’ın sadece uzmanları ilgilendiren bu satırları, bir medeniyet sorusu, Fenike, Asur, Babil ve Hitit ve Pers ve Osmanlı gibi medeniyetlerin bir sınıra gelip o sınırı neden aşamadıklarını anlatıyor bize!
Oysa aynı sınırlara çok defa geldik, mesela, İslamın ortaya çıkışıyla bu topraklarda bilimde ve felsefede çok büyük gelişmeler yaşandı ve o yıllarda Orta Çağını aşamayan Avrupa çeviriyle sonra Haçlı seferleriyle bu bilimsel gelişmeleri kopya edip Batı’ya götürdü, ama, geldiğimiz noktada topraklarımız bilim ve sanatta donup kalıverdi ve bir merhale ötesine taşıyamadı!
Çünkü, değişmeyen kralların gücü ve rahipleri ve sarayları ve savaş sahneleri ve avladıkları aslanlar!
Bugün kralımızın madenlerini borsasını hazinesini kimler götürüyor, biliyoruz ama çizemiyoruz ve perspektifi olan gerçekçi bir tasvir yapamıyoruz, bildiğimiz tek şey kralımız aslanları avlıyor ve RAHİPLER üçbin yıldır mutlu yüzleriyle yanından hiç ayrılmıyor!
Başka yöne geçelim!
Ve Çorum ve Antep ve Maraş gibi şehirlerimizden çıkmış tarihin bu en büyük hazineleri bugün Almanya ve Fransa ve İngiltere gibi düşmanların müzelerinde, neden?
Düşman hem topraklarımızı hem sanatlarımızı hem saraylarımızı yağmalayıp götürecek büyük bir güce ulaşmış ama şimdi bize sunulan güncel siyasetin fotoğraflarında da düşmanı hiç göremiyoruz!
Ve bu hazineleri çalıp şahsi müzelerinde sergileyenler de sadece İngiliz ve Fransız devletleri değil nedense Yahudi ve Ermeni zenginler!
Çünkü onlar da ‘kral’ olmak istiyor, çünkü bu zenginler de merkeze konmak istiyor ve saraylarını işte bu tarihi eserlerle süslüyorlar!
Asur ya da Babil kralı gibi heykeltraşlar hep (reklam, iletişim araçları, nişanlar, ödüller) onların zenginliğini şatafatını ve büyük gücünü ve aslanları nasıl yendiklerini anlatsın, istiyorlar!
Ve soykırımdan geçirilmiş ve vatansız bırakılmış milyonlar ve katledilen minicik çocukların tasvirleri dünkü ve bugünkü kabartma ve siyasi tasvirlerin hiç birinde yoklar çünkü heykeltraşlarımız-yazarlarımız-yandaşlarımız kafalarının içindeki ‘kralı’ haşmetli heybetli çizip bizleri korkutmak istiyorlar!
Kralsın
Emeğinize sağlık, harika.
Abi bu ne güzel yazı ufkum açıldı.Allahım ne kadar boş yaşamışım.
Kalemine sağlık Nihat abi.
Tek adam despotluğunu yönetim biçimi zanneden Doğu kültürü her zaman sorunludur. Batılılar onları bu gidişle kıyamete kadar yönetecek galiba.
Dünyada nadir bulunan bir element değerinde ifade zenginliğiniz var Sayın GENÇ…
Hamurunuz yoğurulurken ve mayanızı korurken harcadığınız emek ve alınterinize saygı ve minnetle…
Mükemmel bir yazi. Ancak Tayyipin gazete okuduğunu, herhangi bir şey okuduğunu, hiç sanmıyorum.
Nihat Genç okudukça okuyasimiz geliyor,ekmek,su gibi ihtiyaç… Türkiye’nin tartışmasız en klas edebiyat siyasetçisi.Masallah.