Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı…
Şeyh Said, 1865 yılında Elazığ’ın Palu ilçesinde doğmuştur. Nakşibendi tarikatının önde gelen isimlerinden biri olan Şeyh Mahmut Fevzi’nin oğludur. Gençlik yıllarında bölgedeki medreselerde dini eğitim almış, babasının ölümünden sonra tarikatın başına geçerek bölgedeki aşiretler üzerinde güçlü bir dini ve siyasi nüfuz elde etmiştir. Varlıklı bir aileye mensup olan Said, geniş arazi ve sürü sahibi bir toprak ağası profilindedir. 1924 yılında Hilafetin kaldırılması ve laik Cumhuriyet reformlarının başlamasıyla birlikte, devlete karşı muhalif bir duruş sergilemeye başlamıştır. 13 Şubat 1925 tarihinde Piran’da bugünkü adıyla Dicle’de başlayan ve kısa sürede Doğu Anadolu’nun geniş bir kesimine yayılan, kendi adıyla anılan büyük çaplı silahlı isyanın liderliğini yapmıştır. İsyanın bastırılmasının ardından 15 Nisan 1925’te yakalanmış, Şark İstiklal Mahkemesi’nde yargılanarak “vatana ihanet” suçundan 29 Haziran 1925 tarihinde Diyarbakır’da idam edilmiştir.
KURMACA ŞEYH SAİD
Şeyh Said, siyasal İslamcı çevreler ve bazı etnik milliyetçi yapılar tarafından “Mazlum bir İslam şehidi” ve “İnanç kahramanı” olarak takdim edilir. Hakkındaki en yaygın abartı, onun bu isyanı tamamen “Allah’ın dinini korumak” ve “Sünnet-i Seniyye’yi ihya etmek” amacıyla, dünyevi hiçbir çıkar gözetmeden başlattığı iddiasıdır. Sloganlaşmış ifadeler arasında onun “Şeriatın son kalesi” olduğu ve idam sehpasına yürürken bile “Değersiz dallarda beni asmanıza pervam yoktur; muhakkak ki ölümüm dinim ve milletim içindir” diyerek mitsel bir vakar sergilediği anlatılır.1
Kurgusal tarihçilikte, Şeyh Said isyanı, laik devletin “dinsizleştirme” politikalarına karşı mazlum bir halkın doğal refleksi olarak sunulur. O, takipçileri için sadece bir isyancı değil, aynı zamanda keramet sahibi bir evliya olarak kurgulanır. İsyancılar arasında dolaşan “Şeyh Said’in kurşun geçmez olduğu”, “dualarıyla askerleri etkisiz hale getirdiği” gibi mitsel anlatılar, halkı isyana teşvik etmek için kullanılan propaganda unsurlarıdır. 2 Günümüzde dahi bazı siyasiler ve dinsel gruplar tarafından adı caddelere verilmeye çalışılan, adına mevlitler okutulan Said, Cumhuriyet’in kurucu değerlerine karşı “vazgeçilmez bir simge” olarak yaşatılmaktadır. Onun İngilizlerle iş birliği yaptığı yönündeki iddialar ise taraftarlarınca “Kemalist uydurma” diye reddedilerek, o, tertemiz bir “İslam Mücahidi” olarak kutsallaştırılır. 3
GERÇEK ŞEYH SAİD
Şeyh Said isyanı ve onun etrafında örülen mitsel kahramanlık dokusu, arşiv belgeleri, İstiklal Mahkemesi zabıtları ve dönemin uluslararası konjonktürü ışığında incelendiğinde; karşımıza “İslam Mücahidi” kisvesine bürünmüş, feodal çıkarlarını ve dinsel hegemonyasını korumaya çalışan, dış destekli bir bölücü ve din istismarcısı bir figür çıkmaktadır.
İSYANIN GERÇEK NİTELİĞİ: DİN Mİ, ETNİSİTE Mİ?
