Şahin Filiz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. ‘Terörsüz Türkiye’den etnik narsisizme

‘Terörsüz Türkiye’den etnik narsisizme

featured

Şahin Filiz yazdı…

Türk milletinin varlığı ve bekasını simgeleyen Gazi Meclis, bir süredir “Apo Açılımı” ya da “Terörsüz Türkiye” adı verilen bölücü ve ayrıştırıcı bir sürecin tehdidi altındadır. 85 milyonluk Türk milleti, Gazi Meclisi gibi aynı bölücü, ırkçı ve faşist etnik narsisizmin saldırısı altındadır. Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı 50 yıldır sürdürülen terör saldırıları sonucu “verilmiş bir zafer’in sarhoşluğu ile Diyarbakır’da bir grup terör yandaşı, Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına, Türk milletinin birlik ve beraberliğine, özgür bir ulus olarak birlikte yaşama azim ve kararlılığına karşı  tam da terörist söylemlerle gösteri düzenleyerek terörle etnik narsisizmi perçinleme girişiminde bulunmuştur. Cumhuriyet felsefesi, kurucu değerler ve Türk milli kimliği, hiçbir etnik, dinsel ve mezhepsel ayrımı ve ayrıcalığı  yasalarıyla ve toplumsal yaşam biçimiyle kabul etmemesine rağmen, pankartlarda belirli bir etnik gruba imtiyaz talep eden yazılara rastlıyoruz. Pankartlarda demokrasi, barış, kardeşlik, milli birlik, müreffeh bir toplumsal yaşam ve adalet değil, ülke ve milleti bölen, ayrıştıran, birbirine düşüren ve iç savaş kışkırtıcılığı için çırpınan dövizler yer almıştır. Bitmiş terör, etnik narsisizme evrilerek daha da büyüme eğilimine girmiştir. 

“Azad” yazan dövizler, hangi halkın neden ve nasıl özgürlük istediğini anlatmaktan çok, sözde silahları bırakıp münfesih” bir terör örgütünü ihya ve ibka; ona intisap ve medyun olma isteklerini yansıtıyor. Binlerce yıllık Türk devlet geleneği, Türkiye Cumhuriyeti devleti ile en olgun düzeye gelmişken, bu gerçeği, Cumhuriyet’ten “azad”olup kendi halkını katleden bir örgütün eli kanlı liderine mahkum olmaya değişen bir topluluğun gösterilerini ibretle izliyoruz. 85 milyonu etnik ya da dinsel hiçbir ayrıma tabi tutmayan koskoca devlet aygıtını, suç örgütü liderine değişmenin altında etnik bir narsisizm yatmaktadır. Bu kör ve cahilce tercihi yapan sadece yürüyüşe katılanlar değil, onlara “etnik olarak ayrıcalıklı oldukları” yalanını söyleyen etkili yetkisizleri, meşruiyeti kriz içindeki siyasileri de unutmamak gerekir.

Etnik narsisizm, Diyarbakır’daki terör destekli gösterilerle somutlanmıştır. Bu bölücü-ırkçı kalkışma, terörü ve iç karışıklığı besleyen narsisistik gövde gösterilerinden sadece biridir. Bir etnik gruba mensup olmak, Cumhuriyet Türkiyesi’nin temel felsefesine ve kurucu değerlerine göre hiçbir anlam taşımamasına rağmen, mensubu olduğuna inandığı ya da öyle sandığı etnik kökenin kendi başına ayrıcalıklı ve üstün olduğu yanılgısına yol açtıkça bu yanılgıdan beslenen terör son bulmayacaktır. Bu yanılgı nedeniyle yurttaşlık bilinci ortadan kalkar; bir gruba ya da mezhebe mensup olmak, bu bilinci feodal, gerici ve ilkel bir düzeye indirger.

Etnik narsisizm, kolektif bir imtiyaz duygusuna sevk eder. Milli dayanışma ve beraberlik duygusunun yerini asabiyet ve ırk saplantısı alır. Biçimsel inanç ve değere  bağnazca sarılmak, kısa vadeli çözüm gibi görünse de aslında temeldeki kimlik bunalımını ortadan kaldırmaz. Derinlikten yoksunluğun doğal bir sonucu olarak yaşanan kolektif narsisizm böyle toplumların yazgısı haline gelir.  Kendisiyle başlayıp kendisiyle biten dünyalarında yaşayan yöneticiler, kendisiyle başlayıp kendisiyle biten dünyalarında yaşayan bireyleri yönetirler.[1] Türk kamuoyu, “terörsüz Türkiye” adı altında sabah akşam bir etnik grubun adıyla başlamakta ve yeniden o grubun adı ile gündemini meşgul etmektedir. Bu sürece destek veren bazı  yöneticiler ve bir kısım siyasiler, kendilerinde başlayıp kendilerinde biten dünyaları ile, kendilerinde başlayıp kendilerinde biten dünyada yaşayan grupla aynı çizgide birleşmektedir. Bir etnik grup olmanın ötesinde yurttaş olarak diğer yurttaşlardan hiçbir farkı olmayanlar için ütopik bir dünya peyda edilmeye çalışılmakta; her yurttaşın sahip olduğu eşit hakların ötesinde “demokrasi, barış ve özgürlük” gibi kavramlar kullanılarak gruba özel  imtiyazlı haklar vaat edildiğini meclisteki ve sokaktaki bu şımarıklık ve taşkınlıklardan anlıyoruz.

