Şahin Filiz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Cinselliğe büründüm, ‘dinsel’ diye göründüm

Cinselliğe büründüm, ‘dinsel’ diye göründüm

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı

featured

Cemaatçi-Tarikatçı Cehaletin Türk Kadınına Saldırıları Üzerine Bir Analiz

Fevzi Çakmak Paşa’nın,  cemaat ve tarikatların emperyalizmin ileri karakolları olduğu tezi ülkemizde bir kısım cahil din tüccarlarının söylem ve eylemleriyle günümüzde de doğrulanmayı sürdürüyor. Onları yöneten iç ve dış mihrakların nihai hedefi, İslam dinine olan inancı  ibadetler üzerinden sarsarak kadın üzerinden toplumsal ahlakı çürütmektir. Toplumu bir arada tutan en önemli değer ahlaktır ve din bu ahlaki yapıyı inançla güçlendirmek için vardır. Din ile ahlakı karşı karşıya getiren bu emperyalist proje, yobaz sözcüleri aracılığıyla projesinin gereği olarak din kılıfı altında kadını metalaştırarak İslam dünyasında ahlaki çöküntüyü din aracılığıyla hızlandırmaktadır. Kapitalizm ile dincilik kadını araçsallaştırmakta birleşmektedir. İlki bunu ekonomik, ikincisi de dinsel yolla kotarmakta; ortak amaç bu suretle gerçekleşmiş olmaktadır.

Ziya Gökalp, toplumsal birlik ve dayanışma için ahlaki duyarlılığın vazgeçilemez olduğunu vurgular:

“Ahlakın değeri, diğer toplumsal değerlerle ölçülemez. Din, din-dışı değerlerle karşılaştırılamadığı gibi, ahlak da başka toplumsal değerlerle karşılaştırılamaz. Bundan dolayıdır ki bir adamın ahlaksal eksikliğini, ilimde yahut dehadaki üstün meziyet ve gücü telafi edemez. Yani onun yerine geçemez. İlimde, felsefede büyük keşifler yapan yahut sanayide, pozitif bilimlerde önemli buluşlar gerçekleştiren bir kimsenin ilmine saygı duymak, onu ahlaki kabahatlerinden muaf tutmaz. Bunun gibi; şiirde, musikide, mimaride, resimde herkesi hayran edici eserler yaratan sanatkârlar da ahlaki cürümlerini dehaları hürmetine affettiremezler.

Bir milletin bireyleri arasındaki manevi çimento, sanatsal duygulardaki ortaklıktır. Bu çimento, ne kadar güçlü olursa olsun, bir milletin bireylerini birbirine ve milletine hiç ayrılmaz şekilde bağlayamaz.  Bu derece sağlam bir bağı var edecek manevi bağ, yalnız ahlaktır. Ahlaksız toplumlarda, millettaşlar birbirini sevmedikleri, beğenmedikleri için dayanışma bağları güçlü olamaz. Ailenin temeli olan bireysel ahlak ile devletin temeli olan toplumsal ahlak da güçlerini ahlaktan alırlar. Ahlakı güçsüz olan toplumlarda aile içinde babanın, vatan içinde hükümetin manevi nüfuzları zayıftır. Demek ki toplumsal düzen ve dayanışmanın gücü de kanunların sağlamlığına tabidir.  Bir yerde ahlak güçlü değilse hukukun, kanunların gücü de azdır.” [1]

Hedef Türk toplumunun ahlaki gücünü zaafa uğratmak olan sözde dinsel aslında cinsel konuşmaları yapanlar, genellikle cahil tarikatçı-cemaatçı çevrelerden çıkmaktadır. Fetö bu konuda en önde gelir. Ama hemen belirteyim, Diyanet İşleri Başkanlığı’nda görevli imamlarımızın ve din görevlilerimizin büyük çoğunluğu bu dinsel cehalet ve yobazlıktan en az bu satırın yazarı kadar rahatsız olmakta; bu çevreleri ve cahilce beyanlarını onaylamamaktadırlar. Onları tenzih ediyorum.

