Nihat Genç
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Üslup, yeterlilik ve aydın kimliği üzerine

Üslup, yeterlilik ve aydın kimliği üzerine

featured

Arkadaşlar, her dergi ve sitenin olduğu gibi Veryansın TV’nin de bir yayın kurulu var. Yayın kurulu milli ve tarihi kişilikleri ‘casus’ ve ‘hain’ diye sıfatlanmasına tabii ki itiraz edecek ve sizden hurafe değil sağlam kaynak isteyecek, tabii ki yayın kurulu, milletimize mâl olmuş milli politikaları koruyacak Yunan ve FETÖ ağzına meze olacak şaibeli laflar etmenize izin vermeyecek ve bağımsız köşenizi o komutana bu generale laf sokmayı ima ederek kullanmanıza pek tabii karşı çıkacak. Ve yayın kurulu yazarı refüze ve rencide etmemek için de hassas konuların nicesini kamuoyu önünde tartışmaktan pek tabii imtina edecek. Ve yayın kurulunun gökten bulutları kovmak gibi bir iradesi yoktur, ancak milli kültürümüz milli hassasiyetlerimiz milli politikalarımızla hepimizin birlikte oturduğumuz evin şaibeli hurafe genellemelerle oturulmaz hale getirilip harap olmasına pek tabii izin veremez, bu itibarla.

Üslup üzerine biraz konuşalım.

Günümüz muhalif aydınların dil ve üsluplarında bir Richard Dawkins modası ve hastalığı hakim.

Richard Dawkins çok okunuyor çok ödül almış ve çok popüler bir isim. Evrimci tezleri savunuyor ve vahye ve ilahi kitaplara saldırıyor, yani savaş alanı kutsal kitapların yaratılış tezlerini çürütmek.

Diyelim Tevrat’ta dünyanın altı günde yaratılmasının saçmalığını söylüyor ve tartışma şöyle komik yerlere doğru uzanıyor, mesela din adamları sonunda o altı gün bugünün altı günü değil, o altı gün altı milyar yıl, diye cevap veriyor.

Evrim tezleri vs iş daha da saç saça baş başa bir kavgaya dönüşüyor, tabii adamın tuzu kuru sorumlu olduğu bir siyasi coğrafyası yok. İslam tarihinden size en tantanalı örnek klinik tıbbın kurucusu Razi’yi gösterebiliriz, 9. asırda İslam dünyasının sarayları şehirleri içinde yaşadı, dine ve peygambere inanmaz, deisttir, ‘insanın aklından başka öğüt alacağı yer yoktur’ der, neyse, Razi eleştirilmiş karşı reddiyeler yazılmış ancak müslüman kültür ve toplumdan kopmadan bu topraklar içinde yüzlerce eser vermeyi başarmıştır.

Çünkü bilimsel tezlerine karşı çıkan yoktu bugün de yok.

Bugün de fiziğin kimyanın evrimin kanunlarına kimse karşı çıkamaz, hepimiz bilimin yanındayız, kısa geçelim, bilimin yanındayız diye ilahi kitaplara saldırmak zorunda mıyız? Yandan geçsek olmaz mı ya da daha saygın bir dil ve üslup kullanamaz mıyız ya da konuyu filozoflara bıraksak seçim şov ve ego ve kabadayılık meselesi yapmasak?

İşte size Farabi örneği? Bir Yunan adı koyup Farabius desek kimse şaşırmaz, zaten ilk hocası Hristiyandı, sonraki çağlarda Batılılar eski Yunan filozoflarını karmaşık felsefi problemleri Farabi’nin yorumlarıyla-aktarımıyla öğrendi. Mantık felsefe alanında eserler verdi, filozof eşyaya Tanrı gibi yani varlığın bilgisine evrensel bakabilmeli, dedi, ve ahlakı olmayan filozofi bilginin sahte olduğunu söyledi. Matematik mantık fizik ve sebep sonuç ilişkisi olmadan varlığı anlayamayacağımızı ve biyoloi ve fizyoloji bilmeden hayvan ve bitkiler üzerine konuşamayacağımızı söyledi, yani, kullandığı bu kavramları ilahi kitaplardan almadı, eski Yunan filozoflarından aldı. Ama, toplumla dini metinlerle büyük bir çatışmaya hiç girmedi. Gazali’nin Farabi’ye karşı çıkmasına sebep Farabi’nin öte dünya cehennemin fiziki değil manevi olduğunu söylemesidir, düşünün Yunanlı filozofları hatmeden ve onları yorumlayan bu müslüman filozof Bağdat ve Şam’da yani İslam ülkesinde seksen uzun yıl yaşamayı başardı ve çağlar boyunca hem müslüman dünya hem Batılılar Farabi’ye övgüler yağdırdı.

Yani her bilimsel veriyi dine karşı ilahi kitaplara karşı bir savaş ve yok etme aracı olarak kullanmak zorunda değiliz, mesela bugün deprem olduğunda kimse kaç şiddetinde olduğunu öğrenmek için Kur’an’ı Kerim’i açıp hüküm vermiyor, pek tabii bütün müslümanlar da Kandilli Rasathanesi’ne yani ‘gözlem’ ve ‘deneylere’ bakıyor, vahiy mi tabiat kanunları mı derken tercihlerini deney bilgisinden aldılar, tabii ki bu çok derin meseleyi bir kaç cümleyle anlatamayız, ama ucundan dokunduralım.

