Doğal gaz bulundu haberi büyük sevinçtir, moral ve kendine güven vereceği açıktır. Geçici de olsa rahatlatacağı aşikardır. Üstelik bu zor günlerde hükümetin başına konmuş talih kuşudur. Ekonomiye değilse de doları ve borsayı bir zaman oyalacağı doğru bir tahmindir.
Ancak müzmin muhalif bizler için asırlarca çözülemeyen sağcı muhafazakar hastalıkların çok köklü devrimlerle çözülmediği sürece hiçbir işe yaramayacağı tıpkı AB’ye giriyoruz gibi geçici bir havai fişek aydınlığı yaşatacağı ortadadır.
Kardeşlerim, acı gerçeğinizle yüzleşin, değil bir bölgede şu kadar milyon metreküp doğal gaz yatakları bulmak, Karadeniz ve Ege’nin suyu hepten ‘petrol denizi’ olsa artık anlayın asırların vahim hastalıkları yerinde durduğu müddetçe sadra şifa olamayacaktır.
Sağ zihniyetin çözmeye hiç yeltenmediği asırlarca süren bu ekonomik hastalıkları birkaç başlık altında fırsat bu fırsat büyük sosyal ve siyasi olaylarla hikaye ve mukayese ederek özetleyelim.
Önce şunu söyleyeyim, Türk hükümetleri ‘petrol’den çok önce ‘benzin’i buldu.
Bütçenin yarısından çoğunu ÖTV petrol ve türevlerinden karşılıyor. Bu şu demek, petrolü olmayan ülke, petrol açığını dünyanın en pahalı benzinini satarak karşılıyor.
24 Ocak kararlarıyla kamu politikalarının sona ermesi ve özelleştirmenin devlet politikası haline gelmesiyle bakın ne büyük felaketler yaşadık eski tarihlerin tıpkısı kopyası.
Diyelim parasız yatılı öğretmen okullarının ve yurtların kapatılmasıyla yoksul kesim çocuklarını okutamaz hale geldi. Bu durumu fırsat bilen PKK ve FETÖ’nün yoksul Anadolu çocuklarını ne kadar kolay kadrolarına ajan ve gerilla olarak katıp Türkiye’ye karşı savaş açtığı ortadadır.
Sizler köyleri boşaltırsanız, çocuklarına iş bulma ve okutma şansı hiç bulamayan ekonomik darlık içinde kitleler cemaat ve şeyh ve hain silahlı örgütlerden çocuklarını kurtaramaz.
Ve üstüne Dünya Bankası emirleriyle Fiskobirlik, Çukurova Birlik, Marmara Birlik, Tariş vs. 70’li yılların bu çok ünlü kooperatiflerin küçültülüp yerine şirketleri koyarsanız küçük üreticiler ve köylüler yaşamak için hemşehri ve cemaatler dışında güvenebileceği bir yer kalmaz.
Büyük kamu fabrikalarının (tütün, reji gibi) tasfiye edilip işçilerin tazminatsız atılması taşeronlaşmanın önünü açtı ve sigortasına maaşına güvenemeyen kitleler tarikat ve cemaatlere muhtaç hale getirildi, yani 24 Ocak kararları ülkemiz için çok çok büyük bir dönüm noktasıdır. İşine emeğine güvenen insan türümüz kalmayıp ‘kul’ ‘kapıkulu’ ‘mürid’ ‘teba’ vs. başkalarına muhtaç hale getirildi. Bu sesini çıkartmayan itiraz etmeyen ‘kullarla’ siyaset de kilitlenip çözümsüz tekinsiz bir yere savruldu.
1600’lü yıllardan başlayarak Osmanlı dört asır toprak sorununu çözemedi ve battı. Ve dört asır hep aynı birbininin kopyası iç siyasi kavgaları izledik. Nedir bunlar?
Kaçkın dediğimiz köylülerin çifti çubuğu bırakıp köyleri terk etmesiyle önce Celali İsyanları başladı, sonra, ortada kalmış işsiz gençler karnını kim doyuruyorsa onun kapısına koştu ve asırlarca bitmeyen iç savaşların önü açıldı.
1950’li yıllarda sağ iktidarların baş etmek için akıl yürütmediği çaba sarf etmediği şehire göç ve gecekondulaşmayla köylerin boşalması ortaya milyonların iş, işsizlik, sigorta gibi devasa sorunlar çıkarmasıyla, bu eski isyanları kıyaslayın. İşsiz güvensiz insanları kendi cemaat ve tarikat ve partilerine ‘kul, köle’ yazıp bu devasa yapısal soruna partizan yaklaştılar.
