Şahin Filiz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. İlahiyatçıların Şeriat Bildirgesi’ne trajikomik tepkiler

İlahiyatçıların Şeriat Bildirgesi’ne trajikomik tepkiler

featured

Şahin Filiz yazdı…

23 Haziran 2024’de “İlahiyatçılardan Şeriat Bildirgesi” başlıklı, “İslam şeriat demek değildir” içerikli bir bildiri yayınlandı. Bu bildirinin altında benim de imzam bulunuyor. İmza atanların sayısı çok daha fazladır.  Görünürde atmayan ama tüm yüreğiyle bu bildirgeye kalıbını basan pek çok ilahiyatçının olduğunu belirteyim. Bildirgeye tepki verenler “ilahiyatçı” kavramından yalnız ilahiyat fakültelerinde akademisyen olanları anladılar. Oysa imza veren veya imza vermeyip bildirgeyi destekleyenler içinde farklı kademelerde din eğitimi almış emekli ya da halen görevli insanlar bulunmaktadır. Diyanet’ten emekli veya halen görev yapmakta olan müezzin, imam, müftü ve Teşkilat’ın çeşitli birimlerinde üst düzeyde görev yapmakta olan bazı yöneticilerden tutun, profesör, doçent ve doktor öğretim üyelerine kadar şaşırtıcı sayıda bildirge destekçisi vardır. Türk kamuoyunun bu gerçeği bilmeye hakkı var.

Şeriat Bildirgesi, Türkiye’de farklı kesimlerde umulmadık yankı buldu. Ezici çoğunluk bildirge lehinde görüş belirtti. Marjinal, uçuk-kaçık, tarikat-cemaat prangasına mahkûm bir kısım kişi ve çevreler dışında Türkiye’de hem halkımızın hem de bürokrasinin nefes alacağı bir alan yaratmış olduk. Bu azgın azınlığın ipe sapa gelmez şeriat talepleri en üst perdeden zaman zaman destek bulunca, halkımız ve Türk bürokrasisi  zihinsel ikircikli bir duruma düşmüştü. Bildirge karşıtı çevrenin derin ve koyu cehaleti iyice su yüzüne çıkmış oldu.

Ne demiştik? 

Ana çizgileriyle anımsayalım:

Cumhuriyetimizin 100. Yaşını geride bıraktığımız bugünlerde İslam’a rağmen İslam icadı kısır, cahilce ve kışkırtıcı bir şeriatçılık propagandasına dönüşmüştür; adliye koridorlarından sokaklara kadar her fırsatta şeriatçılık tartışması ile Türkiye gündemi meşgul edilmektedir. “Gazze bahane şeriat şahane” dedirtecek bir şeriatçı dalga Cumhuriyetimizi ve anayasal düzeni tehdit eder vaziyete gelmiştir. 

Şeriat, sanıldığı gibi “Allah’ın en yüksek siyasi bir otorite olarak başa geçirilmesi”ni sağlayacak dini kurallar değil, Arap dilinde her türlü örf, adet, hukuk kuralı ve genel kurallar bütününü ifade eden, dini olmaktan çok din-dışı bir kavramdır. En büyük yanılgı, her Arapça sözcüğü dinsel içeriği temsil eden bir sembol sanmaktır. Bu yaklaşım, koyu ve karanlık bir cehalet olmanın ötesinde, Cumhuriyet’e yönelik kasıtlı, art niyetli bir kalkışmanın adıdır. İslam ile şeriatı özdeşleştirmek bu yüzden çok büyük bir yanılgı ve çarpıtmadır. Teolojik olarak ise, şirktir, küfürdür. İslam öncesi Cahiliye’nin hortlatıldığı post-paganizmdir.