Mesela Celal Şengör diye bir bilim adamı, ne zaman konuşsa ekrana çıksa konferans verse müslüman kültürü aşağılar ve dinin saçmalığından söz eder ve şov yaparak kendisinin ateist olduğunu göğsünü gere gere haykırır. Dinle çatışmanızı bu kadar ‘göstermek’ ihtiyacını neden hissediyorsunuz? Razi gibi 9. asırdan bir adam deist olduğu halde bu kültür ve toplumdan kopmamayı dışlanmamayı başarabilmiş, kalkıp da sizler gibi bodoslama Allah’a dine çakmamış, kitaplarında tabiat kanunlarını sebep-sonuç ilişkileriyle açıklamış ve bu topraklarda uzun bir ömür yaşamış. Zaten Razi gibi bilim adamları olmasaydı bugün elinizdeki bilim çok eksik ve çok geç kalırdı, peki siz neyin peşindesiniz? Bu yersiz ‘meydan okuma’ siyasidir ve bilim adamına yakışmaz, şarlatancadır, argoda buna ‘ucuz kahramanlık’ adı takılmıştır.

Mesela Yunus Emre, sözle söylenebilecek her şeyi söylemiş, şiirinde ilahi kitaplarla dinle büyük bir hesaplaşmaya girmiş, detayları uzundur, ancak, Anadolu’da müslüman kültür Yunus Emre’yi evliya kabul eder, üstelik Alevisi Sünnisi Yunus Emre’yi bölüşemez, her biri Yunus Emre’yi kendi meşrep ve itikadından kabul eder, bunu nasıl başardı?

O halde bir aydın kendine şu soruyu sormalı: Yunus Emre akla hayale sığmayacak bu denli kıyasıya sert eleştiriler yapmasına rağmen bu kadar büyük ve geniş kitleler tarafından kucaklanmasının sebebi üslubundaki samimiyet ve eserindeki dehadır.

Büyük devrimciler bu yüzden eser ve üsluplarıyla hem toplumun kabul edemeyeceği sert-ters laflar eder hem de büyük kabul görürler, bu da ayrıntılı uzun bahis, geçelim, mesela Celal Şengör gök bilimci büyük Türk bilgini Biruni’yi de herkes gibi yere göğe koyamaz.

Evet en ideal örneğimiz, Biruni’dir. Onuncu asırda yaşamış Biruni’yi bugün dünyanın en büyük bilim kurumları gelmiş geçmiş tarihin en büyük bir kaç dehasından biri olarak görür.

Allah’a inanmayan bilimadamları böyle görür ama açın İslam Ansiklopedisini, müslüman tarihçiler de Biruni’nin müslümanlığından zerre taviz vermeyip İslam kültürünün en büyük değeri olarak kabul eder, sordunuz mu kendinize, bu nasıl iş?

Evet, İbni Sina ve Biruni, ikisi de hayatına aynı metodla başladı, İbni Sina verili kaynakları kütüphaneleri ve ulaşabildiği kültürlere uzanarak o güne kadar ilaç tıb tedavi hastalık ne bulduysa büyük bir envanter-birikim-ansiklopedik bilgiyle işe başladı, yani dünya dolusu kaynak topladı. Biruni de öyle, ulaşabildiği kültürlerin takvim ve zaman ve gök cisimleri üzerindeki ritüel ve bilgilerini topladı, yani dünya kadar kaynak topladı. İbni Sina tıbda Biruni de gökbiliminde yüzyıllarca sürecek çok etkili çok başvurulan kaynak kitapların sahibi oldular, her ikisi de bugünün bilimsel metodlarıyla çalıştı ve dinle kitapla refüze edilip dışlanacak bir tartışmanın içine hem girmediler hem müslüman tarihin iftihar ettiği filozof ve bilimadamı olmayı başardılar.

Mesela Biruni’ye bütün dünyanın hayranlığı onun gökbilimindeki bilimsel deney-ölçümleriyle ilgilidir, müslüman toplum içinde sarayı hocası çevresi hiç kimse de çıkıp ‘bu aletleri bırak, aç kitabı bak orada her şey yazıyor’ demedi, diyemedi, aksine, bu ölçüm aletlerinin daha iyilerini yapabilmesi için Biruni’ye hamilik yaptılar.

Bugünün aydını kalkıp yahu bu adam müslüman bir coğrafyada deney ve gözlem dışında hiç bir şeye itibar etmediğini döne döne söylemiş ama dinle kitapla da arası neden hiç bozulmamış, diye hiç sormamış.

Sizce de Biruni’nin bilimsel çalışmaları dışında üslubunun üzerinde bu topraklarda neden hiç durulmamış?

Başta Celal Şengör gibi tipler Biruni’nin bilimine hayran olmuş ama Biruni’nin kurduğu dil ve üslubunu merak etmemiş bu üsluptan edep-erkan ahlak hiç devşirmemiş, bir bilim adamı toplumuyla toplumun inançlarıyla nasıl konuşur nasıl tür iletişime girer, dıngılında hiç olmamış.

Yoksa Biruni de biliyordu, bodoslama dalmayı, ama kellesi giderdi, bilminden bilgisinden toplum mahsur kalırdı, oysa, Biruni 80 yaşına kadar yaşamayı başardı. Ve her yeni iktidarda dışlanmadı kovulmadı çalışmalarına korumacılık hamilik yapacak saray ve kütüphanelerinden faydanabilmeyi bildi, üstelik bilim anlayışından zerre taviz vermeyerek. Saraya kutuplardan gelen bir yolcu kutuplarda altı ay gece-gündüz deyince kellesinden olacaktı, Biruni’yi çağırdılar eline elma alıp sakin sakin bilimsel açıklamalarla bilimsel olarak hükümdarı ikna etti, adamı kurtardı, böyle nice hikayesi var.

Bugün için büyük bir sorudur ve anlamak mümkün değildir, aydınlarımız Biruni’nin üslup ve dilini niye hiç merak etmiyor? Evet Biruni’nin dehası gökbilimindeki buluşlarından çok ‘üslubundadır’ yani toplumla sarayla dini otoriterlerle kurduğu ve zırnık geri adım atmadığı bilimsel tezlerinde ve saygın ve zarif dilindedir.

