Nihat Genç
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Sinirler, sınırlar, dinler, diller, liderler… Dünya çok gergin

Sinirler, sınırlar, dinler, diller, liderler… Dünya çok gergin

featured

Modern dünya İsrail’in hukuk tanımazlığına karşı ‘müeyyide-yaptırım’ koyamıyor, sorun da burada, Rusya Ukrayna’ya saldırınca koydular, Venezuella’ya dahi koydular, Kıbrıs çıkartması sonrası bize dahi koydular, Saddam Kuveyt’i işgal edince koydular, İran’a koydular, Küba’ya koydular, vb. ancak İsrail’e müeyyide koyacak güç an itibariyle dünyada yok!

Müeyyide koyacak gücü dünyalılar bulamıyorsa en hafifinden İran, Türkiye, Suriye, Lübnan, Ürdün ve Lübnan ve Körfez Ülkeleri an itibariyle ‘ateşin’ içinde! Çünkü dinamitin fitili yakıldı ve bir üçüncü dünya harbi artık meteorolojik hava tahmini beklentisi yani öngörülür bir teori değil, alenen felaket kapıda!

Yahudi dini ve nüfusu I. ve II. Dünya Savaşı’na kadar batı topraklarına ikibin yıl bela oldu, kovuldular sürüldüler aşağılandılar ve sonunda Batı tarafından ‘soykırımdan’ geçirildiler!

İşte burada dünyanın en ünlü Arap-Hristiyan-laik birçokları tarafından Batı’nın tarih yazımına karşı en büyük devrim kabul edilen ‘Şarkiyatçılık’ kitabının yazarı Edward Said devreye girer ve şöyle der:

1. Dünya Savaşı sonrası Batı tarih boyu sırtında yük olup kaldıramadığı Yahudi yükünü Araplar’ın-müslümanların üstüne yıkar!

Tarihin en ağır yükü ‘yahudilik’ artık Müslüman topraklarda Araplar’ın üstüne yıkılmıştır!

Batı’nın ikibin yıldır kaldıramadığı ve altında önce ayrımcılık ve aşağılamak ve sonunda soykırımla tescillendiği bu yükü Araplar’ın kaldırabilmesi düşünülemez!

Bu yükü kaldıracak olan yine Batı’dır çünkü hasbelkader batının görece bağımsız akademileri ve Yalova kaymakamına dönüşmüş de olsa uluslararası kurumları ve dünyaya nizam veren devletleri ve dengeleri vardır!

Her halde bu ‘yük’ü sokak nümayişlerinde şeriat-hilafet diye bağıranlar çözemez, herhalde bu yükü ‘dinci’ İran ve Hamas ve Hizbullah gibi yapılar çözemez, herhalde bu yükü şeyhlik-krallık-şeriatla yönetilen Körfez’in petrol zenginleri çözemez!

Türkiye ve İran yönetimlerinin an itibariyle ‘sinirleriyle’ oynanmaktadır, her hamlenin delilik olacağı fikri an itibariyle Orta-Doğu’da hakimdir ve İsrail katliamları karşısında kan kusup kızılcık şerbeti içtik deyip metanet göstermektedirler, ama nereye kadar?

İnsanlık büyük korkuyu beklerken biz dersimize çalışalım!

1980’li yıllarda dünya çapında şöhreti olan Edward Said dil bilimi üzerine çalışıyordu, karşılaştırmalı edebiyat üzerine çalışıyordu ve Arap oluşu ve 1948’de ailesiyle Mısır’a sürgün gitmesiyle ‘Nekbe’ denilen büyük felaketi ve travmasını derinden yaşadı!

Ve bu travma Edward Said’in batı üniversitelerinde FKÖ yanlısı, Arap yanlısı, İsrail karşıtı, çok ateşli ve çok farklı çok konuşulan bir yazar olmasını sağladı! Dünya çapında bir entelektüel olan Edward Said Arafat’ın yardımcılığını-tercümanlığını dahi yaptı!

Filistin davasına Edward Said kadar emek vermiş başka bir yazar yoktur! Ve çocukluğundan tanıdığı laik-milli-sosyalist Baas rejimi fikirlerinin kökeninde hep vardı, öyle ki, 1952 yılında İngilizler’e karşı ayaklanan Mısır halkı Edward Said’in babasının Hristiyan olduğu için yakılan kırtasiyeci dükkanına rağmen Cemal Nasır’a saygısını hiç kaybetmedi!

