Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı…
Siverek ve Kahramanmaraş’ta katledilen Çocuklarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dileklerimle…
BİR KARŞI-DEVRİM OPERASYONUNUN ANATOMİSİ
Türkiye üzerinde oynanan kirli oyunların en büyük sermayelerinden biri, 1937-1938 Tunceli Harekâtı’nı bir “soykırım” gibi sunma gayretidir. Bu koroya göre Dersim; masum, kendi halinde, ibadetini yapan insanların katledildiği bir yerdir. Oysa bu kurgu, bizzat isyanın beyin takımında yer alan, “Kürdistan” hayalleriyle yanıp tutuşan Baytar Nuri’nin kendi yazdıklarıyla yerle bir olmaktadır. Nuri Dersimi’nin “Kürdistan Tarihinde Dersim” adlı eseri, aslında bir mağduriyet belgesi değil, bir ihanet itirafnamesidir.
Bugün Dersim üzerine “mağduriyet” edebiyatı yapanların en büyük dayanağı, bölgedeki aşiretlerin hiçbir siyasi emeli olmayan, sadece canını korumaya çalışan insanlar olduğu iddiasıdır. Oysa isyanın beyin takımındaki Baytar Nuri (Nuri Dersimi), hatıratında bunun tam aksini; devletin bölgeye getirmek istediği “uygarlık araçlarını” birer tehdit olarak gördüklerini açıkça itiraf eder.
UYGARLIK KARŞITLIĞI: YOL, KÖPRÜ VE OKUL DÜŞMANLIĞI
Cumhuriyet’in Tunceli (Dersim) bölgesine yönelik 1930’lardaki kalkınma planı; yol yapımı, köprü inşası, karakol tesisi ve okul açılmasını içeriyordu. Baytar Nuri’ye göre bunlar halka hizmet değil, “Kürtlüğün imhası” için atılan adımlardı. Nuri Dersimi, bu durumu kitabında şu sözlerle itiraf eder:
“Hükümet, Dersim’e girmek için evvela yollar ve köprüler inşasına başladı. Bu, aşiretlerin hürriyetine vurulan bir zincirdi. Bizler, bu yolların asıl amacının askerî harekâtı kolaylaştırmak olduğunu biliyorduk ve halkı bu inşaatlara karşı örgütledik.” 1
Gerçek şudur: Devlet, bölgedeki feodaliteyi (derebeyliğini) tasfiye edip vatandaşı doğrudan Cumhuriyet’e bağlamak istiyordu. Baytar Nuri ve arkasındaki aşiret reisleri (Seyyit Rıza dahil), yolun gittiği yere hukukun, okulun gittiği yere ise aydınlanmanın gideceğini bildikleri için; kendi “karanlık krallıklarını” korumak adına bu hizmetlere savaş açmışlardır.
‘DEVLETSİZ ALAN’ ARZUSU
Dersim meselesinin özü, bir “asayiş” ve “vergi” meselesidir. Baytar Nuri, aşiretlerin devlete vergi vermeyi ve asker göndermeyi reddetmesini “milli bir hak” gibi sunarken, aslında bölgenin bir “derebeylik” olarak kalmasını savunur:
“Dersim aşiretleri öteden beri ne vergi verirlerdi ne de askerlik yaparlardı. Türk hükümeti, ‘Mülki İdare’ adı altında bu imtiyazları kaldırmak istediğinde, aşiretler silahlarına sarılmak zorunda kaldılar.” 2
Bu itiraf, bugün anlatılan “devlet durup dururken saldırdı” tezini çökertir. Devlet, egemenliğini tesis etmek (vergi toplamak, yasayı uygulamak) istemiş; feodalite ise buna silahla yanıt vermiştir.
Dersim olaylarını “mazlum bir halkın hak arama mücadelesi” olarak pazarlayanların en çok gizlediği gerçek, isyanın dış bağlantılarıdır. Baytar Nuri’nin bizzat itiraf ettiği üzere; bu kalkışma, Türk devletinin en zayıf anını kollayan emperyalist güçlerle eşgüdümlü bir “ihanet projesi”dir.
HATAY MESELESİ VE ZAMANLAMA: ARKADAN HANÇERLEME
1937 yılı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Hatay’ı ana vatana katmak için diplomatik ve askeri bir satranç oynadığı yıldır. Tam bu dönemde Dersim’de silahların patlaması tesadüf değildir. Baytar Nuri, hatıratında bu zamanlamayı bilinçli bir “fırsat” olarak gördüklerini şöyle açıklar:
“Türkiye, Hatay meselesi yüzünden Fransa ile bir savaşa girme aşamasındaydı. Bu durum Kürdistan’ın istiklali için kaçırılmaz bir fırsattı. Biz de bu durumu değerlendirerek harekete geçtik.” 3
Bu itiraf, Dersim’in bir “mağduriyet” değil, Türkiye’nin en hayati milli davasında devleti içeriden çökertme girişimi olduğunu ispatlar.