Üstüne basıp tekrar ediyorum Biruni’nin gerçek dehası dinle ilahi kitapla çatışmaya girmekten üstün bir zarif ve felsefi bir üslupla kaçınmayı başarmasıdır.

Ve bilimini de ilahi kitaba göre değil gözlem ve deneye oturtmuştur ve kitaplarında da gözlem ve deney dışında hiç bir bilgiye itibar edilmemesini üstüne basa basa defalarca dile getirmiştir.

Yani Biruni bugün Mozart, Einstein, Newton, vb. gibi üç-beş büyük dehadan biri kabul ediliyor, çağının on asır önündeydi, çünkü şova kabadayılığa dönük boş kavgalara girmedi, ego ve hırsına mağlup olup hakim ideolojiyle bodoslama çatışmadı. Aksine, ayın yıldızın dünyanın hareketlerini ancak gözlem ve ölçüm ve deneyle yapılabileceğini hem İspatladı hem herkese inandırıp benimsetti. Ve toplumun ve bilimin önüne hurafelerden muskalardan kehanetlerden ayıklanmış devrimci ve aydınlık bir yol açtı.

Bence de Biruni yobazlarla hurafelerle dolu bir dünyada muhteşem bir iş yaptı, ölçümleri milim şaşmayla 17.nci yüzyıla kadar yaşadı, henüz 10. yüzyılda değme bir Rönesans aydınından daha yüksek bir ‘bilim’ disipliniyle tüm dünyalıları kendine hayran bıraktı.

Batı dışı topraklarda yazıp çizen her aydının ilk okuyup öğrenmesi gereken en büyük ders Biruni’nin üslubudur, Farabi’nin ve Yunus Emre’nin dilidir ve dine kitaba inanmayan Razi’nin tıbba hakimiyetiyle yani bilginliğinin kabulüyle bu toplum içinde çok uzun ömür yaşayabilmesidir.

Kardeşlerim, henüz otuzlu yaşlarımda Biruni ve Yunus Emre ve Farabi, Razi, vb. büyük evliya ve bilginlerin toplumlarıyla kültürleriyle dinleriyle kurdukları ‘dil’ ve ‘üslupları’ merakımı çekti. Toplumdan ve kültüründen kopmadan dışlanmadan kişiliğim ve yazarlığımın karakterine ne ölçüde oturtabilirim. Vahiyle bilimsel deneylerin tam aksi yönünü çatıştırmadan nasıl ‘tevil’-açıklama edilebilir, büyük sorudur, evet yaman soru, eleştirilerin ve bilginle toplumu çevreni sarsacaksın, ama kopartmayacaksın.

Hırsızlık, yolsuzluk, adaletsiz, ahlaksızlık, vs. adı sanı ne olursa olsun tabii ki her yazarın baş düşmanıdır, bu konular ‘üslup’ kaldırmaz, hangi kültür ve din olursa olsun hiç sakınmayıp doğru ve makul ve ahlaklı ve hukuki olanı sakınmadan dobraca söyleyeceksin.

Ancak her bilimsel veri ve her hukuki gerçekliği din ve ilahi kitaplara saldırmak için bir bahane bir fırsat gibi kullananlar karşısında dikkatli olacağız. Bugünkü siyasilerle geçmiş kültürümüzü karıştırmayacağız. En dahiyane örneğimiz Nasreddin Hoca’dır, toplumsal eleştirinin zirvesidir ancak binlerce fıkrası içinde ayetle hadisle uğraşıp ya da kutsal şeylerin adını geçirdiği ya da dalgaya aldığı tek bir hikayesi yoktur. Bir müslüman toplumda büyükçe bir ansiklopedi dolduracak kadar hikayen olacak ve bu fıkraların hiç birinde ayet ve hadis hiç geçmeyecek, bu sadece Nasreddin Hoca’nın değil, bu fıkraları sözlü kültürle bugüne aktaran toplumumuzun en büyük başarısıdır.

Yani bugün ilahi kitaplarda ‘kara delik’ ya da başka ‘güneşler’den bahsedilmiyor diye işimiz gücümüz yok ilahi kitaplara mı saldıralım?

Bu konularda yer-zaman-mekan-üslup-ne zaman, hangi şartlarda, sırası mı, değer mi, gibi büyük soruları hiç düşünmemişseniz yazar-aydın-bilimadamı olamazsınız, bilginize kolpadan der, geçerler. Şöyle olur, birisi size kafir der siz de ona kafir dersiniz, yazınızı eleştirenlerden birine, FETÖ’cü diğerine Alman ajanı diğerine CIA ajanı dersiniz, işte böyle kişiliksiz komik hurafe suçlamalar içinde Allah da sizi cezalandırır hak ettiklerinizle yönetilirsiniz.

Nedir bu suçlamalar, üslup meselesi?

Oysa eleştirimiz, bir, bizi küçük ve komik düşürmemeli, iki, birlikte yaşadığımız insanları sarsmalı ama kopartmamalı, onu dışla bunu kov, sonunda zapt edilmez hırsınla baş başa kalıp bu akıllara seza suçlamaları olmayan kafanıza bandırıp bandırıp yemeye başlarsınız.

