Nihat Genç yazdı…
Kutsalların sona ermesi Fransız İhtilali’yledir ve kutsala son veren Fransa tarihte ilk ‘millettir’ ve ihtilalle bütün dünyada ‘kutsal’ yer değiştirmiştir!
Kutsallığı sona erdiren önce Jakobenler (cumhuriyetçiler) ve sonra 1848’de sanayinin gelişmesiyle ortaya çıkan ve Avrupa’yı saran işçi köylü hareketleridir!
AKP iktidarı ‘seccadeye basılmasını’ seçim arifesinde arayıp da bulamadığı büyük bir şans olarak gördü ve hazır yandaş kıtalar saldırıya geçti!
Namaz kılmak için ‘seccade’ şart değildir, temiz bir yer temini için gereklidir!
Ve Anadolu’da ‘seccadeye’ ayakkabıyla basmak günah değil görgüsüzlüktür!
Cami ve mescitlerde namaz kılınan seccadeler serili durur ve toplanmaz, ancak Anadolu’da ev ve iş yerlerinde namaz kılınan seccade mutlaka toplanır ya da ucu sağ tarafından kıvrılır!
Üstünün kıvrılmasının sebebi sonra uydurulan şeytan namaz kılmasın diye değil, ki, AKP iktidarına kadar şeytan zaten namaz kılmazdı, kıvrılmasının sebebi üstüne basılmasın, temiz kalsın, çünkü seccade alnınızı yüzünüzü değdirdiğiniz, yer!
Hatta dekoratif olarak kullanılan seccadelere dahi ayakkabıyla basılmaz, ki, Kılıçdaroğlu’nun özrü yerindedir ve ancak seccade üzerinde ayakkabılarıyla poz verdirtilmesi hiçte masum görülmüyor!
Peygamberimiz ‘yeryüzü bana mescit kılınmıştır’ der!
Trabzonspor taraftarları gibi bize de hepimizi de her yer kutsaldır!
Ovalarımız ormanlarımız dağlarımız kutsal değil mi?
Depremde büyük cehalet ve ihmalden ölen ikiyüzbine yakın insanımız ‘kutsal’ değil mi? Gökler yerler toprak çiçek anne vs. dokunduğunuz gördüğünüz her yer kutsal değil mi?
Ancak ülkemizde İslamcı siyaset yeni bir keyfi rejim yeni bir feodalite inşa etti ve yani kutsallara ve yeni dokunulmazlıklara ihtiyaçları var, Cengiz İnşaat’a ya da narko siyasete ya da Süleyman Soylu’ya dava açılamaması da yeni kutsalların yeni imtiyazların inşa sürecidir!
Çünkü ‘kutsal’lıkla feodalite (derebeylik, krallık, saraylar, ruhban sınıfı) aynı şeydir! Kutsallıkları ve imtiyazları olmadan bu yapılar yaşayamaz!
Tarım toplumu ortaçağda feodalite ve ruhbanlar aklınıza gelen her şeyi ‘kutsallaştırmıştır’!
Ve krallıklar ve kilise ‘kutsal’ın kontrolünü (denetimi, temizliği, kuralları, mabedleri ve tapınımı) otoritesine almıştır, yani, ‘kutsal’ ve ‘aziz’in ne olduğuna kim olduğuna karar veren bir ruhban sınıfı vardır!
Kutsalların icadı ve kontrolü demek insanları o kutsallar karşısında denetim altına almak demek!
Ve dinler, ahlakı düzenlemeyi kontrol altında tutması gerekirken ‘insanları’ denetim-baskı-gözetim-zaptu rapt altına alıverdi!
Ve ruhban sınıfı giderek devletleri kontrol altına aldı ve sokakları ve hayatları ve ritüelleri ve evlilikleri ve toplumları…
Pagan dönemin dokunulmaz totemi çok geçmeden ruhbanların eşyaları ve azizleri ve onların takdis ettikleri herşey kutsal oluverdi! Krallıklar ve asilzadeler de öyle, diyelim Avusturyalı bir soylu İngiltere de İsveç’te de Rusya’da da ‘soyludur’, bütün ülkeler bu soyluluğu feodalite yasalarıyla garanti altına almıştır!
Ve yönetimden tarımdan ticarete ve saraylara ve kiliselere kadar her yer kutsalların düzenlenmesiyle feodalitenin (krallıkların kilisenin ve asilzadenin vs.) mutlak hükümdarlığına dönüşüverdi!
Kutsallar dışında kalan köylüler, serfler, marabalar, alınıp satılan birer köleydi ya da iş ticaret yapıp zenginleşip köleliği aşmaları çok zordu!
