Şahin Filiz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Ulusal yıkıma karşı Cumhuriyet kalesi

Ulusal yıkıma karşı Cumhuriyet kalesi

featured

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı…

Türk ulusunun varlığı yeryüzünde binlerce yıl öncesine uzanır. Tarihsel ve kültürel kökleri derinlerdedir. Derme-çatma bir yığın, oradan buradan derlenip toplanmış bir güruh değildir. En kadim millet olarak Türkler, dünyanın her köşesinde, tarihin her kıvrımında ve evrensel kültürün bütün görünümlerinde var olmayı başarmış; kurdukları sayısız devletlerin egemenliği altında bin bir çeşit ırk ve etnisiteleri barış içinde yaşatmıştır. Kökleri tarihsel ve kültürel derinliğe sahip bu ulus, çok az ulusa kısmet olabilecek siyasi, sosyal ve ekonomik başarılara imza atmış; bu zorlu mücadelede, bir yandan da düşmanlarının vahşice saldırılarına göğüs germiştir, germektedir.

Bu uzun ve köklü tarihsel süreç içinden geçerek bugünlere ulaşabilmek ve Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde bağımsız bir Cumhuriyet kurmak tarihin sayfalarına sığmayacak zorlu bir başarının ifadesidir. Altı Ok’ta özetlenen Cumhuriyet ilke ve devrimleri, binlerce yıllık Türk tarihsel tecrübesinin olgunlaşmış felsefesidir. Her milletin, rastgele her yığının kolay başarabileceği şey değildir. Adı Türkiye Cumhuriyeti olan bugünkü Türk devleti varlık ve beka gerekçesini bu tarihsel köklerinden ve Atatürk’ün belirlediği ilke ve devrimlerinden almaktadır. Buna göre hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti’ni ve onun dayandığı ilke ve devrimleri hafife almamalıdır.

Türk milliyetçiliği, Cumhuriyetimizin varlığı ve bekası için ancak Atatürk çizgisinde yorumlandığında gerçek anlamını bulur. Atatürk ilke ve devrimlerini, Cumhuriyet değerlerini, Atatürk’ün çağdaş Batı uygarlığının ötesine ulaşmayı hedefleyen yol haritasını dikkate almayan Türk milliyetçiliği, sahici değildir, doğru değildir ve her şeyden önce milliyetçilik adını alamaz. Dikkat ederseniz, 1950’lerden sonraki süreçte Cumhuriyetimize en büyük tehdidi oluşturan Türk-İslam sentezi, sırasıyla ılımlı İslam projesini ve nihayet bugün siyasal İslam’ı doğurmuştur. Emperyalist projenin bu üç aşamalı planı, siyasal İslam’ı daha çok pekiştirmek için milyonlarca sığınmacı ve kaçağın sınırlarımızdan içeri boca edilmesiyle giderek güçlenme eğilimindedir. Bu denetimsiz girişler ve istilaya dönüşen göç, Ortadoğu’daki bütün başı bozukluk, hukuksuzluk, din-mezhep çatışmaları, ahlaksızlık ve terörizmi ülkemize taşımaktadır.

Tarikat ve cemaatler Türk ulusuna ait bu binlerce yıllık tarihsel, siyasal, kültürel ve ekonomik birikime; bu birikimi modern çağda bağımsız bir Türk devletinde somutlaştıran başta Atatürk’e, onun ilke ve devrimlerine ve Cumhuriyet’in bütün değerlerine karşı saldırısını şiddetlendirme cüreti göstermektedir. Bu yasa dışı yapılar, Türkiye Cumhuriyeti’ni yer yer, İslam’a, Müslümanların inanışlarına ve kutsallarına rağmen kurulmuş “küfür devleti” ve Türkiye’yi de “Daru’l-harp” ilan ederek din cahilleri arasında güç kazanmaktadır. Bu cehalet ve hıyanetlerinde, milyonları bulan sığınmacı ve kaçaklar arasından, ülkemize doluşan bir yığın Arap, Peştun ve Afgan dincileri yanlarına çekmekte; “aynı düşman”a karşı “Müslümanlar”ın kutsal cihat için birlik ve beraberlik içinde hareket etmelerine cesaret vermektedirler. Ülkemizin çeşitli şehirlerindeki samimi dindar çevrelerimizden aldığımız bilgiler bu yönde tehlikeli bir girişimin bulunduğunu gösteriyor. Örneğin sığınmacılar içindeki birçok dinci kesim, Cumhuriyetimizi hedef alan bir kısım tarikat ve cemaatlere katılıyor. Süleymancıların, Menzilcilerin, Selefi-cihatçı grupların hem güçlerine güç katmak hem de sığınmacılardan benzer düşüncede olan grupların Cumhuriyet karşıtı faaliyetlerini ört bas etmek için yoğun bir iş birliği içinde oldukları haberleri geliyor. Ortak noktaları, Türkiye Cumhuriyeti’ni bir Daru’l-harp olarak görmeleridir.

