Şahin Filiz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Diyanet’in çelişkiler yumağı: Hutbeler, harcamalar ve yitirilen ahlaki otorite

Diyanet’in çelişkiler yumağı: Hutbeler, harcamalar ve yitirilen ahlaki otorite

featured

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı…

Türkiye’de sahte diploma skandalı, yolsuzluk, rüşvet, üniversite sınav sorularının çalınması, kamu sektöründe  istihdamın liyakat ve ehliyetten çok, hatırlı kişi, grup ya da cemaatlerin etkisiyle yapılması ve en acıklı olanı da, görevi Türk halkını İslam ahlak ve erdemine davet etmek olan Diyanet İşleri Başkanlığı’na 6 bakanlığın bütçesini aşan bütçe ayrılmasına rağmen, başkanlığın Türk toplumuna mezhep, siyasi görüş ya da dini tercihlerine bakmaksızın tarafsızca dinsel aydınlatma hizmetini götürme yükümlülüğünü yerine getirmekte ağır kusurlu davranmasıdır. Üstelik başkanlık kendine ayrılan bu devasa bütçeyi bir yandan lüks ve şatafata harcarken bir yandan da halka fakirliğe sabretmeyi, şükretmeyi telkin ederken kendisini bu telkin ve uyarıdan muaf sayması yaman bir çelişkidir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesinin en önemli kurumlarından biri olan Diyanet İşleri Başkanlığı, son yıllarda kuruluş misyonundan uzaklaşarak, toplumsal bir gerilim ve meşruiyet krizinin merkezine yerleşmiş görünmektedir. Kamuoyuna yansıyan lüks harcama ve israf iddialarının gölgesinde, Cuma hutbeleri aracılığıyla vatandaşların kişisel yaşam tarzlarına yönelik baskılayıcı ve ayrıştırıcı bir dil kullanması, kurumun ahlaki otoritesini ve toplumsal karşılığını ciddi şekilde zedelemektedir. Bu durum, Diyanet’in sadece kendi içinde bir çelişki yaşamadığını, aynı zamanda İslam’ın evrensel mesajını dar bir ideolojik kalıba hapsetme riski taşıdığını da göstermektedir.

SKANDALLARIN GÖLGESİNDE ANLAMINI YİTİREN HUTBELER: HAYA VE İSRAFIN YENİDEN YORUMU

Avusturya’daki Diyanet görevlilerinin hayır paralarını uygunsuz yerlerde harcadığı iddiaları ve Diyanet Başkanı’nın onlarca kişilik hizmet ordusuyla gerçekleştirdiği Hac ziyareti gibi haberler, kurumun “israf” ve “haya” kavramlarına yaklaşımındaki samimiyeti sorgulanır hale getirmiştir. Tam da bu tartışmaların ortasında, Diyanet’in iki hafta üst üste verdiği hutbeler, bu çelişkiyi daha da derinleştirmiştir.

Hayır hesanet için vatandaşlardan toplanan bağışların Avusturya’da Diyanet çalışanları tarafından eskortlara harcandığı, yine Başkan Ali Erbaş’ın Hac ziyareti için yedinde onlarca ütücü, ahçı, çamaşırcı ve daha bir çok hizmet personelini krallara layık bir şekilde götürüp görevlendirdiği haberleri tam da ayyuka çıktığı bu günlerde, Diyanet bu kez de iki hafta üst üste verdiği hutbelerle üçüncü bir skandala imza attı.

Sanki bu skandallar yaşanmamış ve yetmiyormuş gibi, üst üste iki Cuma namazında Türk toplumunu bu kez de tatil ve giyim-kuşam konusunda baskılamaya dönük hutbeler verildi.