Şeyh Said isyanı, müridleri tarafından saf bir “dini kıyam” (Şeriat ayaklanması) olarak pazarlanmaya çalışılsa da isyanın hazırlık aşamasındaki belgeler (özellikle Azadi Cemiyeti ile olan ilişkiler) etnik milliyetçi ve bölücü bir ajandanın varlığını kanıtlamaktadır.
Şeyh Said, isyanı başlatmadan önce bölgedeki aşiretleri “Din elden gidiyor” sloganıyla konsolide etmiştir. Çünkü cahil bırakılmış halk kitlelerini harekete geçirmenin en kolay yolu dinsel duyguları istismar etmektir. Ancak isyanın beyni konumundaki Azadi Cemiyeti kadrolarının asıl hedefi, bölgede bağımsız bir feodal yapı kurmaktır. Said, bu seküler ayrılıkçı hedefi dini bir cila ile örterek kitleselleştirmiştir. Mahkeme kayıtlarında Şeyh Said’in “Bizim hareketimiz şeriat içindir” demesine rağmen, ele geçirilen mektuplarda aşiret reislerine “Kendi devletimizi kuracağız” vaatlerinde bulunduğu sabittir.4 Bu dinsel-etnik siyasal manevra, siyasal dinciliğin ve etnik bölücülüğün oldum olası değişmeyen örneklerinden biridir.
İNGİLİZ PARMAĞI VE MUSUL MESELESİ
Şeyh Said isyanının zamanlaması, Türkiye’nin Musul-Kerkük meselesinde İngiltere ile en sert çatışma noktasına geldiği döneme denk gelmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti, Musul üzerinde hak iddia ederken ve askeri bir operasyona hazırlanırken, Şeyh Said isyanı başlamış ve ordunun büyük bir kısmının bu isyanı bastırmak için bölgeye kaydırılmasına neden olmuştur. İngiliz istihbarat raporları, isyanın başlamasından duydukları memnuniyeti gizlemezler. Şeyh Said ve ekibinin İngiliz ajanlarıyla (örneğin Binbaşı Noel ve Seyit Abdülkadir aracılığıyla) kurduğu temaslar, isyanın dış destekten bağımsız olmadığını göstermektedir. İsyan, genç Cumhuriyet’i en zayıf anında içeriden vurarak İngiltere’nin Musul üzerindeki emellerine hizmet etmiştir.5
‘ŞERİAT’ MASKESİ ALTINDA FEODALİZM VE AĞA DÜZENİ
Şeyh Said, “şeyhlik” maskesi altında, bölgenin en büyük toprak ağalarından biri olduğu gerçeğini hep saklı tutmuştur. Cumhuriyet’in getirmeyi planladığı toprak reformu, köylünün özgürleşmesi ve aşiret yapısının tasfiyesi, Said ve onun gibi feodal beylerin çıkarlarına doğrudan tehdit oluşturmuştur.
Şeyh Said isyanı, özünde bir “Karşı-Devrim” hareketidir. Cumhuriyet’in eğitim, hukuk ve sosyal alanda başlattığı modernleşme hamleleri, halkın şeyhlere ve ağalara olan mutlak bağlılığını sarsmıştır. Şeyh Said, kitleleri cehalete sürükleyerek kendi otoritesini sürdürmek istemiştir. İsyan boyunca okul binalarının yakılması, öğretmenlerin tehdit edilmesi ve laik devlet memurlarının katledilmesi, isyanın “aydınlanma karşıtı” niteliğinin en bariz örnekleridir. 6
PİRAN’DAKİ ‘TESADÜF’ MÜ, PLANLI KIŞKIRTMA MI?
İsyanın başlangıcı olan Piran hadisesi (jandarmanın aranan bazı suçluları istemesi üzerine çıkan çatışma), Nurcu ve İslamcı tarihçiler tarafından “devletin kışkırtması” olarak sunulur.