Son günlerde sözüm ona dinsel vaazlar ve öğütler adı altında, çoğu tarikatçı ve cemaatçi yapıların mensubu olan “ahlak katilleri”nin sözlerini felsefi olarak çözümleyeceğim. Söyledikleri ve konuştuklarını birebir tekrarlamayacağım. Kötülüğün yayılmasına alet olmak istemem ama birer ikişer cümle ile o sözleri verip analizini yapmakla yetineceğim. Daha doğrusu, dinsel maskeye bürünüp aslında cinselliği kastettiklerini niyetlerini okuyarak değil satırlarını tercüme ederek ortaya koymaya çalışacağım. Türk halkını her gün çıldırtan, Türk kadınını aşağılayıp ona cennet ülkede yaşamayı haram etmeye uğraşanların bu sözlerini tercüme edeceğim ki Türk halkı onların nasıl art niyetli cinseller olduğunu kolayca anlayabilsin.

Şimdi bu ahlak katilleri dinin ardına sığınıp nasıl da cinselliklerinin peşinde olduklarını her fırsatta dışa vurmaktan kendilerini alamıyorlar.

Önce İran’lı Mahsa Mina’dan başlayalım.

Türbanı “kurallara göre” örtmediği için İran ahlak polisi tarafından katledildi.

Haberler böyle ve İran karışmış durumda.

Nedir bu çiğnenen kurallar? Molla İslam’ı Molla rejimini ayakta tutmak için dini, kadınları siyaseten baskı altında tutmak; topluma karışmalarını, eşitlik taleplerini ve insanca özgürlüklerini kısıtlamak için kendi koyduğu türban kurallarını din adına  icat etmiş. “Başınızı örtmek istediğinizde öyle keyfinize göre değil, Mollaların koyduğu kurallara göre örteceksiniz. Aksi halde İslam’ın tesettür emrine muhalefet etmiş olursunuz. Bunun tercümesi şudur: Biz mollalar olarak devlete hâkimiz. Bu otoritemizi, kadınlara baskı kurarak sürdürdüğümüzü görüyoruz. Eğer kadınları kendi koyduğumuz ve adına din dediğimiz kurallarla baskı altına almazsak kaybeden biz oluruz. İslam’ın ne kazanıp ne kaybettiği esasen umurumuzda değil. Ama ne yapalım ki, kendi kurallarımızı dinin kuralları gibi göstermedikçe toplumu itaat altına alamıyoruz.”

Türbanı ve örtme şeklini yetersiz bulan bizim yerli hocalardan birinin sözleri İran örneğine çok benziyor:

Metnin Orijinali: “Deve hörgücü gibi başlarını örtüyorlar. Böyle olmaz.  Ama vücutlarının geri kalan kısmı ise sanki tesettürden muafmış gibi davranıyorlar.”

Kısaca böyle söylüyor.

Tercümesi: “Ey türbanlı-türbansız kadınlar, gözüm hep üzerinizde. Hep sizleri gözlüyorum. Türbanı takma şekliniz doğru değil. Ama doğrusunun ne olduğunu, ben de bilmiyorum. Filvaki, aslında işin bu yönünde değilim. Sadece başınızı değil bütün vücudunuzu süzmek için yeterince vaktim oluyor. Bakmayın tesettür şeklinizi eleştirdiğime. Kadınlara olan ilgimi ancak tersinden böyle dillendirebiliyorum. Malum, bizim mahalle, kadınları taltif etmeye alışık değil. Sizi över ve ilgimi saklamazsam maazallah yanlış anlaşılırım.”

Aleyna Tilke’ye yönelik sözler mealen şöyleydi:

Metnin orijinali:“Soyunmaya ne gerek var. Madem güzelsen yüzünü sergile. K…çnı sergiliyorsun millete. Yüzünden piyasa yapamıyor musun da sahnelerde, kliplerde soyunuyorsun. Böyle yaparak el âlemin adamını, sapığını yoldan çıkarmaya utanmıyor musun?