Tıpkısını 1980’den sonra yaşadık. Otuz yıl süren ancak gerçekte hiç bitmeyen Celali İsyanları’yla 1980 sonrası PKK ve FETÖ’nün palazlanması arasında büyük paralellikler vardır. Çifti çubuğuyla kendini geçindiremeyen kitleler eşkiyanın kapısına kul yazılmıştır, devletine karşı ajanın eşkiyanın silahını tutmuştur.
Tıpkısı oldu, kıyaslayalım. Tımar sistemi, Osmanlı ordusunun en değerli Sipahi askerlerinin karınlarının doyurulması için devletçe verilen arazilerdir. Timar sistemi nasıl bozuldu? Saray bu büyük arazileri kendi adamlarına vakıf adı altında vererek buralarda büyük (özel) malikaneler kurulmasının önünü açtı. Yani toprak bir kaç vezirin ya da yakınının eline geçti, kıyaslayın, kooperatiflerden boşalan yerlere torpilli büyük şirketlerin geçmesi gibi, ya da arazilerin feodal beylerin elinde olması gibi.
Sonra ‘topraksız’ kalan Sipahileri (askerleri) Osmanlı dört uzun asır doyuramayınca Sipahiler ayaklandı, öyle on yıl yirmi yıl elli yıl değil, üç asır durmaksızın ayaklandılar. PKK da FETÖ de Menzil de vs. devleti ele geçirmenin başka tür ama aynı ekonomik temelli ayaklanmasıdır.
Osmanlı tarihinde okuduğunuz bütün reformlar Sipahi ve Yeniçerinin verilemeyen denk getirilemeyen maaşları için başlatılmış ve hepsi akim kalmıştır, yetiştirilemeyen maaşlar Osmanlı’yı kendi iç savaşlarına gömmüş ve bu devasa sorunlardan başını kaldıramayan imparatorluk parçalanmıştır, çünkü maaşlar üretime ivme kazandırmayla değil bulup-buluşturma gibi geçici tedbirlerle ödenmiştir.
Dört uzun asır isyan eden eşkiya liderleri parasını verdikten sonra kendine istediği kadar Yeniçeri ve Sipahi bulabilmiştir, 80’den sonra liberalleri PKK’lıları FETÖ’cüleri buldukları gibi, ya da işe muhtaç kitlelerin saraya sağcı partilere gözünü karartıp bağlanması gibi.
Bu toprak düzeni bugün dahi büyük şirketlerin lehinedir, köylülerin bugün dahi bu büyük şirketler karşısında yaşaması ve sadece ürünleriyle geçimleri mümkün değildir.
Kamu politikaları devreye girmedikçe tarlalar hayvancılık kooperatiflerle sahiplenilmedikçe kendine yeten Anadolu toprakları her yıl siyasilerin ve tehlikeli yapıların oyuncağı milyonlarca işsiz üretmeye devam edecektir.
Tarih bize göstermiştir ki büyük şirketleri doyurmak mümkün değildir. Paranızı bütçenizi başında dört-beş adamın olduğu bu büyük bankalar emmeye şirketleri yemeye devam edecektir, beklediğiniz müjdeye asıl sevinenler işte bu banka ve şirketlerdir.
Osmanlı’dan kalan ikinci büyük hastalık, mal yığma hastalığıdır.
Hükümette ve belediyelerde görev alan sağcı muhafazakar siyasiler kendi ceplerini doldurmakta habire mal yığmaktadır, bu mal yığmanın bir kısmı yatırıma dönüşen ekonomik temerküzle hiçbir alakası yoktur, depo gibi hangar gibi üst üste daireleri arabaları yalıları yığarlar. Ülkenin tüm ormanlarını sahillerini yaylalarını versen bu mal yığıcıları doyuramazsın.
Herhalde bir parça ekonomi okudunuz yığılan malın üretime ekonomiye katkısı sıfırdır ve gayya kuyusudur.
Öyle ki Kösem Sultan öldürüldüğünde yığdığı mal devlet hazinesi kadar büyük çıkmıştır. Kellesi vurulan nice vezirlerin mülklerinin büyüklüğü doğulu ve batılı tarihçilerin gözünü korkutmuştur, bir iktidar değişikliğinde çok şaşırtıcı yüksek kişisel servet rakamlarıyla karşılaşacağımız hepimiz için aşikardır.
Mal yığmaktan başka amacı olmayan saraya yakın bu torpilli zenginlerin doyum noktası tarihlerde yoktur, petrol zengini Arap şeyhleri gibi. Bulacağınız petrolün bu mal yığıcılar tarafından zemzem suyu gibi şarap gibi oh yarasın içileceği aşikardır.
Beş asırdır çözülemeyen diğer büyük yapısal hastalık, nepotizmdir, saray aile ve yakınlarına servetlerin bölüşümü için öncelik sağlaması.
