Gözdağı vermek korku salmak için ‘tweet’leri bahane ediyoruz, bilmeden-anlamadan bir tweet mi attınız direk kodesdesiniz, artık korona için özel hazırlanmış hastanelerimiz gibi ‘tweet’ hapishanelerimiz var. Bunun bir tık ötesi vücudumuza cip takılacak zihninizden bir kötü düşünce mi geçti, derhal ‘hapishane’ye postalanacaksınız.
Üstüne twitter üzerinden kutsal bir savaş veriyorlar, trol orduları maaşlanıyor, mesela, artık parti dahi kurmadan önce trol orduları hazırlanıyor, manipüle-yalan yanlış dolmuşa gaza açık provoke bilgiler giriliyor, düşünün, Menderes’in milleti kutuplaştıran ‘vatan’ cephesi gibi ‘milli hesaplar’ kuruluyor ve resmi ağızlardan bu milli hesaplar bir kahramanlık gibi meşrulaştırılıp övülüyor.
Ve muhalif belledikleri üzerine linç-karalama saldırıları düzenleniyor ve kendini savunma şansı olmadan insanlık değerleri-hakları, terbiye, hukuk, özel hayat paramparça ediliyor ve şükürler olsun maaşlarının hakkını verip dinimizi Osmanlımızı Vahdettinimizi iktidarımızı ‘kurtarıp’ memleketi sulhu salaha kavuşturuyorlar.
Bu trol ordusuna adam gibi üretime katılacak bir iş verseniz olmaz mı, bu trolleri bir tarih bilinciyle öğretip bilgilendirip yetiştirseniz olmaz mı?
Bu denli ölçüsüz gaddar acımasız ruhsuz hukuksuz manipüle bilgilerle saldırtarak mı ‘iktidarınızı’ asayiş berkemal sağlayacaksınız?
Dünyaca çok ünlü Balkan Casusu adında bir film var, Sovyet dönemi hali vakti yerinde bir Bulgar vatandaşı komşusundan ‘bu adam casus mu?’ diye kıllanır ve bütün parasını kameralara dinleme cihazlarına yatırarak komşusuna hayatı dar eder. Aslında komedi değil diktatör düzenin insanı getirdiği acınası bir dramı anlatıyor. Hali vakti yerinde şeker bir amcanın kafayı nasıl yiyip delirdiğini anlatıyor.
Delilikten daha ağır ne vardır ‘bölüşülmüş paranoya’ vardır, yani ‘topluca delilik’.
Berlin Duvarı’nın yıkılıp Sovyetler’in çöktüğü o anı yeniden hatırlayın. Sovyetler’in yıkıldığı o tarihi an çok şey yer değiştirdi, mesela, rejim düşmanlarının bir bahaneyle yatırıldığı akıl hastanelerini düşünün.
Sovyetler’in çöktüğü o an, gökkuşağından geçmek gibi, devrim gibi bir andır, bir anda roller değişti, anlam değişti, yasalar değişti ve o akıl hastanesinde…?
O akıl hastanesine yatırılan rejim muhalifleri normal akıl sağlığı yerinde olduğu anlaşıldı, ancak, o muhalifleri akıl hastanesine yatıran doktorların ‘deli’ olduğu anlaşıldı. Nasıl, bir anda, bir günde, normal kim doğru kim sağlıklı kim muhalif kim hepsi bir günde YER DEĞİŞTİRDİ!
Nedense 90’lı yıllarda çok beğenmiştik, bugün hiç de komik değilmiş diyoruz, bir komedi filmi vardı, Bill Murray’ın filmi. Bugün Aslında Dündü (groundhog) adlı bir film. Kahramanımız TV’de hava durumu sunucusu. Bir gün uyandığında dünkü günün aynısı bir güne uyandığını görür.