Tercümesi: “Benim gibi, yaşamı kendi kendine haram etmiş kısmetsizler ve ezikler, senin gibi bir kadına ulaşamıyor. Değil ulaşmak, konserini dinlemeyi bile kendimize haram etmişiz, sahnede seni görme şansımızı kendi kendimize yasaklamışız. Konser, müzik, tiyatro hepsini bir kalemde haram kıldık kafamızdan.  Sana hayranlığımı bizim mahalleyi üstüme çullandırmadan dile getirmenin tek yolu, sana din üzerinden hakaretler etmek. Dikkatini üzerime çekmenin başka yolunu bulamadım. Sanma ki seni sadece şimdi gördüm. Mahalle arkadaşlarımdan ayrılır ayrılmaz, şarkını dinlemek ve seni ekranlarda olsun görmek için can atıyorum. Yapma böyle, benim gibi bir adamı saptırıyorsun, bana yazık değil mi? Din mi dedin? Yok, canım, İslam ahlakını edinmek her adam işi değil, er adam işi. Bense o er adamlardan değilim. Ben bir piyasa adamıyım, sen ise sanatın ve karakterinle çok uzağımda kalıyorsun. Ben piyasada, sen sanatta, buluşmak imkânsız. Kahrol öyleyse.”

Metnin orijinali: Doğrudan çocuklara yönelik cinsel bir saldırı niteliği taşıdığı için bunun metnini vermiyorum. Ama bu aşağılık sözlerin sahibi,  çocuklara yönelik istismarcı vaaz veren Şanlıurfa Mevlana Halit Camisi İmamı Mehmet Şükrü Dörtbudak.

Tercümesi: “ Benden size her melanet gelebilir. Baştan ayağa sizleri gözetmekten kendimi alamıyorum. Nereniz açık nereniz kapalı, emarınızı çekiyorum.  Vücudunuzdaki hiçbir ayrıntı gözümden kaçmaz. Yaşınız cinsiyetiniz benim için hiçbir sınır ifade etmiyor.  Ben böylesine kendini kaybetmiş, her an size her şeyi yapabilecek bir zaaf taşıyorum. Ama böyle dersem, dinli-dinsiz herkes beni siygaya çekip linç eder. İyisimi, “dinimiz çocukların tesettürlü olmasını farz kılmıştır” deyip buradan yol açayım. Niyetimi deşifre edip karşı çıkanları dinsizlikle suçlamak, destekleyenlerin çocuklarını istismar etmek için de altın bir fırsat yakalamış olurum.”

Metnin orijinali: “Müslüman kadın, gayri Müslim kadınları erkek gibi sayacak ve yanında bir erkek varmış gibi davranacak.”

Tercümesi: “Gavur kadınları okumuş, yazmış aydın kadınlardır. İnançlarını benim gibi bir şeyhten değil, kendi kendilerine özgürce edinmişlerdir. Kimsenin inancına ve ibadetine karışmazlar. Oysa Müslüman kadın için tahsile ne hacet. Bütün ilim irfanı biz şeyhlerinizden zaten alıyorsunuz. Allah bize, biz size. Ne var ki biz de insanız. Verdiklerimizin karşılığını Allah gibi değil kul gibi alırız. Gâvur kadınları öyle mi? İki de bir itiraz edip itaat etmek nedir bilmezler. Sorgular, eleştirirler. Erkeğiyle eşit olduklarını bilirler. Ah bu Mustafa Kemal yok mu? Uyur yılanı uyandırıp kadınlarımızı aydınlatarak gâvurlaştırdı. Türk kadını Cumhuriyet kurulalıdan beri habire okuyup aydınlanıyor; gâvurlaşıyor. Ha deyince itaat ettirmek zorlaştı. Bir de gayri Müslim kadınla görüşürsen işimiz daha zorlaşır. Din mi? Yok canım. Kadın gâvurmuş, Müslüman’mış, aydınmış hiç önemli değil. Şeyhine, erkeğine secdeye gelip itaat ediyor mu? Şeyh olarak istediğim kadını istediğim gibi haremime davet edebiliyor muyum, benim için tek mesele bu. Görünüşe bakma sen. Maksadım asıl, görünüş teferruattır.”

