Şahin Filiz yazdı…
Yurt dışındakiler içinde olmak üzere toplam 64 milyon 191bin kişi 14 Mayıs’ 2023’de sandık başına giderek oy kullanacak. YSK’nın açıkladığına göre seçimlere 36 parti; Cumhurbaşkanlığına ise dört aday katılıyor.
Bazı partiler, Türk seçmenini kendilerince bölüşmüş, adeta parsellemiş ve sonra da tapulamış gibi davranmakta ve söylem geliştirmektedir. “Akp seçmeni”, “CHP seçmeni” gibi siyasi seçmen parselleri olduğu gibi, “Kürt seçmen” gibi etnik parseller de sıkça dillendirilmektedir. Sanki kalu beladan beri herhangi bir partinin mülkünde, tapusunda belirli seçmen grupları varmış gibi algı operasyonları yapılıyor; daha seçim kararı bile alınmadan Türk seçmenin özgür tercihlerine ipotek konulmuş oluyor. Oysa seçmen sayısı her yıl yeni seçmenlerle çoğalıyor, yenileniyor ve değişiyor. Daha önemlisi, sosyal, ekonomik ve siyasi koşullar değişmekte; seçmen tavrı da yeni koşullara göre yön almaktadır. Bu açıdan bakılınca birkaçı dışında neredeyse tüm siyasi partiler “benim seçmenim” muhafazakarlığı ile hem kendi sınırlarını daraltıyor hem de parti içi değişime direniyor.
Son yirmi yıldır bu değişim çarpıcı ve kökten bir nitelik taşıyor. Kira, konut, gıda, güvenlik, eğitim ve sağlık giderlerinde önlemez artış, bu artışı takip edemeyen gelirlerdeki daralma yurttaşa hayatı yaşanamaz hale getirmekte; bu yetmiyormuş gibi, 85 milyonu bir arada tutan anayasal düzen, Cumhuriyet ve Atatürk ilke ve devrimleri, Türk kimliği ve Türklük gibi temel değerler aşındırılmaya çalışılmaktadır. Tabandan tavana sıkıştığını iyiden iyiye anlamaya başlayan Türk halkı, nefes alabileceği yeni bir sayfa açmak derdine düşmüş durumda.
Gıdadan eğitime, konut kira ve fiyatlarının çılgınca artışından, sağlık ve sosyal güvenceye kadar giderek bütçesi yetersizleşen yurttaşlar, orman yangınları, seller ve Maraş depremi gibi doğal afetlere karşı sığınabileceği sosyal devlet arayışı içine girmiştir. Kızılay, Diyanet İşleri Başkanlığı, içişleri gibi önde gelen Cumhuriyet kurumlarının özellikle Maraş depremine zamanında müdahale etmekte gecikmesi insanları sosyal devlet bilincinden soğutmaya başlamış; Diyanet’in verdiği skandal fetvalar, Atatürk’e karşı aldığı düşmanca tavırlar ve milli bayramlara karşı umursamazlığı bu soğumayı körüklemiş, Kızılay’ın yardımda pasif kalması, üstüne üstlük bağışların ticaretini yapması bardağı taşıran son damla olmuştur.
Peki acıları, üzüntüleri ve kayıpları kim telafi edecek? İnsan hayatını hiçe sayan bütün bu vurdumduymazlıkları ve devletin temellerini sarsan, ona olan güveni tüketen ısrarlı politikalara kim, hangi çözümü sunabilecektir? Seçim bir alternatif arayışıdır. Tüm bu sorunlara köklü çözümler sunan alternatif bir siyasi parti var mıdır? Kime oy vereceğiz de yıllardır tekrarlanan bu yanlışlıklardan kurtulabileceğiz?
Oy verirken ölçütümüz, koşulumuz nedir?
Bugün bütün partiler aday listelerini resmileştirdi ve ilan etti. Bunca parti ve parti adayları arasında oyumuzu kullanırken nelere dikkat etmeliyiz?
Oy vereceğimiz parti, Cumhuriyet’imize sahip çıkıyor mu? Atatürk’e ve onun düşüncelerine saygı duyuyor mu? Altı oku yeniden hayata geçirecek mi? Sığınmacıları gönderecek mi? Sınırlarımızı, her ülkeden gönderilen kalabalıklara denetimsizce açmaya devam edecek mi? Deprem ülkesi olduğumuza göre depreme dayanıklı şehirleşme planı yapacak mı? Yeni depremler için alacağı tedbirleri var mı? Gıdadan eğitime, kiradan konut fiyatlarına kadar fiyatların normalleşmesi için projeler geliştirmiş mi? Türkiye’de yeni sanayi, ticaret ve tarım bölgeleri oluşturacak mı? İşsizliği azaltmak için bir planı var mı? Üretime dönük neler yapacak?