DIŞ MÜDAHALEYE YALVARIŞ
İsyanın lider kadrosu, Türk ordusuna karşı koyamayacağını anlayınca yüzünü hemen Batı’ya dönmüştür. Bugün “yerli ve milli” bir dirençten bahsedenlerin aksine, Baytar Nuri yabancı devletlerin kapılarını nasıl aşındırdıklarını gururla anlatır. Seyyit Rıza adına yazılan (ve Baytar Nuri tarafından kaleme alınan) mektuplarla Avrupa devletlerinden askeri ve siyasi yardım istenmiştir. Mektubun altında “General Seyyit Rıza” imzası koymayı ihmal etmemiştir.
Nuri Dersimi, Milletler Cemiyeti’ne (bugünkü BM) gönderdikleri muhtıraları ve yabancı konsolosluklarla olan temaslarını şu sözlerle itiraf eder:
“Kürt milletinin davasını dünyaya duyurmak için her yere müracaat ettik. İngiltere ve Fransa’nın müdahalesini bekliyorduk. Onlara, Türkiye’nin barbarlık yaptığını ve Hıristiyan azınlıklar gibi bizim de korunmamız gerektiğini bildirdik.” 4
HOYBUN CEMİYETİ VE AYRILIKÇI İDEOLOJİ
Baytar Nuri, isyanın sadece yerel bir “aşiret tepkisi” olmadığını, Suriye merkezli kurulan ve Fransız istihbaratının kontrolünde olan ayrılıkçı Hoybun Cemiyeti ile nasıl bir koordinasyon içinde olduklarını açıkça yazar. Dersimi’ye göre, bölgedeki “Seyyitler” ve “Ağalar”, aslında bu büyük ayrılıkçı projenin yerel uygulayıcılarıdır.
Şimdi ortaya çıkan tablo şudur: Karşımızda devletine küsmüş masum köylüler değil; Fransız denetimindeki Suriye’den emir alan, Hatay davasını sabote etmeye çalışan ve yabancı orduları vatan toprağına davet eden bir “ihanet şebekesi” vardır.
KALKIŞMANIN SİLAHLI BAŞLANGICI
Dersim olaylarını bir “soykırım” veya “sebepsiz katliam” olarak niteleyenlerin en büyük yalanı, devletin durup dururken bölgeye operasyon başlattığı iddiasıdır. Oysa tarihsel gerçekler ve isyanın baş aktörü Baytar Nuri’nin itirafları, sürecin planlı bir terör eylemiyle başladığını kanıtlar.
PAH KÖPRÜSÜ’NÜN YAKILMASI
1937 yılının 20 Mart’ı 21 Mart’a bağlayan gecesi (Nevruz gecesi), isyanın fitili bizzat ateşlenmiştir. Dersim aşiretleri, devletin ulaşım ağını kesmek amacıyla Pah Köprüsü’nü yakmış ve bölgedeki askeri karakollara eş zamanlı saldırılar düzenlemiştir.
Baytar Nuri, bu kanlı başlangıcı bir “kahramanlık” edasıyla şöyle itiraf eder:
“21 Mart gecesi, milli kurtuluş ateşi yakıldı. İlk hedef Pah Köprüsü’ydü. Köprü imha edildi ve bölgedeki Türk karakolları kuşatıldı. Askerler silahsızlandırıldı ve öldürüldü. Bu, Kürdistan’ın özgürlüğü için atılan ilk adımdı.” 5
Bu satırlar, devletin “keyfi bir operasyon” yapmadığını, aksine köprüsü yakılan, askeri pusuya düşürülen bir devletin meşru müdafaa hakkını kullandığını göstermektedir.
ŞEHİT EDİLEN ASKERLER VE ‘PUSU’ KÜLTÜRÜ
İsyanın ilk günlerinde, barışçıl çözüm yolları arayan veya sadece devriye görevi yapan Türk askerleri kalleşçe pusuya düşürülmüştür. Baytar Nuri, hatıratında Türk subaylarının ve erlerinin nasıl öldürüldüğünü anlatırken, bölgedeki aşiretlerin ne kadar “hazırlıklı” olduğunu da itiraf etmiş olur.