Her sabah yatağından kalktığında o günün dünkü yaşanmış aynı gün olduğunu görür, sabah kahvaltıdaki konuşmalar, sokaktaki dilenci, yoldan geçen adamlar aynı, arkadaşlarıyla konuşmalar, yaptığı telefonlar, dünün aynen kopyası gibi, neye uğradığını şaşırır, altından kalkamaz, ne yapsa bu kabustan uyanamaz.
Hatta, artık hep aynı güne uyanmaktan kurtulamayacağını anlayınca zıvanadan çıkar, insanları tersler kavga eder hatta banka soyar hatta arıza çıkarır arabasıyla kuralları çiğner sağa sola zevkle çarpar ulu orta her türlü rezilliği çıkarır, çünkü biliyor ki hangi deliliği yapsa bu aynısı olan hayattan kurtulamayacak.
Her gün aynı güne uyandığı için o aynı günler’i ezberler, sabah kalktığında şimdi şunlar olacak, şu telefon çalacak, şu garson gelecek, önüme şu adam çıkacak, ‘olacakları’ ezberlemiştir. O aynı günü ezberler ve Tanrı gibi etrafındakilere biraz sonra neler olacağını söyleyip şaşırtır. Şöyle der, ‘ben Tanrı değilim, ama Tanrı gibi olacakları biliyorum’, çünkü yaşadığı gün dünkü günün aynısıdır.
Biz de 17 gündür ‘aynı gün’ü yaşıyoruz, kim hangi twit’i atınca tutuklanacak biliyoruz, reisimiz diline hangi partiyi kimi saracak biliyoruz, dini değerleri kaşımayı kışkırtmayı yine siyasetin gündemine hangi hitap tarzı ve hangi kelimelerle atacak biliyoruz.
Hatta köşe yazarları yarın ne yazacak biliyoruz, aynı CHP aynı dini çıkışlar aynı suçlama provoke laflar aynı tek parti dönemi aynı Vahdettin masalları aynı Atatürk İngilizler’i selamladı manipüle bilgileri.
17 yıldır AYNI GÜN’ü yaşıyoruz.
Maaşlanmış köşe yazarları hepimize aynı GÜN’ü yaşatmak için 17 yıldır aynı kelime ve cümlelerle provoke etmeleri yetmemiş olmalılar ki bu sefer bir troller ordusu bize aynı günü yaşatmak için her gün önceki günün aynısı tek odaktan örgütlenmiş manipüle bilgilerle saldırıyorlar, Madımak, Maraş Katliamı, aynı kışkırtma dili, 31 Mart, Menderes, aynı laflar.
Mesela, bugünkü yandaş gazeteler, Sabah, Yeni Şafak, Akşam, vs. şimdiden söyleyeyim size yarın neyi yazacaklarını, her türlü iddiaya varım, her türlü ekran tartışmasına da varım, çıkartın beni ekrana yarın hangi konuda ne yazacaklarını tek tek söyleyeyim, çünkü 17 yıldır aynı günü aynı kelimeleri aynı saldırıları aynı konuları hepimiz ezberledik.
Mesela her milli bayramda olacakları bugünden biliyorum, iddiaya giren varsa buradayım, biri Vahdettin resmini Atatürk’ün yanına koyup meşrulaştırmaya çalışacak diğeri Atatürk İngilizler’den emir aldı diyecek, aşağı yukarı aynı fırıldak dümen.
Mesela kendi ihaleleri kendi şirketleri kendi tarikatları kendi kripto FETÖ’cülerine vs. bir türlü tek satır karşı-eleştiri yazı yazamayacaklar, kesinlikle bugünden biliyorum.
Artık biz de kendimizi haşa Tanrı değilse de her şeyi birebir kestirebilen bir tuhaf ‘kahin’e döndük. Hatta anket yapalım, yüzbinlerce okuyucuya soralım, Engin Ardıç, Ahmet Kekeç, Hasan Cemal vs. yarın ne yazacak diye soralım, ankete katılanlar yüzdedoksandokuz çoğunlukla tahminlerini tutturacak, nereden mi biliyorum, geçmiş 17 yılın yüzdedoksandokuz kesinliğinden.