Metnin orijinali: “Sokaklar kasap dükkânı gibi. Et görmekten içimiz dışımıza çıkıyor artık”.

Tercümesi: “Kasap dedim, et dedim, tiksiniyorum dedim. Dinselliği söyleyip cinselliği kastettim. Kadınları gördükçe kendimden geçiyorum, aklım fikrim sizde. Hele bir de plajdaki halleriniz var ya, işimi gücümü bırakıp mahallem görmeden hırsızlama sizleri izliyorum saatlerce. Ateşler içindeyim. İçim dışıma falan çıkmadı. Yalan. İçim eriyor, işkence ediyorsunuz şu fakire. Lütuf buyuranınız da yok ki bu feryadımı duysun. Feryat derken, sessiz ve derinden inliyorum, maazallah cübbeli sarıklı hoca efendi diye bilinirken kadınlara ilgi duyan bir zampara diye ünlenmek istemem. Paramı bu kıyafetlerden kazanıyorum. Sırtımdan cübbeyi başımdan kavuğu çıkarıp alırlarsa dilim din deme ayrıcalığını yitirir. O zaman din de elden gider ki neyin ardına sığınıp size olan ilgimi dillendireceğim?

Et dükkânı gibisiniz ama ben hiçbir dükkândan bir şey alamıyorum. Kahretsin! Serde hocalık var. Mahalle çepeçevre kuşatmış durumda. Uydurduğumuz din, hayatımızı zindan etti. Oysa İslam ne iyiydi; insan yaşamını cendereye almıyordu. Bakmayı yasak etmişken, yaklaşmayı nasıl serbest sayarız? Bana kalsa hepsine çizik çekerim ama yıkılası hanede evlad u ıyal var dostlar.”

Metnin Orijinali: Müzik ve müzik aletleri şeytanidir, insanı zinaya iter.”

Tercümesi: “ Bakmayın böyle dediğime. İnsana dair ne varsa, bütün yaşama ve sanata, bilime ve felsefeye karşı olmak gibi yanlış bir misyon yükledik kendimize. Şimdi de onlara olan ihtiyaç ve hasretimizi, âşıkların aşklarından dolayı birbirinden nefret ettiklerini söyledikleri duruma yuvarlandık. Tam aksine, müziğin her türünü severim, bizim mollalarla sohbetimiz biter bitmez jazz’dan Türk Halk Müziğine kadar hepsini kana kana dinlerim. İlginç durum. Bu söylediklerimin tam aksine, müzik dinledikçe, sanata yakınlık duydukça şeytandan uzaklaştığımı hissediyorum. İnsanlaşıyorum. Keşke bir müzik aleti çalmayı öğrenseydim. Bilip çalanlara, onları dinleyenlere hıncım biraz da buradan kaynaklanıyor. Düşünün, din dili dedikleri Arapçayı bile bilmiyorum. Ama ne gam, cübbe, sarık ve bir de kurnazca suskunluk hepsini kapatıyor. Mutlu değilim ama müreffeh bir hayatım var.”

Metnin Orijinali: “Alafranga tuvaletleri kullanmayın, içinde biriken suda şeytan yıkanıyor. Ama zorunlu hallerde kullanabilirsiniz”