Etnik ayrımlaşmayı körükleyen PKK gibi terör örgütleri ne ise, dini ayrışmadan nemalanan Fetö ve cemaatler de aynı saflarda Cumhuriyet kalesine saldırılar gerçekleştirmektedir.

Peki, Daru’l-harp nedir?

Pek çoğumuz bu kavramı duyduk ama ne olduğuna ilişkin bilgimiz acaba doğru mu?

Daru’l-Harp, Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait İslam Ansiklopedisi’nde şöyle tanımlanıyor:

İslâm hukukunda ise “İslâmî veya İslâm dışı bir yönetimin hâkimiyeti altındaki ülke” anlamında kullanılır (İbn Âbidîn, III, 247). Buna göre bir ülkenin İslâm veya küfre nispet bakımından niteliğinin tayin ve tespitinde temel ölçü yönetim ve hâkimiyettir. Dârülharp, klasik İslâm hukuku kaynaklarında “küfür yönetiminin hâkim olduğu ülke” (Haccâvî, II, 7), “kâfir liderin emir ve idaresinin yürürlükte olduğu ülke” (Kuhistânî, II, 311) şeklinde tarif edilmiştir. Buna göre dârülharp, İslâm dışı devlet ve yönetimlerin hâkimiyet alanını, faaliyet ve hukuk düzenlerinin uygulama sahasını ifade eder. Başka bir deyişle İslâm siyasî hâkimiyetinin sınırları dışında kalan, yönetim ve hukuk düzeni İslâm esaslarına uymayan her ülke dârülharptir. İslâm hukukçuları devletin ülkesini tarif ve tesbit ederken dünyayı iki kısma ayırmışlar, devletin siyasî, iktisadî, idarî ve hukukî düzeninin İslâm esaslarına dayandığı, yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin İslâmî otoritenin elinde bulunduğu ülkelere dârülislâm, İslâm düzeninin hâkim olmadığı ve bu yetkilerin Müslüman otoritenin elinde bulunmadığı ülkelere de dârülharp adını vermişlerdir.

Alıntıladığımız metni önce iyi anlayalım, bakalım, ne diyor?

“Daru’l- harp, İslami veya İslam yönetimin hakimiyeti altındaki ülke”, yani bir ülkede, İslami yönetim yoksa o ülke her zaman Müslümanların cihadı için hedef ülkedir. Pek çok yazımda “İslami yönetim”, “şeriat” veya “İslami rejim” kavramlarının safsata ve gerçek dışı olduğunu açıkça yazmıştım. Konumuz şimdi bu değil. Bunlar İslam hukukçularının uydurdukları ve Kur’an’da hiçbir şekilde geçmeyen tanımlamalardır. Devletin siyasi, ekonomik, yönetsel ve hukuksal düzeni nasıl “İslami” olabilir? Böylesine her alanı kapsayan bir dinsel rejim var idiyse, tarihte uygulanmış mıdır? Hayır. Sadece ekonomide bile Nassçılığın nasıl iflas ettiğini hep birlikte gördük ve acı deneyimlerle her gün yaşıyoruz. İslam düzeninin bulunduğu savlanan ülkelerin perişan ve acınası hallerini, her alandaki yenilgilerini görüyoruz, yaşıyoruz. Halkları Türkiye’ye, nihai olarak Avrupa ve ABD’ye gitmek adeta için birbirini çiğniyor. Kendi ülkelerini karanlıklara, yoksulluğa, köleciliğe ve perişanlığa sürüklemiş sözde İslami yönetimlerinden kaçmak için canlarını tehlikeye atıyorlar. Gerçek budur. Peki içerideki ve dışarıdaki dinci cahiller Cumhuriyet’ten ne istiyorlar?

Emperyalizmin güdümünde kendi ülkelerini aynı masallarla yerle yeksan eden bu aktörler, çağdaş, bağımsız, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni de aynı cehaletin cehennemine sürüklemek istiyorlar. Yığınlar bunun bilincinde olmayabilir, ama onları güden emperyalistler ne yapmaları gerektiğini zihinlerine kazımış, onları programlamıştır.