İlkinde, insanların giyimi, kuşamı ve giysileri üzerinden hareketle birtakım nasslar öne sürülerek “örtünme”nin doğrudan ‘Allah’ın emri’ olduğu belirtildi. Utanma, çekinme ve toplumsal normlara uymak anlamındaki haya, ilgili ayet ve hadisler çarpıtılarak özellikle kadınlar üzerinde baskı oluşturulmaya çalıştığını görüyoruz. “Allah’tan hakkıyla haya etmek, bütün organları her türlü günah ve haramdan korumaktır” hadisinin Diyanet’in sandığı gibi örtünmeyle hiçbir ilgisi yoktur. Organların korunması gereken günahlar, çalmak, çırpmak, sahtekarlık yapmak, hile yapmak, yalan söylemek, yoksulun yetimin milletin malını çar çur etmek, tüm organlarını kötü alışkanlıklara tutsak etmek gibi, bedenen ve ruhsal olarak sağlığımızı bozan her türlü söz, eylem ve hareket günahtır. Eğer Diyanet’in dediği gibi burada örtünme kastedilseydi, tüm organlarını sayılan günahlara belemiş hırsızlar, sahtekârlar değil, “örtünmeyenler” (her kimlerse) hayaya, utanmaya davet edilirdi. Bu hadisin manevi derinliğini, Taliban ya da Işid tipi örtünmeyi andıran sübliminal yorumla yüzeyselleştirmek asıl hayaya aykırı olan çarpıtmadır.

İmandan bir parça olan haya, nassların anlamlarını eğip bükerken kendinden bahsedeni mahcup eder.

Araf //27 ‘de “Ey Ademoğluları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın” ayetini, Diyanet bu hutbesinde yine çarpıtarak, yanlış ve yersiz yorumda bulunarak zikretmektedir. Hatırlayalım: “Allah Âdem ve Havva’nın avret yerleri” burkasızlık, çarşafsızlık ya da baştan ayağa örtüsüzlük anlamında değildir. Avret, İslam fıkhında açıkça belirtildiği gibi, üreme organları ve çevresidir. Buna “avrat-i galiza” yani ağır mahrem yerler denir. Âdem ve Havva’nın çıplaklığı, hutbede iddia edilen veya dolaylı yönden empoze edilen ve eleştirilen giyinme tarzı değil, dümdüz anadan doğma çıplaklıktır. İslam dini, bu ayette zaten uygarlıkların hemen hiçbirinde tasvip edilmemiş bu düpedüz çıplaklığın örtülmesi gerektiğini teyit etmektedir, hepsi budur.

“Giyinik çıplaklar” hadisi, Hz. Peygamber’in, doğrudan örtünmeye ya da soyunmaya yönelik bir hadisi değildir. Tam tersine, ahlaksızlığını ve hayasızlığını örtüyle kapatmaya çalışanlara yapılmış çok sert bir uyarıdır. Diyanet dürbüne tersten bakınca bu derinliği görebilmesi imkansızdır. Bu hadis, bedenini örtüp ruhunu takvadan, hayadan ve utanma duygusundan çıplak bırakmış sahtekarları uyarmaya dönüktür. Yoksa hutbede, anlatılan giyim şekilleriyle ilgisi yoktur. Kaldı ki Hz. Peygamber döneminde, Diyanet’in “haram” saydığı giysilerden hiçbiri yoktu. Saadet Asrı’nda burka, çarşaf ya da türban da yoktu. Hadislerde, “birimiz vefat ettiğinde, kefen bulamaz, yırtık elbiselerle cenazeyi örtmeye çalışırdık, ama çoğu zaman bir yeri açık kalır, onu da otlarla örterdik” ibareleri varken hutbede sayılan modern giysi çeşitlerini nasıl haram diye bir kalemde mahkûm edebilirsiniz? Yine Hz. Muhammed, Hendek Savaşı öncesi geceleyin düşman mevzilerine casus olarak Ebu Huzeyfe’yi gönderir. Ebu Huzeyfe, “gece çok soğuktu ve giyecek giysim olmadığı için eşimin ince giysisiyle emri yerine getirdim” der. Dün olmayan giysi çeşitleriyle haram icat etmek, haramdır ve haya duygusuna, İslam ruhuna uymaz. Allah’ın haram kıldığını helal, helal kıldığını haram kılmak, din dairesinden çıkmaktır.

TATİL VE SILA-İ RAHİM ARASINDA KURULAN SAHTE İKİLEM

İkinci hutbede ise tatil kültürü hedef alınarak, bunun yerine sıla-i rahimin (akraba ziyareti) tercih edilmesi gerektiği telkin edilmiştir. Sıla-i rahim şüphesiz değerli bir gelenektir. Ancak bunu, ekonomik zorluklar içinde kendine küçük bir nefes alma alanı yaratmaya çalışan insanların “tatil hakkı” ile karşı karşıya getirmek, özel hayata müdahaledir. Bu yaklaşım, halkı “dini vecibeler” ile “dünyevi zevkler” arasında suçluluk duygusuna dayalı bir seçime zorlar. Asıl ironi ise şudur: Milyonlarca liralık bütçesiyle krallara layık bir şatafat içinde olduğu iddia edilen bir kurumun, kıt kanaat geçinen vatandaşa tatilini çok görmesi, “perhiz” vaaz edip “lahana turşusu” yemenin en bariz örneğidir. İsraf, bireyin tatil harcamasından önce, kamu kaynaklarının şatafat için kullanılmasıyla başlar.

