Şahin Filiz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Doğamızı savunmak, cumhuriyetimizi savunmaktır… Çay-Eber Deresi örneği

Doğamızı savunmak, cumhuriyetimizi savunmaktır… Çay-Eber Deresi örneği

featured

Şahin Filiz yazdı…

Kazdağları’nın %79’luk bölümü, Uşak Kışla dağ yöresi, İliç, Fatsa, Akbelen, Kütahya ve adları çok uzun bir listeye bile sığmayacak pek çok bölgemiz, çoğu yurtdışı bağlantılı maden şirketlerince yıllardır hırpalanmakta; Türk ulusunun yeraltı, yer üstü su kaynakları, endemik bitki zenginlikleri, toprağı ve havası…kısacası satıh olarak vatanın bütünü şirketlerin kazançlarına kurban edilmekte, ülke ve ulus olarak geleceğimiz tehlikeye atılmaktadır. Yusuf Yavuz’un deyimiyle denizin dibinden dağın tepesine kadar her zenginliği ticari bir meta olarak gören madencilik yaklaşımı, şimdi de Eber Gölü kıyısında, aynı adı taşıyan köyün sınırları içinde özel bir madencilik şirketine verilen IV. Grup Maden Arama ruhsatı ile bölgedeki 6 köyü etkileyecek bir alana yayılma hazırlığı içinde. Anazon Madencilik A.Ş. adlı özel bir şirkete verilen arama ruhsatının kapsadığı alan 199,36 hektarlık alanı içeriyor. Yöre halkının Gelincik Ana tepesi olarak andığı bölgeyi de kapsadığı belirtilen ruhsat alanının büyüklüğü yaklaşık 20 bin dönüme karşılık geliyor. “Değerli madenler” kategorisinde bulunan ruhsat sınıfı, altından gümüşe, kromdan bakıra birçok madenin yanı sıra çeşitli minerallerin de bulunduğu 100’e yakın endüstriyel hammaddeyi kapsıyor. 2018’de verilen arama ruhsatının süresi 25 Ekim 2025’te tarihinde doluyor.

Ülkemizin her bölgesi, her karışı birbirinden değerlidir, biri diğerine tercih edilemez. Herkes kendi yöresini, ilini, toprağını, suyunu ve havasını korumalıdır. Bu bir hattı müdafaadır; böylelikle sathı müdafaanın ilk adımı herkesin yaşadığı ya da doğduğu bölgeye sahip çıkmasıyla başlayacaktır.

Kazdağları ve Akbelen’de olduğu gibi kendi memleketim olan Afyonkarahisar’ın bu bölgesini tehdit eden maden talanına karşı hukuki mücadeleyi sathı savunmanın adımlarından biri olarak görüyorum. 

Bu hat neresidir?

Sultandağları Torosların şekillendiği dağlardır. Gelincik Ana zirvesi, 2675 metre ile Ege bölgesinin en yüksek zirvesidir. Çay ve köyleri, Sultandağı ve köyleri, Bolvadin ve köylerinin büyük bir kısmı (buna köyüm Büyük Karabağ da dahil) ve Göller Bölgesi’nin çok önemli bir parçası olan Eber Gölü ve aynı adı taşıyan Eber Köyü’nü besleyen en önemli yeraltı ve yerüstü su kaynakları Gelincik Ana zirvesinden doğmaktadır. Anazon Madencilik, işte bu Gelincik Ana zirvesinin eteklerinde su ve endemik bitki cenneti olan 20 bin dönümlük yerde şimdilik demir ve magnezyum aramak için yöre halkının bildirdiğine göre  faaliyetlerine  3-4 ay önce başlamış bulunuyor. Ruhsat Mayıs 2022’de alınmış, bu belgelenmiş durumda. Şirket, ruhsat aldığı bölgede 250 farklı numune alarak başka maden kaynaklarını da tespit etmek için harıl harıl çalışıyor.

Eber Gölü ve çevresindeki köyler başta olmak üzere bölgedeki canlı türleri, su kaynakları, hayvancılık, meyvecilik, sebzecilik gibi halkın geçim kaynakları yüzlerce yıl belini doğrultamayacak bir tehlike ile karşı karşıya bulunuyor.

Eber Gölü’ne komşu Bolvadin ilçesi, tıpkı Çay ve köyleri gibi, ekonomik girdisinin önemli bir kısmını gölden karşılıyor. Özellikle göle yakın Ağılönü Mahallesi’nde doğup büyümüş birisi olarak Eber Gölü’nün bir ana gibi bizi nasıl geçindirip bugünlere gelmemizi sağladığını en iyi biz biliyoruz; kamışı, kındırası, balığı, suyu, sazı ve bu ürünlerden mamul hasırı, çiti ile en zor zamanlarımızda, Aşık Veysel’in dediği gibi, cömertliğini sergilemiştir. 