Biri kalkıp “Osmanlı nepotizmden battı” derse, doğrudur.
İkinci doğru, biri kalkıp “Osmanlı rüşvetten battı” derse, o da doğrudur.
Bunlar din-iman-inançla haksız servet ve dünya malı arasında sağcı muhafazakar kitlelerin çözemediği devasa bir sorundur, an itibariyle ekonomimiz bu hastalıktan muzdariptir, çok da bir şey üretmeyen başkent Ankara’daki dudak uçuklatıcı Mercedes ve BMV sayıları ortadadır.
Bir diğer yapısal hastalık, işsiz boş beleş yaşayan tarikat ve cemaatlere (üretimleri değil) sadece duaları karşılığı büyük vakıflar okullar ihaleleler belediye ve bakanlık imkanları verilmesidir.
Bunca tarikat ve cemaate istediğiniz kadar verin doyurulmalarının sonu yoktur. Osmanlı altı asır doyuramamıştır, Türkiye FETÖ’yü doyuramamıştır, Menzil’in doyma ihtimali hiç yoktur, sadece namaz kıldıran Diyanet kadrolarının dolma haddi hiç yoktur.
1630-1650 yıllarında sarayda müneccimbaşı Hüseyin Efendi, ki, namı Cinci Hoca’dır, serveti doğulu ve batılı tarihçileri şaşırtmıştır, Yeniçerinin maaşını ödeyecek kadar bu büyük serveti sadece cincilik yaparak nasıl kazandı sorusu halen merak edilmektedir, Menzil’in ve FETÖ’nün ve İslamcı vakıfların servetleri gibi!
Osmanlı tarihinde devlet adına vergi toplayan ‘mültezimlik’ kurumunu bugünle kıyasladınız mı? Osmanlı maliyesi vergi toplayamıyor ve vergi toplama işini aracı tüccarlara (mülzetimlere) veriyor. Merak ettiniz mi şu doğal gaz satış bayileri ne iş yapıyor? Osmanlı’dan kalan mültezimliğin aynısı, doğal gaz parasını dahi özel şirketler tahsil ediyor, daha nicesi şu köprü geçişleri nedir en temel ihtiyaçlarınızı ekmeğinizi okulunuzu yolunuzu hepsi özel şirketlerde!
1980’den sonra İslamcıların başlattığı ‘laiklik-şeriat’ kavgasını da rica ediyorum benim için bir satırcık olsun başka yönüyle tartışın, şöyle, İslamcılar devleti ve hukuku ‘Kemalist’ diye kodladı ve adlarına ‘elitler’ dedi, yani laiklerden oluşan bir ‘seçkin’ sınıf devleti eline geçirdi iddiasında bulundu.
Yani zımnen Kemalistlere ‘kapıkulu’ Yeniçeri yakıştırması yaptı, tıpkı Anadolu’da aç kalan köy çocuklarının İstanbul’da beleşten saray kapısından geçinen Yeniçerilere savaş ilan etmesi gibi.
Kısaca İslamcı partilerde karşılık bulan bu büyük siyasi istila galeyan ve meydan okumaya, bir de, şehirli, bürokrat, maaşlı öğretmenler, işçiler ve aydınlarla Anadolu’dan gelen mesleksiz işsizlerin ‘sınıf’ kavgası olarak bakıvermeyi deneyin. Sosyolojik kural şudur, filmin sonunda kural tanımayan (din, iman, Allah, hak hukuk) açlar kazanır.
Şimdi devleti tümüyle eline geçiren İslamcı kadrolar karşısında iyi okullarda okumuş milyonlarca gencin isyanına şahit oluyoruz. Bu milyonlarca gencin İslamcı iktidarı İslamcı kodlarıyla din-iman-laiklik-cemaatçilik-diyanet vs. üzerinden eleştirmesi sizi aldatmasın. Bu da tam doğru değil, muhalefetin bu dini sıfatlı eleştirilerini bir yana koyun. Cemaat-vakıf-tarikat ve din-diyanet eleştirileri de asıl isyanın başka tür örtüsüdür, ancak bu şehirli kitleler siyasi hukuki kurallara karşı çıkamayacakları için siyasi şansları yoktur.
Gerçek, bugünün sarayına kapıkullarına karşı, hep siz yiyorsunuz, bize de iş verin isyanı, yani bildiğimiz asırların saray ve saray karşıtlarının ‘savaşıdır’, Baba İshak, Baba İlyas’da da Celaliler de Sipahi Yeniçeri savaşlarında da hep aynı kavgayı görürsünüz.
Bu kadar ‘sosyal ve siyasi’ savaşın kökü çok basit kamu politikalarıyla bütçe imkanlarının hakça hukukça kardeşçe eşit dağıtılmaması.