Kutsallığın bitiş tarihi Fransız İhtilali’yle başlar!
Fransız İhtilaliyle yoksullar ayaklandı ve rahiplerin kellesini kesiverdi, ve kilisenin vergi vermemek gibi devlet içinde dokunulmaz bir devlet olmak gibi vs. haklarını imtiyazlarını ellerinden alıverdi! Artık kilise de rahipler de soylular da herkesle eşit hale geliverdi!
Rahiplerin kellerini kesenlere bizler jakobenler ya da cumhuriyetçiler diyoruz, ihtilalin ilk dört yılı çok sert geçti ve Fransa yeniden karıştı ve ilk yılların sert jakobenleri yerine daha ılımlı cumhuriyetçiler geliverdi! Ve (uzun ve mutlaka gün gün öğrenilmesi gereken tarihin en büyük olaylarıdır) allem güllem, bir topçu teğmen Napolyon iç karışıklıkları acımasızca bastırırken, ismi öne çıktı…
Zaman içinde fikirleri revizyona uğrasa da Napolyon özünde bir jakobendi yani cumhuriyetçiydi, kanlı savaşlar sonrası, bir zafere ve otoriteye ihtiyaç duyan Fransa’nın ipleri Napolyon’un eline geçiverdi!
1800’li yılların başında Avrupa Tarihi’ne yön veren bir çok büyük isim vardı, bunların başında Napolyon gelir, ve Avusturyalı komutan Matternick, ki, Napolyon’u Waterloo’da yenen ve ünlü Viyana Kongresi fikrinin icracısı, ve İngilizlerin meşhur denizcisi Nelson ve yine Fransızları İspanya’da ve Waterloo’da yenen Wellestey, sonra başbakan da oldu.
Kafanız karışmasın, 1800’li yıllarda Avrupa’da iki büyük fikir vardı, birincisi, eski rejimin (feodalitenin krallıkları-yasaları), iki, aydınlanmacı hukuk önünde eşit halkın seçimiyle onaylanmış anayasaya bağlı Cumhuriyetçilik!
Kutsallara dönelim, 1800’i yılların başı Avrupa kıtası ‘kutsalları’ için Napolyon’a karşı savaştı, 1797’den 1815’e kadar bitmeyen Napolyon savaşları, sebep?
Matternic (Avusturya) ve İngiltere, Napolyon’un feodal düzeni yıktığını gördüler ve Viyana kongresiyle eski düzeni devam için Napolyon’a karşı Ruslar ve Avusturyalılar ve İngilizler vb. koalisyon güçleriyle Napolyon’a karşı defalarca savaştılar!
Neden Napolyon’a karşıydılar, çünkü Cumhuriyetçiler kiliseyi yıkmış ve mallarına el koymuştu ve çünkü Cumhuriyetçiler soyluluğu (feodal düzeni) ortadan kaldırmış ve mallarını köylülere vermişti ve Napolyon köylülerden yani alt tabakadan yeni bir ‘soylu’ sınıfı oluşturmuştu!
Yani Napolyon’un hiçbir komutanı ‘soylu’ değildi, soyluluğu yeniden düzenleyen Napolyon’dur! Asilzadelerin büyük korkusu da buydu, tarih boyu ‘kutsal’ addedilen kutsallık üzerinden iktidar kuran feodal düzen yok oluyordu!
Ki, eski düzende, kral dahi taç töreninde Papa’nın önünde diz çöküyordu!
Şimdi? Asilzadeler ‘sıradan insanlara’ dönüşmüştü, hukuk önünde herkes gibi eşit düzeye düşmüşlerdi, bir yirmi yıl bitmeyen savaşlarla Avrupa’nın kan gölüne dönmesinin sebebi, budur!*
Napolyon çok sonra Cumhuriyetçilikten bolca taviz verip Papa’yla yeniden anlaşmaya varsa bile (bugünkü Diyanet’in kökleri) devletin işlerine Papa’nın burnunu sokmamak için önce rahipleri kendi atamayı sürdürdü ve tam hakkıyla Papa’ya eski imtiyazlarını vermedi. Yani bir toplumun tamamen dinsiz yaşayabileceğine de inanmayıp geri adım attı ancak ‘dini’ kurumların çerçevesini de çiziverdi!
Tarih 1800’li yıllarda yeniden yazıldı, kutsallar altında değil aynı yasalar altında eşitlenen topluluklara millet denilmeye başladı.
Bu itibarla Fransa tarihte ortaya çıkan ilk ulus millettir ve tüm Avrupa’yı soylu aileleriyle yöneten kralların buna tahammül etmesi mümkün değildi, yirmi uzun yıl bitmeyen savaşların asıl sebebi ortaya çıkan bu yeni ‘ulus devlet’i tarihten silmekti!