FKÖ’den en yakın arkadaşları onu Amerika’ya çalışmakla yani ajanlıkla suçlamasına rağmen, ki sanırım ölümcül kanserinin kökeni budur, Filistin davasını hiç bırakmadı, 1993’deki o ünlü Oslo Barış Görüşmeleri suya düşünce yani hayal kırıklığı yaratınca Edward Said bu sefer Filistin’e kültürel ve maddi yardım organizasyonları ve Filistin davasının dünyaya tanıtılmasında baş rollerinde oynamaktan bir an geri durmadı, hayatı boyunca Arap ve Filistinli yazarların dünya sahnesine çıkması ve akademiye girmesi yani ellerinden tutulmasına ömrünü harcadı!

Ki, Edward Said burjuva bir çocuk olarak büyütüldü yani çocukluğundan beri klasik batı müziği dersleri aldı ve siyasi hayatı boyunca ‘piyanoyu’ hiç bırakmadı, Batı müziği hakkında derinlikli yazılar da yazdı ve hatta Filistin Filormani Orkestrası dahi kurdu!

Edward Said lafzını uzun tuttum çünkü Edward Said’i anlamadan Filistin davasını anlamak mümkün değildir! Edward Said’in ‘tespitleri’ ciltler tutar, ancak mesela ‘dil’ bilimi açısından birkaç yorumundan bahsedelim!

Tevrat’a ve Orta-Doğu’daki ilahi kitaplara şunu söylemiştir, ilahi kitap Arapça’yı dondurmuş ve aynı kelimelerin tekrar tekrar döndüğü bir kısır döngünün içine mahküm etmiştir?

Sadece ilahi kitap okuyan kitlelerin dili ve o dilin sınırları ‘ilahi kitap’ ölçüsündedir, yani, sosyoloji, tarih, bilim, felsefe ve modernizmle ortaya çıkan yeni imkanlara başka kelimelere ve başka deyimlere kavramlara vs. kapalıdır! Ve düşünce hep bu donmuş-kapalı dil’in içine hapsolur! Siyaseti ve bilimi de hep bu anlamları hep ilahi olan dar dünya içinde yapar!

Kuşların üstüne atılan demir ağ düşünün ya da bir kafes düşünün, ki, ikibin yıldır diliniz bu kafesten çıkamıyor, biliminiz, düşünceniz, beyniniz bu hapishaneden çıkamıyor, şöyle, bu kapalı dil sizi hep dini referanslar yani ilahi kitabın emir ve yasaklarıyla ve ilahi kitabın tarih anlayışı ve ilahi kitabın evren ve Tanrı hükümleriyle düşündürtüyor!

Şöyle, İbrahimi dinler dediğimizde, ‘tek tanrılı’ dinlerin içine çekiliyorsunuz, ve ilahi kitaplar olarak Tevrat, İncil dediğinizde kafese giriyorsunuz, sonra, bu ilahi kitabı okuyan-yorumlayan hacı hocaların hükümdarlığına giriyorsunuz, artık dünyayı, yaratılışı, dünyaya neden geldiğimizi, ibadetlerimizi, siyasetimizi, her şeye karar veren bu ilahi dinin sınırları içinde çeşitli yorumlarıyla farklılaşsa da bir ‘din adamları’ hegemonyası!

Şöyle devam edelim, Kenya’ya gidiyoruz ya da Avustralya’daki aborjin halka vaaz veriyoruz, onlara önce ‘İbrahim’ dininden olduğunu söylüyor onları ‘İbrahimi’ bir çembere alıyoruz, sonra ‘ilahi kitabı’ ellerine verip sonra onları ‘bir kitabın imkanları’ içine hapsediyoruz sonra onların başına papazlar piskoposlar koyup o kitapları dilini ancak en iyi onlar anlar, diyoruz!

Siz biz Orta-Asya’dan geldik dediğinizde onlar ‘hayır’ biz adem ve hava’dan geldik diyor, ve toplumları ve devletleri ve kültürleri oluşturan büyük bir dil, tarih, sosyoloji, gelenek vb. büyüklüğü ve genişliğinden mahrum kalıyorsunuz!  Edward Said bu yüzden İbni Haldun’u çok ciddiye aldı yani ilahi hükümlerin dışında toplumların adetlerini yaşayışlarını kurallaştırıp düşünen çok nadir bu büyük bilim adamını öne çıkarttı! İtalya’da 17. Yüzyılda yaşamış Battista Vico diye adı çok anılmayan bir siyaset bilimcisi vardır, ne demek istediğimizi çok iyi açıklar: sözlere ve yazılanlara değil ‘olanlara-olaylara’ bakın!