Şeriat, en basit tanımıyla her türlü (dinsel ya da değil) uygulamanın adıdır ve değişir. Değişen kurallardan din çıkmaz. Uygulamalardan kalkarak İslam’ı anlamaya çalışmak, ona karşı yeni bir din uydurmaktan başka bir şey değildir. Değişen ve değişmeye yazgılı kural ya da kuralları dinleştirmek, putperestliğin ilk adımıdır. Kuran ve Hadislerde yalnız bugün değil, asırlardır uygulanmayan, uygulanabilir olmayan birçok pratikler, örnekler ve uygulamalar vardır. İnanalım, inanmayalım, bu fiili bir durumdur. Ancak şeriatçıyız diyenler, geçerliliği kalmamış, hatta uygulandığında insanı zora sokacak belki yüzlerce pratiği fiilen devre dışı bırakmışlardır ama maksat laik Cumhuriyet’e olunca bu gerçeğin ifşa edilmesinden rahatsız olurlar.

Şeriat, Hz. Muhammed dönemi dahil olmak üzere ne tarihte ne bugün uygulanmıştır; ne de gelecekte uygulanma şansı vardır. Çünkü onların kafalarındaki şeriat yeryüzünde yoktur. Buna rağmen gerici ve Türk düşmanı çevreler, şeriatçılığı Türkiye Cumhuriyeti devletini yıkmak için koç başı olarak kullanmaktadırlar ve bunun en çok farkında olan da bu güruhtur.

Hz. Muhammed’in ne sözlerinde ne fiillerinde şeriat yer almaz. Medine Vesikası bir şeriat devleti değil, üç farklı din mensuplarının tek bir “ümmet” (Medine Ümmeti) olarak barış içinde yaşamasını sağlamaya dönük son derece laik ve seküler bir kurallar bütünüdür ve üstelik bu anlaşmada Hz. Muhammed’in kendi imzası vardır. Hadi diyelim ki, Medine’de güçleninceye kadar Hz. Muhammed böyle bir vesikayı imzalamak zorunda kaldı. Peki güçlendikten sonra şeriat devleti mi kurdu? Peki dört halife neden şeriat devleti adı altında devam ettirmedi? Çünkü böyle bir devlet ve siyaset anlayışı hiç olmadı.

Bu gerçekleri bilmediklerini sanmıyorum. Bir an için şeriat kuruldu diyelim. Hangi mezhebe, hangi tarikata, hangi cemaate veya dinsel gruba göre düzenlenecektir? Bu kuruntudan öte bir şey değildir. Üstelik şeriatlar savaşı başlayacak; her grup kendi şeriatını egemen kılmak için başka bir Müslüman grubu önce tekfir edip sonra birbirlerine savaş ilan edecektir. Bu açıklamayı art niyetli gerici ve cahil şeriatçılara değil, onların sinsice, haince ve kurnazca konuşmalarına kapılabilecek Türk halkı için yapıyorum. Dinin doğduğu Arabistan bütün bu şeriat tartışmalarını geride bırakarak aydınlığa doğru ilerlemek için ciddi adımlar atmaktadır. Oradan gelen bilgiler, “Arabistan Türkiyeleşmeyecek” dedirtecek cinsten. Bu konuyu Hac’ta  Arabistan gözlemlerini sonraki yazımda  ayrıntılarıyla anlatan aydın bir Diyanet görevlisinin ağzından aktaracağım.

İslam dini, laik, sosyal hukuk devleti olma sancıları çeken Türkiye Cumhuriyeti’nde ancak evrensel ahlak değerlerini destekleyen özelliği ile varlığını devam ettirebilir. Esasen dinlerin genel ve nihai amacı, insanlık ailesi içinde onurlu bir yere sahip olmalarını sağlayacak ahlak ilkelerini öncelikle bağlılarına kazandırmaktır. Düzgün bir insan yetiştirmektir. Peki şeriat isteyenler, düzgün bir insan olmayı denemek yerine neden yıkıcı, fitneci, sahteci ve sinsi olurlar? Çünkü bu ve benzeri ayetlerin insan olmaya çağrısı onları çok kızdırır:

“Kuşkusuz Allah adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder; çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar.” (Nahl 16/90)

Şeriat’ta adalet, iyilik, akrabaya yardım yoktur; çirkin işler, fenalıklar ve azgınlıklar şeriatın şeyler değildir. 