Ve tarihin gelmiş geçmiş en büyük komutanlarından biri olan Napolyon, ki, Mısır’dan Moskova’ya kadar yüzlerce muharebeye giren Napolyon’un ‘Napolyon Yasaları’ da meşhurdur. Ki, ticaret hukukundan medeni yasaya kadar, bu yasalar laik cumhuriyetçi fikirler üzerine inşa edildi ve Napolyon’un ölümünden sonra düşmanların üzerinde dahi bu yasaların kabulü etkili ve dünya çapında yaygın oldu!
İhtilalin ortaya çıkarttığı Cumhuriyetçilikten bir on yıl sonra eser kalmamışsa da Napolyon üzerinde Cumhuriyetçi kurumların etkisi çok büyüktür! Şartlar Napolyon’u ‘imparator’ dahi ilan ettirdi, (cumhuriyetçiler bu yüzden Napolyon’u hiç affetmedi) ancak, Cumhuriyetçiliğin kırıntıları Fransa’nın siyasal düzeninde kurumlarıyla tüm dünyaya yepyeni kapılar açıyordu!
Napolyon birçok kez yenilse dahi Fransa’nın başına tekrar geçecek gücü nereden buluyordu?
Soyluların arazilerini elinden alıp verdiği köylülerden ve esnaftan alıyordu!
Yani Napolyon sadece kahraman ve romantik bir figür değildi, toplumda arkasında onu ayakta tutan büyük bir tabanı halk kitlesi vardı!
(Şöyle düşünün, Mustafa Kemal toprak reformunu yapabilseydi Türkiye Cumhuriyeti’nin de üstünde yaşayacağı bir tabanı olurdu, olmadı, köylüden en ağır vergi öşürü kaldırdı ve kooperatifler açtı ve bir çok milli teşebbüste bulundu ancak Menderes hazinenin altınlarıyla köylüye traktör alınca, orta Anadolu köylüsü o traktörün havasıyla Cumhuriyet’i satıverdi ve toprak ağaları ve tarikatların partisine meyletti!)
Matternick (Avusturyalı) ve Wellestey (İngiliz komutan) Waterloo’da Napolyon’un işini bitirdi ve ortada tek bir cumhuriyetçi kalmadı ve ihtilalin astığı kralın sülalesi yeniden Fransa tahtına oturdu, ve Avrupa’nın feodalleri rahat etti ve eski düzeni Viyana Kongresi’yle yeniden kurdular ve bu feodal düzen 1848’e kadar sürdü!
Napolyon sonrası eski krallık ve düzen yeniden inşa edildi ve ortada tek bir Cumhuriyetçi kalmamışken…
Tam rahatları yerindeyken ortada tek bir cumhuriyetçi kalmamışken, sanayileşen toplumlarda yepyeni bir işçi sınıfı peydan oldu.
Ve bu sefer işçiler örgütlenmeye başladı ve feodal düzenin başına bela oldular, işte 1848’de sadece Fransa’da değil tüm Avrupa şehirlerinde işçi ve köylü isyanları başladı.
Kısmen de başarılı oldular ve burjuvanın krallarla işbirliği sonucu acımasızca bastırıldılar, ancak..
Avrupa’da ortaya tekstil ve maden sanayiinde çalışan milyonarca işçi ve örgütleri ve partileri çıkmaya başladı! Feodalizm hükmünü yine sürdürdü ancak yepyeni isyan ve direnişlere ve haklar tazminatlar ve yasalara krallıklar kayıtsız kalamazdı!
Tekrar ‘kutsal’a dönelim, Napolyon’un ya da Cumhuriyetçilerin asilzadelere nefretinin asıl sebebi ‘aydınlanma’ değerleri üzerindendir.
Şöyle, krallar, eğitimi bilgisi olsun olmasın her yere soylularını atayabiliyordu ve Cumhuriyetçiler ise ‘liyakat’ diye bir kurum yerleştirdi!
Napolyon’un bir devrimi Cumhuriyetçiliğinden kalan ‘liyakattir’!
Devlet kurumlarının başına sırf soylu diye sırf kilise istedi diye kimseyi atamadı, ancak, liyakat sahibi soylulara görev vermekten de hiç gocunmadı!
Kısaca ‘kutsal’ taçları, kutsal krallıkları, kutsal kiliseyi, kutsal asilzadeleri, kutsal azizleri, tarihten silen büyük siyasi hareketler Fransız ihtilalinde Cumhuriyetçilerle başlamış ve 1848’de işçi sınıfıyla devam etmiştir.