Nuri Dersimi, Seyyit Rıza’nın emriyle gerçekleştirilen baskınlarda şehit olan Türk askerlerini anlatırken hiçbir “insani” kaygı gütmez; aksine bunu stratejik bir başarı olarak niteler:
“Türk ordusunun müfrezeleri pusuya düşürüldü. Birçok subay ve asker imha edildi. Silahlarına el koyduk. Bu saldırılar, Ankara hükümetine Dersim’in boyun eğmeyeceğini gösteren birer ihtardı.” (Kürdistan Tarihinde Dersim, M. Nuri Dersimi, Halep, 1952, Sayfa Numarası: 276-278 (Özellikle 21 Mart 1937’deki köprü baskını ve sonrasındaki pusu faaliyetlerini anlattığı kısımlar).
‘DEVLET DURUP DURURKEN VURDU’ YALANININ ÇÖKÜŞÜ
Bugün “Dersim’de barışçıl bir yaşam vardı, devlet gelip bombaladı” diyenlerin karşısına dikilen en büyük belge, o dönem tutulan askeri raporlar ve Baytar Nuri’nin bu saldırganlık itiraflarıdır.
Genelkurmay belgelerinde, isyanın başlangıcında 33 askerin şehit edildiği, telefon hatlarının kesildiği ve bölgenin tam bir kaos alanına çevrildiği kayıtlıdır. 6 Baytar Nuri’nin de onayladığı üzere; isyancılar, devletin barışçıl tekliflerini (af ilanlarını ve silah bırakma çağrılarını) bir “zayıflık” olarak görmüş ve saldırılarını artırmışlardır.
‘PİR-İ FANİ’ MASKESİ VE FRANSIZ SİLAHLARI: LOJİSTİK İHANETİN HARİTASI
Dersim isyanını “kendi halinde bir halkın savunması” olarak göstermek isteyenlerin en büyük argümanı, Seyyit Rıza’nın 75 yaşında “masum bir derviş” olduğu imajıdır. Oysa Baytar Nuri, o “masum derviş” imajının altındaki profesyonel milis gücünü ve bu gücün dışarıdan nasıl beslendiğini sayfalarca anlatır.
SURİYE HATTI VE FRANSIZ SİLAHLARI
İsyanın lojistik merkezi, o dönem Fransız mandası altında olan Suriye idi. Baytar Nuri, isyancıların elindeki silahların menşei ve bu silahların bölgeye nasıl sokulduğu konusunda çarpıcı itiraflarda bulunur. Silahlar gökten zembille inmemiş, Fransız işgalindeki topraklardan organize bir şekilde taşınmıştır.
Nuri Dersimi, Fransızların bölgedeki ayrılıkçı harekete olan “müsamahasını” ve silah akışını şöyle itiraf eder:
“Suriye’deki Hoybun Cemiyeti aracılığıyla Fransız makamlarıyla temas halindeydik. Sınırdan Dersim’e silah ve mühimmat sevkiyatı yapmak için gizli yollar oluşturmuştuk. Fransızlar, Türkiye’yi meşgul etmek için bu trafiğe göz yumuyor, hatta teşvik ediyordu.” 7
Bugün “mağdur” denilenlerin elindeki modern tüfeklerin, makineli tüfeklerin ve mühimmatın kaynağı bizzat emperyalizmin işgalci güçleridir.
SEYYİT RIZA: BİR MİLİS KOMUTANI
Seyyit Rıza, bugün bazı çevrelerce sadece bir “inanç önderi” gibi pazarlansa da Baytar Nuri’nin anlatımında o, binlerce silahlı adamı komuta eden, stratejik kararlar alan ve bölgeyi askeri bir karargâha çeviren bir “savaş baronudur”. Bu savaş baronun Tunceli’nin göbeğinde heykelinin dikili olması akıl ve insafın ne denli yitirildiğinin kanıtıdır.
Dersimi, Seyyit Rıza’nın askeri gücünü şu sözlerle tarif eder:
“Seyyit Rıza, sadece bir dini lider değil, Dersim’in başkomutanıydı. Emrinde binlerce tüfekli savaşçı vardı. Her aşiret reisi ona bağlılık yemini etmişti. Stratejimiz, Türk ordusunu sarp dağlarda yıpratmak ve dış müdahale gelene kadar direnmekti.” 8
Bu itiraf, karşımızda “duasından başka silahı olmayan masum bir ihtiyar” değil; ordusunu kurmuş, dış desteğini ayarlamış ve devlete meydan okuyan bir isyan lideri olduğunu tesciller.