Şüphesiz her yayınevi her site her editörün işte böyle çetrefil-çıkılmaz-laf anlatılmaz günleri ve tartışmaları çokca olur. Ama üslup ve dilde ve bağımsız yazarlık da zorunlu olarak anlaştığı, kişisel ve ben bilirim değil, ortak değerleri ortak politikaları ortak bir meselesi olur. Yoksa Google’ı açtığınızda her türlü bilgiye ulaşabilirsiniz, ama, Google ya da üç beş kitap size ‘bilgelik’ dersi vermez. Bakmışsınız bağımsız köşenizi kafes dövüşünüz için kullanmaya başlamış toplum önünde sadece siz değil biz de küçük düşeriz, içinde yaşadığımız kültür de çevre de mahcup olur. IŞİD ve El Kaide nasıl ortaya çıktılar sorusunun bir çok cevabından biri de, hoca, eğitim, çevre eğitiminden hiç geçmemişler, açtılar bilgisayarı ve Kur’an ayetlerini, kendilerince okuyup kendileri yorumlayıp ha böyleymiş deyip kelle kesmeye başladılar, siz de Google bilgisiyle açarsınız o kitabı ha böyleymiş diye başka kelleler kesmeye başlarsınız.

Toplumla başkalarıyla kurduğunuz üslup dil oturma kalkma selamlaşma tanışma sohbet ve üslup, bilgiden ve bilimden önce gelir, kişiliğinizi karakterinizi rezil eden tarzınızdır.

Şüphesiz hiç birimiz ne Biruni ne Yunus ne Razi ne Farabi ne İbni Sina olabiliriz ve onlar bu kültürün en saygın baş köşelerine oturabilmeyi başardılar ve onlar içinde yaşadığımız kültürün ders alacağımız örnek büyükleridir, unutmayın, bu dehaların hiç biri iddialarından tek santim geri atmadı ve onları bugüne taşıyan bilgelikle kurdukları ‘üsluptur’.

Yani kardeşlerim, Richard Dawkins’in bilimsel tezlerine inanmak başka onun gibi konuşmak-dalaşmak başka şeydir. Bugün yeni CHP ve onların twitter alemindeki cahil gureba liberallerin kaba üslupları bu yüzden bize yakışmaz, vahşidir, bugünkü siyasilere karşı olması gerekirken hiç değil kalkıp dinle kitapla bodoslama çatışmacı bir kavgaya giriyorlar. Ve bunu da akıllarınca bilim üzere yapıyorlar, bu çirkin üslup, bilgece ve zekice hiç değil, düpedüz aptallık şov şarlatanlık ve cahilcedir.

Bu anlamsız mukayeseler bu boş tartışmaların kumpasına gelen din adamları dahi ilahi kitaplarına klinik laboratuvar rasathane muamelesi yapmaya başladı. Oysa, hiç inanmayanlar dahi dinlerini yaşadıkları kültürün sanatı müziği mimarisi ilahileriyle en büyük değerleri arasında saygıyla görebilir, görmeli.İnananlar vahye ilahi olana daha derin imanla ne kadar güzel işte bağlanıyor. Ama hepimiz ilahi kitaplara bilim laboratuvarı gibi değil toplumun büyük çoğunluğunu bir arada tutan derin kültürün bir ahlak manzumesi olarak görüp pek tabii saygıyla baş tacı edebilmeliyiz. Asıl sorun fikirlerinizi böyle bir topluma geçirebilmeniz için bir insanın asıl dehasının aşkla kibirden hırstan arınmış ‘samimiyet’ ve ‘tevazu’ olduğunu unutmayalım..

Yukarıdaki tarihi örnekler eleştirilerinden ve tezlerinden zerre taviz vermeden bir yazarın toplumla inançla kültürüyle diliyle kurduğu ilişkilerin sıhhati sağlığı ahlakı üslubu üzerine bize çok şey öğretiyor, bir vesileyle çok kısacık özetlemek zorundaydık yoksa moda deyimle ‘trol’ yazarlığın konusu oluveririz.

Velhasıl, kardeşlerim.

Çırpınmasından başka kanatları olmayan parayla satın alınamamış bağımsız yazarlarla aynı bahçede yazıp-çizmekten çok mutluyum.

Ateşin içinde baş başa vermiş tutuşan iki odun gibi, herkesten ve her şeyden en yükseklerde KENDİ ŞARKILARINI SÖYLEYENLERİN kampında olmak hayatımın tadından yenmez en neşeli günleri.

Ey bu satırları okuyan, uzat ellerini kaldır kollarını!

Yıldızları çıra yapıp tutuşturduğumuz ışıktan ve güneşten daha fazla parıldayan, eyvallahsız kimseye hesap vermeyen, kuvvacı meşalenin tam altındasın.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

22 Yorum

  1. 25 Haziran 2020, 13:31

    Bu yazı Osman Başıbüyük’ün veryansında sansürlenmesi ve ayrılmasından sonra yazılmıştır.
    Nihat abi uzun bir yazıyla bunu açıklamaya çalışsa da tatmin edici değildir. Bu yazısının altına imzamı atarım ama Osman Başıbüyük’n yazısının sansürlenmesinin burda yazılanlar ile ilgisi yoktur. Osman Bey yazısında tehlikeli gerçekleri korkmadan yazmıştır. Özellikle milli istihbaratın kuruluşunda rol alan Alman istihbaratı Mardin ailesini yazmıştır. Eğer Veryansıntv “korktuk o yüzden sansürledik ve kusuru bakmayın bu bizi aşar” benzeri bir açıklama yapsaydı. Kalbimiz kırılmazdı.
    Nihat Abi kusura bakma ama bu yazında laf kalabalığı ile sansürü haklı çıkartmaya çalışıyorsun. Hani Fetöcü sübyancılara karşı çıktığımız gibi neden Masonlara, Ruzi Nazarlara, Mardin ailesine karşı çıkmıyoruz. Libya ile olan derin bağlarımızı konuşamıyoruz?
    Özet: Bu konuda veryansıntv hata etmiştir ama veryansın bizim cigerimizdir. Parasal katkım olmasa da abone sayısına kaç kişi kattığımı hatırlamıyorum. Desteğe devam Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!
    not: Merak edenler Osman Başıbüyük’ün yazısını Enver Paşa’dan Enver Altaylı’ya başlığını aratarak bulabilirler.