Nereye bakacağız?

İnsanlar din mezhep diye birbirini öldürüyor, dilimiz, düşüncemiz nereye bakacak?

Siyonistler ilahi kitaplarına bakıyor ve vaad edilmiş toprakları kendilerine Tanrı’nın bağışladığını ve bu topraklarda adam öldürmenin suç olmadığını söylüyor!

Bizim hacılar hocalar nereye bakar, sabahtan akşama kadar ayetlere ve hadislere yani ilahi hükümlere!

İlahi kitaplar da insanlığın büyük tecrübesi birikimidir, baksınlar, ancak, siyasete devlete bu sınırlı ve dar ilahi hükümler dışında bakılamaz mı? O ilahi kitaplarda peşin (dogmatik) hükümler var, şu düşman diyor şu kafir diyor şunu yiyenle oturulmaz diyor, şunu söyleyenle bir arada yaşanmaz, diyor!

Oysa insanlık din ve mezhep savaşlarından kurtulmak için başka imkanlar başka bir dil bulmak istiyor, ki, Amerika’yı kuran anayasa ve Fransız İhtilali ve günümüz anayasaları ve insan hakları metinleri ve kurumları bunların başında gelir!

Peki din dışı ‘insanlık kurumları’ savaşları önleyebildi mi?

İnsan kendine Ortaçağ’da yaşasaydık bu kadar uzun süren büyük savaşlar yaşar mıydı diye de soruyor!

Sekiz yaşımdan ilk gençlik yaşlarıma kadar kadar Vietnam savaşı haberleriyle güne uyandık! 11 yaşımdan bugüne kadar Arap-İsrail savaşları! 1970’li yıllar ilk gençlik yıllarımız çok uzun süren Beyrut İç savaşıyla geçti! 1970’li yıllar zaten Türkiye’de sağ-sol anarşist dönemin içinde doğduk! Yirmili yaşlarımda Afganistan savaşını yaşadık! 1980’li yıllar İran-Irak savaşı! Bugüne kadar bitmeyen PKK katliamları ve bombaları! 1990’lı yıllar Amerika Afganistan’da! 1990’lı yılların sonu Amerika-Saddam savaşı! 1990’lı yıllarda Yugoslavya’da iç savaş Boşnaklar’ın katledilmesi! Ruanda soykırımı! Güney Afiraka apartheid rejimi! El Kaide ve İşid’in terör saldırıları! Davutoğlu’nun Haçlı Seferlerine katılmasıyla hala bitmeyen Suriye Savaşı ve bitmeyen İsrail Filistin Savaşları!

Ve zihnimize doluşup bugüne kadar hafızamıza yapışıp kalanlar, Viet Kong, Ho Şi Min, Napalm Bombası, Kamboçya ölüm tarlaları, Ruanda, Falanjistler, Dürziler, El Fetih, Leyla Halid, Ebu İyad, Makarios, Mücahid, Saddam, Hikmetyar, Rabbani, Ahmed Şah Mesud, Aliya İzzet Begoviç, Sırp Kasabı, Sabra Şatilla Kasabı Şaron, Moşe Dayan, Şamil Basayev….

Modern dünyada vahşet katliam ve trajedileriyle sürüp giden ve bir türlü bitmeyen bu savaşlarda Uluslararası kurumlar işe yaradı mı?

Güçlünün yanına kar mı kaldı?

Müeyyide ve yaptırım uygulama gücü olan uluslararası kurumlar güvenlik barış huzur ve asayişte başarılı olabilseydi ‘dilimizin’ sınırları modern imkanlarımız ve geleneksel tecrübelerimiz biraz daha zenginleşir ve adaletiyle huzuruyla dünyalıların din ve mezhep hapishanelerinden çıkmasına yardımcı olabilirdi! Bu savaşların kiminde dinciler kazandı kiminde güçlüler!

Bu yüzden İsrail’e karşı protestoda bulunan hanım kızlarımız hala ‘şeriat-hilafet’ diye slogan atabiliyor! Hilafet dedikleri yüz yıl önce ‘cihad’ ilan etti ve imparatorluğu parçalandı ve İngiliz gemisiyle kaçtı? Ümmet dedikleri bir kez olsun emperyalizme karşı yan yana gelemedi ve İstiklal Savaşı’mızda bizler tek başımıza yedi düvele meydan okuduk! Şeriat dediği ‘dinci’ Taliban, İran, Hizbullah ve Hamas ve içinde yaşadığı tarikat ve cemaatler ve İslamcı siyaset!

