Şahin Filiz yazdı…
Menzil Tarikatı, tarihsel kökleri Said-i Nursi’nin kurduğu Nurculuk Cemaatine kadar uzanır. Nurculuk, başta olmak üzere Menzil Tarikatı’nın da kök aldığı ana tarikat ve cemaat akımıdır. Atatürk ilke ve devrimleri, Cumhuriyet değer ve birikimleri tıpkı kök aldığı Nurculuğun devamı olarak Menzil’in ortadan kaldırmak üzere hedef aldığı Türk milletini ayakta tutan değerler ve ilkelerdir. Çağdaş yaşama, doğru ve aslına uygun bir İslam anlayışına karşı olan bu tarikat, tıpkı diğerleri gibi, nihai bağlamda Türk ulusal kimliğine, Türkçemize ve Türk kültürüne temelden karşıdır. İslam dinini, dilde, fikirde, işte ve sosyal yaşamda bir “Araplaşma”nın ideolojik manivelası olarak görmekte ve çağdışı bir kabileci din ve dünya görüşünü yaygınlaştırmaya çalışmaktadır.
Dinsel açıdan İslam’ın onaylamadığı bu tarikat, İslam dininde Allah ile kul arasında “seyyit”, “seyda”, “şeyh” veya “mürşit” adını verdiği babadan oğula ya da aynı soy ağacına mensup bir şeyhten diğerine intikal eden dinsel aracılığı, siyasi iktidarların da desteğiyle kurumsallaştırma yolunda epey mesafe almış görünmektedir. İslam’da Allah ile kul arasında herhangi bir aracılık onaylanmaz. Ancak Menzil, aracısız bir din anlayışını yıkmak için İslam’ın temel kaynaklarında (Kur’an, Hadis, içtihatlar vs.) kesinlikle onaylanmayan birtakım hurafeleri, uydurma şeyh hikayeleri, batıl inanç ve uygulamaları masum Türk halkına İslam’ın vazgeçilmez esasları gibi göstermekte; halkı hem din hem de devlet konusunda yanıltarak din üzerinden siyasi, sosyal ve ekonomik çıkarlar elde etmektedir. İslam kelamına göre Allah’a şirk ve hatta küfür sayılabilecek hurafe ve batıl inançları, uygulamaları devlet ve milleti yanıltacak şekilde sürekli kamuoyuna dayatabilecek güce erişmek üzeredir. İslam kelamı ve inanç esaslarına göre Menzil’in bu inanç ve uygulamaları bir Müslüman’ın din dairesinden çıkması için yeterlidir.
Devlet ve siyaset açısından bakıldığında, neredeyse bütün iktidarlar ve hatta bir kısım muhalefet, Menzil Tarikatı’nın sosyal, ekonomik ve siyasi olarak kendi elleriyle büyümesine yol açacak kısır döngüyü yinelemekte; aynı yolu izleyerek Türkiye’yi 15 Temmuz darbe girişimine maruz bırakan Fetö felaketinden ders almadıkları kanaatini güçlendirmektedir.
Menzil de tıpkı Fetö gibi paralel din uydurmuştur ve bunun doğal sonucu olarak, geçtiğimiz günlerde ölen Menzil şeyhine en üst düzeyde başsağlığı dilemek noktasına kadar gelinmiştir. Menzil ile Fetö, aynı kökten türediği için aynı yol ve yöntemi kullanmaktadır. Bu yol ve yöntem, Fetö’yü nereye ulaştırmışsa Menzil’i de o noktaya kadar getirebilir. Bir tarikatın diğerinden farkı yoktur.
Tarikat ve cemaatlerin ortak özelliği, insani değerleri, makul dindarlığı ve birey ve toplumun aydınlanmasını engelleyerek katı kurallar uydurması ve insanların sosyal psikolojik olarak bu katı kurallara olan bağlılığını artırıcı faşist ve baskıcı sözde dinsel bir örgütleşme yoluna gitmesidir. Müritlerine reva gördükleri bu uydurma din ve uygulamaları, ülke ve ulus çapında kökleştirip yaygınlaştırmak için eğitim, sağlık, bürokrasi, ticaret ve hatta güvenlik alanlarında gücüne güç katmayı en nihai hedef olarak belirlemektedir. Bunun için bir yandan halkı maddi manevi yönden sömürürken, diğer yandan devlet bürokrasisine yerleşme, bununla da yetinmeyip Türk siyasetinin geleceğini ipotek altına almaktadır.
Din ve devlet, Menzil’in iki ana bileşenidir. Diyanet İşleri Başkanlığı gibi özerk, laik bir Cumhuriyet kurumunun, asli ve anayasal görevini Menzil’e havale etmiş görünmesi, İslam dininin oligarşik bir cehalete teslim edilmesi demektir. Menzil bir oligarşik cehalet örtülenmesi olarak İslam dinine ipotek koyma yolunda ilerlerken, bu yol onları, nihai hedefleri olan devleti ele geçirme noktasına kadar getirebilir.
İslam dininde bir insanın dindar olması için hiçbir tarikata ihtiyacı yoktur. Üstelik İslam’a göre gerçek dindarlık, dinsel bürokrasiye izin vermez. Buna rağmen Menzil, uydurduğu din ile uydurduğu bir dindarlığı din ve devlette egemen kılmayı esas hedefi olarak belirlemiştir. Çünkü gerçek bir İslam ve sağlıklı bir dindarlık ne dini ne de devleti ele geçirmeyi amaçlamaz. Menzil, bu yöntemle din ve devleti ele geçiremeyeceğini çok iyi bildiği için tıpkı Fetö gibi, kendi kendilerine ‘şeyh’,’şıh’, ‘seyda’ gibi unvanlar verdiği kişileri Allah ve Hz. Peygamber mertebesinde görmekte ve insanlara bunu İslam’danmış gibi sunmaktadır. Şimdilik “sunum” olan bu aşama, çok da uzak olmayan bir vadede din ve devletin elimizden çıkması ile sonuçlanabilir.