İkinci hutbe tatil ve israfla ilgilidir. Sıla-i rahim, yani akraba, hısım ve eş dost ziyareti tartışmasız hem insani hem dini hem de kültürel görevlerimizdendir. Bununla ilgili ayet ve hadisler aynı vurguyu yapar.

Ancak tatil yapmak ile sıla-ı rahimi, dini vecibe gereği tercih yapacak seçeneğe dönüştürmek doğru ve yerinde olmadığı gibi, halkı yanıltıcı anlam taşır. Kim ne zaman tatili ya da büyükleri ziyaret etmeyi seçeceğini kendi özel durum ve koşullarına göre planlar. Hutbede tatil yerine büyükleri ziyaret etmeyi seçmeye zorlanan insanlar, özel hayatlarına ve yaşam alanlarına müdahale edildiği duygusuna kapılacaktır. Çünkü İslam’da insanların özel hayatları konusunda bazı öneri ve emir tarzında düzenlemeler varsa da bunları Allah adına denetleyecek siyasi, dini veya idari bir otorite ikame edilmemiştir. Diyanet kendisini, dini-siyasi otorite yerine koyarak insanların özel tercihlerini yönlendirme hakkına sahip değildir. Tatil mekanlarında, zaman zaman lüks otellerde israfa rastlandığı dorudur. Ancak tatilde insanlar ne yiyip ne içeceklerine, nerde tatil yapacaklarına kendileri karar verir. Bu karara din ve siyaset müdahale edemez. Eğer tatilcilerden bazıları israfa varan harcamalar yapıyorsa bu doğrudan onu ilgilendiren bir sorundur. Ne var ki bir kamu kurumu, örneğin Diyanet İşleri Başkanlığı Hac ziyaretini tatil mekanlarını ve tatilcileri bile kıskandıracak debdebe ve israfla gerçekleştiriyorsa, işte asıl günah, asıl, “çıplaklık” (erdemlerden uzaklaşmış ruh), asıl utanma yoksunluğu tüzel kişinin hanesine, dolayısıyla sorumlularına yazılır. Birey, Diyanet’in dediği gibi, eğer gerçekten büyüklerini ziyaret etmiyor, tatillerden başka gözü bir şey görmüyor ve israf ediyorsa, yaptığı yanlışlara birey olarak “tevbe” edebilir. Ya da kendi ‘günah’ından sorumlu olur. Peki, tüzel kişi adına işlenen eskort, ütücü, çamaşırcı günahlarını, haramlarını ve hayasızlıkları affettirmek için hangi birey Allah’a tevbe etmekle yükümlü olacaktır?

‘HAYA’ KAVRAMININ ÇARPITILMASI VE GİYİM KUŞAM ÜZERİNDEN TOPLUMSAL MÜHENDİSLİK

İlk hutbede “örtünme”nin “Allah’ın emri” olduğu vurgulanarak, “haya” kavramı dar bir çerçeveye, özellikle kadınların giyimi meselesine indirgenmiştir. Oysa, “Allah’tan hakkıyla haya etmek, bütün organları her türlü günah ve haramdan korumaktır” hadisi, yüzeysel bir örtünmeden çok daha derin bir ahlaki duruşu ifade eder. Bu hadisin işaret ettiği asıl günahlar; yolsuzluk, rüşvet, kamu malını talan etmek, liyakatsizlik, yalan ve sahtekarlıktır. Toplum, diploma sahtekarlığı gibi devleti temelinden sarsan büyük ahlaki çöküşlerle boğuşurken, Diyanet’in odağını bu “büyük günahlardan” alıp vatandaşın giydiği pantolona, tişörte çevirmesi, asıl “hayasızlığa” karşı bir duyarsızlık ve onu meşrulaştırma çabası olarak okunabilir.