Yani kardeşlerim, bu kadar kalıcı yapısal, sosyal ve siyasi çatışma alanlarınız varsa dünyanın en büyük petrollerinin sahibi olsanız ekonomiyi rahatlatmanız çürümenin ve çöküşün önüne geçmeniz mümkün değildir.
Rüşvet, torpil, nepotizm, kooperatifçilik yerine büyük şirketler, üretim yerine tarikat ve cemaatler, köylünün toprak ve ürünüyle geçinemeyip toprağını büyük şirketler lehine elinden çıkması, fırsat eşitliğinden kamu politikalarından hiç söz edilmemesi. (Yeniçeri ve Sipahilere) asker ve polisine maaş yetiştirmek için petrol ve türevlerine habire otomatik zam yapılmasını aşamazsınız, çünkü bu yapısal sorun çözülmedikçe ekonomik felaketlerin derinliğini dibini görüp anlayamazsınız.
Bu saydıklarımız Türkiye için asırların köklü yapısal sorunlarıdır ve bu hastalığın kökü sağcı-muhafazakar zihniyettedir.
Asırların bu hastalıklı zihniyetine karşı savaş açan Cumhuriyet’in ilk yılları çok kısa sürede Osmanlı’nın borçlarını ödeyebilmiştir.
Yani asıl petrolü bulan Cumhuriyet’tir, yatılı okullarıyla, buğday, fındık, tütün ve çayı vs. yani ‘maddeyi’ ‘kaynağı’ ülkenin en ‘değerli’ hazinesi haline getirmek büyük bir zihniyet devrimiydi, köylüden vergiyi kaldırması, kooperatif sayısını beş yılda ikiden beş yüze çıkartması, herkesin hukuk karşısında eşitliğiyle, asrın değil asırların petrolünü bulan Cumhuriyet’tir.
Yani kamu politikaları yeniden baştacı edilmedikçe asırların bu hastalıklı zihniyeti masaya yatırılmadıkça bu yüzyılların sülüklerini asalaklarını doyurmak bir tatmin noktası sağlamak mümkün değildir.
Biz yine de petrol bulmanın sevincini yaşayalım ancak hamasete ve havai fişeklere de artık akıllandık, tarih ve sosyoloji ve ekonomi bilgilerimizi tazeleyip fazla bel bağlamayalım.
Çünkü Arap petrolleri Arapların işine yaramadığı gibi, Arap petrollerinin tümü Türkiye’nin elinde olsa dahi, iç siyasi tartışmalar, eşitsizlik, işsizlik, yağma talan yerinden zırnık kıpırdayamaz, doğusuyla batısıyla refaha bolluğa umuda işte şahidimiz tarih dönüşemez, çünkü bu yapısal tarihsel zihniyet sorunu, ülkemizin gayya çukurlarıdır.
90’lı yıllarda tıpkı Osmanlı padişahları gibi Özal da yeniçeri-sipahi savaşı gibi güçlerden birini kullanmış, liberallerin de ağızlarıyla askerler için onların lojmanı var maaşı var deyip polise ağır silahlar verip silahlı kuvvetlere meydan okumuştur, çünkü arkasına aldığı seçmenler demokrat parti gibi taşradan yeni gelmiş hemşehri dayanışması ve cemaatlere çok yatkın işsiz mesleksiz gruplardı, bu kitlelere yer açabilmek için devleti satmayı ve ‘devlet’i yıkmayı tercih ettiler.
Ve taşradan gelen nüfus için kamu politikalarıyla sosyal devlet anlaşıyla burslarla yurtlarla işsizlik sigortalarıyla vs.. siyasi imkanların önünü açmak yerine AB’ye ve IMF’e bağımlı ülkenin hazinesi fabrikası neyi var satarak Osmanlı benzeri kolay yoldan çok ucuz siyaset yaptılar.
Bugün kamu politikalarını tek kelime ağzından çıkartmayan Kemal Derviş yetiştirmesi Faik Öztraklar’ın Kılıçdaroğulları İmamoğulları, İnce, hepsinin istisnasız bu köklü sağcı zihniyet hastalığına karşı tek cümleleri yoktur, gördüğümüz Osmanlı’nın sıkışıp eyaletleri, Kıbrıs’ı, adaları vermesi gibi onlar da özerklik sözüyle Batı’dan destek aramaktan başka bir yol bilmiyor ve söylemiyorlar.
Oysa kamu politikaları üretmeyi ve çalışmayı atelyeyi ve fabrikayı ve tarlayı, sil baştan ‘siyasetin’ en başına koyacak kendinize olan güveni ve gücü ortaya çıkartacaktır ve insanlarımız başkasına muhtaç olmadan yaşamayı öğrenebilecek, işte korku burada, bağımsız kendine yeten insan türünü bu topraklar asırlardır istemiyor!
