Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı…
Ülkemizde tarikat ve cemaatler gün be gün güçlenip semirmektedir. 10. ve 14. yüzyıllar arasındaki Türk sufiliği ve tasavvuf felsefesi dönemi ayrı tutulmak kaydıyla, 15. yüzyıldan bu yana tarikatlar sosyo-ekonomik varlıklarını siyasi destekle günümüze kadar hissedilir düzeye taşımıştır. Günümüzde en yüksek sosyo-ekonomik ve siyasi güce erişmiş ve bu gücünü iktidarları derinden etkileyebilecek, hatta şekillendirebilecek kıvama getirmiştir. Din-siyaset ilişkisi, Avrupa’nın aksine bizde, özellikle tarikat-cemaatlerin başını çektiği bir sürece göre belirlenmiş; tarihsel düzlemde bu ilişki giderek dinin siyaseti etkilemesi yönünde ilerlemiştir. Din-siyaset ilişkisinde doğrudan ya da dolaylı olarak kazançlı taraf, “dinin mümessilleri” sıfatıyla Allah’tan rol devşiren bu yapılar olmuştur. “Dinin mümessilleri” savı, onlara aittir çünkü İslam’da hiçbir kurum ya da kişi İslam dininin ne temsilcisi ne yetkilisi ne de kaynağıdır. Tarikat-cemaat liderleri, Hristiyanlıkta olduğu gibi bir din adamı sınıfı ihdas edilmesinin mümkün olmadığı gerçeğinden hareketle, kendilerini “din adamı veya Kilise Papazları” olarak tanıtmanın Müslümanlar arasında pek rağbet görmeyeceğini çok iyi bilirler. Bu yüzden, Arapça “şeyh, mürşit, mürit, tarikat, cemaat” gibi doğal anlamı olan sözcükleri dinselleştirmiş, kutsayarak kullanıma sokmuşlardır.
Türkiye Cumhuriyeti artık, şeyhler, dervişler ve müritler memleketi olamazdı. İşte 30 Kasım 1925’te kabul edilen bir yasayla tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı; türbedarlıklar ile şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik vb. birtakım unvanlar kaldırıldı. Ne var ki son 40-50 yıldır bu İslam dışı ve illegal yapılar, din-siyaset ilişkisini, sosyo-ekonomik ve siyasal desteklerle din lehine belirlemeye başladılar. Tekke ve zaviyelerin kapatılması kanunu halen yürürlükte olmakla birlikte sonuçta kâğıt üzerinde kaldı. Türk siyaseti bu yapılarca rehin alındı. Tarih boyunca İslam dinine paralel kayıt dışı bir din uydurarak rehin aldıkları siyasetin gücünü ve olanaklarını kullandılar. Artık bugün dine karşı din yaratılmıştır. Şu anda tarikat-cemaatler, “siyaset dine uymuyorsa din siyasete uydurulmalıdır” görüşüyle önce Türk siyaseti ile ahlakın arasını açtılar. Neden? Çünkü siyaset tarihi ve siyaset felsefesi, ahlaksal ilkeler olmadan düşünülemez. Ancak bu yapıların yarattıkları ‘ahlaksız’ din, ahlaktan ayrı düşünülemeyen siyaset kuramı ve pratiği karşısında zorlanacaktı. İşte bunun için siyasetin de ‘ahlaksızlaştırılması’ zorunluluktu ve bunu yaptılar. Şimdi ‘ahlaksız bir siyaset için’ ahlaka dayalı sahih İslam dini engeli karşılarına çıktı. Mevcut İslam dininin bu ahlaksız siyaset ile bütünleşebilmesi için yeniden düzenlenmesi gerekiyordu. Ama bunu köklü bir dinde denemek yerine, o dine ‘darbe yapmak’ en kestirme yol olarak seçildi. Böylece hem siyaset bilimine hem de İslam dinine birden tarikat-cemaat darbesi yapılarak “siyaset İslam’ı” üretildi. Fetö ve halen onun yolundan giden bütün dinsel yapı, grup ve kişiler artık yeni bir dinin mensubu oldular. Bu din İslam değil, dinci darbenin ürettiği yapay bir din olan siyasal İslam oldu.
Sahih İslam’a inanmayan, kendini Müslüman saymayan ve yine kendini ateist olarak niteleyen insanlar hep vardı, bundan sonra da olacaktır. Ateizm, yalnız İslam dini için değil bütün dinler için karşı bir tutum almaktır. Ateizmi yalnız İslam dini bağlamında değerlendirmek diğer dinlerin bundan muaf olduğunu düşünmek gibi yanlış bir sonuca götürür. Ateizm, ilkel ya da sistematik olsun bütün dinleri olumsuzlar. Bu konu akademik bir inceleme gerektirir, bir köşe yazısında özetlemek yerinde olmaz. Ancak şunu söylemeliyim ki, Ateizm salt İslam düşmanlığı değildir. Sistematik bir doktrin olduğu da söylenemez. Öznel ve bireysel bir tavırdır. İnanıp inanmamak kişiye kalmıştır.