Araf Suresi 27. Ayetin Bağlamından Koparılması: Âdem ve Havva’nın cennetten çıkarılması kıssası, insanın en temel mahremiyetini (avret-i galiza) örtme gerekliliğine işaret eder. Bu, medeniyetin temel taşı olan bir ilkedir. Ancak bu ayeti, günümüzün modern giyim tarzlarını mahkûm etmek için kullanmak, ayetin ruhuna ve tarihsel bağlamına aykırı bir zorlama yorumdur.

“Giyinik Çıplaklar” Hadisinin Ters Yüz Edilmesi: Bu hadis, bedensel örtüyü ahlaki çıplaklıklarını gizlemek için bir kalkan olarak kullanan münafıkları ve riyakârları hedefler. Yani asıl eleştiri, ruhunu takvadan, erdemden ve dürüstlükten soymuş ancak dış görünüşünü dindar gösterenleredir. Diyanet’in bu derin manevi uyarıyı, belirli giyim tarzlarını hedef alan sığ bir eleştiriye dönüştürmesi, hadisin anlamını tahrif etmektir.

Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin özerk, laik ve çağdaş bir din kurumudur. Böyle bir kurum, Türk milletinin giyimi, kuşamı, özel yaşamı ve tatili ile uğraşarak zaten bin bir zorlukla ayakta durmaya çalışan insanlarımızı gererek değil, onlara doğru, anlamlı ve yerinde dini bilgiler vererek ve önce kendisi hayaya sahip çıkarak milli dayanışmaya katkıda bulunmalıdır. Diploma sahtekarlığı gibi toplumu ve devlet yapısını can evinden vuran “büyük günahlar” varken, hala toplumu yanlış ve çarpık dini yorumlarla baskılamaya çalışmak, İslam dinini asıl günahlara ve cürümlere, toplumsal sorunlara karşı duyarsızlığa alet etmektir.

Atatürk’e kendi kurduğu başkanlığın hutbelerinde bir rahmeti çok görmek hala yürürlükteyken, Diyanet böyle hutbelerle kendini daha hayalı ve “giyinik” gösteremez.

Önce Cumhuriyet kurumu olduğu hatırlamalı ve ona göre kendine çeki düzen vermelidir. Din, her iktidara göre hutbesi değişen bir kurum değildir.

SORUNUN KÖKÜ: KURUMSAL KİMLİK KRİZİ VE SİYASAL ARAÇSALLAŞMA

Diyanet’in bu çelişkili tutumunun temelinde birkaç ana neden yatmaktadır:

Büyük Günahları Görmezden Gelme: Kurum, toplumun kanayan yaraları olan yolsuzluk, adaletsizlik, liyakatsizlik, torpil ve sahte diploma gibi sistemik sorunlara karşı sessiz kalmayı tercih etmektedir. Bu “büyük günahlar” genellikle siyasi iktidarlarla ve güç odaklarıyla ilişkili olduğu için, Diyanet bu alanlara girmekten kaçınarak, gücünün yettiği ve daha kolay hedef olan bireyin özel yaşamına odaklanmaktadır.

Kuruluş Felsefesinden Uzaklaşma: Atatürk tarafından, dini hurafelerden arındırmak, toplumu din konusunda aydınlatmak ve birleştirici bir rol oynamak üzere kurulan Diyanet, bugün ayrıştırıcı ve belirli bir yaşam tarzını dayatan bir yapıya bürünmüştür. Kendi kurucusuna bir Fatiha’yı bile çok görmesi, bu felsefi kopuşun en somut göstergesidir.

Devasa Bütçenin Yarattığı Yabancılaşma: 6 bakanlığın bütçesini aşan devasa bütçesiyle Diyanet, halkın gerçekliğinden kopmuş, kendi içine kapalı ve dokunulmaz bir yapıya dönüşmüştür. Bu bütçe, vatandaşa sabır ve şükür telkin ederken, yöneticilerine lüks ve konfor sunan bir mekanizmayı beslemektedir. Bu durum, kurum ile halk arasında derin bir güven bunalımına yol açmaktadır.