İslam Ansiklopedisi, Daru’l- Harp’in varlığını ve tanımını ayetlere ve hadislere değil, dönemin İslam hukukçularının devletler arası ilişkilerin doğurduğu koşullara göre verdikleri içtihatlara dayandırıyor. Yani elinde hiçbir nass yok. Asıl ilginç olan şey ise, koşullara bağlı içtihadi hükümleri nass yerine koyarak sanki İslam’da İslami yönetim, İslami ekonomi, İslami devlet varmış gibi bir algı oluşturmaktadır. Bunu yapan İslam Ansiklopedisidir. Daru’l-Harp ve Daru’l-İslam olmak üzere devlet ve yönetim erkini din üzerinden tanımlamaktadır. İslam’ın yönetsel hükümlerini uygulayan devlet Daru’l-İslam; uygulamayan ise Daru’l- Harp’tir. Peki, bu ayırım Kur’an’da geçiyor mu? Hayır. Ama Diyanet’in yayımladığı bir ansiklopedi yazınca Türk insanı bunu naslara dayalı bir hüküm sanıyor ki bu çok vahim bir yanlıştır. Daru’l-harp maddesi mutlaka düzeltilerek yazılmalıdır.

Bitmedi. İslam Ansiklopedisi hukuki içtihat üzerinden “İslam devleti” algısı yaratmakla kalmıyor, kısacak yazıda apaçık bir çelişkiye düşüyor.

Nasıl mı? Daru’l- Harp, kafir ülke mi, yoksa yabancı (ne demekse) ülke mi? İslam Ansiklopedisi’nden okuyalım:

“Dârü’l-harp” terkibi her ne kadar ilk bakışta “kendisiyle dârülislâm arasında savaş halinin mevcut olduğu ülke” mânasını ifade ediyorsa da İslâm hukuku kaynaklarında “dârülislâm dışındaki ülkeler” anlamında ve bugünkü “yabancı ülke” tabirinin karşılığı olarak kullanılmıştır.

Daru’l-Harp, Ansiklopediye göre “kafir ülkeler” ya da “İslami hükümleri uygulamayan ülkeler” değil, bugünkü anlamda yabancı ülkeler demektir, diyor. Oysa ilk alıntıda, Daru-l-harp’i, “İslami hükümlere göre yönetilmeyen ülke/ ülkeler” diye tanımlamıştı. Şimdi her yabancı ülke Daru’l-Hap mıdır? Eğer öyleyse, yabancı olmakla İslam dışı olmak bir midir? Bir ise, her yabancı ülke kafir midir? “Yerli ülke” var mıdır ki ona göre yabancı ülkeler olsun? Bakın, soruları çoğalttıkça akıl mantık çöküyor. Çünkü Ansiklopedi doğru bilgi vermiyor. Yaptığı açıklamalar çelişkilerle doludur.

Ansiklopedi’nin böylesine yaşamsal konudaki yaman çelişkisi bitmiyor:

Müslüman hukukçular, mevcut ilişkileri yansıtan en bariz özellik olarak bu ülkeleri genellikle dârülharp şeklinde adlandırmakla birlikte aynı anlamda “dârülküfür”, “dârüşşirk” ve diğer bazı tabirleri de yaygın şekilde kullanmışlardır.

Şimdi, aynı yazıdan alıntıladığım hemen bir önceki paragrafı yeniden okuyun. Sonra bu alıntıyı okuyun.

Karşılaştırın. İkincisinde, “Daru’ş-Şirk”, (Şirk ülkesi) ve “Daru’l-küfür” (kafirlik ülkesi/kafirler ülkesi), Daru’lharp’ın öteki yaygın karşılıkları olarak veriliyor. Şimdi ilk alıntıda “yabancı ülke” diye hafifletilen deyimin aslında çok daha ağır karşılıkları olduğunu öğreniyoruz.

Kısacası İslam Ansiklopedisi gibi temel başvuru kaynağının bile bu konuda eksik, algı oluşturmaya yönelik ve çelişkili bilgi verdiğini görüyoruz.

O halde Daru’l- Harp İslam’ın temel nasslarında geçmemekte; bir kısım İslam hukukçusunun dönemindeki şartlara atfen verdikleri hükümlerden ibarettir. Buna göre, herhangi bir devletin dini hükümlere veya dini sanılan yönetim biçimine göre şekillenmiş olması gibi dini herhangi bir hüküm yoktur. Her devlet kendi sosyal, ekonomik, kültürel ve ekonomik koşullarına göre yasa oluşturur. Bu yasalar devleti ve vatandaşlarını her açıdan refaha kavuşturmak amacıyla yapılır. Yoksa hiçbir devlet, Tanrı’ya başkaldırmak için yasa kurmaz.

İslami devlet veya küfür devleti ayrımı, İslam’ın değil, bir kısım hukuk yorumcusunun eseridir. Kendi siyasi ikbalini İslami yönetim gibi dayatan güç odakları bu kavramları uydurmuş, insanları ve hatta Müslümanları birbirine düşürmüştür.