Peki, filmde kahramanımız her günü aynı gün olan bu kabusa uyanmaktan nasıl kurtuluyor?
Şöyle kurtuluyor, kahramanımız sonunda aşık oluyor, aşık olduğu güne uyandığında ilk işi etrafa bakınıyor, bugün de dünün aynısı mı diye, hayır, bugün biraz farklı, diyor, böyle böyle aynı güne uyanmaktan kurtuluyorum diye sevinip sevgilisine sarılıyor.
Bence de hepimizce de böyle.
Aşk olmadığı için insan değeri hiç bilmeyen paralı maaşlı troller ruhsuz acımasız saldırabiliyor.
Aşk olmadığı sürece aynı gün sonsuza kadar sürecek. Ortaçağın zindanları gibi artık ‘zaman’ dahi kalmayacak. ‘Her zaman aynı zaman’, aynı karanlık aynı cehalet aynı kopya tepkiler aynı itişme-dalaşma aynı hırsızlar, aynı deliler aynı kutuplaşma aynı cepheleşmeler ve hepsi aynı kelime tekrarlarıyla.
Bu trollere insan çok acıyor. Ağbileri köşe yazarları ya da siyasiler bu trol gençleri saçma sapan ideolojik inatlaşan saptırılmış akla zarar tarihi bilgiler bataklığında boğuyor.
Bugünden 20 yaşındaki o trol gencin zavallı hayatına bakıyorum, altmış yaşına kadar aynı duvara kafasını vuracak aynı vahşilikte insanlıktan çıkacak aynı tutar tarafı olmayan mesnetsiz bilgilerle saldıracak, çünkü mesela 1980’li yıllarda bugün 60 yaşındaki büyük ağbileri bugünkü günün aynısını yaşıyorlardı, kırk uzun yıl zerre değişmediler, 80’li yıllardan sonra dünya üç-beş kez yıkıldı ancak onlar o gün ne yazıyor çiziyorsa bugün de aynısını söylüyorlar.
Oysa ağbileri siyasiler 17 yıldır aynı bilgileri yazıp söyleyeceğine pekala bu çocukları yaşadıkları trajik tecrübeler ışığından bu bataklıktan kısmen kurtarabilirler. Yine Osmanlı’yı yine dinimizi yine geçmişimizi sevelim, ama, hiç değilse şu Vahdettin saçmalığından şu Mustafa Armağan vb. trollerinden, şu kafayı sıyırmış Kadir Mısıroğlu gibilerinden bir nebze kurtarsalar, olmaz mı?
Hayır kendi giydikleri deli gömleğini trol gençlere giydirerek ancak rahat edebiliyorlar.
Hayır, trol ordularının aynı zekada aynı manyaklıkta aynı provokasyonda aynı vahşilik ve aynı cehalette aynı cepheleşme içinde kalmasından bu maaşlanmış ağbiler pek memnunlar?
Mesela aynı şeyleri yaza yaza şu Orta Doğu’dan da hiç mi ders almıyorlar, Beyrut elli yıldır iki ayrı şehir güneyi şii müslüman kuzeyi falanjist hristiyan, Bağdat yirmi yıldır ortadan ikiye ayrıldı, sünni tarafı ayrı şii tarafı ayrı Kürt mahalleleri ayrı, Kerkük’ü öyle, Bosnası öyle. Şu dağılmış parçalanmış Balkan Kafkas coğrafyasından hiç mi ders çıkartmazlar. Aynı şeyleri yazan insanların aynı nefret aynı tarihi yanlışlar aynı inat aynı öfke aynı kutuplaştırma hala aynı.
Aynı günü yaşamak, hepimize Allah’ın bir cezasıdır.
Kimse herkes kültürlü olsun herkes tarih felsefesi eğitimi alsın demiyor.
Ama bu trol ordularına gaz vermekten hiç yorulmuyoruz.