  2. Nazım Hikmet’e vasat şair dediğim yorumu yayınlamıyorsunuz. Bu çok yanlış. Size düşmez ki benim Nazım Hikmet’e verdiğim önemi/değeri ve bunu beyan etme hakkımı onaylamak/onaylamamak.
    Belki çok daha üstün şairlere aşinayım ve gerçekten vasat benim penceremden, ne biliyorsunuz!
    Aşılmaz duvarları ve kırılmaz inançları var insanların. Bir şeye bu kadar tutunmak zorunda olunmamalı.
    Sonra da ona buna yobaz derler!

  3. Benim üslubum bozuk arkadaş. Bu kadar bozuk bir dünyada benim bozuk üslubum sorun olmamalı!
    Geçen aylarda Tarsus Amerikan Lisesi mezunları whatsapp gruplarından birinde bir sıpa, AKP ve MHP’li vekillerimize küfretti, ben de aynı küfrü kendisine ilettim. Diğer sıpalar bir olup beni whatsapp grubundan attılar küfrettim diye.
    Üslupmuş! Sevmediklerine sövsen uslubun pek hoş! La get!
    Ha bu arada o sıpalar ülkenin eğitimli, aydın, demokrat, modern kesiminden ha! Beyaz Türk denilenden. Ne beyazlar, ne de Türk oysa!
    Osman Başıbüyük yazısını yayınlamadığınız için bir süredir VeryansınTV de okumuyorum eskisi gibi.
    Selamlar saygılar!

  4. Korkuyorum ve Sabri arkadaşlar, insan tahammüllü olmalı. Ağzını bozmamalı. Komşun bir yanlış yapsa ona ne diyeceksen öyle düşün. Amma bir an insanın asabi bozulur, frenin tutmaz olur, şarterin atar, zıvanadan çıkarsın, o zaman da komşun tahamüllü olur. Başına bir iş gelir, toparlanamazsın, zulme işkenceye hakarete maruz kalırsın, ya da şahit olursun, elinden sövmekten başkası gelmez, gelse de kendini tutmak istemezsin, sallar gidersin, ya da feriştahı gelse sallamazsın.
    Şu da var, bir insan olur, lan dersin, onun ulan demek olduğunu bilir, onun da oğlan’dan geldiğini ve ibne anlamına geldiğini çıkarır. Ben dersem olmaz, ama Neyzen Teyfik derse kimse ses çıkarmaz. En kasıntılı adam bile susar. Şimdi vay nihatcım biz seni biliriz falan filan denmez. Neyzen Tevfik gibi bir imtiyazı var onun. O söyler, sen söyleyemezsin. Bu sana bir misal olmaz. Nereden geliyor bu imtiyaz dersen, şuradan bilirsin: akibetinden korkmaz, adama da batmaz.
    Bir de Amerikan İngilizcesi konuşuyorsan iki kelimeden biri fak olabilir. Türkçe şiir dili. Tevriye var, tariz var. O küfürlerle hakaretlerle ulaşmak istediğin hedefe teşhircilik yapmadan da dokundurarak, imayla ulaşabilirsin.
    Son olarak dostlar arasında edilen lafla kamuya seslenen bir platformun üslubu aynı olmaz. Öyle yerler de vardır ama burada mesela emekli bir amiral yazı yazıyor. Oyuncak değil.

  5. 9 Haziran 2020, 19:05

    suat ve salih beyler teşekkür ederim. insanın ilgi alanı olmayınca tanıdığı tek Razi, Fahreddin olabiliyor

  6. Bu kadar masum bir yazıyı bile yayınlamaktan imtina etmek hiç doğru gelmedi bana.
    Osman Başıbüyük Almanların hile ve desiselerini anlatmış yazısında. Çoğu yerde Cengiz Özakıncı da referası.
    Enver Paşa büyük babanız galiba. Onun eleştirisi sizi niye bu kadar üzdü anlamadım. Konuyu çok dolandırmanız aslında bu kararla ilgili kuşkunuz olduğunu da gösteriyor.
    Din konusunda da birkaç kelam edeyim. Bu kurum insanoğlunun ihdasıdır, fazla kasmayın vesselam.
    Sizin mantığınız (aman saygıda kusur etmeyelim) ne hilafeti kaldırabilir ne tekkeleri lağvedebilirdi. Sonuçta bu kurumlar en az 10 asırlık kurumlardır.
    Ayrıca ismini saydığınız o İslam önde gelenleri keşke biraz daha açık ve cesur olabilselermiş. Belki doğu toplumlarının cehalet duvarını daha erken yıkabilirlerdi.
    Yunus’u hoş görüsüyle biliriz. Osman Başıbüyük’ün oldukça masum yazısını hoş görememişsiniz. Bence bu sizin bugüne kadar ki en büyük kusurunuz olmuştur.
    Bakalım beni hoş görebilecek misiniz. Yorum yayınlanınca anlayacağım…