ELE GEÇİRİLEN CEPHANELİK
Devletin harekât sonrası tuttuğu raporlar, Baytar Nuri’nin itiraflarını rakamlarla destekler. Tunceli Harekâtı sırasında isyancılardan ele geçirilen silah sayısı, bölgedeki “silahlanmanın” boyutunu gözler önüne serer. Ele geçirilen binlerce tüfek, tabanca ve mühimmatın büyük bir kısmı yabancı menşelidir. 9
Baytar Nuri, isyanın başarısız olma sebebini anlatırken bile, silahların yetersizliğinden değil, “beklenen büyük dış yardımın” (Fransız ve İngiliz ordularının bizzat müdahalesinin) gecikmesinden yakınır. Bu, isyanın vatanın bir parçasını yabancı çizmesine çiğnetme girişimi olduğunun en açık kanıtıdır.
‘SİVİL MAĞDURİYET’ EDEBİYATI VE AŞİRET FAŞİZMİNİN İÇYÜZÜ
Dersim üzerinden yürütülen propaganda düzeneğinin en hassas noktası, harekatın “sivil halka yönelik bir katliam” olduğu iddiasıdır. Ancak isyanın ideolojik mimarı Baytar Nuri, hatıratında bu “sivil” kavramının isyancılar tarafından nasıl bir savaş stratejisi olarak kullanıldığını ve bizzat isyancı aşiretlerin devlete sadık halka yaptığı zulmü itiraf eder.
Cumhuriyet ordusunun karşısındaki güç, sadece eli silahlı birkaç eşkıya değil, feodalizmin emrindeki topyekûn bir milis yapılanmasıydı. Baytar Nuri, isyan sırasında aşiretlerdeki kadın ve gençlerin dahi nasıl birer savaşçıya dönüştürüldüğünü, lojistikten istihbarata kadar her aşamada nasıl rol aldıklarını anlatır:
“Dersim’de her fert bir askerdir. Çocuklar istihbarat yapar, kadınlar cephane taşır ve icabında silah kuşanıp savaşır. Bizim için sivil-asker ayrımı yoktur, bütün millet harbin içindedir.” 10
Bu itiraf, harekât sırasında meydana gelen kayıpların “masum ve savunmasız siviller” değil, çatışmanın doğrudan tarafı ve lojistik destekçisi olan unsurlar olduğunu kanıtlar. Cenevre Sözleşmeleri’nin bile tanımakta zorlandığı bu “gayrinizami harp” yöntemini bizzat Nuri Dersimi itiraf etmektedir.
İŞBİRLİKÇİ İLAN EDİLEN SİVİL YURTTAŞLARA UYGULANAN KATLİAM
Bugün “Dersim’deki halkın büyük çoğunluğu devlete karşıydı” imajı çizilmeye çalışılsa da Baytar Nuri’nin kitabındaki en büyük öfke Türk devletine değil, devlete sadık kalan aşiretleredir. Dersimi, isyana katılmayı reddeden veya orduya yol gösteren aşiretlerin nasıl “hain” ilan edilip katledildiğini açıkça yazar:
“Bazı satılmış aşiret reisleri Türk hükümetine sadakat bildirmişlerdi. Bu hainlerin köyleri basıldı, hayvanlarına el konuldu ve kendileri cezalandırıldı. Kürdistan davasına ihanet edenlerin sonu budur.” 11
Yani bölgede bir katliamdan söz edilecekse, bunun asıl faili; kendi halkını zorla isyana teşvik eden, katılmayanları ise “hain” diyerek kurşuna dizen Seyyit Rıza ve Baytar Nuri gibi isimlerdir.
MAĞARALAR: SIĞINAK MI, TAHKİMAT MI?
Harekâtın en çok tartışılan “mağaraların bombalanması” meselesine de Baytar Nuri’nin itirafları ışık tutar. Dersimi, mağaraların sadece kaçış yeri değil, mühimmat depoları ve savunma hatları olarak planlandığını yazar:
“Dağlardaki mağaralar bizim aşılmaz kalelerimizdi. İçerisinde aylarca yetecek erzak ve mühimmat depolamıştık. Türk askeri buralara girmeye cesaret edemiyordu.” 12
Devletin bu “tahkim edilmiş askeri noktaları” etkisiz hale getirmesi, bir askeri zorunluluktur. Baytar Nuri, bu mağaralara ailelerin yerleştirilmesini bir “kalkan” stratejisi olarak kullandıklarını ise dolaylı yoldan kabul eder. Nitekim terör örgütü PKK da yıllardır aynı taktiği uygulamakta; sivilleri kalkan olarak kullanmaktadır. Kurmaca Dersim mitolojileri, PKK gibi bölücü örgütlerin besin maddesi olmayı sürdürmektedir.