Oysa Şeyh Said, bu olaydan aylar önce tüm Doğu Anadolu’yu dolaşarak aşiretlere mühimmat dağıtmış ve isyan tarihini kararlaştırmıştır. Piran’daki olay, sadece fitili ateşleyen küçük bir kıvılcımdır; ancak barut fıçısı bizzat Said tarafından çok önceden hazırlanmıştır. Mahkeme zabıtlarında Şeyh Said, isyanın bir “kaza” olduğunu iddia ederek suçtan kaçmaya çalışmış, ancak planlı hazırlıklar ortaya dökülünce bu savunması çökmüştür.7 Tipik bir takıyyeciliğin başka bir örneğine burada da tanık oluyoruz.
İSTİKLAL MAHKEMELERİ VE ŞEYH SAİD’İN İFTİRALARI
Şeyh Said’in mahkeme sürecindeki tavrı, müridlerinin anlattığı “korkusuz mücahit” imajıyla taban tabana zıttır.
Şeyh Said, mahkemede canını kurtarmak için isyanın tüm sorumluluğunu kandırılmış aşiretlere ve Azadi üyelerine yüklemeye çalışmıştır. “Ben sadece namaz kılmak istiyordum, beni bu işe sürüklediler” diyerek aciz ve acındırıcı bir profil çizmiştir. Ancak ele geçirilen deliller ve kendi imzasını taşıyan fetvalar (Mustafa Kemal’in katlinin ve Ankara Hükümeti’nin ortadan kaldırılmasının helal olduğuna dair), isyanın merkezinde bizzat kendisinin olduğunu tescillemiştir. Vatana ihanet suçu, mahkeme heyeti tarafından tüm delilleriyle ispat edilmiştir.8
İSYANIN BÖLGE HALKINA VERDİĞİ BÜYÜK ZARAR
Said’in başlattığı kalkışma, bölgeye huzur veya “İslam” getirmemiş; tam aksine kan, gözyaşı ve geri kalmışlık getirmiştir.
İsyan sırasında on binlerce Müslüman Türk ve Kürt vatandaşı hayatını kaybetmiştir. Şeyh Said’in “Şeriat ordusu” adı altındaki çapulcu grupları, ele geçirdikleri yerlerde halkın malını yağmalamış, kendilerine destek vermeyen dindar köylüleri bile “mürtet” (dinden dönmüş) ilan ederek katletmiştir. Bu isyan, Doğu Anadolu’nun ekonomik ve sosyal gelişimini on yıllarca geriye atmış, bölgedeki devlet-millet kaynaşmasına zehirli bir hançer saplamıştır.9
MODERNLEŞME VE CUMHURİYET REFORMLARINA DARBE
Şeyh Said isyanı, Türkiye’nin demokratikleşme sürecini de sekteye uğratmıştır.
İsyanın ardından çıkarılan Takrir-i Sükûn kanunu, devletin bekasını korumak için zorunlu bir adım olsa da siyasi hayatın daralmasına neden olmuştur. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, isyana destek verdiği ve gericiliğin odağı haline geldiği gerekçesiyle kapatılmıştır. Şeyh Said, eylemleriyle Türkiye’de çoğulcu demokrasinin gelişmesini engellemiş, otoriter tedbirlerin alınmasına gerekçe oluşturmuştur. Bu, onun aslında “özgürlük” değil, İslam görünümlü kendi karanlık teokratik ağalığı arzuladığının kanıtıdır.10
‘ŞEHADET’ EFSANESİNİN SİYASİ İSTİSMARI
Bugün Şeyh Said’in bir “mağdur” olarak sunulması, tamamen siyasal İslamcıların ve bölücü çevrelerin ortak bir propaganda stratejisidir.