  7. VERYANSIN TV SANSUR KURULU AÇIKLAMASI IÇIN TEŞEKKÜR EDERİZ.
    Üslûp denilince belkide en son konuşması gereken kişilerdensin. Konuşurken ettiğin küfürlerinden e demek istediğini anlamak için gobegimiz çatlardı .. Üslûp başka birşey sansür başka birşey. Sen buraya ticarete gelmişsin anlaşılan. Yakında sitende reklamlar başlar…Kendinde gördüğün elestri hakkını başkasına vermemekte ne kadar “kendine musluman” olduğunu göstermektedir. Varsa bir elestrin yazarsın yazını, çürütürsün savunulan fikri. Gerisine okuyucu karar verir. Tipik bir tepeden bakma üslubu ile yazmışsınız bu yazınızı bile. Üstüne kılıf olarak din, peygamber, Kur’an falan yazarakta örtmeye çalışmışsınız. Çok basit olmuş. Bu yazıları medyanın malüm tarafları hergün yazıyorlar ve biz okumuyoruz…Yazınızdan anladığım “her dergi ve sitenin olduğu gibi Veryansın TV’nin de bir yayın kurulu var.” Ifadeniz aslında Veryansın TV SANSÜR KURULU VARDIR olmalıymış. Sonunda mezun oldunuz artık kapitalizmin sarhosluguna kapilabilirsiniz…Yakinda encok okunan sitelere katılacaksın… görüntü o …

  8. Galip Kasapoğlu, yazıda bahsedilen Ebu Bekir Er-Razi. Fahreddin değil.

  9. Turgut Uyar, islamın yerine bir şeyler bulma çabaları çerçevesinde yunan mitolojisinin baş tacı edildilmesini eleştirir bir yazısında. Tabi tam anlamıyla ateist, tanıdığım bütün batılı ateist filızofların peygamberi Lucretius’u Türkçeye yine Turgut Uyar çevirmiştir. Yine de yunan mitolojisinin aydınlar arasında moda olmasını ve giderek halk arasında yaygınlaşmasından rahatsız olmuş. Sonra da zaten, der, Anadolu halkı dört mevsim kadrosunda yaşar. Yani İslam öyle baskın bir düzenleyici değildir, çok da ikame unsurları aramayalım, demek ister gibidir. Samimi bir ateist, ulvi kaynak olmadan bireysel ve toplumsal planda ahlaklı olmanın mümkün olduğuna inanmak ister. Bana göre ateizim mantıl olarak putperestlikren daha saçma. Tahtadan bir heykel yapıp ona tanrı diye tapan adam ulvi ( öngörülemez ) bir düzenleyici olduğunu itiraf edip onu yanlış yerde aramış olur. Ateist, bir kitabın harf kelime cümle baskı vs bir düzenleyici olmadan tesadüfen bir araya gelmesinin mümkün olduğunu iddia eder. Daha on tane delil getirebilirim ama konu o değil. Konu Turgut Uyar’ın tutturduğu dil. Şiirleri değil sadece baştacı ettiğim, düzyazıları da eşsiz değerde benim için. Yaşantısı, tavırları benim için örnek. Memleket sevgisi bana ilham veriyor. O da Nihat Abi gibi milleti Allahsızlaştırmak için gevezelik eden zırtapozlardan rahatsız oluyor. Yalnız bizim gibi namazlı niyazlı ağzı zikirli dualı insanlara bir din sosyoloğu gibi bakıldığı gibi biz de ateist unsurları sosyolojik bir kategori gibi görüyoruz. Psikolojik tarafı da var. Müslümanım diyen sahtekarlara kızıp delikanlılık icabı ateist olanlar az değil. Gelmiş ve geçecek bir musibet bu ateizim Bilimin teknolojinin imanları sarsan, bunlara bağlı modernizmin toplumları etkileyen güçleri şimdi zayıfladı. Endetermenizm, bilim tarihinden öğrendiklerimiz, teknolojinin olumsuz taraflarının da olduğuna dair gelişen şeyler vs bu sefer 19. ve 20. yy’daki ateist ilerlemeci imanı sarstı. Ömrü iki yüzyıl sürmedi. Yahudilik üç bin, hristiyanlık iki bin İslam bin beş yüz yıldır var. Yahudilerle biz halen ilk çıktığı şekline en yakın surette dinimizi yaşamak için istekliyiz. Toplumları, tarihi şekillendirdik. Sanata edebiyata, yok etmeyen, faydalı bilime ilham verdik. Mevzu uzun, savaşa girdiğimizde komutandan beklediğimiz şey, kanımızı boşa akıtmaması. Şuraya gidip ölün, dediğinde gideriz, ( ateistler ne yaparlar bilmem) bize toprağın altı da bir üstü de. Ateist kişi de benimle müstevlilere karşı savaşmaya hazırsa silah arkadaşı sayılırız. İnsan silah arkadaşına söver mi? Söver hem gururla aşağılar mı dediniz? Turgut Uyar dar bir çevreyi etkileyebildi. Nihat Genç inşallah daha geniş bir etki yapar.

  10. 8 Haziran 2020, 20:24

    Evet. uzattım ellerimi kaldırdım kollarımı! Meşalenizin altında olduğum için ne mutlu bana !