SİVİL KATLİAMCI BAYTAR NURİ’NİN ‘KÖYLERİN İMHASI’ İTİRAFI
Dersim olayları üzerine kurgulanan “mağduriyet” tiyatrosunun en karanlık perdesi, bizzat isyancıların kendi halkına uyguladığı terörün gizlenmesidir. Bugün “devlet köyleri bombaladı” diye feryat edenlerin referans aldığı Baytar Nuri (Nuri Dersimi), kitabında Türk ordusunun ilerleyişini durdurmak için bizzat kendi köylerini yakıp yıktıklarını ve köylülerini nasıl katlettiklerini soğukkanlılıkla anlatmaktadır.
BAYTAR NURİ’NİN ‘MASKE’ İTİRAFLARI
Baytar Nuri, devletin kendisini bölgeye “halkın hayvanlarını iyileştirsin, hayvancılığı geliştirsin” diye gönderdiğini, ancak kendisinin bu görevi, köyleri gezip isyan ateşi yakmak için bir fırsat olarak gördüğünü ballandıra ballandıra anlatır.
‘TÜRKLERİN SAFLIĞI’ VE GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA
Nuri Dersimi, devletin kendisine duyduğu güvenle nasıl alay ettiğini şu satırlarla ifade eder:
“Hükümet, benim samimi bir devlet memuru olduğuma ve bölgedeki hayvan ırkını ıslah etmek için canla başla çalıştığıma inanıyordu. Türk idarecileri, benim aşiretler arasındaki gezilerimi mesleki bir faaliyet sanacak kadar gaflet ve safiyet içindeydiler. Oysa ben, her gittiğim köyde milli istiklal fikirlerini aşılıyordum.” 13
DEVLETİN ATIYLA İSYAN GEZİLERİ
Dersimi (Baytar Nuri), isyanı örgütlerken devletin kendisine tahsis ettiği olanakları nasıl kullandığını şöyle itiraf eder:
“Türk devleti bana bir at ve harcırah vermişti. Bu sayede en sarp köylere, en uzak aşiretlere ‘hayvanları muayene edeceğim’ bahanesiyle gidiyor, Seyyit Rıza ve diğer reislerle gizli toplantılar yapıyordum. Benim bu faaliyetlerimi anlamayacak kadar budala olan mülki amirler, raporlarımı okuyup beni takdir ediyorlardı.” 14
‘HİZMET’ MASKESİ ALTINDA SİLAHLANMA
Nuri Dersimi, kitabının ilerleyen sayfalarında, veterinerlik kimliğinin kendisine sağladığı “dokunulmazlığı” isyanın lojistik hazırlığı için nasıl kullandığını anlatır:
“Bir baytar olarak aşiretlerin içine girmem kimsede şüphe uyandırmıyordu. Bu sayede hangi aşiretin kaç silahı olduğunu, hangi bölgenin savunmaya daha uygun olduğunu devletin haritaları üzerinde bizzat devletin memuru sıfatıyla tespit ettim. Türklerin bu konudaki ihmali ve idraksizliği, bizim hazırlıklarımızı tamamlamamızı sağladı.” 15
‘SALAKLIK’ DEĞİL, CUMHURİYET’İN ERDEMİ
Baytar Nuri’nin “salaklık” veya “safiyet” dediği şey, aslında genç Cumhuriyet’in kendi okullarında okuttuğu, rütbe verdiği ve maaş bağladığı bir “aydın” adayına duyduğu vatanseverlik güvenidir. Devlet, okumuş bir insanın (veteriner bile olsa) halkına hizmet edeceğini varsaymıştır.
Ancak Dersimi’nin bu itirafları, “Dersim Sorunu” denilen meselenin;
Birincisi; bir “mağduriyet” değil, bir sızma (infiltrasyon) harekâtı olduğunu, ikincisi; isyanın anlık bir patlama değil, devletin imkanlarıyla devletin içinde beslenen bir proje olduğunu ve üçüncüsü; bizzat isyanın beyninin, devleti kandırmakla övünen bir etki ajanı olduğunu kanıtlamaktadır.