Neden aynı günü yaşamaktan hiç sıkılmayan ‘ezberlerinizi’ hiç bozmuyorsunuz.
Ezberleri bozamayan ezberlere karşı gelemeyen bir insan yazar olamaz!
Örnek mi? Onlarca ezberden sadece biri, Aziz Nesin’in de yüzüne karşı söyledim Mümtaz Soysal hocanın da.. 60 Anayasası çok güzeldi ama idamlar çok yanlıştı gibi, bir ezberi, hiç kabullenmedim. Çetin Yetkin hoca gibi bu ihtilalin arkasında Amerika var, fikrinde oldum. Ve bunu her vesileyle dile getirip sol, sosyal demokrat, sol kemalist, ezberlere hiç prim vermedim yazılarımda tek satır desteklemedim. Böyle nice ezberler var!
Vahdettin saplantısıyla yüz yıldır, 60 anayasasıyla 60 yıldır, vs. hepimiz, hepimize aynı günü yaşatan doktrin beslemekten başka iş yapmıyoruz.
Ve trol ordularını aynı sakat tutarsız insanı ve insanlığı utandıran ideolojik ezberlerle beyinlerini haşat hayatlarını dar kafadan manyaklaştırıyoruz.
Mesela hem dinimize düşkün hem cumhuriyetçi pekala olabiliriz, hem cumhuriyetçi hem tarihimize geleneklerimize sarılan insan türünden pekala olabiliriz, nesi zor bunun!
Çünkü size yüzyıldır aynı ‘gün’ü yaşatanlar sizin ideolojik kutuplaşmalarınızı ezberledi. Plan, fırıldak, proje düğmeleri, gaza getirmeleri-kışkırtmaları bu yüzden onlar için de pek ‘kolay’. Düğmesi var, basıyorsun, Vahdettin, Menderes, düğmesi, bu kadar basit.
Kardeşlerim!
Güneşin doğuşuyla yeni bir güne uyanmak, hakikaten büyük mesele.
Gençliğin önüne yepyeni ışıltılı parıltılı coşkulu bir manzara açmak, hakikaten büyük mesele.
Aynı güne uyanan kitleleri aynı intikam türü aynı öfke türü aynı saldırı provoke türünden kısmen de olsa uzaklaştırabilmek, hakikaten büyük mesele.
Bunun için kaleminiz önce büyük bir aşk ister
Kalbi beyni duyguları aşktan geçmemiş insanlar, bu sema bu gökyüzü altında, aynı gün’ü yaşamaya aynı zindanda aynı Ortaçağ’da aynı ölçüsüz kudurmuş delilik haline ebediyen mahkum, maaşla köşelerine maaşla ekranlarına zincirlenmiş deliler bunlar.
Asıl şu soruyu soralım, neden yandaş yazarlarımız doktrinlerini filmle sinemayla romanla hikaye ederek anlatmayı denemezler, neden hep üç-beş kelime tekrarı aynı slogan cümlelerle aynı canilik taşıyan öfkeleriyle beyin yıkarlar? Çünkü iktidarları için savaşanlarla insanlık için yazıp çizenler birbirine hiç benzemeyen iki ayrı tür!
Çünkü ‘maaşla’ doktrin ideoloji iktidar beslemenin sonucudur bu.
Aşk, bir fazla şeydir insana, eşyanın ötesini gösterir, sizi aynılığın tekrarın korkunç cinliğinden sıkıcı şeytanlığından kurtarır, çünkü aşk size güçsüzlüğünüzü ve sizin gibi güçsüz başkalarını öğretir gösterir.
İşte, bir örnek mesela, Ali Babacan ismi siyasetin ortasına fırlatılır fırlatılmaz önce Ali Babacan trolleri salındı ortalığa, yani parti teşkilatları tamamlanmadan önce trol orduları teşkilatlandırılmış, anladığım şu, yeni bir güne hazır içimizde kimse yok.
İçimizde başka bir güne uyanacak kalem-köşe yazarı-siyasetçi, hiç yok.