  11. Galip Kasapoğlu, bahsettiği filozof deist Ebu Bekr Er-Râzi’dir. Selamlar.

  12. 8 Haziran 2020, 14:28

    Tek kelimeyle harika bir yazı yazmışsınız. Yıllar önce rahmetli Hasan Pulur’un bir köşe yazısını okumuştum. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde çok ünlü bir hoca varmış, adını tam hatırlayamadım, ağdalı bir isimdi. O dönem yazılı sınavın dışında sözlü de yapılırmış. Hocanın konuşma tarzı biraz farklıymış, kendine has bir tarzı varmış. Bir gün bir öğrencisini kaldırmış sözlüye. Hoca ne sorsa cevap vermiş öğrenci, ama hocanın konuşma üslubunu taklit ederek. Sınav bitmiş hoca öğrenciye tam not vermiş. Tenefüs arasında öğrenci biraz mahcup gitmiş hocanın yanına. Hoca öyle bir cevap vermiş ki, yerin dibine girsen daha iyi. “Evladım ben seni hukuktan imtihan ettim, edepten değil.”
    BBC yayınlarından Crusades (Haçlılar) isimli bir kitap var, belgeselinden yazılmış, Terry Jones ve Alan Ereira yazarlar. Sayfa 82, 2. paragraf son cümle. Jabir bin Hayyan had suggested that if the atom could be divided it might release enough power to destroy a city the size of Baghdad (Hayyan önerdi ki eğer atom bölünebilirse, Bağdad büyüklüğünde bir şehri yok edecek kadar enerji ortaya çıkabilir). Bırakın Einstein’ı daha Newton doğmamış.
    Bugün tüm ilahıyatçıların kabul ettiği gibi Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsiri üzerine çıkılmamış, bildiğim kadarıyla Atatürk kendi cebinden para vererek yazdırdı bu tefsiri. Nuh Tufanı ayetini tefsir ederken ayetde geçen tandır kelimesini şu şekilde tefsir etmiş. “Bu gemi sıradan bir gemi değildi, bir çeşit buhar kazanı vardı, tandırın kaynatılması da bu kazanın yakıldığı anlamına gelebilir.” Atatürk demişken, Mu kıtası ile ilgili de çok ciddi araştırmalar yaptırmış. Literatürde bu konulara değinen kaç kitap var acaba.
    Bugün kullandığımız algoritma kelimesi, algorithm, cebirin de babası sayılan Al-Khwarizmi (Harizmi)’den gelir.
    Peki uzun zamandan beri neden İslam dünyası geride kalmış. Herhalde oku ayetini sadece Kuran ayetlerini okumak olarak anladığı, kainat ayetlerini okumayı bıraktığı için.

  13. 8 Haziran 2020, 14:12

    bizi bir parça hazin ve dimdik bırakıp
    gözyaşlarımız gittiler
    ve bundan dolayı
    biz unuttuk bağışlamayı…
    Varılacak yere
    kan içinde varılacaktır.
    Ve zafer
    artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar
    tırnakla sökülüp
    koparılacaktır…

  14. 8 Haziran 2020, 13:19

    İslamiyet ve Ateizm üzerine düşüncelerim.
    Ben, sosyalizmi içselleştirdiğini sanan, ulusalcı bir sosyalist olarak yazıyorum.
    Ayrıca yaşam uğraşında harcadığım mesailere bakarak bir oranlama yaparsam, kendimi, yüzde seksenbeş oranda bir teknik eleman, yüzde onbeş oranda, aydınlanma uğraşında, okuyan düşünen birisi olarak görüyorum. Dolayısı ile kendimi bu konularda iddialı olacak kadar yetkin bir alim olarak katiyen görmüyorum. Peki madem ki öyle, niye bu konularda ahkam kesiyorsun kardeşim diyen olursa, “bizim naçizane yorumlar sütunumuz zaten alimler forumu değil ki” diye yanıt verebilirim.
    Netice olarak, bu koşullarda, yetmiş yaşıma kadar ne biriktirdi isem bunları toparlayarak burada hatasıyla sevabıyla sunmaya çalıştım.
    Dindar yaşamıyorum. Hazreti Muhammet’i ilkel sosyalist bir devrimci olarak görüyor, İslamiyetin özellikle İlkel Sosyalist temelli doğuş felsefesini benimsiyor ve çok değer veriyorum.
    Ayrıca, İslamiyetin teolojik yapısını görüyor anlıyor ve buna da çok değer veriyorum. Şöyle ki:
    İslam’da Allah’ın, Hristiyanlık da var olduğu gibi, yeryüzündeki hiçbir faniyle nesep, mucizevi ve bu nedenlerle, temsili bir ilişkisi yoktur. İslam da imamların, sadece namaz kıldırırken, günlük kıyafetlerinin, bayramlarda ise kravatlı takım elbiselerinin üzerine giydikleri, çok sade iş önlükleri dışında, üniforma diyebileceğimiz abartılı bir görev kıyafetleri yoktur. Bu nedenle İslam, papazsız, ruhbansız, azizsiz, ortaksız ve gerçekten Tek Tanrılı, bu anlamda çelişkisiz, mükemmel bir semavi din olarak, bu dünyadaki hiçbir kişi, zümre, yere ve bu nedenle de sadece bu dünyaya ait olmadan, semanın en yüksek katında bütün insanlığı ve bütün evreni kucaklar.
    Halbuki, Hristiyanlık, tam tersine, Baba, Oğul, Kutsal ruh kabulü ile teolojik olarak yapısına girmiş olan kusurunu sürdürmektedir.
    Bu teolojik kusur, eksiklik; çok azametli adeta göğe uzanan katedrallar, içinde tıka basa dolu, abartılı resimler, heykeller, tasvirler, abartılı dini seremoniler, ritüeller, din görevlilerinin abartılı üniformaları vb ile adeta kapatılmaya çalışılmaktadır.
    Hristiyanlıkta, her doğan bebe, İsa’nın ölümünde pay sahibi olarak günahkar doğar. Yaşamı boyunca tanrıya ibadet ederek bu günahlarından arınmak çabası içinde olur.
    Bu inanç, vahşi kapitalizmin çok da işine gelmektedir. Bu inanca göre, işçiler, ahlaken kaytarmaya üretmemeye eğilimlidir. Bunlar, ancak işten çıkarma sopası ve tehdidi altında çalışırlar, bu günahkarlara üç kuruş para, çok bile. denmektedir.
    Halbuki İslamiyette, her doğan bebe bir melek olarak doğmaktadır. Sonradan günah ilerse günaha girmektedir.
    Bu nedenlerle, geçmiş zamanlarda, Hristiyanlıktan İslamiyete büyük sayılarda geçişler olmuştur.
    Ancak bu geçişler, İslamiyete yapışan terör yaftası nedeniyle, zamanla, epeyi azalmıştır.
    Çünkü hem bunu engellemek isteyen, hem de Anadolu’da gerçekleşen aydınlanmayı, Ortadoğu’da asla görmek istemeyen, ABD ve İngiltere’nin istihbarat servisleri eliyle kurduğu, İslam kisvesi altındaki terör örgütleri eliyle, bu yafta, yakın bir zamanda, İslamiyete, başarıyla yapıştırılmıştır.
    Geçmişe baktığımızda ise bambaşka bir manzara görebiliriz.
    Sadece Engizisyon dönemini hatırlamakla başlayabiliriz.
    1480-1750 yılları arasında, İngiltere dahil, Batı Avrupa’da çoğu kadın 40.000- 60.000 kişi cadılık suçlamasıyla idam edilmiştir.
    1618-1648, otuz yıl savaşlarında Avrupa’da yirmi milyona yakın sayıda Hristiyan birbirlerini katletmişti.
    İki Dünya savaşında, yaklaşık doksan milyon Hristiyan birbirini katletmişti.
    Bunların yaptığı Kızılderili ve Yahudi soykırımını, daha çoook uzun olabilecek bu listeye ekledikten sonra, bu günlere bakıp, İslamiyete yapıştırılan bu terör yaftasını, Avrupa’nın suratına çarpabiliriz.
    Peki kardeşim, hangi İslam, doğru İslam nerede? diye soranlara da bir yanıt vermek gerekebilir.
    Pir Sultan Abdal, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre yolculuğunun sonunda, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Cumhuriyet ve Aydınlanma Devriminin eseri, Laiklikle taçlanan ve Anadolu’da yaşanmış olan İslam. Bu günlere kadar kaç kuşaktır halkımız, laik bir kimlikle, hiçbir iktidar, cemaat baskısı, zorlaması, zorbalığı olmadan, özgür bir gönülle ve sadece kendi irade ve istekleriyle, Allaha, aracısız, doğrudan ve gönülden ulaşmanın verdiği yüksek inançla, ibadetlerini yapıyorlar, inançlarını yaşıyordu. Ben bunu hep yaşadım, gördüm.
    Ateizme gelince
    Ateizm, Avrupa Aydınlanma Devrimi sürecinde, Kiliseye karşı verilen savaşta, illallah diyen aydınlanmacı düşünürlerin bir tepkisi olarak ve bir moda olarak çıkmış ve yayılmıştı.
    Bir kişi tabi ki ateist olabilir. Buna kimsenin diyecek bir şeyi olamaz. Mesela benim arkadaşlarım içinde tabi ki vardır.
    Ancak Ateistliğin, elit ve parlak bir rozet gibi show amaçlı olarak yakalarda sergilenmesine pek anlam veremem. Bir kişi Ateist diye, şahsımdan bir gram ekstra saygı göremez.
    Ateistlik bir insanı bilime ve insana, daha inançlı ve daha saygılı birisi yapamaz.
    Charles Darwin ‘de, hiçbir zaman tanrıdan tam uzaklaşıp ateist olmamıştı, kendi için en çok agnostik tanımlaması y