Ve Cumhuriyetçilerin ve işçilerin tecrübeleri örgütleri yığınları direnişleri ve anayasaları zaman içinde tüm dünyayı etkisi altına almıştır. Ki, bugünkü kuvveler ayrılığından sendikal haklara ve anayasalara vs. kadar!
Artık neyin ‘kutsal’ olduğuna karar verici tek yer meclis ve bağımsız mahkemeler olana kadar babadan oğula geçen kutsal imtiyazlıklar ve dokunulmazlıklar kaldırılana kadar kendinden menkul azizler şeyhler mübarekler ortadan kaldırılana kadar iki yüz yıl boyunca insanoğlu yüzlerce savaşa girdi!
Ve sonunda döndük başa!
Sarayımız kutsal ve haşa kimse laf edemez, ve istediğini istediği yere atar ve hatta üniversite eğitimi olmayan bir İmam hatip mezununu bilimsel kurumların başına bile atayabilir ve asilzade bakanlarına kimse dava açamaz ve mübarek şeyhlere kimse dava açamaz ve mübarek tarikatlar her türlü ihaleyi alır ve hatta din üzerine kimse felsefi bir tartışma dahi yapamaz zira linç edilir ve tarikatlara gözün üstünde kaşın var diyebilecek muhalif parti dahi yoktur ve kutsal kralımızın hazinesini sormak büyük günahtır, ve ihmal ve beceriksizlik yüzünden ikiyüzbin insanın ölmesi ayıp günah hiç değildir ancak şalvar giymemek sakal bırakmamak günahtır, ajanlık yapıp ülkeden üç yüz milyar dolar kaçırmak günah değildir ancak şeyhin sözünden çıkmak günahtır, vahşi tarikatlar ve şiddet örgütleriyle ülkeyi pazarlık masasına oturtmak günah değildir, eroin ticareti günah değildir, toprağımızı siyanürle yok etmek günah değildir, yolsuzluk hırsızlık günah hiç değildir, şehitlerin yetimlerin yoksulların hakkını yemek günah hiç değildir, liyakatsiz cahil adamları bürokrasiye atamak hiç günah değildir ve evlerini ve ailelerini kaybetmiş halkımıza bir çadırı satmak günah hiç değildir, ancak bilmeden seccadeye basmış olmak, günahların en büyüğüdür!
Ve insan kardeşliği ve anayasaya bağımlılık ve liyakat ve eşitlik binlerce yıl kralların din adamlarının defterinde tek satır yazmamıştır!
Ve binlerce yıl, padişahlar krallar, ovaları yaylaları dağları sahilleri ormanları ve hazineleri babalarının malı bilmiştir ve binlerce yıl padişahlar ve krallar ‘kutsalları’ icat ve inşa edip, insanları köle serf maraba tebaası müridi yapmıştır!
Ve tarih felsefesi, son sayfa, bu dünyayı babalarının malı bilip devleti ve halkı soyup soğana çevirenleri durduracak tarihte Cumhuriyetçi kurumlardan başka hiçbir güç yoktur!
Napolyon’un fethettiği bütün toprakları elinden aldılar ancak kurulan cumhuriyet kurumlarının önüne dünyada hiç kimse geçemedi.
Usta
Tarih ve sosyoloji kitapları bile bu kadar güzel anlatamazdı.
Eline yüreğine sağlık
Evinde ayakkabı ile dolasanların diğerlerini anlamayacağı bir konu..
Sayın Nihat GENÇ yazıda çizmiş olduğunuz sosyolojik, jeopolitik ve siyasal portre ; Napolyon’un 1812 Moskova Seferi, 1814 Waterloo Savaşı aslında okuma ve anlama bakımından sadece bir başyapıt eserler olarak gördüğümüz “Savaş ve Barış” ve “Sefiller” için bence yeni bir okuma kılavuzu olmuş. Yazınızdan anladığım şudur: Bu savaşlar cumhuriyet erdemi ile feodalizmin savaşları olmuştur. Sizi okumaktan neden hala bıkıp usanmadığımı şimdi daha iyi anlıyorum. Yazınıza fon olarak seçtiğiniz resimdeki çocuk Ancerlos’a selam olsun. Teşekkürler ve sevgilerimle
300-350 yıllık tarihi süreci bu kadar güzel anlatıp ,özünü ortaya koymak ne güzel ,yararlı bir iş ulusumuz için sayın Genç varolunuz ne mutlu bizlere.
“AKP iktidarına kadar şeytan zaten namaz kılmazdı” sözü bin fıkra gücünde. Hala gülüyorum. Kara mizah, fakat harika.
İyi hatırlattınız Nasuh Bey ben de😁😁