Şahin Filiz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Diyanet cehaleti meşrulaştıramaz

Diyanet cehaleti meşrulaştıramaz

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı...

featured

Diyanet’in resmi görevli imamlarından birisi, birkaç haftadır başta Türk kadınları olmak üzere bütün kadınları hedef alarak aşağılayıcı konuşmalar yapıyor. Özellikle yaz aylarında sahilleri tercih eden yerli ve yabancı turistlere din perdesi ardına sığınarak ve resmi görevini kötüye kullanarak  hiçbir geçeğe dayanmayan dinsel söylemlerle baskı yapılması çağrısında bulunuyor.

Görevli imam, ‘kasap dükkanı, et pazarı’  şeklindeki aşağılayıcı nitelemeyi yabancı turistler için kullanıyorsa;

Bu tutumuyla ülkemizdeki turistleri rahatsız etmekte, gelecek turistlere de göz korkusu vermektedir. Bu ise ülkeye turist çekmeye çalışan mevcut  hükümetin  turizm politikası ile ters düşmektir İmam resmi görevini kötüye kullanarak ülkemize turist gelmesini engellemeye çalışmaktadır. Suç işlemektedir.

Görevli imam, ‘kasap dükkanı, et pazarı’ nitelemesiyle eğer yerli turistleri kastediyorsa, yabancı turistlere kendince pozitif ayrımcılık yapıyor ve iç turizmi engelliyor demektir. Bu da ayrımcılık yapmaktır ve halkı giyimi kuşamı, dini, kökeni ve inancı açısından aşağılamak ırkçılıktır, suçtur.

Görevli imam eğer yerli-yabancı tüm tatilci kadınları kastediyorsa,  bu kez de din adına haddini aşmış, bütün kadınları tahkir etmiş demektir. Bu daha büyük bir suçtur.

Kimin hangi ayda nasıl giyineceğine dair hiç bir nass yoktur. Giyim-kuşam örfe, toplumsal kurallara ve kişilerin tercihlerine göre ortaya çıkar. Tesettür kavramı Kur’an’da geçmediği ve kadınların nasıl örtüneceği konusunda açık ve belirgin bir hüküm bulunmadığı halde bazı ‘kürsü cahilleri’, Türk Milleti’nin emeği ile sağladığı devlet imkanlarını hem dine hem de millete karşı suikast aracı olarak kullanmaktadırlar.  ‘Allah ile aldatma’ aşaması kadınlarımızı, Kur’an’da olmayan ‘tesettür’ uydurmasıyla baskı altına almakla başladı ve imamın söyledikleri bu aldatmacanın gücünden henüz bir şey kaybetmediğini gösteriyor.

Söz konusu imam, hiçbir bilgi ve görgüye dayanmadan tamamen kendi öznel öfkesine yenik düşerek özellikle kadınları aşağıladığı, insanları inanç ve giyim kuşamlarına göre ayrımlaştırdığı ve toplumda din istismarı yoluyla kargaşaya meydan verecek sözler sarf ettiği için önce bağlı bulunduğu Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından idari soruşturmaya ve akabinde adli soruşturmaya tabi tutulmalı; gerekirse görevden el çektirilmelidir.

Türk kamuoyu, tam da bu imamın akıl dışı cahilce konuşmaları nedeniyle soruşturulmaya tabi tutulması beklentisi içinde iken, bugünlerde Diyanet TV’de adeta o imamın söylediklerini destekler içerikte dini bir program yapıldı. Stüdyo konuğu tesettürden söz ediyor. Özellikle kadınların tesettürü konusunda sorular geldiği için konuşma o yönde ilerliyor. İslam’da özellikle kadınlara ya da erkeklere özgü bir tesettür emri olmadığı halde Diyanet’te görevli olduğu anlaşılan konuk, ‘bir kadının eşi ve çocukları dışında, nikahı düşebilecek herhangi bir erkeğin yanında el, yüz ve ayakları hariç, bütün vücudunu  örtmelidir. Örtünmek dini bir kural (vecibedir). Bu vecibe pantolon giyildiği zaman da çiğnenmiş olur. Çünkü pantolon en dar kesim giysidir. Giysinin adı önemli değildir. Tesettür erkek ve kadın için dini bir kuraldır. Detayları toplumun örf ve adetleri belirler.’