Benim sözünü edeceğim ateizm, işte bu siyaset dinine karşı alınan yapay tutumdur. Yapay dinler yapay ateizmi yaratmaktadır. Daha çok tepkiseldir. Tepki, mevcut İslam’dan ziyade, uydurulmuş dinin saldırılarına karşı alınan doğal korunma refleksidir.
Ülkemizde son yıllarda başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere birçok tarikat-cemaat sözcüleri, ateizmin yükseldiğinden, toplumda ateistlerin %5-10 oranını yakaladığından yakınmakta, bunun için bir an önce çeşitli tedbirlerin alınması gerektiğinden söz etmektedir. Aynı çevreler dönüp bir de ateist sayısının artmasını laikliğe, sosyal hukuk devlet yapısına kısacası Cumhuriyet rejimine bağlamaktadır. Suyun gözesindeki kurdun aşağıda su içen kuzuyu suyu bulandırmakla suçlamasına benzer bu pişkin tutumun en temel korkusu, uydurdukları siyaset dininin çöküşünden kaygı duymalarıdır. Türk insanı, genel olarak İslam dinine saygılıdır ve inanmayanları bile, bu saygısından ödün vermez. Ancak dinci yapılar için bu kâfi değildir; İslam’ın ahlak medeniyetine dayalı barış ve kardeşlik ilkeleriyle toplumsal dayanışmayı öngörmesi, bu fitneci-fesatçı çevreleri fevkalade rahatsız etmektedir.
Peki tarikat-cemaat dini olan siyaset dininin ilkeleri ve hükümleri nelerdir? Oranı artan ateistler, hangi dinin ateistleridir, bakalım.
Siyaset dinine göre;
Hırsızlık, yolsuzluk ve çapul kendileri lehine bir yarar getiriyorsa, mubahtır
Aslında hırsızlık değil, yolsuzluk vardır ki bu, ‘Müslüman’ (siyaset dininin Müslümanı) için helaldir.
Gelinin çocuğu yetişkini olmaz; gelin gelindir.
Taciz ve tecavüz olayında sayı önemlidir; bir kere olmuşsa, bir şey olmaz. Tekrarlarsa önlem alınabilir. Bu ise, yeni dinin ilkelerine ters düşüldüğü için değil, ‘ateistler’ in protestosunu önlemek içindir.
Siyaset Allah ve din merkezli olmalıdır; Allah adına siyaset yapan, hüküm koyan ve O’ndan ilahi yetki alanlar O’nun adına şeriatı ikame ederler. Bu yüzden siyaset dininin Müslüman’ı, şeriatçı olmalıdır. Ahlak, hak, hukuk, adalet, insanlık, eşitlik, medeniyet her ne varsa, hiçbiri ‘Şeriatçı Müslüman’ olmaktan daha öncelikli ve ehemmiyetli değildir.
Atatürk’e, onun devrim ve ilkelerine, Cumhuriyet’e, Türk milletinin birlik ve beraberliğine, refah ve bayındırlığına ait ne varsa hepsi ‘Allah’ın hükümleriyle hükmetmek için’ cihat edilmesi gereken gavur icadıdır. Çünkü hem çağdaş hem Müslüman hem ahlaklı hem Şeriatçı olunamaz. Eşitlik, özgürlük, demokrasi, barış ve milli birlik ithal araçlar olup hedefe vasıl olunduğunda vazgeçilebilir takiyye avadanlıklarıdır.
İstiklal Marşı, ümmet fikrine terstir. Mehmet Akif, imanı zayıf birisidir.
Türk adı ve kimliği İslam’a aykırıdır. Hatta ‘Müslüman olmayan Türk, insan değildir’ (Y.Ağıralioğlu).
Türk bayrağı, Anayasanın ilk dört ve 66. Maddesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet varlığı ve istiklali gibi şeyler, rahatsız edicidir. Bunlar insanların geleceğini ipotek altına almaktır. (Hüda-Par, Hizbullah).
Din, siyasettir. Siyasal egemenliği Allah’a tevdi etmeliyiz. Çünkü Allah siyasal olarak hâkim değilse, gerçek ‘Müslüman’ sayılmayız. Neden? Bizim Tanrı’mız, servet, güç ve şatafattır. Bildiğimiz İslam’ın Tanrısı ile ilgisi yoktur.
‘Müslüman’ demek, biz demektir. Bizim dışımızdaki hiçbir Müslüman bizden değildir. Ateistlerle iş birliği yapan onlardır ve hatta onlara ateist demek caizdir.