KENDİ HALKINI KALKAN VE HEDEF YAPAN İHANET
Nuri Dersimi, “Kürdistan Tarihinde Dersim” adlı kitabının 1937 harekâtını anlattığı bölümlerde, Türk askerine rehberlik etme ihtimali olan veya devlete sadakat gösteren aşiretleri nasıl “etkisiz hale getirdiklerini” şu sözlerle itiraf eder:
“Türk ordusunun harekât sahasını daraltmak ve ilerlemesini engellemek için, ordunun geçeceği güzergâhlarda bulunan ve hükümete casusluk yapacağından şüphelenilen köyleri ve bu köylerdeki unsurları imha etmek, binaları yakmak milli bir zorunluluktu. Ordunun ikmal yollarını kesmek için bu tedbirleri aldık.” 16
Bu ifade; bugün “TSK sivilleri öldürdü” denilen birçok hadisenin arkasında, bizzat Seyyit Rıza’nın ve Baytar Nuri’nin “rehberlik yapmasınlar” diye kurşuna dizdiği, köylerini yaktığı masum insanların olduğunu kanıtlamaktadır. Kendi halkını katleden bir terör odağının, bu suçu Türk devletine yıkma çabası bir “savaş taktiği” olarak bizzat kitabın yazarı tarafından itiraf edilmiştir.
DEVLETE SADIK AŞİRETLERE ‘SOYKIRIM’ UYGULAMASI
Dersimi’nin kitabında en çok hedef aldığı gruplar, Cumhuriyet’e bağlılık bildiren Hürmek (Hormek) ve Lolan gibi aşiretlerdir. Nuri Dersimi, bu aşiretlere mensup silahsız insanların, kadınların ve çocukların, sadece “Türk askerine yol gösterdikleri” veya “erzak verdikleri” gerekçesiyle nasıl katledildiklerini anlatırken adeta bir “iç temizlik” yaptıklarını savunur. 17
NURİ DERSİMİ’NİN TÜRK NEFRETİ VE İFTİRA DOSYASI
Nuri Dersimi, kitabın genelinde Türkleri medeniyetten uzak, sadece yıkmayı bilen bir topluluk olarak niteler. Ona göre Türkler, Anadolu’nun yabancısı olan “istilacı” bir kitledir.
Sayfa 34-35: Türk milletini kastederek; “Vahşi Moğol sürülerinin artıkları olan bu barbar Turaniler, medeni Kürdistan topraklarına kan ve ölüm getirdiler” der. Türk tarihini sadece “kan dökücülük” üzerine kurgular.
Sayfa 52: “Türkler, asalak bir millettir. Gittikleri her yerdeki medeniyetleri sömürmüş, kendileri hiçbir taş üstüne taş koymamışlardır” iddiasıyla Türk medeniyetini inkâr ve Türkleri tahkir eder.
TÜRK TARİHİNİ VE KİMLİĞİNİ AĞAŞILAMA
Türklerin tarih sahnesine çıkışını ve Anadolu’daki varlığını bir “felaket” olarak sunan Dersimi, Türk kimliğini biyolojik bir nefretle tanımlar. Tıpkı PKK terör örgütü ve yandaşları gibi, koyu bir Türk düşmanı ırkçı bir faşist olduğunu açıkça ilan eder. Zaten eli masum sivil katliamından kana boyanmış aşağılık bir teröristten başka bir şey beklenemez.
Sayfa 78: Türkler için “Melez ve uydurma bir millet” ifadesini kullanır. Türk kimliğinin bir “zorlama” olduğunu iddia ederek, Türk Devrimi’nin “Ne Mutlu Türküm Diyene” ilkesine kin kusar. Günümüzde, “Türk diye bir ırk yoktur” diye sayıklayanların aynı tarihsel ihanetin zincirleme bir devamı olduğunu daha iyi anlıyoruz.
Sayfa 94: “Orta Asya’nın kurak çöllerinden gelen bu kan susuzları, Anadolu’nun asil kavimlerini kılıçtan geçirerek onların üzerine oturdular” diyerek Türklerin Anadolu’daki meşruiyetine saldırır. Türk -İslam sentezcileri bilerek veya bilmeyerek bu arkaik terör yalanları değirmenine, “Türklerin Anadolu’ya girişinin 1071’de Malazgirt Zaferi ile gerçekleştiği” şeklindeki tarih dışı safsatayı boş bir gururla dillerine pelesenk ederek su taşımaktadır. Oysa Anadolu’nun en kadim, en köklü ve en uygar sakinleri Türklerdir.
TÜRK ORDUSUNA YÖNELİK ‘CANAVARLIK’ İFTİRALARI
Dersim olayları sırasında Türk askerinin “zehirli gaz kullandığı”, “bebekleri süngülediği” gibi hiçbir kanıtı olmayan, tamamen dezenformasyon amaçlı iftiralar bu kitaba dayanır.