Kındırasını biçtik, hasır yaptık. Kamışını biçtik, kerpiç evlerin damına, çatısına, yeri geldi duvarlarımıza kullandık. Daha 3-4 yaşlarındayken rahmetli babamın   çevre köylere götürüp satmak üzere kamış yüklediği at at arabasına çok bindiğimi anımsıyorum. Biçilip bağlanmış kamışlar sonraları çevre köyleri aşıp çevre illerden rağbet görmeye başlayınca kamyonlar dolusu nakliyat başladı. Henüz çocukluk ve gençlik dönemimizde at arabasına kamış yükleyebilirken, kamyonlar piyasaya çıkınca çok zorlanırdık. Çünkü kamyona kamış yüklemek biraz yetişkinlik biraz da tecrübe gerektiriyordu. Yaz aylarında hasırotu diye bilinen (bizim yörede kındıra) kındıra biçmek üzere gölün kıyısına, bazen ortasına çerge dediğimiz kamıştan kulübeler yapar, her hafta orada 6 gün kalır, bir gün şehre inerdik. Eber Gölü’nün sivrisineği ünlüdür. Akşamları ateş yakarak, geceleri cibinlik (bizde cibindirik) kurarak korunmaya çalışırdık.

Sazan ve yılan(turna) balığı eksik olmazdı. İlkokulda bir haftalık dergi borcum birikmişti. Yazın ya harmanı ya kındıra biçimini beklemek gerekiyordu. Ama öğretmen hemen istemişti. Babam dergi parasını karşılayacak kadar balık tutacak diyerek bir hafta daha ertelemesini istirham ettim. Ya tutarsa kabilinden söylemiştim. Bereket versin ki tuttu ve dergi borcumu ödedim.

Belleğimi Eber borçluyum. Bugünlere sağlıkla, mutlulukla ve özgüvenle ulaşmış olmamı Eber’ Gölü’ne borçluyum. Daha ortaokul sıralarında iken, “ben profesör olacağım, üniversite öğrencilerini okutacağım” deme cesaretini veren yine Eber Gölü idi. Çünkü Ortaokuldan lise son sınıfa kadar Eber Gölü, beni hiç kimseye muhtaç etmedi.  

Yalnız kendi hikayemi anlatmak için yazmadım. Aynı hikaye benim gibi pek çok yöre insanı için de geçerlidir. Eber Gölü yalnız bizim mahalleden benim gibi onlarca profesör, siyasetçi, mühendis, araştırmacı, düşünce ve bilim insanı, helalinden kazanmayı yol edinmiş binlerce başı dik vatansever cumhuriyet sevdalısı insanımızı yetiştirdi. Eber Gölü olmasaydı, biz olmazdık, olamazdık.

Kamışını kındırasını, berdisini biçtikçe, suyuyla kanıp yundukça, kuşunu kurdunu hayranlıkla seyrettikçe Eber, bize bütün cömertliği ile kucak açtı. Doyurdu, besledi, büyüttü, insan içine çıkar hale getirdi.

Halk şiirimizin üstadı merhum  Aşık Veysel’in dediği gibi:
Koyun verdi kuzu verdi süt verdi

Yemek verdi ekmek verdi et verdi

Kazma ile döğmeyince kıt verdi

Benim sâdık yârim kara topraktır

Veysel toprağı çapayla kazmayla eşti, kendi diliyle, ona “işkence” etti. Ama onun işkencesi hem toprağı besledi hem üstünde yaşayan insanları. Biz de orakla, bıçkıyla ürününü biçtik, yolaklar (biçilen kındıra ve kamışları taşımak için kullanılan teknelerin geçeceği su yolları) açtık, ama göl, her seferinde bize güldü, bunun dostça bir dokunuş olduğunu çok iyi biliyordu.

Ne var ki madencilerin siyanürleri sondaj makinaları ne Aşık Veysel’in kazmasına küreğine ya da çapasına, ne de bizim oraklarımıza benziyor. Zehirli bir hançer gibi toprağın, suyun kalbine sokulan, kılcal damarlarına kadar inen siyanür, kayaları, su yollarını, antik eserlerimizi paramparça eden sondaj makineleri ölümcül işkence aletlerinden farksız. Toprak ve su, kimin Aşık Veysel, kimin Hitler olduğunu bizden çok daha iyi biliyor. Siyanürün ve makinelerin ölümcül darbelerini yüreğinin ta derinliklerinde hissediyor. Hani bir ayet vardır: “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tespih eder; O’nu övgü ile tespih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tespihini anlayamazsınız.”

Allah’ı her an övgüyle tespih edip anan dağlar, taşlar topraklar, sular nasıl olur da kimin Hitler gibi, kimin Veyselce muamele ettiğini anlayamaz? Madencilik talanı ile bu topraklar, bu sular, bu doğa, Veyselce davranana cömert bir zengin; Hitlerce davranana ve yandaşlarına da cehennem olup ateş püskürmektedir.