Konuk, ‘örtünme, erkek ve kadın için geçerlidir’ derken, örtünmede cinsiyet ayrımı olmadığına işaret ediyor. Doğrudur; erkek ve kadın, zaten Homo sapiens oluncaya kadar geçen 170.000 yıldır üreme organlarını erkek-kadın demeden örtüyor. Hatta Adem ve Havva’nın  ‘tesettürü’, üreme organlarını hemen yapraklarla örtmek şeklindeydi. O halde ne Homo sapiens olarak ne de Adem ve Havva’nın çocukları olarak, avret-i galiza (üreme organları ve bulunduğu kısımlar)ı doğallıkla örtmek için Kur’an’ın vahyedildiği 7. Yüzyılı beklemedik. Eğer örtünme, dinci fırsatçıların dediği gibi Kur’an emriyle başlamış olsaydı, İslam’dan önce insanların çırılçıplak yaşadıklarını kabul etmemiz gerekirdi. Oysa bilim böyle söylemiyor. Bunun için nassa gerek görülmediğinden tesettür tartışmasını dinci politikalara alet olarak kullananlar onu cinsiyetçi ayrımcılığın  ve kadınlar üzerinde cehennem korkusu ile baskı kurmanın aracı haline getirmişlerdir.  Onların tesettürden anladıkları, ‘İslam’ın geçerlilikten kaldırdığı Yahudiliğin’ Talmud’unun söyledikleri ile aynı şeylerdir.

Konuk, gerçeğin böyle olduğunu sezinliyor olsa da bu yaygın istismar modasına uyarak, tesettürden sadece kadını sorumlu tutmakta; hiçbir dinsel delil göstermeksizin sırf kendi yorumlarına dayanarak el, yüz ve ayaklar hariç kadınların bütün vücutlarını örtmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Hz. Muhammed’in hayatını en ince ayrıntısına kadar ele alan İbn İshak’ın Siyer’inde ve diğer Siyer-i Nebi kitaplarında bile böyle tesettür tarifine rastlanmaz. Kur’an’da zaten tesettür yoktur. Nur Suresi 31. Ayette ve Ahzap Suresi’nde geçen örtünme, göğüslerin örtünmesi konusundadır. Zaten erkekler ve kadınlar, en mahrem yerlerini dinlerden önce örtmeye başlamışlardı. Bunun için vahye gerek olmadığını Kur’an’ı indiren otorite çok daha iyi biliyordu.

Konuk, giyimde adın önemli olmadığını; giyim-kuşam ayrıntılarının örfe ve toplumsal kurallara göre belirleneceğini söylüyor. İşte doğrusu budur. Ama konuk, sırf yaygın dinci teamüllere ters düşmemek ve kadınları aşağılayan meslektaşını arkalamak için, çok açık bir doğruyu kendi öznel dini yorumlarına kurban etmekten çekinmiyor.

Konuk, pantolonun bile tesettür kuralını ihlal edeceğini söylüyor: tam bir Aristoteles mantığına uygun bir çıkarım:

Şöyle;

‘Bütün pantolonlar dardır

X hanım pantolon giymektedir

Öyleyse X hanımın pantolonu da dardır.’

Orta çağ’ boyunca Kilise bu ilkel mantığı kullandı ve şimdi dönüp bakmıyor. Ama bizim Diyanet görevlisi, tüm pantolonların dar olduğunu ve kadınların da doğal olarak bu dar pantolonları giydiğini, bu nedenle tesettürü ihlal ettiklerini ileri sürüyor. Akıllara zarar bir kurgu. İşte dincilik, benzer dinsel kurgularla halka bu yöntemle baskı kurmaktadır.

Giyim önemli değilse ve ayrıntılar her toplumun örfüne bırakılmışsa (zaten böyledir) konuğumuz, tayttan, tunike, pantolondan, şeffaf giysiye kadar hepimizi kadın giyimi konusunda ayrıntılı bir tesettür bilgisine kavuşturuyor. Hani ayrıntıları örf belirliyordu? Neden sen belirleme hakkını kendinde buluyorsun? Ayrıcalığın nedir? Halktan daha iyi bilmen midir* Peki senden daha iyi bilen çıkarsa, o da senin gibi yeni bir dinsel kural koyma hakkına neden sahip olmasın?

İşte dinci tesettürcülük temel nasslarla desteklenmediğinden böyle çelişkilerden kurtulamamaktadır. Ayrıca el, ayak ve yüzü hariç tamamıyla örtünmesi istenen kadın, tüm bu tedbirleri, kendisine nikah düşebilecek herhangi bir erkekten korunmak için mi almaktadır? Peki, usul ve füru (üst soy ve alt soy)dan çok mu eminiz? Hiçbir şeyden emin olamayız ve kadını salt güvenlikçi ve himayeci  tedbirlerin nesnesine dönüştürmek onu kapitalizmden daha beter araçsallaştırmak demektir. İnsanı merkez varlık olmaktan uzaklaştırmak; kadını periferiye hapsetmektir.