22 Yorum
- Yorumların Sıralanışı
- Yeniden Eskiye
- Eskiden Yeniye
Makale asiri kotumser. Sanki biz arap kabilesi imisiz gibi onden kabul edilmis..Yazi sanki 40 li 50 li yillarda yazilmis gibi..Belki o devirde tutardi Bu yazi, sondaj uzerine beton dokerlerdi olur biterdi ama mevcut durumlarla ve politikalarla hic uyusmuyan bir yazi…Hani neredeyse “siha bizim neyimize, biz siha ile kendimizi vururuz, baris olsun gerek yok o yuzden” der gibi “petrol dogalgaz bizim neyimize, bize Zarar getirir, araplar gibi oluruz, birakalim bu bos isleri” demeye getirmissiniz sanki..Cok karamsar yazmissiniz, icim karardi..Eksen degisikliginden bahsediliyor iken hem de…!
Sayın Nihat Genç,
Sizi yakından takip eden biri olarak sizden bir ricam olacak. 2002-2009 yılları arasında askeri okulda okumuş, günün sonunda da fetö müridi olmadığı için çeşitli pratiklerle harp okulundan zorla ilişiği kesilmiş biriyim. Bu konuları da yakından takip ettiğinizi bildiğimiz için konuyla ilgili bir yazı kaleme almanızı sizden yaklaşık 4000 eskimiş askeri öğrenci olarak talep ederiz.
Gectim 80 yili 500 yildir yokus yukari yuruyoruz…Cok yoruldu bu millet yuzyillardir..Biraz da yokus asagi olmasa da duz yolda bari yuruse bu cefakar millet cok mu sey istemis oluruz.? Bunu da mi beceremeyiz? Sagolsun akilli telefonlar, internetler, millet akillandi artik..Eskisi gibi tek radyodan kandiramaz kimse bu milleti..Devir bence eski devir degil..Kenetlenme vakti….Kavganin, kisir cekismelerin zamani degil.
Yazı çok güzel ve gerçekçi bence. Toplumsal kalkınma için ilk önce toplumun tamamı bunu istemesi , torpil, rüşvet ,yolsuzluğa karşı gelmesi gerekiyor. Topyekün olarak bir besmele çekip. İmtiyazsız,ayrıçalıksız bir hak hukuk inşa ederek kalkınabiliriz. yoksa heryer petrol olsa, kanunsuzluk, hukuksuzluk zorbalık bu cennet ülkeyi cehenneme çeviririr.
Siz yazılanları anladığınızdan eminmisiniz….
Çok güzel bir analiz.Eline yüreğine sağlık.Bir su bardağı ancak bardağın kapasitesi kadar suyu alacağına göre…Yazının tamamını ve özellikle anlayarak okumadan yapılan eleştiriler canınızı sıkmasın.
Sağlıklı günler dilerim.
Bu yazı tartışılır ! ancak fetöcülere baktığımızda çok aptal olduklarını görüyorsunuz aslında ideoloji üzerinden bu salakları kullanıp ceplerini dolduruyorlar bu süzme salakları ideoloji üzerinden kullanıp ülke kaynaklarını yağmalattırıyorlar ve bu salaklar derin bir aptallık içinde fetöcülüğe devam ediyorlar ..bu durumun ekonomik eşitsizlik ile bir ilgiside yok ..temelde çok ciddi bir eğitimsizlik ve her zaman her yerde sömürge kafasının hakim olmasıyla ilgisi var..ülke kaynaklarının yerinde kullanılması ekonomik refahın artırılmasını ise ,yine sömürge kafalıların kulları olan liderler aldıkları talimatla yapmıyorlar…dünyada rol oynayan ideolojiler dinlerin yolu tüm yolların Romaya çıktığı gibi her zaman paraya çıkıyor !
Ulusal Bilinç iktidarlara rehber olmadıkça, ülke kaynakların doğru kullanımı olmaz. Arap ülkelerinde ve 1938 sonrası Türkiye de olduğu gibi. Yaşayarak gördüklerimiz , öğrendiklerimiz, iyimserlik ve kötümserlik meselesi değildir.
Tarihte celali isyanları diye geçen atalarımızın çeşitli haksızlıklara adaletsizliklere yüzyıllar boyunca başkaldırılarını fetö pkk gibi emperyalizmin işbirlikçisi örgütlerin terörlerine benzetmenizi doğru bulmuyorum köroğlunun,dadaloğnun,pir sultanın,hallacı mansurun,baba ishakın,kalender babanın,şeyh bedrettinin ve anadolu halkının sayısız isyanına haksızlık etmeyin,böyle bir tutum mazlumlardan değil zalimlerden yana olmaktır.