Bir vatan haininin “şehit” olarak nitelendirilmesi, tarih bilimiyle bağdaşmaz. Şeyh Said, devletine karşı silah çekmiş, yabancı güçlerin emellerine hizmet etmiş ve binlerce insanın ölümüne sebebiyet vermiş bir suçludur. Onun idamı, intikam değil, egemen bir devletin kendi hukukunu ve varlığını koruma refleksiydi. Onun asılma görüntülerinden devşirilen “masumiyet” edebiyatı, bugün genç kuşakları Cumhuriyet değerlerine karşı kışkırtmak için kullanılan bir manipülasyon aracıdır.11
KADIN KARŞITLIĞI VE TOPLUMSAL VİZYONU
Şeyh Said’in tahayyül ettiği toplum yapısı, kadının tamamen köleleştirildiği, hukukun şeyhlerin iki dudağı arasında olduğu bir düzendir.
İsyan bölgelerinde kadının hiçbir hakkı yoktu; eğitim tamamen reddediliyordu. Şeyh Said’in fetvalarında, Cumhuriyet’in kadınlara verdiği haklar “dinsizlik” ve “ahlaksızlık” olarak nitelendiriliyordu. O, Anadolu’yu aydınlığa taşımak isteyen öğretmenleri “zındık” (dinsiz) ilan ederek öldürten bir zihniyetin temsilcisidir.12
HİLAFET VE SALTANAT ÖZLEMİ
Said’in isyanı, devrilmiş bir hanedanın ve mülga bir hilafetin geri getirilmesi arzusudur.
Şeyh Said, halkın kendi kendini yönettiği Cumhuriyet modeline düşmandı. O, kulun kula kul olduğu, kendisi gibi dini otoritelerin “yeryüzü tanrısı” gibi görüldüğü eski düzenin peşindeydi. Bu isyan, halkın egemenliğine karşı yapılmış aristokratik ve teokratik bir saldırıdır. O gün Şeyh Said’e karşı çıkan köylülerin ve askerlerin mücadelesi, aslında Türk milletinin kendi hürriyetini savunma mücadelesidir.13
AZADİ CEMİYETİ İLE GİZLİ PROTOKOLLER
Şeyh Said’in Azadi Cemiyeti (Kürt İstiklal Cemiyeti) ile yaptığı gizli toplantılar, isyanın dini bir kılıf altında yürütülen etno-politik bir kalkışma olduğunu belgeler.
Azadi’nin lideri Cibranlı Halit Bey ile Şeyh Said arasındaki mektuplaşmalar, isyanın stratejik olarak nasıl planlandığını gösterir. Şeyh Said, “Din elden gidiyor” diyerek yoksul köylüleri ön saflara sürmüş, kendisi ve aşiret liderleri ise kurulacak olan yeni “emirlik”te koltuk kapma planları yapmıştır. Bu, dinsel samimiyetin değil, siyasi ikbal hırsının en bariz kanıtıdır.14
İSYANIN BASTIRILMASI VE ŞARK ISLAHAT PLANI
Şeyh Said isyanının bastırılması, Türkiye’nin doğu illerinde devlet otoritesini yeniden tesis etmiştir.
İsyan sonrası hayata geçirilen Şark Islahat Planı, bölgedeki feodalizmin belini kırmayı hedeflemiştir. Ancak Şeyh Said’in bıraktığı “din kozu”, ondan sonra gelen tarikat yapıları tarafından devralınmış ve günümüze kadar ulaşan “gericilik” sorununun temelini oluşturmuştur. Onun mirası, bugün hala Türkiye’nin birliği ve modernleşmesi önündeki en büyük psikolojik barikatlardan biridir.15
BİR İHANETİN ANATOMİSİ
Şeyh Said, bir alim veya mücahit değildir. O, Cumhuriyet Devrimi’nin modern, laik ve üniter yapısına karşı bayrak açmış, dinsel dogmaları ve feodal çıkarları için kendi halkını ateşe atmış bir figürdür. Hakkındaki “mazlum şehit” edebiyatı, gerçeklerin üzerini örtmek için kullanılan bir tül perdesidir. Gerçek Said’in öğrenilmesini engelleyen kasıtlı bir karartmadır. Gerçek Said gizlenmekte, onun yerine kurmaca Said ikame edilmektedir. Tarihsel gerçeklik; Şeyh Said’in vatana ihanet suçundan mahkûm edilmiş, dış destekli bir gerici isyanın lideri olduğudur. Onun idamı, Türk Aydınlanması’nın karanlığa karşı kazandığı bir zaferdir. Bu zafer, Kurmaca Said karşısında Gerçek Said’in ifşasına dönük sürekli bir bilimsel, tarihsel ve kültürel mücadele ile ölümsüzleşecektir.