Sayfa 310-312: “Türk ordusu, mağaralara sığınan masum kadın ve çocukları zehirli gazlarla boğdu. Türk subayları, hamile kadınların karınlarını süngüyle yararak bahis oynuyorlardı” gibi akıl dışı, tamamen Batı kamuoyunu kışkırtmaya yönelik iğrenç iftiralar atar. Bu ifadeler daha sonra PKK propagandasına temel teşkil etmiştir.
Sayfa 335: Türk askerini “insan eti yiyen canavarlar” olarak betimler ve ordunun harekâtını bir “soykırım ziyafeti” olarak niteler.
CUMHURİYET VE ATATÜRK’E YÖNELİK KİN
Kitabın en şiddetli bölümleri, doğrudan Atatürk’ü ve Cumhuriyet’in kurucu kadrolarını hedef alır.
Sayfa 215: Atatürk’ten bahsederken “Diktatör ve kan içici bir zalim” ifadesini kullanır. Cumhuriyet’in laiklik ve çağdaşlaşma hamlelerini ise “Kürdün ruhunu çalmaya çalışan şeytani planlar” olarak tanımlar.
Sayfa 240: Türk Devrimi’nin bölgeye getirdiği eğitim ve hukuk reformlarını, “Kürt çocuklarını asimile ederek Türkleştiren birer manevi ölüm kampı” olarak yaftalar. Oysa Dersin denilen bölge, eici çoğunluğu itibarıyla Türk’tür ve terör propagandaları ve baskısı sonucu bugün bir kısmı kendisini Türk olarak nitelemeye yanaşmaktan çekinmektedir.
TÜRK KADININA VE AİLE YAPISINA SALDIRI
Dersimi, nefretini sadece siyasi alanda tutmaz, Türk aile yapısına ve kadınına da dil uzatır.
Sayfa 128: Türklerin ahlaki değerlerden yoksun olduğunu iddia ederek, “Türk aile yapısı fuhuş ve yozlaşma üzerine kuruludur, oysa Kürdün namusu dokunulmazdır” diyerek aşağılık bir kıyaslama yapar. Bugün yaşadığımız yapay ayrıştırma oyunlarının temelinde işte bu yalanlar yatmaktadır.
Bu tabloyu analiz edecek olursak şu sonuçları çıkarabiliriz:
Nuri Dersimi’nin bu ifadeleri, sadece bir “isyan liderinin öfkesi” değildir. Bu kitap;
Psikolojik Harp Metni: Türk Milleti’ni dünya kamuoyunda “barbar” göstererek, kurulmak istenen “Kürdistan” için dış destek sağlamayı amaçlamıştır.
Terör örgütü PKK’nın İdeolojik Kaynağı: Bugün terör örgütünün Türk devletine ve askerine yönelik attığı tüm iftiraların (zehirli gaz, sivil katliam vb.) ana kaynağı bu kitaptır.
Tarihsel Çarpıtma: Türklerin Anadolu’daki binlerce yıllık varlığını ve kurduğu medeniyeti bütünüyle reddeden bu metin, bir “tarih” kitabı değil, bir “etnik nefret” vesikasıdır.
Bugün bize “Dersim mağduriyeti” diye anlatılan hikâyelerin mimarı, kendi halkını Türk ordusuna karşı canlı kalkan yapan, devlete sadık Kürtleri katleden ve Türk milletine “Moğol artığı barbarlar” diyen bu zihniyettir.
Kaynak: Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, Halep, 1952. (Not: Kitabın sonraki yıllarda yapılan Türkçe çevirilerinde bu ifadelerin bir kısmı “yumuşatılsa” da orijinal metin ve temel baskılar bu nefret söylemiyle doludur.)
Bu durum, Dersim’de yaşanan acıların baş müsebbibinin; bölgeyi bir kurtarılmış bölgeye çevirmek isteyen, devlete sadık halkı ise canice cezalandıran feodal çeteler olduğunu göstermektedir.
TUNCELİ, CUMHURİYET’İN ZAFERİDİR
Baytar Nuri’nin itirafları ışığında görüyoruz ki:
Dersim isyanı, emperyalizmin (Fransa ve İngiltere) kışkırtmasıyla başlamıştır.
Seyyit Rıza ve ekibi, Türk ordusunu durdurmak için bizzat bölge halkını katletmiş ve köyleri yakmıştır.
Devlet, sadece isyancı çetelere karşı değil, aynı zamanda kendi halkını katleden bu feodal teröre karşı da bir “insani müdahale” gerçekleştirmiştir.