Sacmalamissin. Turkiye’yi bolmeye calisan Soroscu Yeni CHP’den nefret ediyoruz ama AKPnin su istimalleri, kayirmaciligi, basit koylu kurnazliklari ile yeni osmanli aldatmacasida halki o denli geriyor. Turkiye normal bir iktidara ne zaman kavusacak?
ben küçük esnafım.malum ciro ve karlılığını artıran market zincieleri canımızı okuyor.eğer ileride komünizm gelecekse ve bu mağazalar birer tanzim noktası olacaksa amenna ama bizleri bunlara ezdiren zihniyete karşı 40 yıllık sağcılığı bırakıp komünist olacam.toplumda ahlak edepşsaygı yok.mesele zenginlik değil bir adam yaratma olamlı.bizi biz yapan değerler alındıktan sonra adımızın şneslimizin ne olduğu önemlimi sanki.ceza yasasına acilen zimmetşirtikap ihaleye fesat karıştırmanın cezası en ağır şekilde ve diğer aile bireylerinin mal varlığına elkoyma şeklinde düzenlenmeli,sürgün,mecburi görev gibi cezalar ihdas edilmeli.garibin,yetimin malının yiyenin yediği yanına kar kalmamalı.fazlasıda var ama satırlar yetmez.devlete,bayrağa bağlıyız.ama kişilere bağlılığımız ila nihaye sürecek değildir.toplum olarak silkelenip kendimize gelme zamanı geçip gidiyor.benim için müjdeli haber saçma sapan ne idüğü belirsiz uluslar arası anlaşmaları terk edip,eğitim,ekonomi vs toplumu silkeleyip şuurlandıracak haberlerdir.
Nihat abi, ne sagin sagciligi kaldi Turkiye’de, ne solun solculugu…Sozde chp sol parti, butun zenginler solcu olmus, sozde akp sagci parti, butun fakirler akp li sagci olmus..Kitabi bilgiler artik gecersiz ve analizleri buna gore yapmak daha dogru olur…Tam bagimsiz Turkiye isteyen Deniz gezmis solcuydu asanlar sagciydi ama bugunku sol neyin pesinde acaba.Amerikayla fetoyle pkk ile ne yapmak istiyorlar?..Amerikanci sagci dediklerimiz de Amerikaya kafa tutuyor..Bu nasil bir celiskidir.? Ya da yillarca bizi uzumlu kek niyetine mi yemisler yoksa? Bizi yillarca hep bu ezber analizlerimiz yakti belki de..Chp deyince Ataturkcudur, yapis pacasina o zaman, sagciysa Amerikan yanlisidir vurun kazmayi beline hesabi..Ya sarap sisesi ters duruyor, ya biz fazla sarhosuz…
Dilaver bey, sener sen’in namuslu filmi Aliriza bey 1984 te cekildi..Daha ozal yeni gelmisken.Icraatlara baslamadan…Oradaki hirsizlik yolsuzluk rusvet 70 li yillara ait enstantaneler..Demem o ki bu isin sagi solu yok…Nihat abinin dedigi gibi osmanlidan hatta bilsek insanlik tarihinin baslangicindan bu yana vardir..Onemli olan toplumsal refahin artmasidir..Yoksa hirsiz 1 milyon yil sonra da varolmaya devam edecektir..Ormanda iki sirtlan gorduk diye ormani terkedecek degiliz, aslani yerinden indirip cakali ormanin krali yapacak ta degiliz..
Chp’nin bu halde olduğu bir ortamda Vatan Partisi bir umuttu. Üretim devrimi diyordu, güya Atatürkçüydü. Vatan Partisi’ne ne oldu? Ne oldu da bu doymak bilmez sağcı din sömürücülerinin peşine takıldı? Akp’liden daha çok Akp’li oldu? Karşı devrimin tamamlanmasına ses çıkarmadığı gibi en büyük destekçisi oldu. Kınıyorum…
Akp nin feto ile beraber oldugu yillara bakarsak haklisiniz metin bey, ama 15 temmuz sonrasi Akp ye bakarsaniz cok haksizsiniz..Dedikleriniz olmus olsa ne kuzey suriye ye 3 tane harekat yapilirdi, ne yerli savunma sanayisi sahlanirdi, ne yerli sondaj gemileriyle akdenizde karadenizde petrol aranirdi, ne yerli araba yerli ucak isine girilirdi, ne mavi vatana sahip cikilirdi, ne de pkk bitme noktasina getirilirdi…Bir devletin haklarini savunmasi ne zamandir osmanlicilik diye tanimlanir oldu metin bey? Bence osmanlicilik carpitma bir tabir.Davutoglu uydurmasi birseydi..Ama onlar tasfiye olali yillar oldu..Simdi o tasfiye olanlara Biden, ychp, hdp filan sahip cikiyor..O zaman goruruz hanyayi konyayi…Gercek Ataturkculuk ise 15 temmuz sonrasi Turkiye’dir ve yukarida sayilan icraatlardir…Bana meczubun birinin attigi sacma salak bir tweet gosterip iste bak bunlar osmanlicidir diyeceksiniz bosuna yorulmayin..Ben sadece icraatlara bakarim metin bey, saygilarimla..