Çünkü, aşkın alevleri içinden geçmeyen-geçemeyenler kabuslarıyla aynı tekrar günde kalır, yeni bir güne uyanamaz, neyin bayramını kutluyorsunuz, yüzlerce yıldır ihaleci patron büyüklerinizin hep aynı ellerini öpüyorsunuz, çünkü binlerce yıl aynı hurafe fırıldak yobaz şeyhlerin elini öpüyorsunuz.
Mesela, köpek salyalı FETÖ’nün sümüğünü yalayan onbinlerce zavallı FETÖ’cü çocuk nasıl yetiştirildi sanıyorsunuz? Aynı dersi aldılar, aynı ezberleri söylediler, aynı suratlara, aynı siyaset diline, aynı doktrin aynı ideolojik İslamcı dine, aynı cephelere aynı kolaylığa aynı sınavsız liyakatsız makamlara, aynı, aynı, aynı şeyleri tekrarlayıp beleşten maaş almaya sulandılar.
Çünkü bir hikayeyle bir filmle gerçekçi tasvirle şaşırtıcı entrikalarla duygularınızı ters düz eden dramatik sahnelerle insanı insanla anlatabilmek, maaşla olacak iş değildir, aynı günün ezberindeki bu aynı yazarların alayı için, pek zahmetlidir.
Sizin kendi hikayenizi kendi acı hüzün kendi trajedilerinizi yazacak entellektüel gücünüz yoksa, evet o kumpaslar o projeler çok doğru, başkaları size bir proje yazar, ve hepinizi figüran piyon oynatıp çatıştırır öldürür, ve?
Aynı günü yaşamaktan hiç yaşayamadığınız o geniş zamanları-o ışıltılı günleri, başkalarının tezgahları fırıldakları sinsilikleri acılar içinde delirerek kudurarak yaşatırlar size ve bu kudurmuşluk halini bir de size milli cephe, kahramanlık diye yuttururlar!
Hayatlarimizi twitlerle yonlendirmeye calisiyorlar…Twitlerle kutuplastirip, twitlerle hukumet devireceklerini zannediyorlar..Ilkokul seviyesi zeka sahipleri…Uzerimize bomba atanlar su anda ancak twit atabiliyorlar….Bu millet bunlari yemiyor ama (ekmek pesinde bunlarla ugrasacak zamani yok), onlardan medet umanlar yiyip duruyorlar…Arz talep dengesini karsiliyor bu twit ordulari…Herseyi yemeye inanmaya hazir Twit yiyicileri.Her fraksiyonun kendi ordusu kendi tuketicileri..Piyasa kurulmus coktaaaan..Hazirlayan kendileri yiyen kendileri..Calan kendileri, oynayan kendileri…Kimse devlet ne demis, CB ne demis, bakan ne demis umurunda degil..Olaylarin asli ne, gercekte ne olmus, o bile umurunda degil…Okyanuslarin ardindan gelen b.klu bir twit daha lezzetli geliyor damagina…..Afiyet seker olsun Geri zekalim benim…
“Çetin Yetkin hoca gibi bu ihtilalin arkasında Amerika var, fikrinde oldum.” Çetin Yetkin hocanın bu konudaki görüşlerini okumadım ama Cengiz Özakıncı Kanal B’deki programında belgeleriyle Amerika’nın nasıl el altından olaya müdahil olduğunu göstermişti. Ama tüm bu gerçekler yine de 60 Anayasasının çok güzel olduğu ve idamların çok yanlış olduğu gerçeğini değiştirmez Nihat bey!
Büyük yazı. Tarihe not.