Atatürk ve arkadaşları, 1937-1938’de sadece bir isyanı bastırmamış; bölge halkını Baytar Nuri gibi eli kanlı ideologların ve Seyyit Rıza gibi aşiret reislerinin zulmünden kurtarmıştır. Bugün Tunceli, okuma yazma oranıyla, aydınlık insanıyla bir Cumhuriyet kenti ise; bu, o gün o “tunç elin” gericiliği ve bölücülüğü ezmesi sayesindedir.
Atatürk posteri önünce Kurmaca Dersim nakaratı, hiçbir tarihsel gerçekliği olmadığı halde sürekli tekrarlayan soldan, sağdan bir kısım gruplar, Cumhuriyet ve Tunceli gerçekliği yerine, doğrudan ya da dolaylı olarak Baytar Nuri’nin yalan ve iftiralarına, aşağılamalarına boyun eğmiş, onaylamış olmaktadırlar.
Baytar Nuri’nin kitabı bir “tarih” değil, bir “suç duyurusu”dur. Kendi halkını katlettiğini itiraf edenlerin torunlarından “demokrasi” dersi alacak bir Cumhuriyetimiz yoktur!
Dipnotlar
1 Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, Halep, 1952, s. 282-284. (Pah Köprüsü’nün yakılması ve ilk saldırıların koordinatları üzerine detaylı itiraflar).
2 A.g.e., s. 286. (Askeri birliklerin pusuya düşürülmesi ve ele geçirilen mühimmatın listelenmesi).
3 Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı, Türkiye Cumhuriyeti’nde Ayaklanmalar (1924-1938), Ankara, 1972. (Mart 1937 raporları ve şehit edilen askerlerin dökümü).
4 Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, Halep, 1952, s. 280-285. (Suriye-Fransa-Dersim üçgenindeki silah kaçakçılığı ve Hoybun Cemiyeti’nin rolü).
5 A.g.e., s. 290-292. (Seyyit Rıza’nın askeri hiyerarşideki yeri ve savaş hazırlıkları).
6 Jandarma Genel Komutanlığı Yayınları, Dersim: Jandarma Genel Komutanlığı’nın Raporu (1930’lu Yıllar). (Bölgede ele geçirilen silahların dökümü ve yabancı menşeli silahların analizi).
7 Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, Halep, 1952, s. 300-302. (Aşiret yapısının topyekûn savaş konseptine göre örgütlenmesi üzerine açıklamalar).
8 A.g.e., s. 312-315. (Devlete sadık kalan aşiretlere yönelik düzenlenen baskınların ve infazların detayları).
9 A.g.e., s. 320. (Mağaraların lojistik ve askeri amaçlarla kullanılması, buraların birer “direniş kalesi” haline getirilmesi).
10 Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, Halep, 1952. (Özellikle “Dersim’de Milli Faaliyetlerim” ve “Tayin ve Teşkilat” bölümleri, s. 180-185 arası).
11 Nuri Dersimi, Hatıratım, Ankara: Öz-Ge Yayınları (Veya Jina Nu baskısı). (s. 110-115 arası). Dersimi burada, mülki amirlerin kendisine olan güveniyle nasıl “eğlendiğini” daha kaba bir dille anlatır.
12 A.g.e., s. 210. “Baytarlık maskesi altında yapılan istihbarat çalışmaları” başlığı altındaki itiraflar.
13 Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, Halep-1952 baskısı, s. 317-318. (Ayrıca modern baskılarda 1937 Harekâtı ve “İç Düşmanların Tasfiyesi” başlığı altındaki bölümler). Nuri Dersimi bu sayfada, ordunun güzergâhı üzerindeki köylerin “stratejik nedenlerle” imha edildiğini açıkça yazar.
14 A.g.e., s. 320-325. (Hürmek/Hormek ve Lolan aşiretlerine yönelik gerçekleştirilen saldırıların ve “casus” ilan edilen köylülerin infaz edilmesinin detaylı anlatımı).
15 A.g.e., s. 158.
16. M. Nuri Dersimi (Baytar Nuri), Kürdistan Tarihinde Dersim,Halep, Ani Matbaası, 1952, s. 279-280.
17 A.g.e., 144-148 (Koçgiri dönemi saldırıları) ve 279-282 (1937-1938 harekâtı sırasındaki imha kararları).
Ayakta alkışlanacak bir yazı olmuş.elinize sağlık
Kesinlikle muhteşem bir yazı yüreğinize emeğinize sağlık efendim