Değişim için eğitim lazım. Şimdi eğitim sistemimizi cumhuriyete bağlı üretken iyi bir insan ve vatansever yetiştirmek üzerine kurup işe başlasak türkiyenin yapısal sorunlarını çözmemiz en erken 30 veya 40 yıl sonra. Bu da iyimser bir tahmin tabi. Diğer bir yol var. O da halk devrimi. Tabi bu da mümkün değil. Mevcut siyasi düzenin ve mevcut politikacıların çözeceği bi durum değil maalesef ki bu tablo onların eseri. Bişi beklemek saflık olur. Geriye bu kısır döngünün içinde yaşamak kalıyor. Hakikat yalnızdır. Azınlıktayız. Ama yılacakmıyız. Hayır. Ağzınıza sağlık. Yazınız çok doğru.
Nihat abi , devletin sağlık sistemi , milli savaş sanayi hamlesi , üniversitelerde parasız eğitim harçların kaldırılması , verilen burslar yurt olanakları. İşsizlik maaşları , Yaşlılara maaş , engelli vatandaşlara maaş, , konut üretimi, bunların hiçbiri yoktu. 1980 1990 2000 ve öncesiyle karşılaştırılmayacak Şekilde , sosyal bir devlet olduk. Bu pozitif değişim son 15 yılda gerçekleşti ve bunları sağ iktidar yaptı. Eksiklikler de var dediğiniz gibi. tarım ekonomisi bağlamında kentleşen köyler bizim en büyük sorunumuz . Bu ise küresel bir değişim . Ancak devlet buna önlem almalı. Tarım üretimi ve ona bağlı sanayi daha fazla geliştirilmeli . Tarımsal istihdam kooperatatifler dediğiniz gibi geliştirilmeli . tarım konusu hükümetin en zayıf noktası sizin gibi gerçek aydın yazarlarımız eleştirdikçe pozitif anlamda etkisi olacaktır. Nasıl mavi vatan kavramına burdan sizlerden öğrendi gençlik , tarım konusunu da daha fazla ele almanız lazım. Gençlerin bu konu da daha fazla motive edilmesi lazım . Üretimin, emeğin öneminin farkına varılması lazım . İşsizlik maaşı , herkese sağlanan sağlık hizmeti, şu anda yeni gençliğin bir kısmını tembelliğe de yöneltiyor . Bu durumun gerçekliğini herhangi bir iş veren veya esnafla konuşun anlarsınız . Evet hayat zor , şartlar ağır ancak ne olursa olsun mücadele etmek çalışmak üretmek ülkemizin bağımsızlığı, bizden sonraki nesillerin refahı için çok önemli .
“…Oysa kamu politikaları üretmeyi ve çalışmayı atelyeyi ve fabrikayı ve tarlayı, sil baştan ‘siyasetin’ en başına koyacak kendinize olan güveni ve gücü ortaya çıkartacaktır ve insanlarımız başkasına muhtaç olmadan yaşamayı öğrenebilecek, işte korku burada, bağımsız kendine yeten insan türünü bu topraklar asırlardır istemiyor!”
Prometheus’u zincirlendigi kayadan kurtaracak Herkül’ü beklerken : ) Sayın Kocasakal ve Veryansın kadrosuna güveniyoruz. Bekliyoruz ‘BİZ’im de günümüz gelecek!”
Yabancı şirketlerle yarı/yarıya ortakla yapılan anlaşma bedelinin altında satın alınan gemilerle,kendi gemisiyle araştırma yapılması prensip olarak doğru ve ve stratejik olarak uzun erimli bir hamledir,daha önce ortada gazı taşıyacak bir km boru olmadığı halde milyarlarca dolarlık Al-Öde anlaşmalarından kat kat makuldür,bu konudaki soruşturmada 50 milyon dolar rüşvet döndüğü dosyadaki jandarma komutanını Brüksel’e,Savcıyı da doğuya sürüldüğü unutulmadı,daha sonra Rusya’nın bir kaç sene sonra,ya bu gazı alın yada üstüne su için demesiyle,acil olarak para babalarına Gaz santrali yaptırıp,dolar bazındaki alım garantileriyle Dünyadaki en pahalı elektriğin üretildiğini ve Vatandaşa bindiril diği de hafızalarda,şu anda eskisinden daha iyi durumdayız ve Enerji alanında hem yerli imkanlar ama özellikle arz çeşitliğinin en tepede olduğu durumdayız,Su akar Türk bakar döngüsü de kırıldı çok şükür,ilave olarak 2030 BM çevre raporunda belirtilen su sıkıntılarına karşı faydası da cabası ve dahada çoğaltmamız Ülkemiz için şarttır,Dünya piyasasındaki bilhassa LNG fiyatlarını gayet iyi kullanıyoruz ve İran ve Rus gazının sözleşme sürelerinin yakında bitmesiyle daha güçlü pazarlığımız olacak.