‘Şeriat/hilafet’ diye bağıranların dünyaları geçmiş ikibin yılın dünyası, kavramları aynı, dünyaları hiç değişmemiş gelişmemiş, kendilerini ifade edecek ve kabul görecek ‘herkes’ içermiyor, insanlık değerlerine hala kapalı bir tarikatın gözlüğünden bakıyorlar!

Oysa protestoları güzel, oysa mazluma sahip çıkmaları çok güzel ama bu gençlerin ağzına diline beynine daha gelişkin kavramlar verebilmeliyiz, Cumhuriyet gibi, hukuk karşısında herkesin eşitliği gibi!

Evliya, aziz, mübarek gibi hiç kimsenin üstün olmadığını öğretmek gibi!

Hiçbir ‘dinin’ başkalarına saldırma hakkını kendinde göremeyeceği gibi!

Hiçbir ‘dinin’ siyaset yapmasına savaş kararları almasına izin verilmemesi gibi!

Ve savaş kararlarının din-mezhepte olduğu gibi ‘tek kişi’ tarafından değil meclis tarafından alınacağını öğretmek gibi!

Topraklarımızı ancak ‘milli birlik’ ve milli iradeyle savunabileceğimizi öğretmek gibi!

Ve, insanlığın vahşi barbar soykırımcı İsrail’e karşı müeyyide alacak kurumları olmadığı bir gerçek ama her ülkenin kendi hukuku kendi adaleti ve kendi topraklarını koruyabilme iradesinin halifelik gibi tek kişide değil ‘millet’de olduğu öğretmek gibi!

‘Şeriat-Hilafet’ sloganı İsrail’in soykırımından aşağı değildir!

Toprağımızı ve cumhuriyetimizi hangi mezhep ırk dil din olursa olsun ‘hep’ birlikte savunabilmek için dilimizi ortaçağın kutsal ilahi kelimelerle oluşmuş hapishanesinden kurtarmamız şarttır!

İnsanlığa hukuk olarak kural olarak yeni deneyimler sunabilmeliyiz ve insanlarla içi içe ve insanlarla yan yana bağımsız ve özgür oturabilmemiz ve aynı cephede ülkemizi savunabilmemiz için donmuş ve katılaşmış ve hapishanesinden kafesinden kurtulmamız!

Ve tarihten ders çıkartmayan ve ortaçağından çıkamayan bu kavramları gençlerin beynine sokan İslamcı siyasetle Cumhuriyet’in yüzüncü yılında Cumhuriyet’in kazanımları ve erdemlerini yorulmadan anlatabilmemiz lazım!

Edward Said Suriye Golan sınırında İsrail topraklarına sembolük bir taş attı ve bu taş atan görüntüsü dünya basınına düştü, ortalık ayağa kalktı ve Edward Said’i üniversiteden atmaya çalıştılar, ve Irak Savaşı başladığı günlerde bir otobüs dolusu yazarla biz de Edward Said’in taş attığı yere gittik ve İsrail’in boş çıplak tepelerine taşımızı attık!

Edward Said’i üniversiteli arkadaşları yahu bu taş sembolikti ve boş bir araziye atıldı diye savundu evet, boş bir araziye yazıyoruz, boş bir araziye taş atıyoruz, her iki tarafta dinciler ve bir tarafta ikibin yıldır dinin hurafelerinden çıkamayan vahşi saldırganlar, insanlığın gücü yetmiyor, dilimizin imkanları feryadı yetişmiyor, şimdilik yapacak tek şeyimiz, boşa düşse de taş atmak!

Boşa düşse de taş atmak!

Boşa düşse de!

Kahrolsun İsrail!

Yaşasın Cumhuriyet!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

6 Yorum

  1. 25 Ekim 2023, 03:37

    Iyi guzel de Nihat abi Musevilerin neden “yuk” oldugunu bir acsaydin.

  2. 21 Ekim 2023, 19:18

    Nihat Bey, size ve tüm veryansın ekibine selamlar.
    Yazılarınızı takip ediyorum. Çok istifade ediyorum, kaleminize sağlık. Eklemek istediğim şeyler var.