Madencilik faaliyetleri, vatanımızın dört bir köşesinde geriye cehennem gibi ateş püskürten öfkeli topraklar bırakmaktadır. Bu öfke ve kızgınlık, madencileri değil belki ama onların çocuklarını, onlara kol kanat gerenleri ve duyarsız kalan halkı er geç ateşinde yakacak; Allah’ı tespih edeni katletmenin aynı suçla cezalandırılacağı emareleri göstermekten çekinmeyecektir.

Eber Gölü kuraklığın da etkisiyle kuruma sınırına gelip dayanmış durumda. Ancak bu tehlike yetkililerin alacağı tedbirlerle önlenebilir.  Ne var ki uçanı kaçanı ticari ve ekonomik değeri cinsinden ölçen madencilik faaliyetleri başlarsa, göl ve çevresi büsbütün elimizden çıkıp gidecek ve geriye yaşanmaz bir bölge kalacaktır. Şirket köylülere iş vaadi yapsa da, nokta nokta gezip bilgilendirdiğimiz yöre insanlarından pek çoğu için geleceğini karartacak geçici bir geçim vaadinden başka bir şey değil. 

Hitlercesine siyanür ve sondajlarla işkence edilip “kan kusturulacak” Eber Deresi ve yöresi, artık yalnız ve çaresiz kalmayacak. 

Aşık Veysel’ler giderek çoğalıyor. Ellerinde hukuk, bilim, kültür ve merhamet var. Dillerinde tıpkı Eber Sarısı gibi Tanrı’yı sürekli övüp anan vefa ve sadakat var. Başta Türkiye Barolar Birliği (TBB) Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Üyesi doğa savaşçısı, yiğit bir yörük kızı ve Cumhuriyet sevdalısı  Avukat sevgili Seyda Afyoncu olmak üzere, çevre filozofu Bayram Bayrak, Çevre sedalıları Hikmet Bülbül, Bülent Kökcür, Ali Canavar gibi Aşık Veyseller, doğamızı korumanın vatanımızı ve cumhuriyetimizi korumak olduğunu yüreklerinin en derinlerinde hissediyor; toprak gibi duyarlı  bu Aşık Veysellerimiz yürekleriyle  ve kısıtlı maddi imkanlarıyla ve en önemlisi kararlılıklarıyla madencilik yağmacılığına karşı hukuki bütün haklarını kullanmak üzere yola çoktan çıktılar bile. Daha adlarını anmadığım bir çok Veyseller aynı yolda mücadelelerini sürdüreceklerdir.

Atatürk, “Cumhuriyet ilelebet payidar kalacaktır” derken, vatanın hattı ve sathı ayrımı yapmadan canı pahasına öncelikle doğamızı korumakla bunun mümkün olduğunu çok iyi biliyordu.

Doğamızı korumak, Cumhuriyetimizi korumak demektir. Toprağı, suyu, havası kirletilip bir kenara atılmış bir vatanda Cumhuriyet payidar olamaz. 

Gerçek yurttaş, doğasını koruyandır. Gerçek Müslüman doğasını koruyandır. Gerçek Atatürkçü doğasını koruyan ve Cumhuriyetine sahip çıkandır.

Cumhuriyet ancak toprağı, suyu, havası…doğası korunan vatanla payidar olacaktır.

Önceki gün Çay ilçesinde maden ruhsatının etki alanında bulunan bazı köylerde yerel halk bir araya gelerek madencilik girişimine karşı hukuk yoluyla mücadele etme kararı aldı. Türkiye Barolar Birliği (TBB) Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Üyesi Av. Seyda Afyoncu’dan hukuki süreçle ilgili bilgi alan yöre köylüleri madencilik girişiminin bölgedeki su kaynaklarına, tarımsal üretime ve doğal yaşama zarar vereceğini düşünüyor.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 Yorum

  1. 29 Ağustos 2023, 13:07

    Peki hocam, bu yazınızda sokak hayvanları için herhangi bir sözünüz neden yok? Onlar bu vatanın güzellikleri değil mi? Toprağına, ağacına, bin bir çeşit bitkisine, en ufak böceğine kadar bu vatan bizim değil mi? İçinde yaşayan kediler, köpekler ve diğer canlılar bizim değil mi? Barınak denilen cehennem çukurlarında, beton üzerinde 70*70 cm’lik kafeslerde, aç susuz ölümü bekletmek nasıl bir insanlık ayıbıdır? Belediyelerin, üniversitelerin sorumsuz ve cahil yöneticilere yaranmak için her an bu hayvanlara yaptığı uygulamalar kabul edilebilir mi? Müslümanlıkta var mı böyle şeyler? VeryansınTV neden bu konuya duyarsız?

  2. “Doğamızı korumak, Cumhuriyetimizi korumak demektir. ”

    Biz bunun tersini yapan bir milletiz !!!!
    Öncelikle sectiklerimizle(!) vatana ihanet icinde olan …….. bir milletiz !!!!

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!