Ülkemiz tarihi Sultan’ın teba sından,Cumhuriyetin kurulmasındaki eşit Vatandaşlık ilkelerine geçişin Zihinsel dönüşümündeki tepeden tabana yayılmasına aracılık edecek olan Kurumların muz Cumhuriyeti benzeri dokunulmazlıkları artık yavaş yavaş alaşağı ederken, yaşadığımız Dünyanın hem teknolojik gelişmeler hem eğitimdeki gelişmeler deki bilgi katmanıyla daha farklı ve daha doyumlu bakış açılarına kavuşuluyor,ve bu arada TC nin kuruluşunda ekonomik bağımsızlığımızı garantilemek amacıyla kurulan KİT lerin ne kadar muazzam bir tasavvur ile başlandığını, Ülkemizdeki siyasi yozlaşma sebebiyle sadece kambur ve borç üreten KİT ler yerine Çin Halk Cumhuriyetinin KİT lerinden küresel şampiyonlar çıkarmasından görebiliriz,gelecek için daha iyi dersler çıkarabilmek umuduyla
Abi senin bu dediklerine aynen katılıyorum ama halk ne zaman bu yola girer bilerek cahil bırakılan bir halk var ve bu halk da bunu istiyor sanki ben cahil olayım yattığım yerden para gelsin gerisi ne b.k yerse yesin havası var büyük bir kesimde şu anda yatan ve yatırılan köylü milletin efendisi şehirdekiler ayrı bir şey yolun sonunda iğne ucu kadar ışık var ya kazma vurarak yani üreterek ışığı arttıracağız ya da batacağız seviyorum seni abicim
sayın nihat genç sizi açıktan mücadeleye davet ediyoruz. bayrak açın kardeşim. ittihatçılar gibi. Niyazi gibi.
Bu forumu takip eden ulusalci vatanseverler lutfen 5 dakikanizi ayirip, cok degerlli Prof. Dr. Sencer İmer’in “Enerjide acil görev dikey entegrasyon” yazisini okusun (goggle edin). Aydinlatici, katma degeri yuksek bir yazi ve Nihat Genc’in burada ifade etmeye calistigi konu ile ortusuyor.
Nihat Genc’in alttaki sozu farkli bir yaklasimla benzerini ifade ediyor.
“Çünkü Arap petrolleri Arapların işine yaramadığı gibi, Arap petrollerinin tümü Türkiye’nin elinde olsa dahi, iç siyasi tartışmalar, eşitsizlik, işsizlik, yağma talan yerinden zırnık kıpırdayamaz, doğusuyla batısıyla refaha bolluğa umuda işte şahidimiz tarih dönüşemez, çünkü bu yapısal tarihsel zihniyet sorunu, ülkemizin gayya çukurlarıdır.”
Ulusalci aydinlanma ve Ataturkcu suur ile Turkiye gercek anlamda bagimsiz olabilir. Sayin Sencer Imer’in belirttigi gibi, su anda TPAOnun buyuk yuzdesi ozel sermayenin elinde. Ulkenin enerji kaynak ve alt yapilari millilestirilmelidir. Ozel sirketler milli ve devletin elinde bulunan enerji kurumlarina pekala taseron hizmet verebilirler, ancak enerji altyapi kurumlari yerli yada yabanci hicbir sirkete peskes cekilemez. Ozal’in ve devaminda AKPnin neo-liberal politikalari, devret-islet model sacmaligi Turkiye’yi su anda batma noktasina getirmistir.
Ulus-devlet olmanin ilk sarti milli kaynaklarin devlet tarafindan kontrolu ve isletilmesidir. Rusya ve Cin 90lardan sonra bunu yaptilar ve bu sebeple kureselcilerin hedefleri haline geldiler. Aslinda milli sanayi ulu onder Ataturk’un en onemli fikirlerinden ve eserlerinden biridir ve bu sebeple 1928-1938 arasi Turkiye her yonden muazzam bir atilim yapabilmis ve ekonomik bir uretim devrimi mucizesi yaratabilmistir.