Groundhog Day filminin kahramanını doğru yola getirip nihayet yeni bir güne başlamasını sağlayan şey sadece aşk değildi; ne olacağını bilmesinden yararlanarak hinoğluhinlik yapmayı denedi, tatmin olmadı. Burnu sürtülüp karşılaştığı insanları karşılıksız, mükâfat beklemeden sevmeyi, yardım etmeyi öğrendi, insanlaştı, ve o zaman hayatını yaşamaya hak kazandı. Bu düşüncüleri de ülkemizde yaşadıklarımıza uyarlayabilirsiniz. Yeni bir güne geçmemiz için hepimizin küçük hesapları bırakıp karşılıksız, mükâfat beklemeden sevmeyi, insanlaşması gerekir.
yazınız çok güzel, en önemlisi gerçekçiydi. öncelikle, 60 darbesinin ABD darbesi olduğu gerçeğini belirten tek yazarsınız. merak ettiğim, ülkemizde sağ-sol dinci her türlü ideolojik görüş var. ama Atatürk doktrin ve ideolojisini benimseyen bir kişi, parti, siyasetçi yok. bu da benim dikkatimi çekiyor.
Ne için tekrar oluyor, ben biliyorum. İslamcıların söyleyecek yeni bir şeyi yok. Tüm dünya ihvancılığında esaslı bir tıkanma var. Çünkü dedikleri oldu, yani siyaset, meslek örgütleri, yardım kuruluşları, özel okullar öncü nesil vs hedefleri tutturdular ama beklediklerini bulamadılar. İflasın ilan edilmesi gerekiyordu, para makam cart curt engel oldu. Ezbere düştüler. Tekrar o. Onun için Nihat abinin beklediği aşkla uyanma olmaz. Olmaz olduğunu gendi de bilir de, taşı sıkıp suyunu çıkarmaya çalışır. Ben de orasını bilemiyorum. Zaten onun için oluyoruz yazılarını.
Her şeyi de bilemezsiniz Nihat. Mesela Migros’un yarın bayram konseri için Fatih Ürek’i tuttuğunu ve lansmanını da TRT 1’den yaptığını bilemezsiniz.
Harika yazınız için tebrik ederim. Bu yazınız zamanlama olarak da benim için harika oldu keza bu durum ile kendi çapımda mücadele ediyordum. Trollerin hesapları genelde kendini belli ediyor. Kimi Atatürk resimli profil ile İslama, kimi Osmanlı profil resmi ile cumhuriyete, kimi Chp ye kimide Akp ye saldırıyor. Ve çok çirkin belden aşağı iğrenç şekilde. Amaç itibarsızlaştırmak ve ayrıştırmak tabi. Benzer itibarsızlaştırmayı yurtdışı gazetecilerde yapıyor. İslamist ve Kemalist kelimelerine yoğunlaşıyorlar. Özellikle yunan, ermeni ve pkk yurtdışı ekipleri, ayrıca benzer bir saldırı Suriye / arap destekli kısımdan var. Ben kendi çapımda twiter da mücadele veriyorum. Daha fazla gençleri zehirlememeleri için çabalıyorum. Doğrusuyla yanlışıyla Osmanlı’da bizim Türkiye’de. Bu yazınızı da paylaşacağım. Selamlar.
Dinlemeden anladık, anlamadan eyledik
Gerçek erin bu yolda, yokluktur sermayesi
Biz sevdik aşık olduk, sevildik maşuk olduk
Her dem yeni dirlikte, sizden kim usanası
Yunus Emre
Her şeyi bilemezsin Nihat Genç, her şeyi bilemezsin demiş bir yorumcu. Evet Nihat Genç her şeyi şüphesiz bilemez, zaten yazısında yüzde doksandokuz demiş, bildikleri iktidarın medyayı abluka altına almasıyla ilgili şeyler, buna dair iddialı konuşuyor. Bu demek değildir ki, Nihat Genç’in bilmediği şeyler yoktur. Nihat Genç’in bilmediği şeyler vardır. Belki komünizmi, sosyalizmi, dogmatizmi iyi bilir ancak kapitalizm söz konusu olunca ezbere konuşur Nihat Genç. Kapitalizmi kapitalizmin ürettiği vidyo sitelerine çıkarak, world wide web’i kullanarak eleştirdiğinde açığa düşer Nihat Genç. Bu ülkede bilinçaltı deforme olmuş olanlar çoğunlukta olabilir, zihni melekeleri açık her türlü doğmaya karşı düşünen ve sorgulayan Türk vatandaşları halen mevcuttur. Nihat Genç, sorgulayan, üreten bir değerimizdir. “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.” sözünün uygulayan nadir düşünce adamlarımızdandır.