    İslamcıların ne mal olduklarını artık bilmeyen kalmadı. İslamcıları ciddiye almıyorum çünkü -bilumum sağcılar- ancak konuşurlar. Ama şu tırnak içinde “Türkçü” tayfanın içyüzünü de yazmalısınız. Hem de “Hüseyin Feyzullah”tan başlayarak. Ben açıkçası Atsız hakkında da birşeyler okudum ama sizin söyleyecekleriniz daha makbuldür. Neyse, bu neo-pagan “Türk,Türkçü,Atatürçü(!)” tayfanın kırmızı derecede Gladyo olduklarının en güzel ıspatı Filistin meselesinde ortaya çıkmıştır. Çevremizde böyle ülkücü eskileri bulunmakta. Şu an bunlar ya Zaferci ya Meralci.

    Hem Büyük İsrail’den bahsedip, hem Bop’tan dolayı reisicumhur’u hedef gösterip; ardından “dualarımız israil’le, hepimiz yahudiyiz” gibi laflar söylemek ne derece akıl kârıdır? Sonuçta bu İsrail, AB/D’nin Ön Asya’daki kalesi değil midir? Bu işin ucu sana dokunmayacak mıdır?

    Sürekli ağızlarında “Araplar bize ihanet etti” lafı dolaşır.. Yüz küsur sene evvel gerçekten kötü şeyler olmuş. Peki tarihi gözümüzün önüne getirelim. 1912 ve 1913’te Bulgarlarla savaştık; 1915’te müttefik olduk. 1919’dan 22’ye kadar Yunanla savaştık; 1930’da dostluk anlaşması imzaladık. 1934’te Balkan Antantı’nı imzalamadık mı? Bu devletlerle 10 yıl evvel savaşmamış mıydık? Artı, 1946-1949 Yunan İç savaşı’nda mültecilere yardım ettik. Hatta stratejik hata ederek Kıbrıs’a gitmelerine de yol verdik. Geçelim;

    “Filistinliler anarşistleri besliyordu”. Kastedilenler Deniz Gezmiş başta olmak üzere o dönem İsrail’e karşı savaşmaya giden Türk komünistleri. Adamlar en azından davaları uğruna gidip savaşmışlar. Aradan neredeyse 50 sene geçmiş, gençken (2000’ler başı) bunlardan acayip nefret ederdik. Tabi kafamıza işlenmiş “bunlar komünist, bunlar kızılca soysuz, bunlar Kürtçü Ermenici” filan diye… Şimdilerdeyse Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının hatırasına çok haksızlık yapıldığını düşünüyorum.

    “Hamas kadınları kesiyor” Bu doğru da olabilir yanlış da. Savunduğumdan da değil ama İsrail’in 70 yıldır neler yaptığı ortada değil mi?

    Fakat Nihat Bey bir de anti-siyonist olan Yahudiler var. Yani bilemiyorum devletimiz neden bunlarla hiç temas etmemiş veya ediyor mu? Bana öyle geliyor ki bu işin çözümünde tek yol, İsrail hükûmetlerini iki devletli çözüme ikna etmekten geçiyor amma bu zamana kadar başarılamayan şey nasıl başarılı olacak? Hem Henri Kisincır’ın 2012’de söylediği bir söz vardı onu da hatırlamış olalaım “10 yıl içinde İsrail diye bir yer olmayacak”…

    Velhâsıl, İsrail sevdalısı olan herkesin Gladyocu, açık-gizli Amerikancı oldukları kanısındayım.

    Her ne kadar sizinle aynı fikirde olmasalar da sizi takip eden, sizi dinlemeden duramayan insanların var olduğunu bilmenizi isterim.
    Saygılarımla

  3. “Yalova Kaymakamı’na dönüşmüş uluslararası kurumlar” :) ilahi Nihat Abi böyle bir konuyu okurken dahi araya öyle bir şey koymuşsun ki, tam bir teneffüs oldu

  4. Dile hapsolmak…
    Niyazi BERKES de Tanzimat ve Meşrutiyet döneminde yaşanan en büyük sorun olarak tanımlar…

  5. 20 Ekim 2023, 16:53

    Nihat Bey bu yazınızı öncelikle aydınlık bir Türkiye ve Türk Dünyası için sonrasında tüm dünya için bir manifesto olarak algılıyor ve sizi bir kez daha kutluyorum.

  6. 20 Ekim 2023, 13:25

    yazı çok bilgilendirici. yalnız emperyalistler daha çok silah satmak için İsrail, kendi ürettikleri dinci örgütleri… gibi aparatlarını ölüm makinesi olarak kullanarak savaş çıkarıyor gerçeğini de unutmamamız gerekiyor.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!