SONUÇ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Diyanet İşleri Başkanlığı, bir yol ayrımındadır. Ya mevcut gidişatıyla toplumu daha da germeye, kutuplaştırmaya ve İslam’ın ahlaki mesajını önemsizleştirmeye devam edecek ya da köklerine dönerek gerçek misyonunu hatırlayacaktır. Bu krizden çıkış için somut adımlar atılması elzemdir:

Tam Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik: Diyanet’in tüm harcamaları, özellikle temsil, ağırlama ve yurt dışı faaliyet giderleri, kuruşu kuruşuna kamuoyu denetimine açılmalıdır. Bağımsız denetim kurumları tarafından düzenli olarak denetlenmeli ve raporları halkla paylaşılmalıdır. İsraf ve şatafat iddiaları ciddiyetle soruşturulmalı ve sorumluları hesap vermelidir.

Hutbelerin İçeriğinin Gözden Geçirilmesi: Hutbeler, bireylerin özel yaşamlarına müdahale eden, suçlayıcı ve ayrıştırıcı bir dilden arındırılmalıdır. Bunun yerine, İslam’ın evrensel ve birleştirici mesajları olan adalet, dürüstlük, merhamet, kul hakkına riayet, çevre bilinci ve yolsuzlukla mücadele gibi konulara odaklanılmalıdır. Toplumun asıl sorunlarına İslami referanslarla çözüm arayan, aydınlatıcı ve yol gösterici bir dil benimsenmelidir.

Kuruluş Felsefesine Geri Dönüş: Diyanet, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik ve demokratik yapısı içinde, tüm vatandaşlara eşit mesafede duran bir kurum olduğunu hatırlamalıdır. Herhangi bir siyasi iktidarın veya ideolojinin aparatı gibi davranmaktan vazgeçmeli, birleştirici ve aydınlatıcı rolüne geri dönmelidir. Atatürk’ün ve Cumhuriyetin kurucu değerlerinin bu kurum için ne anlama geldiği yeniden tefekkür edilmelidir.

Özeleştiri ve Liderlik: Kurum, öncelikle kendi içindeki çelişkilerle yüzleşmelidir. “Haya” ve “israf” konularında topluma telkinde bulunmadan önce, bu erdemleri kendi yapısında ve yöneticilerinin yaşam tarzında somut olarak göstermelidir. Bireyin küçük hatalarını tövbe ile affettirme yolu varken, kamunun malıyla işlenen kurumsal günahların vebalinin çok daha büyük olduğu unutulmamalıdır.

Ancak bu adımlar atılırsa Diyanet, yitirdiği ahlaki otoriteyi ve toplumsal güveni yeniden kazanabilir ve Türkiye için bir gerilim unsuru değil, gerçek bir manevi rehber olabilir.

Şeriat şeriat boş caddeleri inletenler lapacılara da bu bağlamda bir sözüm olacak. Bebek katili Apo canisi ve ırkçı bölücü terör örgütünün 45 yıldır işlediği cinayetleri, katliamları ve vatana ihanet cürümlerini aynı masaya oturarak yok saymak, hangi ‘şeriat’te var? İslam ceza hukukuna göre bunların topunun asılması gerekmez mi? Hadi modern yasaları beğenmiyorsunuz. Peki Şeriat, Cumhuriyet ve Atatürk denince mi aklınıza geliyor? Siyasal dincilerle birlikte ‘Şeriat İslam’dır’ diyen Diyanet, terörün, orman kundakçılarının, öksüz ve yetim malı yiyenlerin, gayri Müslimlerin Müslümanlar aleyhine yaptıkları planlara gözü kapalı destek verenlerin, Fetönün cezaları hakkında ‘Şeriat olan İslam’ın hangi cezaları uygun gördüğünü biliyor mu, elbette biliyor.

Şeriat teröre, büyük günahlara işlemiyor mu?

Cumhuriyet hukuku terör başta olmak üzere bütün ‘büyük günahlar”a karşı işletilmedikçe hiçbir kutsal savunusu gerçekçi ve inandırıcı olamaz.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. Diyanet ilga edilip bütün personelin devletle bağı geriye dönük olmadan sonlandırılmalı.Ne emeklilik ne başka bir şey.İmamımız müezzinimiz gittiğimiz cami ne varsa o mahallenin muhtarına sembolik bağlı olarak o mahalleden toplanan inanan kardeşlerimizin desteğiyle iş görmeli.Görmek istemeyen kendine beğendiği işi bulmalı.Halkın hazinesi,devletin kasası,akıl bilim mantığa hizmet etmeli.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!