Türk halkı inandığı İslam varken şeriate, insan onuruna aykırı olan çağdaşı uygulamalar bütününe muhtaç değildir. Bir insan, “dayatmalar karşısında İslam olarak bana adalet, liyakat, iyilik, yardımseverlik yeter; çirkin ve fena işlerden uzak durup azgınlaşmamak insan olmak için olmazsa olmazlarımdır,” dediği sürece gerçek anlamda insanlıkla İslamlığı birleştirmiş olur. 

 “Bildirgeye yoğun tepkiler geliyor” diyen bazı basın organları, Türk halkının nefret ettiği bir avuç yobaz cahilin karşı açıklamalarına yer vermiş: 

“Alçakça bildirge”

“Sözde ilahiyatçılar”

“İslam dairesinden çıkmış bir grup”

“İlahiyatlar fitne üretiyor.”

Dahasını basından okuyabilirsiniz.

Şeriat söylemiyle Karun’u kıskandıracak sefahat ve lüks içinde yaşayanlar, adalet ve liyakate çağrı yapan bir İslam ahlakından rahatsız olurlar. “Alçakça” yalan söyleyip halkı soyar soğana çevirirler. Asıl alçaklık, insanları uydurma bir şeriat propagandasıyla kandırmaktır, aldatmaktır. Sözde ilahiyatçılar şeklindeki yaftaları, kölecesine bağlı oldukları tarikat ve cemaatlerin din yalanlarına kanmadığımız için yıldırma politikalarının trajikomik sloganlarıdır. Sözde dedikleri bildirge sahibi ilahiyatçıların her biri kendi alanında son derece derinlikli ve uzman kişilerdir. Bilgi ve araştırmayı kötüleyip cehalete ve karanlığa alkış tutan bu çevreler, yalanlarla elde ettikleri haksız serveti kaybetmek istemiyorlar. İşin aslı budur.

İslam dairesinde kalıp kalmamak bunların tekelindeymiş gibi, cümle aleme Tanrılık taslıyorlar. Örnek aldıkları Fetö de aynı yoldaydı. İstediğini din dairesine istemediğini din dışına alıyordu. Haydutça tutum değişmeden sürüp gidiyor.

Evet  “fitne” üretiyoruz. İslam ile şeriat farklı farklıdır; biz Cumhuriyet ilahiyatçılarıyız. Laik, sosyal hukuk devletinin yanındayız. Atatürk bizim yolumuzu aydınlatan ışıktır. İlkelerine bağlıyız. Cumhuriyetimizin sonsuza kadar yaşaması için üzerimize düşen alanımızla ilgili her çabayı göstermekten bir an olsun geri durmayacağız. 

Şeriat bildirgesi, dinci sömürünün çarkına sağlam bir çomak sokmuştur. Türk halkını İslam kisvesine bürünmüş bu mankurtlaşmadan kurtarmak için bütün bilgi, görgü ve deneyimimizi seferber edeceğiz. 

Şeriat isteyen, kafalarındaki köhnemiş din algısını eksiksiz yaşamak istiyorlarsa, Afganistan’a gidebilirler. Hem gitmezler hem de şeriat nostaljisi yaparlarsa, asıl fitnenin kaynağı kendileridir. 

Azgın azınlıksınız, Türk halkı ezici çoğunluğuyla şeriatın İslam olmadığını çok iyi bilmektedir. Bildirge trajikomik ve aynı zamanda cılız tepkilere maruz kaldıysa bilin ki bu azgın cehaleti tam on ikiden vurduk demektir. 

Şu noktayı eklemden geçmeyeceğim: Sosyal medyada şeriat üzerinden din karşıtlığı yaparak geçimini laik çevrelerden temin etmekten başka kaygısı olmayanlardan “filozof” ya da kahraman yaratmaya çalışmak da en az şeriatçılık kadar cahilce bir savrulmadır. Türk halkı, aynı çürük zeminden beslenen bu iki farklı cahil ve şark kurnazlarına karşı dikkatli olmalıdır. Karşıtlar sürekli birbirini besler ama olan halkın en masum dini duygularına olur.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!