Bu nevzhur tesettürcülüğün duygusal (düşünsel ve bilgisel değil) kökleri, Emevilere dayanır. 90 yıllık Emevi döneminde alınan ülkelerden ele geçirilen hazineler ve kadınlar, bugünün Suudileri gibi onlarda kontrolsüz şımarık bir zenginlik yaratmıştı. Savaşçıların her biri ganimet olarak sayısız cariye alabiliyordu. Hemen herkes birbirine yakın zenginlik ve refah içinde olduğu için , cariyelerini diğer erkeklerden korumanın yolu, zenginlik ve lüks olamazdı. Çünkü hemen bütün Emeviler aynı olanaklara sahipti. Onlarca kadını tek bir erkeğin elinde tutabilmesi için, ‘kutsal’ı kullanması en kestirme ve en kesin yoldu. Nitekim Emeviler döneminde, Kur’an’da olmayan tesettürcülük uyduruldu. Kadınlar dışarı çıkmamalı, başka erkeklerle-tanıdık olsa da-perde gerisinden konuşmalı, yüzünü göstermemeli, sesini duyurmamalı, ulu orta sokakta yürümemeli, konuşmamalı, okumamalı, yazmamalı, itaatsiz olmamalı, Allah’tan dışında secdeyi kocasına etmeli, kocasından izinsiz dışarı çıkmamalı….işte Kur’an’da olmayan bütün bu yasaklar, birden fazla kadını elinde tutmayı dincilikle garantilemek isteyen Emevi erkeğinin psikopatolojik  ruh halini yansıtmaktadır. Haklı olarak kadınını kıskanan çoğu erkek için, tesettürcü söylemin ilahi kaynaklı olup olmadığı ve Emevi erkeğinin hastalıklı ruh halini yansıtabileceği önemini yitirecektir.

Kendine güvenemeyen Emevi erkeği, İslam’a da güvenmediği için kendi dinini uydurmuştur. Olabilir, onları suçlamıyorum, ama hala bir Emevi erkeği psikolojisinden kurtulamayan bizim dincilere şaşıyorum.

Kadın-erkek, insanların tümü örtünür. Neresini  nasıl örteceğini herkes kendi tayin eder. Örtünmek için dindar; örtünmemek için dinsiz olmak gerekmez.

Konuk, Diyanet Tv kanalındaki konuşmasıyla kadınları aşağılayan ve toplumsal ayrımlaşmaları körükleyen cahil imamın cehaletini meşrulaştırma ve o hakaretleri resmi bir dini otorite tarafından onaylamaya çalışmıştır. Diyanet, bu yolla, soruşturması gereken görevlinin cahilane dinci hakaretlerini ve tehditlerini Türk halkına yönelik meşru ve dogmatik bir hüküm olarak onaylamış demektir.

Diyanet, din hakkında tutarsız, yanlış ve batıl şeyleri toplumda yayan herkese, her kuruma karşı bir Cumhuriyet kurumu ciddiyetiyle yaklaşmalı; kendi teşkilatında bile olsa hurafecilere, ayrımcılara, bölücülere, dini siyasi ikbali için eğip bükenlere  fırsat vermemekle yükümlüdür.

İslam’da olmayan bir hükmü, sırf politik ve ekonomik nedenlerle varmış gibi vaaz etmek; bu yanlışa dayanarak tesettür ve iman konularında keyfi tanımlar yapmak, sevgili görevliler, sizi dinden; kurumunuzu da Cumhuriyet dairesinden çıkarır.

İki cihanda mağdur ve mahkum olursunuz.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4 Yorum

  1. 27 Ağustos 2022, 19:23

    Saygıdeğer Şahin Filiz,
    Peygamberleri yarıştırmak ve özelde Muhammed Peygamberi konuşmaktan(sünneti-hadisi(?!)), insanlar Kur’an’a ve ALLAH’a gelememektedirler. Çok iyi yapılmış Türkçe cevirilerle SADECE ALLAH Ayetleri anlaşılmak zorunda değil mi? ‘KUR’AN’ın Öğütleri’ başlıklı, internette yayınladığım çalışmalarımı incelersiniz umuduyla, Siz değerli hocamızla paylaşmak istedim. En derin saygılarımla.

  2. 24 Ağustos 2022, 01:25

    Yazınızdaki bazı iddialar mübalağalı. Bir kere imam bütün kadınları hedef almıyor. Yabancı turistlerin ülkemize gelmesini engellemeye çalışıyor iddiası da çok zorlama olmuş. Ben yabancı turistlerin bu adamı okuduklarını veya vaazlarını dinlediğini sanmıyorum. “Halkı giyimi kuşamı, dini, kökeni ve inancı açısından aşağılamak ırkçılıktır, suçtur” cümleniz de yanlış. İmam, giyim kuşam açısından ağır bir şekilde eleştiriyor ama köken açısından aşağılamıyor. Irkçılık kelimesini de tanımı dışında çok gereksiz kullanmışsınız. Örtünmenin 7. yüzyıldan önce de var olması İslam’ın bu konu ile ilgili kurallar getirmesine engel değildir. Son paragrafta da hedef aldığınız kişileri “dinden çıkarsınız ha!” diye tekdir etmişsiniz. Bu bana İslamcıların tekfirci yaklaşımlarını hatırlattı. Bu üslubunuz sorunlara çözüm getirmeyecek tam tersine kutuplaşmayı arttıracaktır.

  3. kaleminize saglik

  4. Muhteşem tespitler… Bi tarafından ayet hadis uyduranlara kapak olsun ♥️

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!