Liyakat ve eşitlik, laik çevrelerin ve Cumhuriyetçi kesimlerin uydurduğu kavramlardır. Bizim için liyakat ve eşitlik, bizim gibi ‘Müslüman’ olmaktan başka bir şey değildir.
Türk milliyetçiliğini ayaklar altına almak ama en küçük etnisiteleri sürekli terviç etmek lazımdır. Türkiye’de bizim İslam’ın önündeki en büyük engel, Türklüktür.
Dünyada Fransız, Alman, İngiliz vardır ama Türkiye’de Türk yoktur.
Türkiye’de sadece bizim İslam vardır. Kur’an’a ve sahih İslam’ın temel hükümlerine aykırı olup olmaması bizi bağlamaz. ‘Bakara makara yapar geçeriz.” (E. Bağış).
Bizim dinimiz, 13 milyon sığınmacıyı Türk vatandaşlarına tercih etmemizi emreder. Mevcut İslam, “Önce yakınlarını himaye etmelisin” diyebilir, bizi bağlamaz; biz o dinden değiliz.
“Ben camiide vaaz verirken Allah, Muhammed Peygamber’ini gönderip vaazımı dinlemesini emretti. Kürsüye gelip, “ne güzel vaaz veriyorsun; seni dinlemeye, feyiz almaya geldik, ben ve melekler buna şahittir. Bu şahitliğimi Allah’a ileteceğim müjdesini aldım” (Fethullah Gülen) bizim dinimizde Şeyhler, şıhlar, mürşitler Allah ve Peygamberinin gözetimi altındadır. Bize kimse dokunamaz. Ne yapıyorsak Allah’tan icazetli yapıyoruz. Kötü ya da iyi, hepsi Allah’tandır. Allah da bize yaptırdığına göre bizler ‘La yüs’el”iz (hikmetimizden sual olunmaz, biz O’nun adına söyleyip O’nun adına yapıyoruz. Bizi sorgulayan Allah’ı ve Peygamberini sorgulamış olur ki işte o zaman ateizmin gayya kuyusuna düşmüş olursunuz.
Ne kadar iyi şeyler varsa biz yapıyoruz. Kötü şeyler ise Allah’tan gelen cezadır. Zamları yapan O’dur ama indirimleri yapan biziz. Kimin nerede ne yapacağı dinimizde bellidir.
Nassların önemini topluma anlatırız ama işler yolunda gitmediği zaman, başka çareler ararız. Peki ya nasslar ortada mı kalacak derseniz, onu da sahih İslam’a inananlar düşünsün.
Bizim dinimiz bize, sizin dininiz size.
Bu örnekleri sonsuzca çoğaltabiliriz. Türkiye’de yükselen ateizm, sahih İslam’a değil, siyaset İslam’ına karşıdır. Siyaset İslam’ını reddetmeyene ben gerçek ateist demem. Siyaset İslam’ına inanan veya inanıyor görünen her kim varsa, gerçek İslam’ın en azılı düşmanıdır. Siyaset dininin ateisti olmayan hiç kimse, (eğer inanmayı seçecekse) gerçek İslam’ın Müslüman’ı olamaz.
Bana hangi İslam’a inanmadığını söyle, sana ne tür bir ateist olduğunu söyleyeyim.
Din cambazları, siyaset laboratuvarlarında ürettiğiniz uydurma dininize mümin bulacağınızı mı sanıyordunuz? Sizin dininizin ateisti olmak bir kusur değil, onurdur.
Gerçek İslam’ın Kur’an’ındaki şu ayete iyi kulak verin:
“Ey kitap ehli, gelin aramızda eşit olan tek söze: Ancak Allah’a kulluk edelim, O’na hiçbir şeyi eş ve ortak etmeyelim, Allah’ı bırakıp da bazılarımız, bazılarımızı Tanrı tanımayalım. Gene de yüz çevirirlerse deyin ki tanık olun, özümüzü Allah’a teslim edenleriz biz.” (3 Al-i İmran 64).
Ehl-i Kitab’a hitap etmesi, ‘Ehl-i Kitapsızlar’a hitap etmediği anlamına gelmez.
Yoksa siz, gerçek İslam’ın gizli ateistleri olmayasınız.
Teşekkürler
Cok guzel ve net bir anlatim, tesekkurler. Siyasal islamcilar musluman olmanin Allah’in kendilerine bir armagani oldugunu dusunurler. O nedenle hersey onlara caizdir, ahlak vb kavramlarin onlar icin bir kiymeti yoktur. Aslinda musluman olmak bir hediye degil, bir cezadir cunku; islam dinin kurallari cok agir ve uygulaması zordur. Kisaca kendin icin istemedigini baskasi icin de istemeyeceksin. Bunu kac kisi uygulayabiliyor, herkesin dusunmesi lazim.