Etnik narsisizm, “biten terör”ü daha da harlayacak ilkel ama tehlikeli boyutlara vardırılmaktadır. Kolektif şımarıklık yaşayan grup gözlemlenen kolektif ego enflasyonu demokrasi, barış ve özgürlük gibi kavramların çarpıtılmasını neden olmaktadır.  Toplum tüm katmanlarında gerçek benliklerine yabancılaşmış olduğu için, sahte benleri ile varolma çabasını sürdürmekte olan bireyler, kişisel sınıf atlama çabalarını toplumun çağ atlaması ile karıştırabilirler. Narsisist ya da şımarık bireyler, insanlarla ve diğer objelerle olan ilişkilerini “ben-benim şeyim” zemini üzerinde sürdürür. Benlik sınırı belirlenmemiş olduğundan diğer insanları kendi benliğinin yansımaları gibi algılayabilir. Bu yansıtıcılar, onun ihtiyaçlarını ve beklentilerini gidermekle doğal olarak yükümlü farz edilirler. Çünkü kendi ihtiyaçlarından ve kendine yönelik beklentilerinden ayırt edilemezler. Dolayısıyla narsisistik kişi, diğer insanların ve dünyalarının “kendisine ait şeyler” olmadığını da göremez.[2] 

Bölücü ve ayrıştırıcı açılımdan cüret alanlar, bütün bir ülkeyi, 85 milyonluk Türk milletini, geçmişi ve geleceği ipotek altına alırcasına gündemi zorbalıkla işgal etmektedir. Haksız kazanç ve servetle zenginleşenler dışında milletin her ferdini ayrımsız ilgilendiren hayat pahalılığı, iç ve dış sorunlar, adalet, emniyet ve liyakat meseleleri bu etnik şımarıklığın “kendinde başlayıp kendinde biten dünyası”nda yer bulamaz. Anadilde eğitim, Sevr özlemi, Atatürk’e ve Cumhuriyet değerlerine hakaret, Türk milletini sürekli kışkırtma ve nihayet 50 bin insanın katili bir teröriste bağnazca, körlemesine, cahilce bağlılık, bu etnik şımarıklığı giderek çirkinleştirmektedir.

Belirtmek gerekir ki, Kürt olduğunu düşünen yurttaşlarımızın büyük çoğunluğu bu etnik narsisizme kapılmayacak kadar Cumhuriyet yurttaşlığı bilincini taşımaktadır. Ne ki bu büyük çoğunluk, etnik şımarıklığa karşı durmalı ve büyük Türk milletinin onurlu bir parçası olduğunu haykırmalıdır. Kendisine “kurucu önder”  olarak dayatılan uluslararası katili reddetmelidir. Kurucu önderin Atatürk olduğunu, terör örgütüne değil, beş bin yıllık bir devlet geleneğini temsil eden Türkiye Cumhuriyeti devletine bağlılığı, açıkça, yüreklice ilan etmelidir. PKK, emperyalizmin alet çantasıdır; kurucuları her din ve etnik kökenden oluşmuştur. Bu nedenle bu ya da başka bir terör örgütü, Kürtlerin sözcüsü, koruyucusu ya da temsilcisi olamaz. Bunu zaten Eruh baskınıyla başlayan bir dizi katliamlarıyla kanıtlamıştır. 

Cumhuriyet’ten değil, terörden, terörü besleyen siyasi çıkarcılardan ve etnik faşizmden azadlık istemek, bu milletin doğal üyesi olmak demektir. Siyasal İslamcılar da Cumhuriyet’ten, Türklükten, çağdaşlıktan, laik ve sosyal hukuk devleti olmaktan “azadlık” istemişlerdi; İsrail daha da azdı. Kendilerini “Hollywood sahnesi”nde buldular. Siyasal İslamcılık gerçek Müslümanlık karşısında tutunamayınca, bu kez emperyalizm yöntem değiştirdi ve Kürtlere, eliyle semirttiği terörizmi ve elebaşını temsilci olarak dayatmaya başladı. Bazı siyasilere sufle verdi: “Kurucu önder” artık Apo idi. 

Türk milleti, farklı din, mezhep ve etnik grupları, Cumhuriyet erdemi ve Türk kimliğinin kuşatıcı özelliği ile bir arada tutmakta; gerçek anlamda barış ve kardeşlik içinde yaşamaları için en özgürlükçü ve en insani koşulları sağlamakta; binlerce yıllık Türk devlet tecrübesinden damıttığı hoşgörüyü esirgememektedir. Türk Devleti’nde dini, mezhebi, soyu, mensubiyeti ne olursa olsun her yurttaş, yürürlükteki yasalara göre istediği makama gelebilmekte; “eşit yurttaşlık” kışkırtmacasının geçerli olmadığı, herkesin hukuk karşısında eşit olduğu bilincini taşımaktadır. 

“Yasalarda belirtilen bu eşitliği, hak-hukuk tanırlığı, adalet, liyakat ve hukukun üstünlüğünü görmekte zorlanıyoruz” denirse, ben de derim ki, bu yakınmanın adresi, bu erdemler üzerine Cumhuriyet’i kuran Atatürk değil,  85 milyonu Türk milleti adıyla bir arada tutan Türk kimliği değil, Lozan ve Kurtuluş Savaşı da değildir. Eğer asıl dert,  hak ve hukuk talebi ise, bu ilkeleri çiğneyenlere söyleyeceksiniz, kuranlara değil. Protestonuzu, “Biz ve ötekiler” dedirtenlere yönelteceksiniz. Tabii ki bu, terörden arındırılmış ruh ve zihinlerle yapıldığı takdirde sorun çözücüdür. 

[1] Bkz. Engin Geçtan, Varoluş ve Psikiyatri, Metis Y., Dokuuzncu Basım, İst. 2016, s. 169.

[2] Bkz. Engin Geçtan, A.e., ss. 169,171.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!