Tercümesi: “Aslında şeytan filan yıkanmıyor, bakmayın böyle dediğime. İnanmayın bana. Aklınızdan zorunuz mu var sizin? Şeytan biriken suda yıkanıyorsa, sakat olduğun için kullandığında yıkanmayacak mı sanki? Benimki de laf olsun torba dolsun.  Kuran’da şeytanların reisi İblis’in tuvalet suyunda yıkandığı yazıyor mu? Yazmıyor, ama maksat müreffeh yaşamak ve ses getirmek ise, başta Kuran bile istismar edilir. Ben de o tür tuvalet kullanıyorum, Şeytanın benden biriken suda yıkandığını gördüğümü mü sanıyorsunuz? Söylediklerime ben bile inanmıyorum ama siz inanın. Çünkü bana lazımsınız. O kadar iş güç, mal mülk var, bunları koruyup çoğaltmak sizin göreviniz. Bense bir elim yağda öbürü balda yaşamak peşindeyim. Neden? Cahilsiniz, bana hizmet etmeyi hak ediyorsunuz. Öyle şeyhine hizmet imkanı her kula nasip olmaz erenler.”

Metnin Orijinali: “Şortlu erkekler çoğaldı. İç gıcıklayıcı, yapmayın. Haramdır.”

Tercümesi: “Nedense son zamanlarda erkeklere karşı garip bir ilgi başladı bende. Sodome ve Gomore’den mi geldim diye bazen düşünmüyor değilim. Ne oldu bana? Şortlu erkekler dikkatimi çekiyor ve içim gıcıklanıyor. Fesübhanallah! Her şeye sarmaya başladım. Aman diyeyim, şortlu mortlu görmeyeyim sizi, beni yoldan sapıtacaksınız. İslam’da haramdır demekten başka yol yok. Yoksa başka türlü bu adamları korkutmak ne mümkün!”

Metnin Orijinali: “ Hanımın ne işi var üniversitede? Fatih Sultan Mehmet’in anası Harvard’a, ODTÜ’ye ya da Bilkent’e mi gitmiş? Tutmuş Mehmet’i, 7 yaşında bir hocaya teslim etmiş”

Tercümesi: “Benim Hanım ve akrabalarından bazıları, ‘biz Atatürk’ün kızlarıyız, okuma ve insanca yaşama hakkımızı istiyoruz. Atatürk biz Türk kadınlarına seçme ve seçilme hakkını dünyada ilk tanıyan liderimiz. Cumhuriyetin çocuklarıyız. Dini kullanıp bizi itaat eden nesnelere dönüştüremezsin’ deyip isyan bayrağı açtılar. Bunları gören arkadaşları koroya katıldılar. Evde oturan canlılar değil, erkekle hayatın her alanında bulunan eşit insanlarız demeye başladılar. Destur! İslam’a göre okumanız haram dedik, inandıramadık, çünkü gerçekten böyle bir haram yok, ben icat etmiştim. Olmadı. Bu sefer, siz Osmanlı ailesinin kızlarısınız deyip Fatih Sultan Mehmet’in annesi neden Harvard’a, ODTÜye veya Bilkent’e gitmedi, oysa elindeydi, rahatlıkla kaydını yaptırıp birinde tahsil görebilirdi demeyi deneyeyim. Ama heyhat! Ne mübarek Müslüman bir kadınmış ki Cihan Padişah’ı Fatih’in annesiyim deyip de bu üniversitelerden hiç birine yüz vermemiş, namusunu ve dinini korumuş, diye kurgulayıp söyledim. Bakalım tutacak mı? Laf aramızda Harvard bunların en eskisi, o da 1536’da yani Hüma Hatun’un ölümünden tam 89 yıl sonra kurulmuş. Ama boş ver, attık bir yalan, tutarsa epey para ve eleman kaldırırız, tutmazsa yobaz der geçerler.”

Örneklerin sonu gelmez. Şimdilik yeterlidir.