Tarikat ve cemaatleri devletten temizleyecek mi? Tarikat ve cemaatleri tedricen kapatacak mı? Diyanet’i yeniden Türkiye Cumhuriyeti’nin laik ve özerk kurumu haline getirecek mi? Anayasanın ilk dört maddesini koruyabilecek mi? Andımızı yeniden okullarımızda okutacak mı? Türk bayrağını, Türklüğü ve Türk kültürünü ilelebet muhafaza ve müdafaa edecek mi? Türk vatandaşlığının, Türk topraklarının, sayısız konutların satışına dur diyecek mi? Bayraktan, Cumhuriyet’ten ve Atatürk’ten rahatsız olanlara tedavi imkanları sağlayacak mı? Türklüğü baş üstünde tutacak mı? Fetö ve PKK’ya kesin ve açık bir şekilde karşı duracak mı?
Haramzadelerle helalleşecek mi, hesaplaşacak mı? Kulağı kesik Fetöcüler ve bölücülerle adam akıllı savaşacak mı?
Din istismarını cezalandıracak mı? Çocuklarımızı ve gençlerimiz tarikat ve cemaatlerin elinden kurtaracak mı? İslam adı altında Araplaşmaya ve Avrupa adı altında yabancılaşmaya karşı duracak mı?
Oy vereceğiniz partiye bu soruları yöneltin. Yanıtınız olumlu ise, birinci aşama tamamlanmış demektir.
Ama ikinci aşama var.
Şimdi şu soruları sorun:
Oy vereceğim parti, yaşadığım seçim bölgesi ve Türkiye genelinde kimleri aday gösterdi?
Aday’ın geçmişinde ve geleceğinde herhangi bir Fetö iltisakı var mı, olacak mı?
Bölücülükle herhangi bir zamanda ve yerde yolu kesişmiş mi?
Başka parti ya da partilerin liste dışı bıraktığı başarısız ve lekeli müstamellerden mi?
Hırsızlığı, arsızlığı, yolsuzluğu, kopukluğu, sabıkası ya da menfaatperestliği var mı?
Kendi alanında yetkin mi? Uzmanlığı, bilgisi, derinliği, kültürel çapı nasıl?
Fetöyü, Apoyu övmüşlüğü var mı?
Atatürk ve Türklükle ilgili bir semptoma rastlanıyor mu?
Tarikat-cemaat iltisakı bulunuyor mu?
Türk kültürüne ve çıkarlarına düşmanlık eder mi?
Ülkesini, milletini kendinden çok seviyor mu?
Din, ırk ya da mezhep fanatiği mi?
Cumhuriyet’e sahip çıkıyor mu?
Araplaşmaya ve yabancılaşmaya karşı mı?
Çağdaş, sosyal laik bir hukuk devleti anlayışı var mı?
Vekil seçilince, üzerine yemin edebileceği milli ve insani bir namusu var mı? Dini, cinsi, mezhebi ve bölgesi ne olursa olsun liyakat ve adaletten ödün vermez mi?
Makamı mı, yoksa vatanı mı düşünüyor?
Bütün bu sorulardan olumlu yanıt alabiliyorsak o partiyi ve adayını destekleyebiliriz.
Cumhuriyetimiz, milli bekamız ve Türk milletinin sonsuza kadar var olabilmesi işte bu soruları sorup gereken yanıtları aldığımız zaman mümkün olacaktır.
Domuz bağcısı mı, etnik bölücü mü? Yoksa ikisine de açık bir tavır kayabilen Cumhuriyet’e gönül vermiş bir yurtsever mi?
Talibancı mı, cihatçı mı, Işid sevdalısı mı? Yoksa hepsine karşı Yesevice, Yunusça, Bektaşice meydan okuyan bir Anadolu insanı mı?
Ölümlerden ölüm, zulümlerden zulüm, kumpaslardan kumpas seçmek zorunda değilim, ben Cumhuriyetimizin ve yüce Türk milletinin yanındayım, diyebiliyor mu?
Kendi adıma helalleşip koltuk sevdasına düşmem; Türk milleti ve ülkemiz adına hesaplaşırım diyebiliyor mu?
Ata’nın ve Cumhuriyet, bütün seçmenlerin tercihi olduğu zaman ülkemiz esenliğe kavuşacak; mutlu ve müreffeh bir millet olacağız.
Değerli hocam, öğütleriniz için çok sağolun. Tanıdıklarıma ve yakınlarıma da aktaracağım.
Saygılarımla ve sevgilerimle.