Aşk bize güçsüzlüğümüzü değil, tahminimizin de ötesinde güçlü olduğumuzu öğretir. Aklın almayacağı şeyleri de yapabiliceğimizi öğretir…
Aşk bize güçsüzlüğümüzü değil, tahminimizin de ötesinde güçlü olduğumuzu öğretir. Aklın almayacağı şeyleri de yapabileceğimizi. İlla birilerine, bir şeylere bağlı değil, özgür insanlar olarak da yaşayabileceğimizi…
Nihat Bey; Bizans İmparatorluğun’da,” Maviler ve Yeşiller” adında iki grup varmış.Bu gruplardan biri imparatoru tutarmış.Arenada köleler aslanlara yem edilirken alkış,şamata,kavga….ayak oyunları hiç bitmezmiş.””Filler tepişir,çimenler ezilir.”bilinen sözdür. Kaleminize ve gönlünüze sağlık……
“Mesela hem dinimize düşkün hem cumhuriyetçi pekala olabiliriz, hem cumhuriyetçi hem tarihimize geleneklerimize sarılan insan türünden pekala olabiliriz, nesi zor bunun!”. Diyorsunuz, ki kesinlikle katılırım. En azından dört halife devrine bakın. Saltanat değil, cumhuriyet, öyle değil mi? Peki ben size şunu sorayım. Cumhuriyet tarihimize baktığımızda, tek partili dönemin tamamına, özellikle Atatürk’ün ölümünden sonrasına, ve çok partili dönemde sol, ulusalcı, Kemalist kesime; sizin mesela ile başlayan düşüncenizi paylaşan kaç kişi vardır. Kendimi bildim bileli bu kesimlerden hep bu düşüncenin zıttı yorumlar, cümleler işittim. “17 yıldır aynı günü aynı kelimeleri aynı saldırıları aynı konuları hepimiz ezberledik”, diyorsunuz, ama ben en azından kendi adıma 30 yıldır sol Kemalist kesimlerden hep aynı kelimeleri işitiyorum. Küçük bir örnek. Bu kesimler hep Cumhuriyete geçişi ümmet olmaktan millet olmaya geçiş olarak tanımlıyor ve ümmet olmayı, bir anlamda, millet olmaktan daha az değerli görüyor. Ya da millet kavramını ümmet kavramının üstünde görüyor. Ümmet ne demek? İslam inancına bağlı müslümanlar toplumu. Norveç’in en kuzeyinde yaşayan dilini bilmediğim bir Norveç’li müslüman, Avustralya’nın en güneyinde yaşayan dilini bilmediğim müslüman bir aborjin, ve ben, aynı toplumun bir parçasıyız. Aynı İslami değerlere inanıyoruz. Bu gerçeklik benim Türk milleti ile olan ortak dil, tarih, coğrafya, yani Türk’lüğümle, bir çelişki oluşturmaz. Türk milletine mensubiyetim İslam ümmetine mensubiyetimi engellemez.
Tarihte, muslumanligi kabul etmemis turk boylarindan 2020 yi goren yoktur…Tamami baska milletlerin ve kulturlerin icinde eriyip kaybolmuslardir…Bizi ayakta tutan varolmamizi devam ettiren sey musluman turklugumuzdur….Bunu iyi bilenler neye saldiracaklarini da iyi bilirler….Muslumanligi cikartirsak bu denklemden, bizi aninda ham yaparlar…Burada muslumanligi arap gelenek goreneklerini yasamak zanneden andavallardan bahsetmiyorum…