Orijinal metinleri kısaltarak aldım. İsim anmadım. Sorun isimler değil, Ortaçağ’a rahmet okutacak ilkel kafalardadır. Bu örneklerde ana tema cinselliktir. Cinsel bozukluklar, yetersizlikler, azgınlıklar ve sapkınlıklar konuşma metinlerinde açık ya da dolaylı olarak anlaşılmaktadır. İş dönüp dolaşıp cinsellikte düğümlenmektedir. Ama cinsellik dinsel sorun gibi gösterilmiş; konuşanların hemen hepsi özel cinsel sorunlarını İslam’ın haram ve yasakları kategorisinde umumileştirmektedir. Kısaca cinsel ahlaksızlık diyeceğimiz bu beyanlar, Türk kadını üzerinden Türk toplumsal yaşamını çözmeye, dağıtmaya ve tahrip etmeye yöneliktir. İslam dinini şahsi cinsel amaçlarının aleti yaparak toplumsal ahlakı dinamitlemekte; aile ve toplumu birbirine bağlayan bağları zayıflatmaktadırlar. Türk töresinde İl, devlet demektir. Aileden devlete güçlü bir hiyerarşi vardır. Bu hiyerarşiyi sağlam tutan ahlaki bağlar ve değerlerdir. Bu yüzden Türk devletine Sulh İli denir. Tarikat-cemaat sözcüleri, bu tür konuşmalarla önce Türk aile yapısını parçalamakta; aile bütünlüğünden kopardıkları fertler bunların pençesine düşmektedir. Sonraki adım ulusu parçalamaktır. Türk kavramına, Cumhuriyet’e, Atatürk’e sahih bir İslam anlayışına savaş açan bu yapılar ve çevreler, etnik ayrımlaşmayı özgürlük ve demokrasi gibi ahlaki-siyasi kavramlarla perdeleyerek millet mefhumunu parçalarlar. Millet bütünlüğünden kopardıkları gruplar, kişiler, ve topluluklar da, taşeronluk yaptıkları emperyalistlerin ya dinci ya da etnikçi köleleri haline gelirler.

Türk devleti ahlak üzerine kuruludur. Bu ahlakı, doğru bir din anlayışı hep destekler. Ziya Gökalp’in dediği gibi, ahlaki duyarlılığı azalan toplumlar için kanunların bağlayıcılığı zaafa düşer.

Cinselliğe bürünüp dinsel diye görünenlere fırsat verilmemelidir. Neredesin ey Türk aydınları!

Çare, sadece fikirlere özgürlük tanımak; yanlışlara, kötülüklere ve kışkırtmalara asla hayat hakkı tanımamaktır. Özgürlük fikir içindir, ahlaksızlığa özgürlük tanımak aile ve millete kast etmektir.

[1] Ziya Gökalp, Küçük Mecmua, Çeviri Yazı: Şahin Filiz, Pankuş Yayınları, Ankara 2022, I/74.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

3 Yorum

  1. 25 Eylül 2022, 08:24

    Hocam muhteşem bir yazı, fikirlerinizi son derece beğeniyorum. Müsaadenizle paylaşıyorum. Maalesef günümüzde ahlaksız bir din uydurdular. Ahlakın olmadığı bir din işte böyle anlattığınız gibi olur. Bu yüzden insanları dinden soğuttular.(Ziya Gökalp için eleştirimi saklı tutuyorum). Selam ve saygılarımla

  2. Hocam benim anladığım;Metnin orijinali:Türk Türk gibi yaşar değerleri içinde gömülü zaten.Meali:Bizim Türk olarak herhangi bir dine ihtiyacımız yok.Kültürümüzün getirdiği ahlakla zamanın devamlı ilerisinde yaşarız.

  3. 25 Eylül 2022, 18:22

    Yunus Emre’ye öykünen yazınızın başlığı da, tercüme adı altında yaptığınız ekstrem yorumlar da rencide edici. Her iki kutuptaki marjinallerin uçlarda dolaşan yorumları bizi temsil etmiyor. Mahsa Amini örneği de yanlış. Özgürlüğü Sorosçulara borçlu olacaksak teşekkür ederiz, istemez. O kadar keskin yargılarınız var ki, Aleyna Tilki’nin sanatsal boyutunu tartışmaya bile cesaret edemiyoruz. Radikal İslamcılar da Şahin Filiz de bu ülkenin genelini, irfanını, kültürünü, bir arada yaşama iradesini temsil etmiyor.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!