  15. 8 Haziran 2020, 12:42

    Osman Başıbüyük komutanımızın neden gittiğini ince ince işleyen bir yazı olmuş. Eyyy Nihat abi sen ne güzel adamsın kelimelerle çok güzel ince ince ince işliyorsun. Ey gara gaşına gara gözüne kurban olduğum… Ha senden bir tane daha olaydı ya şu memlekette bak gör o zaman bu bir yerlere satılmış köpekler olur muydu? Şimdi fetö de uyandı dosyalar bir bir çıkıyor bir yanda barışlar bir yanda müesser hanım ne oluyor be gardaş.

  16. O kuvvacı mesalenin altında, bu çağın soylusu Nihat Genç’in yanında saf tutmak bizim için şereftir.

  17. sizinde sin kaf lı yazılarınızı okuyoruz. ama sansür yediğinizi görmedik, okuyucu salak değil neyin yanlış neyin doğru olduğuna kendi karar verir.

  18. 8 Haziran 2020, 11:08

    “Yıldızları çıra yapıp tutuşturduğumuz ışıktan ve güneşten daha fazla parıldayan, eyvallahsız kimseye hesap vermeyen, kuvvacı meşalenin tam altındasın.” NİHAT GENÇ

  19. 8 Haziran 2020, 10:08

    Cehaletin eğitimlisi de eğitimsizi kadar tehlikeli ve zararlıdır.

  20. Üslup dil bakımından benzer,döneminin ilerisinde olan gurur duymamız gereken insanlardan biride Kâtip Çelebi’dir.Ekleme yapmak istedim Nihat Abi saygılar…

  21. 8 Haziran 2020, 09:32

    Son zamanlarda okuduğum en güzel yazı. Bir kez daha takdirimi kazandınız. Saygılar.

  22. 8 Haziran 2020, 09:18

    Nihat Bey nihayet , nihayet harika bir yazı okudum. teşekkür ederim. ancak yazıda adı geçen Razi, Fahruddin Er-Razi ise şunu söylemek isterim. kendisinin “Mefatihu’l-Gayb” ismi ile telif ettiği bir Kur’an Tefsiri mevcuttur. islam entellektüel dünyasında bu eser Tefsir-i Kebir adıyla anılır ve yüzyıllardır her islam alimi yazdığı eserlerde bu kitabı ve Razi’yi referans gösterir. yazılmış en büyük dirayet tefsiridir. deist olduğunu kabul edersek, yazınız çok daha anlamlı olacaktır. ancak deist olmadığını biliyorum. bu detay bile yazınızın büyüklüğünü değiştirmiyor. tekrar teşekkür ederim.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!