Dipnotlar ve Kaynakça
1. Necip Fazıl Kısakürek, Son Devrin Din Mazlumları, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul, 1977, s. 12-45. (Şeyh Said’in mitsel şehadet anlatısı).
2. Behçet Cemal, Şeyh Sait İsyanı, Sel Yayınları, İstanbul, 1955, s. 34-40. (İsyan sırasındaki mitsel propagandalar).
3. Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceği ile Hilafet, Sebil Yayınevi, İstanbul, 1993, s. 210. (Şeyh Said’e yönelik özlem dolu subjektif yorumlar).
4. Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1975, s. 280-285. (Mahkeme zabıtlarındaki çelişkili ifadeler).
5. Uğur Mumcu, Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925, Tekin Yayınevi, İstanbul, 1991, s. 55-70. (İngiliz bağlantısı ve Musul meselesi üzerine belgeler).
6. Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni, Tekin Yayınevi, Ankara, 1968, s. 440-445. (Feodal yapı ve isyanın sınıfsal analizi).
7. Mahmut Goloğlu, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi II: Devrimler ve Tepkileri, Karadeniz Yayınları, 1972, s. 112. (Piran hadisesi ve hazırlık süreci).
8. Şark İstiklal Mahkemesi Zabıtları, TBMM Arşivi, Dosya No: 1925/234. (Said’in mahkemedeki savunmaları ve itirafları).
9. Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetimi’nin Kurulması, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1999, s. 125-130. (İsyanın toplumsal ve siyasal etkileri).
10. Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler, Hürriyet Vakfı Yayınları, 1988, s. 605-610. (Terakkiperver Fırka ve isyan bağı).
11. Çetin Yetkin, Karşıdevrim (1945-1950), Otopsi Yayınları, İstanbul, 2003, s. 88-92. (İsyanın modern Türkiye’ye vurduğu darbeler).
12. Bahriye Üçok, Atatürk’ün İzinde Bir Yıl, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1981, s. 102. (İsyanın aydınlanma karşıtı eylemleri).
13. Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam (Cilt III), Remzi Kitabevi, 1966, s. 215-220. (Mustafa Kemal’in isyana bakışı ve mücadelesi).
14. Martin van Bruinessen, Agha, Shaikh and State, Zed Books, London, 1992, s. 280-295. (İsyanın sosyolojik ve etnik arka planı üzerine yabancı kaynaklı analiz).
15. Ahmet Süreyya Örgeevren, Şeyh Sait İsyanı ve Şark İstiklal Mahkemesi, Temel Yayınları, İstanbul, 2002, s. 145-160. (Dönemin savcısından mahkeme süreci anıları).
Özgür’e de yollayın bu yazıyı da malum zatın kim olduğunu öğrensin, hain diyemem demişti ya…
Bu yaziya göre bugünde ” Kurmaca Said ” in arkasindan gidenlerin salakliginda / hainliginde ( buna halk diyorsunuz ) bir degisme olmamis, anlasilan !
Secim sonuclarinda (?!) bunu az cok görebiliyoruz !
Bugünkü meclisteki Kelle cogunluguna bakarsal diyecegim amma SARI muhalefette buna dahil olunca söz meclisten disari oluyor artik. Ve geldik bugünlere.
Cevremiz yudum yudum ates cemberine dönüsüyor.
Bizler ne yapiyoruz? Darma dumaniz…..
Bir “SS” var o kadar. Ona güveniyoruz.. Geris Hain TARLASI gibi.. Her telden calan var !
Her zamanki gibi gerçeklere dayanan; harika, bilgilendirici bir yazı olmuş, elinize sağlık.