Ülkemizi orta ve uzak vadede yıkıma götürebilecek Cumhuriyet ve Atatürk karşıtlığı tehlikeli bir şekilde artma eğilimindedir. Türkiye Cumhuriyeti, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak “Müslüman’ın Müslüman’la hatta Müslüman olmayanla barış ve huzur içinde yaşamasını sağlamaktadır. Laik Cumhuriyet’ten ödün verildikçe Hizbullah’ın, Fetö’nün ve benzeri dinci faşizmin ilk önce Müslümanları katlettiği biliyoruz. Ortadoğu’da birbirlerine düşürülen ve birbirlerine öldürtülen Müslümanlar için tek yol, kendi ülkelerinde laik, çağdaş ve hukukun üstünlüğüne bağlı bir devlet modeli geliştirmeleridir. Atatürk ve kurduğu Cumhuriyet, kimsenin dinine karşı değildir ama din adına baskı ve zulüm yapılmasına karşıdır. Özgürlük ortamı samimi dindarlık için en verimli ortamdır. Dinsel baskı ve zulmün olduğu yerde gerçek dindar olmak çok zordur. Maun Suresi bu hakikati gayet iyi anlatır.

Atatürk çizgisinde Türk milliyetçiliği, Atatürk ilke ve devrimleri ile bunlardan güç alan Cumhuriyet değerlerinden kaynaklanır.

Türklük ve Cumhuriyet, inanan inanmayan herkesin hayat ve beka sigortasıdır.

Tarikat ve cemaatlere sesleniyorum. Geçici çıkarlarınız için ebedi Cumhuriyet’e ve Atatürk felsefesine düşmanlık etmeden önce çok iyi düşünün, okuyun, anlayın. Cahillerle bir olmayın. Cumhuriyetimize düşmanlık etmeyin. “Oku”rsanız “kafir” olmazsınız; asıl “okumaz”sanız cahil olursunuz. Cahil ise hem bu hem de öbür tarafta yüktür.

Cumhuriyetimizin dini adalettir. Atatürk çizgisindeki Türk milliyetçiliğinin dini ise, birlik ve beraberliktir. Cumhuriyet Türk ulusunun kalesidir. Onu uluslararası yıkım tehditlerine karşı dimdik ayakta tutmak hepimizin görevidir.

Daru’l-Harp arayan, Türkiye’ye değil, cehaletin pençesinde kıvranan Ortadoğu’daki ülkelere baksın.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

3 Yorum

  1. 26 Haziran 2023, 11:33

    Bizdeki Daru’l-harp, kendilerini dinin ve Tanrının sahibi ilan eden kesimin işlediği günahlara, yaptığı hırsızlıklara, yolsuzluklara ve ihanete uydurdukları kılıftır. Siz hiç “malıyla-parasıyla” cihat eden bir “dinci” gördünüz mü? göremezsiniz çünkü tarikat şeyh, şıh ayağıyla devleti vatandaşı iliğine kadar sömürmekle meşguller.

  2. Yine çok doğru bir yazı kaleme almışsınız. Teşekkür ederim Şahin Bey.

    Şayet birgün yine bir Atatürk Cumhuriyeti kurulacak olursa

    Devlet’in dini adalettir felsefesinden yola çıkarak…

    -Nüfus cüzdanında kimsenin inanç ve mezhep ibaresi bulunmamalı

    -Din Dersi, ne öncesi ne sonrası olmak üzere sadece lise çağında bir yıl temel bilgileri verilip son bulmalı.
    Onun dışında çocuk yaşta hiçbir dini eğitime izin verilmemeli. Fakülte ve Akademi dışında.

    -Diyanet’in başına din adamları değil filozoflar kurulu getirilmeli. Cami imamların hepsi evrim teorisini anlamış ve kabul etmiş insanlardan oluşmalı. Zira din ve bilim birbirine düşman edilemez.

    -Gerici tüm yazılar, gazeteler kitapevleri, matabaa ne varsa denetlenmeli veyahut yasaklanmalı. Cemaatler ya yasaklanmalı ya devletin müfettişleri tarafından kontrol altında tutulmalı.

    Okullarda, felsefe ve Türk filozofları başta olmak üzre dünya filozofları tanıtımına ağırlık verilmeli.

    -Çocuklarımıza ana okulundan itibaren, bilimsel ve evrim teorisine uygun müfredat uygulanmalı.

    Din ve vicdan özgürlüğü adı altında kimse cehaleti kutsayamaz, kutsamamalı.
    İslam Arapça’dan arındırılmış olarak Türkçe öğretilmeli.

    – Evrensel insan hakları kabul görüp işi abartmadan özgürluklerin önü açılmalı.

    Bunların şimdi derhal radikal bir şekilde önüne geçmez isek, korkarım 10 yıla kalmaz Afganistan olduğumuzun resmidir.

  3. 26 Haziran 2023, 14:41

    Ülkemi “savaşılmaya layık ülke” (darulharp) olarak görenlere şunu söylemek istiyorum: Gerçeğe/yaşama olan düşmanlığınıza (küfrünüze) asla teslim olmayacağız (islam olmayacağız)…

    Yeterince açık mı?

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!